Bir erkek için, kadınlar gibi ibadette dinlenme zamanının olmayışının hikmeti nedir? Mesela, biz kadınlar Ramazan ayı orucunu tutuyoruz, hayız durumunda ise oruç tutmuyoruz. Namaz kılıyoruz, hayız ve nifas halinde namaz kılmıyoruz.
Hamd, Allah’a mahsustur.
İbadet, meşakkat ve zorluk
değildir ki bir Müslüman ondan dinlensin. Bilakis ibadet, Allah için
muhabbet ve tazimdir, O’nu yüceltmedir. İbadeti doğru bir
şekilde Allah’a yapmaya sevk eder. Allah Subhânehû ve Teâlâ’yı memnun
etmeye iletir. Bir Müslüman ibadet ile Rabbi’si ve Mevla’sı önünde
son derece itaatkâr olur. Allah’a yönelerek O’na nida eder ve O’na
münacatta bulunur. O’ndan rahmetini umar. Allah Azze ve Celle’den
fazlını, kemini ve yakınlaşmayı ister. Bu durumda olan
bir kimse ne bundan vazgeçmek ister ne de bundan muaf tutulmak. İbadet ve
itaat zamanlarını daha fazla çoğaltmak ister. O zaman onun hali:
“Namaz ile bizi rahatlat ey Bilâl!” diyen Allah Rasûlü sallallahu
aleyhi ve sellemin hali gibi olur.
İbnul-Kayyim -Allah ona rahmet
etsin- şöyle dedi:
“Hiç şüphe yok ki, kulluğun
kemali, muhabbetin kemaline bağlıdır. Muhabbetin kemali ise
sevilenin (mahbubun) nefsinde kemaline bağlıdır. Allah Subhânehû
ve Teâlâ her açıdan mutlak kemale sahiptir. Asla O’nda bir noksanlık
düşünülemez. Bu durumda olanın kalpleri ondan yana sevmediği bir
şey olamaz. Fıtratı üzere ve selim bir akla sahip olduğu
müddetçe bu böyle devam eder. Bütün bu şeyleri sevdiğinde,
Allah’a kulluk ve itaati gerektiren sevgiden kaçınılamaz. Bunu,
Allah’a olan kullukta/ibadette O’nun rızası ve bunda elinden geleni
yapma ve O’na yönelme takip eder. Bu sebep, kulluğa/ibadete ileten en
güçlü ve en kamil sebeplerdir. Şayet emirden, yasaktan, sevap ve cezadan
kurtulsa bile elinden geleni yapar ve kalp hak olan mabudu seçer. Seleften
bazısı şöyle demiştir: “Onun sözünden
çıkaramadığını kalbimin sevgisinden
çıkarır.” Ömer -Allah ondan razı olsun- Suheyb’e
şöyle dedi: “Şayet Allah’tan korkmasaydı Ona isyan etmezdi.”
Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem
geceleyin ayakları yarılıncaya kadar namaz kılardı.
Kendisine: Senin geçmiş ve gelecek günahların
bağışlandığı halde neden böyle
yapıyorsun? Diye sorulduğunda, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve
sellem: “Allah’a şükreden bir kul olmayayım mı?”
buyurmuştur.
Allah Subhânehû ve Teâlâ, ibadet edilen,
hamd olunan ve sevilendir. Çünkü O, bunun ehli ve onu hak edendir.
Bununla beraber Allah Subhânehû ve Teâlâ kullarının güçlerinin
yetmediği, iradelerinin yetişmediği ve
akıllarının tasavvur edemediği derecede ibadete
layıktır. Kullarından hiçbiri Allah Azze ve Celle’ye hakkı
gibi ibadet/kulluk edemez. Muhabbet ve hamdden yana hakkını yerine
getiremez. Bunun içindir ki, yarattıklarının en üstünü ve en
kâmili, Allah Azze ve Celle’yi en iyi tanıyan, O’na en sevgili gelen, O’na
en itaatkâr olan Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurmuştur: “Ben sana senayı sayamam.” Allah Rasûlü
sallallahu aleyhi ve sellem kendi amelinin kurtuluş için yeterli
olmadığını haber vermiştir:
( لن ينجي أحدا منكم عمله . قالوا : ولا أنت يا رسول الله ؟! قال
: ولا أنا إلا أن يتغمدني الله برحمة منه وفضل )
“Sizden
hiçbirinizin ameli kendini kurtaramaz!”
Orada
bulunanlar: Seni de mi ey Allah’ın Rasûlü?! Diye sordular. Allah Rasûlü
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Evet, beni bile.
Ancak Allah beni fazlı ve rahmeti ile acıyıp korudu ve himaye
etti.”
Allah’ın
salat ve selamı, gökte yarattıklarının
sayısınca, yerde yarattıklarının sayısınca,
ikisi arasındakinin sayısınca, yarattıklarının
sayısınca peygamberimiz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin
üzerine olsun.
Merfu
olarak gelen meşhur bir hadiste şöyle denilmektedir:
أن مِن الملائكة مَن هو ساجد
لله لا يرفع رأسه منذ خلق ، ومنهم راكع لا يرفع رأسه من
الركوع منذ خلق إلى يوم القيامة ، وأنهم يقولون يوم القيامة : سبحانك ما عبدناك حق
عبادتك
“Meleklerden
öyleleri vardır ki, yaratıldığı günden beri
başını kaldırmadan Allah’a secde etmektedir. Meleklerden
kimileri de yaratıldığı günden beri başını
kaldırmadan rükû etmektedir ve kıyamet gününe kadar da bu hal üzere
devam edecektir. Onlar kıyamet günü şöyle diyeceklerdir:
Allahım! Biz seni her türlü noksan sıfatlardan tenzih ederiz. Sana
gereği gibi ibadet edemedik.” (İbnul-Kayyim’in sözleri
burada bitti.)
[Miftâhu
Daris-Seâde: 2/88-90]
Ayrıca
(49016) numaralı sorunun cevabına bakın.
Allah
Azze ve Celle en iyi bilendir.
