Vefât etmiş anne ve babamın yerine hac yapmam mı daha fazîletlidir? Yoksa (hac için harcayacağım parayı) câmi yapımına veya Allah yolunda cihada mı harcamam daha fazîletlidir? Bilindiği üzere annem ve babam (hayattayken) farz haccı edâ etmişlerdi.

Hamd, yalnızca Allah’adır.

“Anne ve babaya
yapılabilecek en güzel iyilik; Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in
gösterdiği üzere onlara duâ etmek, onlar için istiğfarda
bulunmak, onların arkadaşlarına ikramda bulunmak, onlar olmadan
sıla-i rahimde bulunman mümkün olmayan kimselere sıla-i rahimde
bulunmandır. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in bizzat
zikrettiği şeyler bunlardır.

Nitekim Ensar’dan (Seleme
oğulları kabilesinden)
bir adam, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘e
gelerek şöyle sordu:

((
يَا رَسُولَ اللهِ! هَلْ بَقِيَ عَلَيَّ مِنْ بِرِّ أَبَوَيَّ شَيْءٌ بَعْدَ مَوْتِهِمَا
أَبَرُّهُمَا بِهِ؟ قَالَ: نَعَمْ خِصَالٌ أَرْبَعَةٌ: الصَّلَاةُ عَلَيْهِمَا، وَالِاسْتِغْفَارُ
لَهُمَا، وَإِنْفَاذُ عَهْدِهِمَا، وَإِكْرَامُ صَدِيقِهِمَا، وَصِلَةُ الرَّحِمِ الَّتِي
لَا رَحِمَ لَكَ إِلَّا مِنْ قِبَلِهِمَا، فَهُوَ الَّذِي بَقِيَ عَلَيْكَ مِنْ بِرِّهِمَا
بَعْدَ مَوْتِهِمَا.)) [رواه أحمد]

“Ey
Allah’ın elçisi! Ölümlerinden sonra anne ve babama yapabileceğim
bir iyilik var mıdır?

-Evet,
şu dört haslet
vardır.

-(Azaplarının
kaldırılması ve derecelerinin yükseltilmesi için) anne ve babaya duâ etmek,

-Onlar için
istiğfarda bulunmak (Allah’tan
bağışlanmalarını istemek),

-Ölümlerinden
(hemen) sonra
vasiyetlerini yerine getirmek,

-Onların
dostlarına ikram edip hürmet göstermek.

-(Amca, teyze, dayı ve hala gibi) onların
sıla-i rahimde bulunduğu yakın
akrabaya sıla yapmak
(onları ziyaret etmek).

Ölümlerinden sonra ana-babana
karşı yapabileceğin vazîfeler bunlardır.”[1]

Onların yerine hac yapmak, onların adına
kurban kesmek ve onlar adına sadaka vermek (tasadduk etmek) gibi konulara
gelince, şüphesiz bu ameller câizdir. Bu amellerin haram olduğunu
söyleyemeyiz. Fakat duâdan daha fazîletli değildir. Zirâ anne ve
babaya duâ etmek, bu amellerden (hac, kurban ve sadakadan) daha fazîletlidir.
Anne ve baban için yapmak istediğin bu amelleri kendin için
yapmalısın. Örneğin önce kendin için hac yap, kendin
için tasadduk et, kendin ve âile halkın için kurban kes.Kendin için câmi
ve mescit yapımına katkıda bulunmaya ve Allah yolunda infak
etmeye çalış! Şüphesiz anne ve babanızın muhtaç
oldukları gibi, sen de (öldükten sonra) salih amele muhtaç
olacaksın. Nitekim anne ve baban için en faydalı ve en fazîletli
amele Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- seni yönlendirmiştir. Nebi
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘in, en fazîletli amelin hac yapmak ve tasadduk
etmek olduğundan habersiz olduğunu zannedebilir misiniz?

Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in bundan habersiz
olduğuna asla inanmayız. Bilmeliyiz ki Rasûlullah -sallallahu aleyhi
ve sellem- şu dört şeyi seçmiştir:

-Ana-babaya duâ etmek.

-Onlar için istiğfarda bulunmak.

-Onların dost ve arkadaşlarına ikramda
bulunmak.

-Onların yakın akrabalarına sıla-i
rahimde bulunmak (ziyâret etmek).

Zirâ bu zikredilen şeyler, hakikatte iyiliktir.

Bunun içindir ki Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-‘den
sahih olarak bildirilen hadiste o şöyle buyurmuştur:

(( إِذاَ ماَتَ اْلإِنْساَنُ انْقَطَعَ عَنْهُ عَمَلُهُ
إِلاَّ مِنْ ثَلاَثَةٍ: إِلاَّ مِنْ صَدَقَةٍ جاَرِيَةٍ، أَوْ عِلْمٍ يُنْتَفَعُ
بِهِ، أَوْ وَلَدٍ صاَلِحٍ يَدْعوُ لَهُ.)) [رواه مسلم]

“İnsan
öldüğü zaman, amelinin sevabı kesilir. Ancak (hayrın devamlı
olması ve faydasının kesilmemesi sebebiyle) şu üç
şeyin sevabı kesilmez: Sadaka-i Câriye (müslümanların
yararlanması için bir şeyi Allah rızâsı için vakfetmek
gibi), faydalı ilim (insanlara Allah rızâsı için dînî
ilimleri öğretmek veya bunun için kitap yazmak gibi), kendisine
duâ eden hayırlı evlât (insan vefat ettikten sonra arkasında
kendisine rahmet ve mağfiretle duâ eden birisini
bıraktığı zaman, o evlâdın duâsı, yabancı
bir kimsenin duâsından daha çok kabûle şayandır).”[2]

Yukarıda zikredilen hadis ameller hakkında
olmasına rağmen Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-:

“… kendisi adına
sadaka veren (tasadduk eden),
kurban kesen veya hacceden veyahut da oruç tutan hayırlı evlât”,
dememiştir.

Dolayısıyla

Nebi
-sallallahu aleyhi ve sellem- ölü için bütün bu amelleri bir tarafa
bırakıp duâyı tercih etmiştir.

 Biz, Allah
Teâlâ’yı şâhit tutuyoruz ve yakînen biliyoruz ki, Nebi -sallallahu
aleyhi ve sellem- (ümmetinin yararına olan) fazîletli bir şeyi
bırakıp da daha az fazîletli bir şeyi asla tercih
etmemiştir. Çünkü Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-
yaratılanların en bilgilisi ve en güzel nasihat edeni idi. Şayet
ölünün adına sadaka vermek veya kurban kesmek veya namaz kılmak
veyahut da haccetmek meşrû olsaydı, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve
sellem- bizi buna yönlendirir ve teşvik ederdi.

Ben derim ki:

İlim talebesinin, bu gibi daha az fazîletli
konuları bu yolda giden halktan insanlara açıklayıp beyan etmesi
ve onlara şöyle demesi gerekir:

-Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in, insanın,
anne ve babası için nâfile oruç tutmasını veya sadaka vermesini
emrettiği bir tane nas (hadis) bana getirin (gösterin)! Böyle
bir hadis asla yoktur. Fakat Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle
buyurmuştur:

(( مَنْ مَاتَ
وَعَلَيْهِ صِيَامٌ، صَامَ عَنْهُ وَلِيُّهُ.)) [ متفق عليه ]

“Kim üzerinde oruç borcu olduğu halde
ölürse,
onun yerine velisi oruç tutar.”[3]

Dolayısıyla Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-
ölünün (tutamadığı farz orucunun) yerine oruç
tutmamızı emretmiştir. Fakat onun yerine nâfile oruç
tutmamızı asla emretmemiştir.

Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in sünnetini
başından sonuna kadar araştırsanız, insanın, anne
ve babasının adına nâfile sadaka vermesini veya nâfile oruç
tutmasını veya nâfile hac yapmasını veyahut da
insanların maslahatı için para harcamayı emreden bir hadis
bulabilir misiniz? Asla bulamazsınız. Böyle bir hadis yoktur.
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda sadece iki şeye onay
vermiştir. O’nun onay vermesi (ikrar etmesi), o amelin meşrû
olduğu anlamına gelmez.

Bu iki onay ise şudur:

Sa’d b. Ubâde, kendi bahçesini, annesi adına sadaka
vermek (tasadduk etmek) için Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-‘den izin
istemiş, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- de buna izin vermiştir.

Nitekim
İbn-i
Abbas’tan -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre
şöyle demiştir:

 (( أَنَّ سَعدَ بْنَ عُبَادَةَ
رَضِي اللهُ عَنْهُ تُوُفِّيَتْ أُمُّهُ وَهُوَ غَائِبٌ عَنْهَا، فَقَالَ: يَا
رَسُولَ اللهِ! إِنَّ أُمِّي تُوُفِّيَتْ وَأَنَا غَائِبٌ عَنْهَا، أَيَنْفَعُهَا
شَيْءٌ إِنْ تَصَدَّقْتُ بِهِ عَنْهَا؟ قَالَ: نَعَمْ، قَالَ: فَإِنِّي أُشْهِدُكَ
أَنَّ حَائِطِيَ الْمِخْرَافَ صَدَقَةٌ عَلَيْهَا.)) [رواه البخاري]

“Sa’d b.
Ubâde -Allah ondan râzı olsun- uzak bir yerde iken annesi vefât etti. Ardında Sa’ b. Ubâde,
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘e gelerek:

-Ey Allah’ın elçisi! Ben kendisinden uzakta iken annem
vefât etti. Onun adına herhangi bir
şeyi tasadduk etsem, bu şey ona fayda verir mi ? diye sordu.

 Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem-:

– Evet (fayda verir) buyurdu.

Bunun üzerine Sa’d b. Ubâde şöyle dedi:

-Seni şâhit tutuyorum ki, benim el-Mıhraf[4] adındaki
bahçem (meyveliğim) annem için sadakadır.”[5]

Âişe’den
-Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, bir adam, Nebi
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘e şöyle sordu:

(( إِنَّ أُمِّيَ افْتُلِتَتْ نَفْسُهَا، وَإِنِّي أَظُنُّهَا لَوْ
تَكَلَّمَتْ تَصَدَّقَتْ، فَهَلْ لَهَا أَجْرٌ إِنْ تَصَدَّقْتُ عَنْهَا؟ قَالَ: نَعَمْ.))
[ رواه البخاري ومسلم ]

“Annem ansızın vefat etti.
Eğer konuşmaya fırsat bulsaydı, tasaddukta
bulunurdu. Onun için sadaka versem, ona ecir var mıdır? Diye
sordu.

Bunun
üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi
ve sellem- şöyle buyurdu:

-Evet (onun için ecir
vardır).”[6]

Fakat Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bu amelleri
Allah Teâlâ için yapmalarını ve sevâplarını da ölülere
bağışlamalarını ümmetine emretmiş midir? Farz
veya vâcip olan ameller dışında böyle bir şey
yoktur.Farz veya vâcibin zaten yerine getirilmesi gerekir. Bunun
dışında böyle bir şeyi bulan olursa, bizi onunla ithaf
etsin.”[7]

[1] İmam Ahmed

[2] Müslim;
hadis no:1631

[3] Buhârî ve Müslim

[4] Bahçesine el-Mıhrâf denilmesinin
sebebi, çok ürün verdiğinden dolayıdır.

[5] Buhârî,
hadis no: 2756

[6] Buhârî,
hadis no:1388. Müslim, 1004

[7] `Fetâvâ İbn-i Useymîn”, c:
21, s: 267