1996 yılında bana bir araç çarpmıştı. Ben, (sigortalı olduğum için) sigorta şirketine belgelerimi sunacaktım ama sunmadım.Nihayet 2001 yılında başka bir kaza geçirdim ama bu defa da sigortalı değildim.Bu kaza sonrası vücudumda felçlik geçirdim ve tedâvi olma ihtiyacı duydum. Fakat ben, -Allah’a hamdolsun- gerçekten çok fakirim ve başvurmadığım yol, çalmadığım kapı bırakmadım.
Şimdi ben, sigorta şirketine belgelerimi sunabilir miyim?
Benim gerçekten çok sıkıntılı ve zor bir durumda olduğumu Allah Teâlâ çok iyi bilmektedir.
Benim için Allah Teâlâ’ya duâ eder misiniz?
Hamd,
yalnızca Allah’adır.
Allah Teâlâ’nın sana
şifâ vermesini, seni âfiyete kavuşturmasını, senin keder ve
sıkıntını gidermesini dileriz.
Eğer
sigortaya belgelerinizi sunmaktan kastınız, sağlık
sigortası diye adlandırılan sigorta
yaptırmışsanız (sağlık sigortasına
iştirak etmişseniz) veya sağlık sigortası
yaptırma niyetiniz varsa,bilmelisiniz ki bu sigorta haramdır.Aynı
şekilde hayat sigortası da haramdır. Çünkü her iki
sigorta aldatma, sahtekârlık ve kumar içermektedir. İlim ehli bu
şekilde fetvâ vermişlerdir.
İlmî
Araştırmalar ve Dâimî Fetvâ Komitesi’nin fetvâlarında
şöyle belirtilmiştir:
1.
Bir müslümanın, kendisini
hastalığa karşı sigortalatması, câiz değildir. Bu
durum, ister İslâm ülkelerinde olsun, isterse kâfir ülkelerde olsun,
farketmez. Çünkü bu işte, açık bir sahtekârlık ve kumar
vardır.
2.
Bir müslümanın, kendisini veya
bedeninin bütün azalarını veyahut da bazı azalarını
veya malını veyahut da araç ve buna benzer sahip olduğu
şeyleri sigortalatması, câiz değildir.Bu durum, ister İslâm
ülkelerinde olsun, isterse kâfir ülkelerde olsun, farketmez. Çünkü bu
sigorta, ticârî sigorta türlerinden birisidir.Ticârî sigorta ise, aldatma,
sahtekârlık ve kumar içerdiğinden dolayı haramdır.
(İlmî Araştırmalar ve Dâimî Fetvâ Komitesi Fetvâları, c:
15, s: 297).
Değerli âlim
Muhammed b. Salih el-Useymîn -Allah ona rahmet etsin- bu konuda şöyle
demiştir:
“Sigortanın
anlamı; bir kimsenin bir şirkete aylık veya yıllık
olarak bir miktar para ödemesi, şirketin de o sigortalanmış
şeyin başına bir kaza geldiğinde o zararı tazmin
etmesidir.
Bilindiği
gibi, sigorta için para ödeyen kimse, her hâlükârda borçludur.Şirket
ise kimi zaman alacaklı, kimi zaman da borçlu olur.Yani kaza, sigorta için
ödeyen kimsenin ödediği miktardan daha büyük ise, bu takdirde
şirket borçlu olur.Yok eğer kaza, sigorta için ödeyen kimsenin
ödediği miktardan daha az ise veya hiçbir kaza yapmamışsa,
bu takdirde şirket alacaklı, sigortalanmış kimse ise borçlu
olur.
Bu tür
sözleşmeler, yani insanın alacaklı ve borçlu olma durumu
arasındaki sözleşme türü, Allah Teâlâ’nın
kitabı Kur’an-ı Kerim’de haram kıldığı ve bu
işi, içki ve putlara ibâdet etmekle birlikte zikretmiş olduğu
kumardan sayılmaktadır.
Buna
göre, bu sigorta türü haramdır.Aldatma ve sahtekârlık üzerine
kurulu olan sigorta türünden herhangi birisinin câiz olduğuna dâir bir
şey bilmiyorum.Aksine sigortanın hepsi, Ebu Hureyre’nin
-Allah ondan râzı olsun- rivâyet ettiği şu hadis
gereği haramdır:
(( نَهَى رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهِ عَلَيْهِ
وَسَلَّمَ
عَنْ بَيْعِ الْـحَصَاةِ
وَعَنْ بَيْعِ الْغَرَرِ. )) [ رواه مسلم ]
“Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, çakıl taşının
alış-verişini[1]
ve
(denizdeki balıkları, havadaki
kuşları, hayvanın memesindeki sütü satmak gibi) riskli
(tehlikeli) alış-verişleri
yasakladı.”(Müslim).
Değerli âlim
Muhammed b. Salih el-Useymîn -Allah ona rahmet etsin- devamla şöyle
demiştir:
“Hayat sigortas yaptırmak, câiz
değildir.Çünkü hayat sigortası yaptıran kimseye ölüm
meleği geldiği zaman, onu sigorta şirketine havâle etmeye gücü
yetmez. Hayat sigortası yaptırmak, hata, akılsızlık,
dalâlet ve
Allah Teâlâ’ya değil de sigorta
şirketine dayanmak ve güvenmek
(tevekkül etmek)tir.Hayat sigortası yaptıran kimse,
eğer ölürse, sigorta şirketinin, kendisinin vârislerine
(âilesine)
nafaka sağlamayı garanti edeceğine
güvenmektedir. Bu ise,
Allah Teâlâ’dan başkasına
dayanmak ve güvenmektir.
Bu meselenin temeli, kumardan
alınmadır.Hatta gerçekte bizzat sigortanın kendisi
kumardır. Nitekim
Allah Teâlâ, kumarı, kitabı
Kur’an-ı Kerim’de şirk, fal okları ve içki ile birlikte
zikretmiş ve kumarı bunlarla aynı mesabede tutmuştur.
Sigortada bir kimse, uzun yıllar ödeyerek
sürekli borçlu olur. Eğer hemen ölürse, bu defa da şirket borçlu
olur. Alacaklı ve borçlu olma hâli arasında cerayan eden her akit
(sözleşme), kumardır.”
(Fetâvâ
Ulemâi’l-Beledi’l-Harâm; s: 652-653).
Bu konuda (10805) ve (8889)
nolu soruların cevaplarına bakabilirsiniz.
İkincisi:
Sigorta için ödemek zorunda kalır,
daha sonra da kaza geçirirseniz, bu takdirde sigorta şirketinden
ödediğiniz taksitler miktarı nakit para almanız câizdir.
Alacağınız nakit para miktarı, ödediğiniz
taksitlerden fazla olursa, bu tardirde onu almazsınız. Eğer
almak zorunda bırakılırsanız,o zaman o nakit parayı
bağışta bulunmak sûretiyle hayır yollarına
harcarsınız.
Size, Allah Teâlâ’dan korkmanızı,
yalnızca O’na sığınmanızı ve O’na çokça
yalvarıp yakararak duâ etmenizi tavsiye ederiz. Zirâ cömert olan Allah
Teâlâ’nın kapısını çalan hiç kimse eli boş dönmez
ve hüsrana uğramaz.
Yine, size Peygamber -sallallahu aleyhi ve
sellem-‘in şu sözünü hatırlatırız:
(( مَنْ
نَزَلَتْ بِهِ فَاقَةٌ فَأَنْزَلَهَا بِالنَّاسِ، لَمْ تُسَدَّ فَاقَتُهُ. وَمَنْ
نَزَلَتْ بِهِ فَاقَةٌ فَأَنْزَلَهَا بِاللَّهِ فَيُوشِكُ اللَّهُ لَهُ بِرِزْقٍ
عَاجِلٍ أَوْ آجِلٍ.)) [ رواه الترمذي وأبو داود وصححه الألباني في صحيح
الترمذي ]
“Kim ihtiyaç içine (çok muhtaç
duruma) düşer
de onu insanlara açarsa (şikâyet yoluyla onlara arzeder ve
ihtiyacının giderilmesini onlardan isterse yani ihtiyacının
giderilmesinde onlara dayanırsa),
ihtiyacı kapanmaz (giderilmez veya ihtiyacı giderildikçe her
defasında başka bir şeye ihtiyacı olur).Kim de ihtiyacını Allah’a arz
ederse (O’na
dayanırsa),
Allah’ın, hemen veya gelecekte o kimseye rızık (zenginlik)
vermesi yakındır.” (Tirmizî; hadis no: 2326. Ebû Dâvûd; hadis no:1645. Elbânî,
‘Sahîhu’lt-Tirmizî’de hadisin sahih olduğunu belirtmiştir.)
Allah Teâlâ en iyi bilendir.
[1]
Çakıl
taşı alış-verişi; âlimler tarafından üç
şekilde yorumlanmıştır:
Birincisi:Satıcının alıcıya
şöyle demesidir:”Bu çakıl taşını
yukarıya attığımda şu elbiselerden hangisinin üzerine
düşerse, o elbiseyi sana satmışım demektir. Veya bu
çakıl taşını attığımda onun
ulaşacağı yere kadar bu tarla veya arsayı sana
satmışım demektir.”
İkincisi: Satıcının alıcıya
şöyle demesidir: “Ben, çakıl taşını
atıncaya kadar sen bu malı alıp-almamakta hürsün, attıktan
sonra bu malı sana satmışım demektir.”
Üçüncüsü: Satıcı ile
alıcının, çakıl taşının
atılışını alış-veriş olarak kabul
etmeleridir.Örneğin alıcının satıcıya
şöyle demesidir: “Ben, bu elbiseyi, şu çakıl
taşıyla birlikte atarsam, elbise senden şu fiyata satın
alınmış demektir.” “Müslim’in Şerhi”
(Çeviren)
