Ben, sadaka-i câriye için basit örnekler vermenizi istiyorum. Ramazan veya diğer aylarda, oruçlulara iftar vermek, yetimi himâyesine almak veya yaşlılar yurdunun bakımını üstlenmek gibi hangi yollarda malımı harcayayım?

Hamd, yalnızca Allah’adır.

Sadaka-i câriye; Ebu Hureyre’nin Allah ondan râzı
olsun- rivâyet ettiği hadiste gelen vakfın kendisidir.

Nitekim
Nebi
-sallallahu aleyhi ve sellem- bu hadiste şöyle buyurmuştur:

(( إِذاَ ماَتَ اْلإِنْساَنُ
انْقَطَعَ عَنْهُ عَمَلُهُ إِلاَّ مِنْ ثَلاَثَةٍ: إِلاَّ مِنْ صَدَقَةٍ
جاَرِيَةٍ، أَوْ عِلْمٍ يُنْتَفَعُ بِهِ، أَوْ وَلَدٍ صاَلِحٍ يَدْعوُ لَهُ.))
[رواه مسلم]

“İnsan
öldüğü zaman, amelinin sevabı kesilir. Ancak (hayrın devamlı
olması ve faydasının kesilmemesi sebebiyle) şu üç
şeyin sevabı kesilmez: Sadaka-i Câriye (müslümanların
yararlanması için bir şeyi Allah rızâsı için vakfetmek
gibi), faydalı ilim (insanlara Allah rızâsı için dînî
ilimleri öğretmek veya bunun için kitap yazmak gibi), kendisine
duâ eden hayırlı evlât (insan vefat ettikten sonra arkasında
kendisine rahmet ve mağfiretle duâ eden birisini
bıraktığı zaman, o evlâdın duâsı, yabancı
bir kimsenin duâsından daha çok kabûle şayandır).”[1]

İmam Nevevî -Allah ona rahmet etsin- hadisin
şerhinde şöyle demiştir:

“Sadaka-i câriye, vakfın tâ
kendisidir.”[2]

Hatib eş-Şerbînî -Allah ona rahmet
etsin- bu konuda şöyle demiştir:

“Sadaka-i câriye, -er-Râfiî’nin de
dediği gibi-, âlimler tarafından vakfa yorumlanır. Zirâ
vakfın dışındaki sadakalar, sadaka-i câriye hükmünde
değildir.”[3]

Sadaka-i câriye; insanın ölümünden
sonra sevâbı devam eden sadakadır. Fakir ve yoksulu doyurmak gibi,
sevâbı devam etmeyen sadakaya gelince, bu sadaka, sadaka-i câriye
değildir.

Buna göre Ramazan’da oruçlulara iftar
vermek, yetimleri himâyesine almak ve yaşlılara bakmak gibi salih
ameller, -sadakalardan olsa bile-, sadaka-i câriye hükmünde değildir.
Fakat yetimler veya yaşlılar yurdu inşa edilmesine katkıda
bulunursanız, bu amel, sadaka-i câriye olur. Bu yurttan istifade
edildiği sürece de size onun sevâbı yazılır.

Sadaka-i câriyenin çeşitlerine gelince,
bunun örnekleri pek çoktur.

Bazıları şunlardır:

Mescitler (câmiler) yaptırmak,
ağaçlar dikmek, su kuyuları açtırmak, Kur’an-ı Kerim
bastırıp dağıtmak, kitaplar bastırmak sûretiyle
faydalı ilmi yaymaya çalışmak ve dînî kasetler satın
alıp dağıtmak gibi.

Nitekim Ebu Hureyre’den -Allah ondan râzı olsun-
rivâyet olunduğuna
göre,  Nebi
-sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda
şöyle buyurmuştur:

( ( إِنَّ مِمَّا يَلْحَقُ المُؤْمِنَ
مِنْ عَمَلِهِ وَحَسَناتِهِ بَعْدَ مَوْتِهِ: عِلْمًا نَشَرَهُ، وَوَلَدًا
صَالِحًا تَرَكَهُ، ومُصْحَفًا وَرَّثَهُ، أوْ مَسْجِدًا بَنَاهُ، أوْ بَيْتًا
لِابْنِ السَّبِيلِ بَنَاهُ، أوْ نَهْرًا أَجْرَاهُ،  أَوْ صَدَقَةً أَخْرَجَهَا مِنْ مَالِهِ في
صِحَّتِهِ وَحَيَاتِهِ، تَلْحَقُهُ مِنْ بَعْدِ
مَوْتِهِ.))
[ رواه ابن ماجه
وقال المنذري في الترغيب والترهيب: إسناده حسن، وحسنه الألباني في صحيح ابن ماجه ]

“Şüphesiz ölümünden sonra mü’mine,
ameli ve sevaplarından
erişen şeylerden bazıları şunlardır:

-(Öğretmek
veya telif etmek sûretiyle) yaydığı bir ilim,

-Geride bıraktığı (kendisine duâ eden)
hayırlı bir evlât,

-(Okunsun diye) miras olarak
bıraktığı bir mushaf (Kur’an),

-İnşa ettiği bir mescid (câmi),

-Yolda kalmışlar (yolcular) için inşa ettiği bir ev,

-(Kanal açmak sûretiyle)
akıttığı bir nehir,

-Hayatta, sıhhati yerindeyken verdiği bir sadaka, ölümünden
sonra kendisine erişir.”[4]

Bu konuda (69844) ve (43101)
nolu soruların cevaplarına bakabilirsiniz.

Müslümanın, ecir yönünden her
hayırlı amelden nasiplenebilmesi için sadakalarını
farklı yollara harcaması gerekir.

Örneğin malının bir
kısmını oruçlulara iftar vermek için, başka bir
kısmını yetime bakmak için, üçüncü kısmını
yaşlılar yurduna harcamak için, dördüncü kısmını
bir mescid veya câmi yapımına yardım etmek için, beşinci
kısmını dînî kitaplar ve Kur’an-ı Kerim bastırmak için
ayırmalısın.

Ve buna benzer hayırlı ameller için
ayırmalısın.

Allah Teâlâ en iyi
bilendir.

[1] Müslim;
hadis no:1631

[2] Nevevî,
Sahih-i Müslim Şerhi, c: 11, s: 85

[3] “Muğnî el-Muhtâc”, c:
3, s: 522-523

[4] İbn-i
Mâce, hadis no: 242. el-Munzirî, ‘Sahihi’t-Terğîb ve’t-Terhîb’, c:1, s:78’de
şöyle demiştir: “Hadisin isnadı hasendir.” Elbânî
de “hadis, hasendir” demiştir.