İslam, Müslüman olmayanlara rahmet ve sevgi gözüyle bakar mı?
Bütün övgüler Allah’adır.
Birincisi:
İslam’ın insanlığa
bakışında rahmet ve sevgi doludur. Bundan başkası da
zaten düşünülemez. Çünkü İslam dini Allah’ın koyduğu
dindir. Bütün insanlığı bu dine girmeye davet etmektedir.
Aynı zamanda Allah bu dini vahy etti. Yaratılmışların
en merhametlisi Muhammed’in –sallallahu aleyhi ve selem- kalbine indirdi. Bunun
doğruluğunu Allah’ın Kitabı şu ayette
doğrulamaktadır: “Biz seni göndermedik ancak âlemlere rahmet
olasın diye (gönderdik)” el-Enbiya, 107
Kur’an-dan, Sünnetten ve Peygamberin hayatından
bu anlamı pekiştiren durumlara delil getirebiliriz. Bunun için birçok
tablolar ortaya çıkmaktadır:
1- İslam’a davet etmek ve
insanları şirk ve küfürden kurtarmak
Bu konuda Kur’an ve Sünnetin emirleri
Müslümanları insanları Allah’ı birlemeye ve bu uğurda
malları, vakitleri ve canları harcamaya davet etmektedir. Bu durum da
ancak âlemlere rahmet olmak içindir. Onları kullara ibadet etmekten
kurtarıp kulların rabbine ibadet etmelerini sağlamaktır.
Onları dünyanın darlığından çıkarıp dünya ve
ahiretin genişliğine ulaştırmaktır. Allah
şöyle buyurmaktadır: “Sizden, hayra çağıran,
iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun.
İşte kurtuluşa erenler onlardır. “Âl-i İmran, 104)
2- Kâfir de olsalar anne-babaya
ihsanda bulunmak ve iyilik yapmak
Bilakis çocuklarını
İslam’dan alıkoymak, küfre ve şirke girmesi için emrediyor ve
çalışıyorsa bu konuyla ilgili Allah şunu
buyurmaktadır: “İnsana, ana-babasına iyi davranmasını
tavsiye eden Biz‘iz. Çünkü anası onu nice
sıkıntılara katlanarak (karnında)
taşımıştır. Sütten ayrılması da iki yıl
içinde olur. (İşte bu sebeple) önce Bana (sana verdiğim
nimetimden dolayı), sonra da ana-babana (seni büyütmende
karşılaştıkları zorluklardan dolayı) şükret
diye tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüşün ancak Bana’dır
(yaptıklarını soracağım). Eğer onlar seni,
hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) bana ortak
koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme. Onlarla dünyada (seninle
Rabb’in aranda günah olmayan ve sana sorumluluk getirmeyen durumlarda onlara
itaat ederek) iyi geçin. -Bana (şirkinden tövbe edip İslam’a)
yönelenlerin yoluna uy.- Sonunda dönüşünüz ancak Bana’dır.
O vakit size, yapmış olduklarınızı haber veririm.” Lokman,
14–15
3- Müslüman da olmasalar
komşulara ihsanda bulunmak
Komşuna
bakmasını, onu önemsemesini, onu korumasını ve
hakkını vermesini isteyen ve insanları bunu yapmaya tavsiyede
İslam’ın benzeri ne bir kanun, ne bir metot ve ne de bir din
olduğunu göremezsin. Allah şöyle buyurmaktadır: “Allah
‘a ibadet edin ve hiçbir şeyi ortak koşmayın O’na. Ana-babaya,
akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya,
yakın arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlar
(köle, cariye, hizmetçi ve benzerlerine) iyi davranın; kendini
beğenen ve (Rabb’inin verdiklerine) daima böbürlenip
(şükretmeyen) inkâr eden kimseyi sevmez Allah.”en-Nisa, 36
el-Kurtubi Rahimehu Allah şunu belirtir:
“Nufuş-Şami dedi: “velcaru zil-kurba”
Müslümandır, (vel-carul-cunbi” Yahudiler ve Hıristiyanlardır.
Buna binaen diyorum ki: Müslüman veya kâfir olsun
komşuya ihsanda bulunmak emredilen ve sevilen bir durumdur. Doğru
olan da budur. İhsanda bulunmak ve muvasat anlamında veya güzel
muaşeretten eziyeti kaldırmak ve onu savunmak olabilir. Buhari
Aişe (r.a.) peygamber –sallallahu aleyhi ve selem- şunu
buyurduğunu rivayet etti: “öyle ki Cibril bana komşu
hakkında tavsiye etti ki onun bana mirasçı
kılacağını zannettim.” Ebu Şureh’ten
Peygamber-sallallahu aleyhi ve selem-şunu dediğini rivayet etti:
“Vallahi iman etmiyor, Vallahi iman etmiyor, Vallahi iman etmiyor” denildi ki:
Kim, ey Allah’ın Resulü! Buyurdu: (komşusunun kendinin eziyetinden
emin olmayan kimse” bu durum bütün komşular içindir. Peygamberimiz onun bu
eziyetini bırakması için üç defa tekrarlayarak pekiştirmek
istedi. Komşusuna eziyet eden kimsenin kâmil bir imanı
olmadığını ve mümin bir kimsenin komşusuna eziyet
etmesinden sakınması gerektiğini belirtti. Allah’ın ve
Peygamberinin yasakladığı durumu bırakmalı ve o
ikisinin razı olduğu ve teşvik ettiği durumları kullar
yapmalıdır.
Kurtubi Tefsiri, 183–184/5
4- Savaş etmeyen kâfirlerle
adaletle ve ihsanla muamele etmek
Bu konuda Allah
şunu emretmektedir: “Allah, sizinle din uğrunda savaşmayan ve
sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyilik yapmanızı ve
onlara âdil davranmanızı yasaklamaz. Çünkü insaflı
olanları sever Allah .” (el-Mumtahıneh, 8)
Şeyh Abdurrahman es-Sa’di –rahimehu Allah-
şunu belirtir:
Yani: Allah sizin akrabalarınızdan veya
diğerlerinden müşrik olanlara adaletle, iyi bir ödülle, ihsanla
ve alakayla muamele etmenizi yasaklamaz. Din hakkında sizinle
savaşmadıkları, sizi diyarınızdan
çıkarmadıkları sürece sizin onlarla ilişki kurmanızda
sizin için bir günah yoktur. Bu durumda bir mahzur ve fesad
olmadığı için onlarla ilişkide bulunulabilir.
es-Sa’di tefsiri, (sayfa, 856)
5- Kâfirlerden antlaşma
yapanları öldürmenin haram oluşu ve bunu yapanlara şiddetli
bir tehdit vardır.
Abdullah bin Amr (r.a.)dan Peygamber- sallallahu
aleyhi ve selem- şöyle buyurdu: “Kim antlaşma yapan birini
öldürürse cennet kokusunu alamaz. Onun kokusu kırk yıllık
bir mesafede bulunur.” Buhari(2995) rivayet etti.
el-Hafız bin Hacer -rahimehullah- şunu
belirtti:
Bundan murad edilen: Müslümanlarla ister cizye antlaşması veya devlet
barışı yada bir Müslümanın himayesine giren bir
antlaşma varsa onu kast etmektedir.
Fethul-Bari (259/12)
6- Antlaşma yapılana
zulmetmek ve gücünün dışında onu sorumlu tutmak.
Bu konuda Allah Resulünden -sallallahu aleyhi ve
selem- bir hadiste şunu belirtti: “kim bir antlaşma yapılana
zulmederse, onu küçük düşürürse, gücünden fazlasını yüklerse,
ondan bir şeyi güzellikle almazsa kıyamet gününde ben onun
hüccetiyim.” Ebu Davud (3502) rivayet etti. Elbani ise Ebu Davud Sahihi’nde
sahih olduğunu belirtti.”
Şeyh Muhammed bin Salih el-Useymin-rahimehu
Allah- şunu belirtti:
Kim ülkemize çalışmak veya ticaret yapmak
için gelmişse ona bunu yapmasına izin verilir. Çünkü o ya
antlaşma sahibidir veya himaye edilendir. Ona saldırmak caiz olmaz.
Peygamber -sallallahu aleyhi ve selem- sabit olan bir hadiste: “Kim
antlaşma yapan birini öldürürse cennet kokusunu alamaz.” Bizler,
Allah’ın emrine teslim olmuş Müslümanlarız. İslam’ın
muahede ve eman verilen ehlinden saygı duymamızı istediğine
biz de saygı duyarız. Kim de bunu bozarsa: İslam’a kötülük
etmiştir. Bunu insanlara terör, kumpas ve ihanet olarak
göstermiştir. İslam’ın ahkâmına uyan kimseler
antlaşma ve sözleşmelere saygı gösterirler.
İşte hayır ve kurtuluş bunda beklenebilir.
Şeyh el-Useymin’in fetvaları, (493/25)
7-
Saldırganlığın yasaklanması ve adaletin farz
oluşu
Bu konuda Allah şunu emretmektedir: “Sizi Haram
Mescid’ten engelleyen topluluğun kötülüğü sizleri onlara
saldırmaya sevk etmesin.” Ve ayette: “bir kavmin kötülüğü
sizleri adaletsiz davranmaya sevk etmesin. Adaletli olun. Takvaya en yakın
olan da budur.”
Şeyh eş-Şenqıti- rahimehullah-
şunu belirtti:
Allah’a senin hakkında isyan eden kimseye senin onun hakkını
vermeni emreden bu ayetlerin ne güzel ahlakı içerdiğine bir bak.
Advaul-Beyan, (50/3)
(13241) sayılı sorunun cevabına bir
bak, esir olan bir kâfire muamele hükümlerini açıklamaktadır. (10590)
sayılı sorunun cevabına bak, İslam’ın yasalarında
ki bağışlamasını açıklamaktadır.
Bu kadar açıklamayla yetiniyoruz. Eğer
ayrıntılara girseydik bu konuda daha çok söylenecek durumlar
olacaktı.
İkincisi:
Az önce
açıkladıklarımızı önemli gerçeklerle de
pekiştirmek gerekir:
1- Dünyada az önce zikredilenlere
muhalefet ettikleri görülmektedir. Oysa bunu yapanlara bu
olaylar nispet edilmeli ve İslam’a nispet edilmemelidir. Her dinde onun
öğretilerine karşı gelen ve ahkâmına uymayan kimseler
bulunabilir.
2- Yeryüzünde kâfirlerin
yaptıklarını görenler asla Müslümanların
yaptıklarıyla karşılaştırma yapmazlar. İki
dünya savaşında kurban olanların sayısı yetmiş
milyondu ve hepsi de Hıristiyanlardı.
Onlarca milyon Müslümanlar, haçlıların,
komünistlerin, Yahudilerin, Hinduların, Siyh’lerin elleriyle
öldürüldüler. Bunun ayrıntılarına girmek sözü
uzatır. Bunları inkâr eden kimse yoktur ancak aklını
kullanmayanlar müstesnadır.
Müslümanların beldeleri işgal edilip ve
yeraltı ve yerüstü kaynaklarının gasp edilmesi yine bütün
halklardan kâfirlerin eliyle oldu. Bütün bu söylediklerimiz
İslam’ın insanlığa bakışı, sevgisi ve
şefkati hakkında konuşurken dikkate alınmalıdır.
Tarihçilerden insaflı olanlar Müslümanların diğer ülkelere
gerçekleştirdikleri fetihler ile haçlı seferleri arasında bir
karşılaştırma yapmalı ve her ikisinin durumunun
nasıl olduğunu ve ikisi arasında ki farkın apaçık
olduğunu görecektir. Rahmet ve şiddet ile sevgi ve nefret ile
yaşam ve ölüm ile farkı fark edecektir.
3- Az önce İslam ve onun
kâfirlere bakışı ve onlar için sevgide, şefkatte ve
rahmette hükümlerini söylemiştik. Bu bizden bazı
bilmişlerin onun hükümlerini terk etmeleri kast edilmemektedir. Bunlara:
a- İslam’da kâfirlere
karşı velayet vermek ve kalbi sevgi yasaklanmıştır.
Akleden bir kimse birr ile adalet, şefkat ile rahmet arasında ki
farkı anlar. Bizimle savaşmayan kâfirlere karşı
yapmamız emredilen durumlar ile kalben sevgi beslemenin yasaklanması
arasında farkı anlar. Âlemlerin rabbi Allah’ı
inkârları ve İslam’dan olmaması nedeniyle bu kâfirlere
karşı bunlardan bizi yasaklar.
b- Kâfirlerden -dini ne olursa
olsun-birine kadınlarımızdan, kız kardeşlerimizden, kızlarımızdan
hiç biriyle evlendirmemiz bize helal olmaz. Bu evlilik ancak Hıristiyan ve
Yahudilerden iffetli olan ehli kitap ile evlendirilmesi caizdir. Burada
akidenin ve tevhidin büyük bir rolü olduğunda şüphe yoktur. Müslümanlardan
biriyle evlenen kitabi bir kadının evliliği yakın ve
olabilir. Müslüman olmayan biriyle evlenen Müslüman bir kadının bu
evliliğinde dininde fitneye düşmesi de olabilir. İşte bu
hüküm –bu azim dinin getirdiği ahkâmdan- buna çokça uymaktadır.
Kitabi bir kadın için rahmettir belki Müslüman olur, Müslüman bir
kadın için de rahmettir dinini bırakmadığı sürece.
c- İslam’da kâfir birinin
İslam dinine girmesine zorlanamaz. Çünkü ihlâs ve sıdk
İslam’ı kabul etme şartlarından biridir. Allah
şöyle buyurmaktadır: “Dinde zorlama yoktur.”
d- İslam’da zina edenin
cezası vardır. Hırsızın cezası eli kesilmesidir.
Namuslu bir kadına iftira atmanın cezası ise değnek
vurulmasıdır. Bu yasalardan biz utanmıyoruz. Bilakis bütün
dünyada bunların uygulanmasına ihtiyacı olduğuna
inanıyoruz. Kim de bunları uygularsa yeryüzünde namuslarına,
mallarına ve kendilerine güvenli bir yaşamı hazırlar.
Akıllı kimselerden bu ahkâm hakkında düşündüklerinde bunun
kanunlaştırılmasının aslında başında
yasaklamak olduğunu görülür. Bunu yapmaya kimse cesaret edemez. Kâfir
batının durumunu düşünen biri, gasbın
yayıldığını, hırsızlığın
çoğaldığını, öldürmenin çokça olduğunu
görür. Bu durumun acele ile durdurulması gerektiğini bilir.
İşte onlar İslam ahkâmı dışında ki
kanunları denediler ancak bu onların daha fazla mutsuzluklarını
arttırdı.
Bunlar basit uyarılardı. Buna dikkat çekmek
ve hatırlatmak gerekirdi. Az önce zikrettiklerimizden
bazılarını öğrenmek için soru sorabilirler. Biz buna
cevap vermeye hazırız. Sitenin konumu bizden soruya cevap vermeyi ve
özetle bunu yapmayı gerektiriyor. Kim de bundan fazlasını
isterse onu bilgilendiririz. Bu cevaba bakan Müslüman olmayanların içinde
bulundukları duruma bir baksınlar. Allah’ın onları
İslam’a girmekle emrettiğini, Peygamberi Muhammed’in-sallallahu
aleyhi ve selem- sadece Arapların değil yeryüzü halklarının
hepsinin peygamberi olduğunu bileceklerdir. Bunu okuyanlar, vakit geçmeden
herkes kendini kurtarmaya baksın. Âlemlerin Rabbi’ni
birlediğini hemen ilan etsin. Peygamber Muhammed sallallahu aleyhi ve
seleme ve risaletine şahitlik etsin. Şahadet getirdikten hemen sonra
hayatının dönüm noktasında değişimi
görecektir. Dünya ve ahiret saadetinin dünyasına girecektir. Rabbinin
rızasını kazanacak ve azabından ve gazabından
sakınacaktır.
Allah her şeyi en iyi bilendir.
