Haccı edâ etmenin, müslümanın nefsine ve hayatına etkisi nelerdir?

Hamd,
yalnızca Allah’adır.

Hac
menâsikini edâ etmenin pek çok fazîletleri ve son derece büyük hikmetleri
vardır. Bu fazîlet ve hikmetleri anlamaya ve bunlara göre hareket
etmeye muvaffak olan kimse, gerçekten büyük hayırlara muvaffak olmuş
demektir.

Burada
mümkün olduğunca bunlardan bazılarını zikretmeye
çalışacağız:

1.                     

İnsan, hac menâsikini edâ etmek için
yolculuğa çıkmakla Allah’a ve âhiret yurduna olan yolculuğunu
hatırlamalıdır. İnsan yolculuğa çıkarken
sevdiklerini, âilesini, çocuklarını ve vatanını nasıl
terk ediyorsa, âhiret yurduna yolculukta da böyle olacaktır.

2.                     

İnsan, bu yolculukta kendisini
mukaddes topraklara ulaştıracak azığını
nasıl önceden temin ediyorsa, aynı şekilde Rabbine olan
yolculuğunu hatırlamalı ve kendisini emin yere (cennete) ulaştıracak
azığını (salih ameli) yanında götürmesi gerekir.

Nitekim Allah
Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:

(( … وَتَزَوَّدُواْ فَإِنَّ خَيْرَ
الزَّادِ التَّقْوَى وَاتَّقُونِ يَا أُوْلِي الأَلْبَابِ )) [ سورة البقرة من
الآية: 197 ]

“… (Âhiret için) azık
toplayın. Şüphesiz ki
azığın en hayırlısı takvâdır.Ey akıl
sahipleri! Bana
karşı gelmekten sakının.” (Bakara Sûresi: 197)

3.                     

Yolculuk, azaptan bir parça
olduğu gibi, âhiret yurduna yolculuk da aynı şekilde azaptan bir
parçadır. Hatta dünya hayatındaki yolculuğun azabından kat
be kat daha büyüktür. Dolayısıyla âhiret yolculuğu için
insanın önünde ruhun can çekişmesi, ölüm, kabir
hayatı, haşr, hesap, mizan (amellerin terazide tartılması),
sırat köprüsünden geçiş, daha sonra cennet veya cehennem hayatı
vardır. Saadete eren kimse, Allah Teâlâ’nın o günün dehşetinden
ve azabından kurtardığı kimsedir. 

4.                     

İhramlı kimse,iki parçadan
oluşan ihram elbisesini giydiği zaman, öldüğünde
kefenleneceği kefenini hatırlamalı ve bu durum onu, her türlü
günahlardan kurtulmaya sevk etmelidir.İnsan, (ihrama girerken)
elbiselerinden nasıl soyutlanıyorsa, günahlarından da o
şekilde soyutlanmalıdır. Temiz ve beyaz olan o iki elbiseyi (ihramı)
nasıl giyiyorsa, kalbi ve azaları da beyaz olmalı, onu günah ve
masiyetle karartmaması gerekir.

5.                     

İnsan mikatta:”Lebbeyk
Allahumme lebbeyk” demekle,Rabbi Allah Teâlâ’nın emrine icâbet
ettiğini ifâde eder. Peki ihramlı olduğu hâlde hâlâ günahlara devam
edip bu günahları terk etmekte Rabbinin emrine icâbet etmemesine ne denir?
Lisanı hâli “Lebbeyk Allahumme lebbeyk”; yani: Beni günahlardan
yasaklamana icâbet ettim, diyor. Peki bu vakit, günahları terk etme vakti
değil midir?

6.                     

İnsan, ihram sırasında
ihramın yasaklarını terk edip telbiye ve zikirle meşgul
olmakla müslümanın hangi hâl üzere olması gerektiğini
açıklar. Bu hâl, onun için bir terbiye ve nefsi bu hâl üzere olmaya
alıştırmaktır. İhramlı kimse nefsini, esasında
mübah olan, fakat ihram sebebiyle Allah Teâlâ’nın burada haram kıldığı
şeyleri terk etmeye alıştırır ve onu bu hâl üzere
terbiye eder. Peki Allah Teâlâ’nın kendisine her zaman ve mekânda haram
kıldığı şeyleri nasıl olur da ihramlı iken
çiğneyebilir?      

7.                     

İnsan, Allah Teâlâ’nın
insanlar için emniyet ve güven yeri kıldığı Beytullah’a
girmekle kıyâmet günündeki emniyeti hatırlar. İnsan bu emniyeti,
ancak çok sıkı çalışmak ve yorulmakla elde edebilir. Kıyâmet
günü insanı emniyette kılacak en büyük şey ise, tevhid ve
Allah’a ortak koşmayı terk etmektir.

Nitekim Allah
Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:

(( الَّذِينَ آمَنُواْ وَلَمْ
يَلْبِسُواْ إِيمَانَهُمْ بِظُلْمٍ أُوْلَـئِكَ لَهُمُ الأَمْنُ وَهُمْ مُهْتَدُونَ
)) [ سورة الأنعام الآية: 82 ]

“Îmân edip de îmânlarına zulmü (şirki)
bulaştırmayanlar var ya; işte güven onların
hakkıdır ve doğru yolu bulmuş olanlar da onlardır.”
(En’âm
Sûresi: 82)

Hacer-i Esved’i öpmekle -ki umre ve hac menâsikinden
ilk başlayacağı şeydir- insanı sünneti yüceltmek ve
kısa aklıyla Allah’ın hükümlerini çiğnememekle terbiye eder,
Allah Teâlâ’nın insanlar için dîn kıldığı her
şeyde hikmet ve hayır olduğunu ona öğretir.
Ayrıca insanın nefsini, Rabbi Allah Teâlâ’ya ibâdet etmek üzere
terbiye eder.

Nitekim bu konuda Ömer -Allah ondan râzı olsun-,
Hacer-i Esved’i öptükten sonra şöyle demiştir:

(( إِنِّي
أَعْلَمُ أَنَّكَ حَجَرٌ لا تَضُرُّ وَلا تَنْفَعُ، وَلَوْلَا أَنِّي رَأَيْتُ النَّبِيَّ
صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يُقَبِّلُكَ مَا قَبَّلْتُكَ.)) [ رواه البخاري ومسلم ]

“Ben biliyorum ki sen ne zarar, ne de fayda verebilen bir
taşsın. Şayet ben, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-‘i seni
öperken görmüş olmasaydım, seni öpmezdim.” (Buhârî, hadis no: 1520. Müslim, hadis no: 1720)

8.                     

İnsan, Beytullah’ı tavaf
etmekle babası İbrahim -aleyhisselâm-‘ı, insanlara bir toplanma
ve güven yeri olması için İbrahim -aleyhisselâm-‘ın
Beytullah’ı inşâ ettiğini ve insanları bu evi haccetmeye
çağırdığını hatırlar. Nebimiz
Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- de
gelmiş ve insanları bu evi haccetmeye
çağırmıştır. Aynı şekilde Musa ve İsa
-aleyhisselâm- da bu evi haccediyorlardı.Nitekim bu ev, bu nebiler için
bir şiâr (sembol) olmuştu. Nasıl olmasın ki? Allah Teâlâ,
Beytullah’ı inşâ etmesini ve onun yüceltilmesini İbrahim
-aleyhisselâm-‘a emretmiştir.

9.                     

İnsan,Zemzem suyundan içmekle Allah
Teâlâ’nın insanlar üzerindeki nimetini hatırlar. Milyonlarca insan
asırlar boyu bu mübârek sudan içmesine rağmen tükenmemiştir. Nebi
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘in haber verdiği üzere bu suyu içerken insanı
duâ etmeye teşvik eder.        

Nitekim Nebi
-sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmuştur:

(( مَاءُ
زَمْزَمَ لِمَا شُرِبَ لَهُ.)) [ رواه ابن ماجه وأحمد وحسنه ابن القيم في زاد
المعاد ]

“Zemzem suyu içildiği maksat içindir.” (İbn-i Mâce, hadis no: 3062. Ahmed, hadis no: 14435.
İbn-i Kayyim -Allah ona rahmet etsin- “Zâdu’l-Meâd”, c: 4, s:
320’de hadisin hasen olduğunu belirtmiştir.)

10.                

İnsanın Safâ ile Merve
arasında sa’y yapması, kendisine Hâcer anamızın maruz
kaldığı büyük imtihanı öğretir. Hâcer
anamız, küçük oğlu İsmail’e bir yudum su bulmak için Safâ ile
Merve arasında koşturması, bir canı içindeki bulunduğu
büyük sıkıntı ve zorluktan kurtarmak içindi.Bu kadın
böyle bir zorluğa sabretmiş ve Rabbi Allah Teâlâ’ya
sığınmış ise, bizim için onda alınması
gereken güzel örnekler vardır. Buna göre erkek,
kadının cihadını ve sabrını hatırlar ve
kendisinin içinde bulunduğu durumun hafif olduğunu idrak
eder.Kadın ise, hem cinsinin ne olduğunu hatırlar, şiddet
ve zorluk günlerindeki sıkıntısı hafifler.

11.                

 Hacı, Arafat’ta vakfeye durmakla
mahşer günündeki o dehşetli kalabalığı hatırlar.
Hacı, binlerce insanın oluşturduğu kalabalıktan dolayı
yorgun ve bitkin düşüyorsa, insanların yalınayak,çırılçıplak
ve sünnetsiz olarak (Rablerinin huzurunda toplanmak üzere)
çıkaracakları izdiham nasıl olacaktır?

12.                

Hacer-i Esved için
söylediğimiz şeyi cemrelere taş atarken de
söyleyebiliriz. Öyle ki müslüman cemrelere taş atmakla
kendisini, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-‘e itaate ve O’nu kendisine
örnek almaya alıştırır. İşte bu
davranış, Allah’a yapılan katıksız kulluğun
tezahürüdür.

13.                

Hacı, hac kurbanını
(hedy’i) keserken, babamız İbrahim -aleyhisselâm-‘ın, Allah
Teâlâ’nın emrini yerine getirmek için biricik oğlu İsmail’i
kesmeye çalıştığı o büyük olayı ve Allah Teâlâ’nın
emrine ve nehyine aykırı olan duygusal davranışın
hiçbir şekilde yerinin olmadığını hatırlar.
Aynı şekilde hacı, bu olay ile kurban olarak takdim edilen
İsmail’in, Allah Teâlâ’nın emrine icâbet etme ahlâkını ve
büyüklüğünü öğrenir.

Nitekim Allah
Teâlâ bu olayı şöyle haber vermektedir:

(( فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْيَ
قَالَ يَا بُنَيَّ إِنِّي أَرَى فِي الْمَنَامِ أَنِّي أَذْبَحُكَ فَانْظُرْ
مَاذَا تَرَى قَالَ يَا أَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُ سَتَجِدُنِي إِنْ شَاءَ
اللَّهُ مِنَ الصَّابِرِينَ )) [ سورة الصافات الآية: 102 ]

“Çocuk
kendisiyle birlikte yürüyüp
koşabilecek
çağa erişince (İbrahim
ona): ‘Yavrum!’ dedi.’Gerçekten ben rüyamda seni
boğazlıyorken gördüm.
Bir bak, sen ne düşünüyorsun?’ (İsmail, Rabbinden râzı, babasına itaatkâr ve Allah’a
itaatte ona yardım eder bir hâlde): ‘Babacığım!
Emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden
bulacaksın’ dedi.”
(Sâffât Sûresi: 102)

14.                

Hacı, ihramdan
çıktığı ve Allah Teâlâ’nın ihram sebebiyle kendisine
haram kıldığı şeyler kendisine helal olduğu
zaman, bu olay onu sabır üzerine terbiye etmiş olur. Zirâ her
zorlukla birlikte bir kolaylık vardır. Allah Teâlâ’nın emrine
icâbet edenin âkibeti, sevinç ve mutluluktur. Bu sevinç ve mutluğu ise,
ancak Allah’a itaatin lezzetini tadan kimse bilir.Tıpkı oruçlunun,
orucunu açarken hissettiği sevinç ve mutluluk veya gecenin son
bölümünde kalkıp namaz kılan kimsenin namazdan sonra
hissettiği sevinç ve mutluluk gibi…

15.                

Hacı, hac menâsikini bitirir, Allah
Teâlâ’nın emrettiği ve farz kıldığı
şekilde  yerine getirir ve hac
menâsikini tamamlarsa, Rabbinden bütün günahlarını
bağışlamasını ümit eder.

Nitekim Nebi
-sallallahu aleyhi ve sellem- böyle va’dederek şöyle
buyurmuştur:

(( مَنْ حَجَّ
لِلَّهِ فَلَمْ يَرْفُثْ وَلَمْ يَفْسُقْ رَجَعَ كَيَوْمِ وَلَدَتْهُ أُمُّهُ.)) [
رواه البخاري ومسلم ]

“Kim Allah için hacceder, (hac sırasında ihramlıyken) eşiyle
cinsel ilişkiye girmez (çirkin ve açık-saçık söz söylemez) ve hiçbir günah işlemezse,
anasından doğduğu günkü gibi âilesine
günahsız olarak döner.” (Buhârî; hadis no:
1449. Müslim, hadis no: 1350)

Böyle
duâ etmesi, her türlü günahlardan uzak bir şekilde hayatında beyaz
bir sayfa açmak içindir.

16.                

Hacı, âilesine ve
çocuklarına dönüp onlara kavuşma sevincini
yaşadığı zaman, Allah Teâlâ’nın cennetinde onlarla
buluşup yaşayacağı en büyük sevinç ve mutluluğu
hatırlar. Bu durum, gerçek hüsranın, kıyâmet gününde hem
kendisinin, hem de  âilesinin hüsrana
uğraması olduğunu ona öğretir.

Nitekim Allah
Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:

(( قُلْ إِنَّ الْخَاسِرِينَ
الَّذِينَ خَسِرُوا أَنْفُسَهُمْ وَأَهْلِيهِمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَلَا ذَلِكَ
هُوَ الْخُسْرَانُ الْمُبِينُ )) [ سورة الزمر من الآية: 15 ]

“(Ey Nebi!) De ki: Gerçekten hüsrana uğrayanlar,
kıyâmet günü hem kendilerini, hem âilelerini hüsrana
uğratanlardır.İyi bilin ki bu, apaçık hüsranın ta
kendisidir.” (Zümer Sûresi: 15)

Zikretme imkânı bulduğumuz şeyler
bunlardır.

Allah Teâlâ en iyi bilendir.