Sayın hocam fırkaların çoğu tekfir bidatine düştüğü gibi benimde düşmemem için bir şahıs hakkında kâfir veya münafık hükmü vermenin kuralları nelerdir? Benim yeni bir ilim talebesi olduğunu göz önünde bulundurarak bu konuda hangi kitapları okumamı tavsiye edersiniz?
Cevap:
Allah’a hamd olsun,
Birinci
husus: Bir şahsa kafir veya fasık hükmü vermek bize ait bir
görev değildir, şüphesiz bu sadece Allah ve Rasulullah
sallallahu aleyhi vesellem’e hastır. Tekfir merciî sadece Allah ve
Resulüne ait olan şer’î hükümlerdendir. Bu nedenle Kur’an ve Sünnetten
delil olmadan hiçbir kimsenin küfrüne veya fiskına hüküm verilemez. Bu
konuda titiz davranmak gerekir ve son derecede araştırma ve teyit
gerektiriyor. Bu konuda asıl olan: kişinin
Müslümanlığı şer’î bir delil ile zail oluncaya kadar devam
etmesidir, kişi Müslüman olduğu müddetçe zahiren adaletinin
devamına ve Müslüman olduğuna hükmedilir, Müslümanları
kolaylıkla kâfir ve fasık görmek caiz değildir. Zira bu
konuda sakınılması gereken iki büyük günah mevcuttur:
Birincisi:
Tekfir hükmünde bir taraftan Allah’a iftira etmek varken, diğer
yönden tekfir ettiği kişiye kâfir ve fasık
vasfını takarak iftira etmek vardır.
İkincisi:
tekfir edilen Müslüman bu vasıftan beri ise, tekfir eden kişi bu
vasfa girmesidir. Zira Abdullah b.Ömer Radiyallahu anhu Peygamber sallallahu
aleyhi vesellem’ in şöyle dediğini rivayet eder: “Biri
Müslüman kardeşini tekfir ettiğinde o küfür onlardan birine geri
dönmektedir” başka bir rivayette: “Tekfir etmesi doğruysa (bir
beis yoktur) doğru değilse kendisine dönmektedir.[1]
İkinci
husus: Bir Müslüman’ı tekfir veya tefsik etmeden önce, iki
şeyi göz önünde bulundurmak gerekir: Birincisi: Kişinin
sarf ettiği söz veya eyleminin Kur’an veya Sünnette küfür olması
gerekir. İkincisi: Herhangi bir engel bulunmaksızın bu
kelimeleri sarf eden kişinin kendisi veya bu fiili işleyen
kişinin kendisini küfür ve fısk hükmü altına girmesidir.
1.Bu
şartların en önemlilerinden birisi: Tekfir eden kişinin
tekfir ettiği ya da fasık gördüğü kişinin kâfir veya
fasık olmadığında kendisinin kâfir veya fasık
olacağını bilmesi gerekir. Zira Allah Teâlâ “Kim, kendisine hidayet
(doğru yol) besbelli olduktan sonra peygambere karşı çıkar,
müminlerin yolundan başkasına uyarsa, onu yöneldiği yolda
bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir
varış yeridir.”[2]
Başka bir ayette: “Doğru yola ilettikten sonra,
sakınacakları şeyleri kendilerine apaçık bildirmedikçe,
Allah bir toplumu saptıracak değildir. Şüphesiz Allah, her
şeyi hakkıyla bilendir.”[3]
Bu nedenle
İslam
âlimleri: “Yeni Müslüman olan biri İslam dini ona
anlatılmayıncaya kadar, farzları inkâr etse dahi kâfir olmaz”.
Demişlerdir.
2-
Tekfire mani olan engellerden biride: kişinin iradesi
dışında küfür veya fıskı gerektiren bir eylemi
yapmasıdır. Bu hususta birkaç şekil vardır, bunlardan
biride küfre zorlanmışsa kâfir olmaz. Çünkü
yaptığı küfrü zorlanma neticesinde olmuştur, kalbi küfürle
mutmain değildir. Zira ayet-i kerimede şöyle geçmektedir: “Kalbi imanla dolu olduğu hâlde zorlanan kimse
hariç, inandıktan sonra Allah’ı inkâr eden ve böylece
göğsünü küfre açanlara Allah’tan gazap iner ve onlar için büyük bir
azap vardır.”[4]
Tekfire engel olan sebeplerden biri de:
Aşırı sevgi, hüzün veya korku anında aklın devre
dışı kalması halinde ki durumdur. Bu konuda delil olarak
Muslim sahihinde geçen şu hadistir: Enes b.Malik Radiyallahu anhu
‘dan rivayet edildiğine göre Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem
şöyle buyurmuştur: “Herhangi birinizin tövbesinden
dolayı Allah’ın duyduğu hoşnutluk ıssız
çölde giderken üzerindeki yiyecek ve içeceği ile birlikte devesini
kaybetmiş ve tüm ümitlerini de yitirmiş halde bir ağacın
gölgesine uzanıp yatan, derken devesinin yanına
dikiliverdiğini gören ve yularına yapışarak
aşırı sevincinden dolayı ne söylediğini bilmeyerek
Allah’ım sen benim Rabbim ben de senin kulunum diyeceği yerde, sen
benim kulumsun ben de senin Rabbinim diyen kimsenin sevincinden çok daha
fazladır.”[5]
3-
Küfre mani olan engellerden biride: Te’vil eden kimsenin durumudur. Yani tutunduğu
bazı şüphelerin kendisi için hakiki delillerin olduğunu sanmak,
ya da sağlıklı bir şekilde şer’i delilleri anlama
kabiliyetine sahip olmamak. Tekfir, ancak kasten yapılan muhalefet ve
cehaletin de ortadan kalktığı durumda gerçekleşir. Allah
Teâlâ şöyle buyurur: “Hata ile yaptığınız bir
işte size hiçbir günah yoktur. Fakat kasten yaptığınız
şeylerde size günah vardır. Allah, çok
bağışlayandır, çok merhamet edendir.”[6]
İbn
Teymiyye derki: “İmam Ahmed Rahimehullah Kur’an’ın mahlûk
olabileceği konusunda Cehmiyyenin düşüncesine sapan halifelerin
Kur’an’ı savunduklarından onlara acımıştır.”
Onların tabi oldukları bu düşünceden dolayı Allah Resulü sallallahu
aleyhi vesellem’i yalanladıklarının farkında
olmadığından, Allah’tan onlar için istiğfarda bulunmuştur.
Hem onlar Peygamber sallallahu aleyhi vesellem’in getirdiği vahyi
inkâr etmiyorlardı, Sadece te’vile kaçtıklarından dolayı
yanlışa saptılar, onlara bu mezhebi anlatanları taklit
ettiler.[7]
Yine
İbn Teymiye Rahimehullah şöyle devam etmektedir: Tekfir
konusuna gelince; Muhammed sallallahu aleyhi vesellem’in ümmetinden olup
hakkın gün yüzüne çıkması için içtihat ederken hata eden bir
Müslüman kâfir olmaz. Allah’u teala hatasını af eder. Ancak her kim
Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellem’i getirdiği vahiyden sonra, ona
karşı muhalefet edip, Müslümanlardan başka bir yola tabi olursa
o kâfir olur. Her kim de havasına tabi olur, hakkı talep etmede
tembellik eder ve dinde bilgisizce konuşursa o âsî ve günahkârdır,
sonra fasık ta olur. Bazen de iyilikleri kötülüklerine galip
gelebilir.
[8]
İmam İbn Teymiye Rahimehullah devamla
derki: “Benimle devamlı oturup kalkanlar benim Müslüman
şahsını küfür, fasıklığa ve ya
günahkârlığa nispet etmeyi herkesten daha fazla uzak durduğumu
bilirler. Ancak ilahî vahyin hilafının gereği kendisinin kâfir,
fasık veya günahkâr olduğu bilinenler başka. Ve Allah
Teâlâ’nın bu ümmetin yaptığı hatalarını
Affedeceğini ikrar ediyorum. Bu affın hem söz hem de
davranışları kapsamaktadır. Ümmetin Selefleri bu gibi
meseleleri yakın zamana kadar tartışmışlar. Onlardan
hiç biri diğerine ne kâfir ne fasık ve nede günahkâr dediler…” Şeyhü’l İslam bazı
örnekler verdikten sonra şöyle dedi: Ben Selef-i salihin içinden
kimin ne işlediği durumda tekfir hükmünü alacağını bilen
ve ayırt edebilenlerden biriyim. Bu haktır, bBununla beraber genel
küfür kuralları ve özel bir kişinin küfrünü ayırmak
gerekir. Daha sonra şöyle devam etti: “Tekfir” cehennemle tehdit edilen hükümlerdendir,
Küfrü gerektiren söz ve davranışlar her ne kadar Allah Resulü sallallahu
aleyhi vesellem’i yalanlamak hükmünde ise de; Bazen bu kişi
İslam’a yeni girdiğinden veya uzak bir coğrafyada yaşamakta
olduğundan dolayı küfür eylemi işlemiş olabilir. Kesin
şer’î delil ile ispatlanmayana kadar inkâr ettiğiyle bu kişi
kâfir olmaz. Hatta bu kişi hatalı olsa dahi İslam’ın bu
naslarını işitmemiş te olabilir veya işitmiş
ancak o kişinin yanında muhalif başka bir delil olduğu için
kabul etmez veya te’vil etmiş olabilir. Ben sürekli Buhari ve Muslim’de
geçen adamın hikâyesini anlatan hadisi hatırlatırım.
“ Ebu Hüreyre Radiyallahu anhu ‘dan rivayet
edildiğine göre
Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve
Sellem ‘in şöyle dediğini rivayet edilir:
“Bir adam nefsine zulmetmiş ve ölüm
döşeğinde oğullarına şöyle vasiyet eder:
«Öldüğüm zaman beni yakın, kül haline
getirin ve sonra denize saçın. Vallahi eğer rabbim beni diriltmeye
güç yetirirse hiç kimseye azap etmediği şekilde bana azap eder.» Sonra
Rasulullah dedi ki: «Oğulları adamın bu isteğini
yaptılar.» Allah yeryüzüne dedi ki: «Aldığını geri
ver.» O an adam dirildi ve kalktı. Allah (Subhanehu ve Teâlâ) ona «Bu yaptığın
şeye seni sevk eden nedir?» diye sordu. Adam: «Senden korkumdur ya Rabbi»
dedi. Bu söylediğinden dolayı Allah onu affetti.”
İşte bu adam kişi öldükten sonra
tekrar dirilmede Allah’ın kudretinde şüphe etmiştir, hatta bir
daha dirilemeyeceğine inanmıştır, bu da şüphesiz
küfürdür. Ancak adam cahil olduğundan bunun küfür olduğunu
bilmiyordu, Allah’ın kendisini cezalandırmaktan korkan bir mümin idi,
bunun için de Allah onun günahını af etti.
Sonuç itibariyle Allahın mağfireti, Allah Resulü
sallallahu aleyhi vesellem’e uymak için aşırı güç sarf
ederek içtihat eden kişiye bu gibi insanlardan daha evladır.[9]
İbn Useymin Rahimehullah nun “Hatimetu
Kevaid’l Musla” adlı kitabından istifade edilmiş bazı
eklentiler: Tekfir meselesinin bunca önemli bir mesele olduğu
bilindiğinde, hem tehlike hem de hata etme olasılığı
çok yüksektir. Özellikle yeni ilim talebeleri bu gibi konulara dalmaktan
kaçınmalı, kendi yaşamını ve ahretini ilgilendiren
ilimlerin tahsili ile uğraşmalıdırlar.
Üçüncü husus: Sana bazı kitapları tavsiye
etmeden önce ilim öğrenirken Ehli Sünnet âlimlerinden
yardım almanı öneririz. Zira bu metot en kolay ve en güvenli metottur.
Ancak ilim aldığın alimin ilmi ve dininin güvenilir olması,
Sünnete bağlılığı, hava ve bid’atlardan uzak
kalması şartıyla olabilir. Tabiilerden Muhammed b.Sirin derki:
“Bu ilim dindir dininizi kimden aldığınıza
bakınız. ”
[10]
Şayet bulunduğun yerde ilim ehlinin derslerine katılma
imkanın yoksa onların kasetlerinden yardım al, zira artık
cd. Veya internet sayfalarından o alimlere ulaşmak ve faydalanmak
mümkündür. Daha sonra Sünnete tabi olan şer’î ilimleri talep eden
bazı talebelerden de istifade edebilirsiniz, inşallah onların
olmadığı yerler çok azdır.
Dördüncü husus: Satın almak, bakmak ve üzerinde
araştırma yapma fırsatını kaçırmaman gereken
kitaplar:
Tefsir: Tefsir-i Sa’dî, İbn Kesir Tefsiri,
Hadis: herhangi bir şerhiyle beraber Nevevî’nin
Kırk hadisi, İbn Receb’in “Cami’ul-Ulum vel Hikem”, sonra
“Riyad’us-Salihin” bu mübarek kitaba daha fazla önem gösterilmeli.
İbn Useymin’in bu kitap üzerindeki şerhinden yardım alabilirsin.
Akide:
Muhammed b.Abdulveahhab’ın “Tevhid”
kitabı ve onu şerhi, Şeyhu’l-İslam İbn Teymiyye’nin “Akidetu’l Vasitiye” kitabı ve bu alanda
yazılmış bazı faydalı kitaplardan: “İbn Receb’in
İhlas kelimesinin gerçekleştirmesi” kitabı, İbn Teymiyye’nin “Tuhfetu’l-İrakiyye Fi-
Amal-il-Kalbiyye” ayrıca İbnul- kayyim el-Cevziyye nin Zadul-Mead” kitabı, ve “el Vabil
elsayyib”, “ed-Da’ ved-Deva” gibi
kitaplardan istifade edebilirsiniz. İşte bu başlangıç için
bir takım kitaplardır, şayet mütalaa ile beraber okuma ve
anlamada yardım edecek birini bulursan, inşallah ilerde senin için
daha önemli olan faydalı kitaplara peyderpey ulaşacaksın.
En doğrusunu bilen Allah’tır.
[1] Buharî, 6104, Müslim, 60
[2] Nisa,115
[3] Tevbe,115
[4] Nahl,106
[5] Müslim,2744
[6] Ahzap/5
[7] Harranî,İbn
Teymiyye,Mecmuatu’l-Featava,23/349
[8] Harranî,İbn
Teymiyye,Mecmuatu’l-Featava, 12/180
[9] Harranî,İbn
Teymiyye,Mecmuatu’l-Featava,3,229
[10] İmam Müslimin mukaddimesi.
