Sen zannediyor musun ki, bu kâinatı, çok yüce, Zekiy ve Kaviy olan bir yaratıcı yaratmıştır?

 

Böyle bir soru
sorduğun için sana teşekkür ederiz. Biz bu
soruna Allah’ın Kelamından, Allah’ın kitabından ayetlerle
cevap vermek istiyoruz. Sonra sen bunu kendinle nefsin arasında
düşün. Hak senin için ortaya çıktıktan sonra ona tabi olmana
hiçbir engel yoktur.

 

Allah
Azze ve Celle şöyle buyurdu:

 

(
أَمْ خُلِقُوا مِنْ غَيْرِ شَيْءٍ أَمْ هُمُ الْخَالِقُونَ أَمْ خَلَقُوا
السَّمَوَاتِ وَالأَرْضَ بَل لا يُوقِنُونَ
أَمْ عِنْدَهُمْ خَزَائِنُ رَبِّكَ أَمْ هُمُ
الْمُسَيْطِرُونَ
)

 

 


«Yoksa
onlar, hiçbir yaratıcı olmadan mı yaratıldılar; yahutta onlar, kendileri mi yaratıcıdırlar?
Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır, onlar,
kesin olarak îman etmiyorlar. Yoksa Rabbının
hazineleri onların yanında mıdır? Yahutta
yegâne hâkim onlar mıdır?»
(Tûr: 35-37)

 

(
إِنَّ فِي خَلْقِ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ وَاخْتِلافِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ
وَالْفُلْكِ الَّتِي تَجْرِي فِي الْبَحْرِ بِمَا يَنْفَعُ النَّاسَ وَمَا
أَنْزَلَ اللَّهُ مِنَ السَّمَاءِ مِنْ مَاءٍ فَأَحْيَا بِهِ الأَرْضَ بَعْدَ
مَوْتِهَا وَبَثَّ فِيهَا مِنْ كُلِّ دَابَّةٍ وَتَصْرِيفِ الرِّيَاحِ
وَالسَّحَابِ الْمُسَخَّرِ بَيْنَ السَّمَاءِ وَالأَرْضِ لآيَاتٍ لِقَوْمٍ
يَعْقِلُونَ
)

 


«Göklerin
ve yerin yaratılışında, gece ve gündüzün birbiri
ardınca gelişinde, insanlar   için 
 faydalı   olan   şeylerle 
 denizde   yüzen   gemilerde, 
 Allah’ın gökyüzünden indirip de kendisiyle ölümünden sonra
yeryüzüne hayal verdiği suda ve orada yaydığı her türlü
canlıda, rüzgârları dilediği yöne sevk
edişinde ve gökyüzüyle yeryüzü arasında (rüzgâra) tâbi
olan bulutlarda, aklını kullanan kimseler için deliller vardır.»

(Bakara: 164)

 

(
وَهُوَ الَّذِي أَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَأَخْرَجْنَا بِهِ نَبَاتَ كُلِّ
شَيْءٍ فَأَخْرَجْنَا مِنْهُ خَضِرًا نُخْرِجُ مِنْهُ حَبًّا مُتَرَاكِبًا وَمِنَ
النَّخْلِ مِنْ طَلْعِهَا قِنْوَانٌ دَانِيَةٌ وَجَنَّاتٍ مِنْ أَعْنَابٍ
وَالزَّيْتُونَ وَالرُّمَّانَ مُشْتَبِهًا وَغَيْرَ مُتَشَابِهٍ انْظُرُوا إِلَى
ثَمَرِهِ إِذَا أَثْمَرَ وَيَنْعِهِ إِنَّ فِي ذَلِكُمْ لآيَاتٍ لِقَوْمٍ
يُؤْمِنُونَ
)

 


«Gökten
su indiren de O’dur; işte biz o su ile her çeşit nebat
çıkardık; o nebattan da bir yeşillik meydana getirdik ki, bu
yeşillikten birbiri üzerine kümelenmiş taneler, hurma
tomurcuğundan koparılması kolay salkımlar, üzüm
bağları, birbirine benzeyen ve benzemeyen zeytin ve nar (gibi
meyveler) çıkarırız. (Bütün bu bitkiler) meyve verdikleri ve bir
de olgunlaştığı zaman meyvesine bir bakın.
İşte bütün bunlarda îman eden kimseler için (ibret alınacak)
deliller vardır.»

(Enâm:
99)

 

(
وَهُوَ الَّذِي يُرْسِلُ الرِّيَاحَ بُشْرًا بَيْنَ يَدَيْ رَحْمَتِهِ حَتَّى
إِذَا أَقَلَّتْ سَحَابًا ثِقَالا سُقْنَاهُ لِبَلَدٍ مَيِّتٍ فَأَنْزَلْنَا بِهِ
الْمَاءَ فَأَخْرَجْنَا بِهِ مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ كَذَلِكَ نُخْرِجُ
الْمَوْتَى لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ)

 


«Rahmetinin
önünden müjdeci olarak rüzgârları gönderen O’dur. (Öyle ki
bu rüzgârlar) yağmur yüklü bulutları yüklendiği zaman, biz onu
ölü bir memlekete sevk ederiz; sonra o bulutlarla suyu indiririz; sonra da
o su ile her çeşit meyveyi çıkarırız. İşte
ölüleri de böyle çıkaracağız. Herhalde düşünüp
ibret alırsınız.»
(Araf: 57)

 

(
أَوَلَمْ يَرَ الَّذِينَ كَفَرُوا أَنَّ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضَ كَانَتَا رَتْقًا
فَفَتَقْنَاهُمَا وَجَعَلْنَا مِنَ الْمَاءِ كُلَّ شَيْءٍ حَيٍّ أَفَلا
يُؤْمِنُونَ)

 


«Şu
küfredenler bilmezler mi ki gökler ve yer, (bir zamanlar) bitişik idi
de, biz onları ayırdık ve bütün
canlı şeyleri sudan yarattık. (Yine de bunlardan ibret
alıp) îman etmezler mi?»

(Enbiyâ:
30)

 

(
أَمَّنْ خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضَ وَأَنْزَلَ لَكُمْ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً
فَأَنْبَتْنَا بِهِ حَدَائِقَ ذَاتَ بَهْجَةٍ مَا كَانَ لَكُمْ أَنْ تُنْبِتُوا
شَجَرَهَا أَئِلَهٌ مَعَ اللَّهِ بَلْ هُمْ قَوْمٌ يَعْدِلُونَ)

 


«”(Onlar
mı daha hayırlıdır) yoksa gökleri ve yeri yaratan ve
sizin için gökten bir su indiren mi?’ İşte biz o su ile sizin
bir ağacını bile bitirmeye gücünüzün yetmediği güzel
bahçeler bitirmişizdir, Allah ile birlikte bir de ilah mı?
Hayır, onlar doğru yoldan sapan bir kavimdir.”»
(Neml: 60)

 

(
خَلَقَ السَّمَوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا وَأَلْقَى فِي الأَرْضِ
رَوَاسِيَ أَنْ تَمِيدَ بِكُمْ وَبَثَّ فِيهَا مِنْ كُلِّ دَابَّةٍ وَأَنْزَلْنَا
مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَأَنْبَتْنَا فِيهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَرِيمٍ)

 


«Gördüğünüz
gibi, gökleri direksiz yaratmış, sizi sarsmasın diye de,
yeryüzüne sabit dağlar atmış ve orada her çeşit
hayvanı yaymıştır. Gökten bir su indirip orada her
güzel çifti bitirmişizdir.»

(Lokman: 10)

 

(
أَلَمْ تَرَوْا أَنَّ اللَّهَ سَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي السَّمَوَاتِ وَمَا فِي
الأَرْضِ وَأَسْبَغَ عَلَيْكُمْ نِعَمَهُ ظَاهِرَةً وَبَاطَِةً وَمِنَ النَّاسِ
مَنْ يُجَادِلُ فِي اللَّهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلا هُدًى وَلا كِتَابٍ مُنِيرٍ)

 


«Hiç
görmüyor musunuz, Allah, göklerde ve yerde olan her şeyi sizin
emrinize vermiş, açık ve gizli bütün nimetlerini size ihsan
etmiş? Buna rağmen insanlar arasında Allah’a karşı
bilgisiz, delilsiz ve aydınlatıcı kitapsız mücadele eden kimseler vardır.»
(Lokman: 20)

 

(
وَمَا يَسْتَوِي الْبَحْرَانِ هَذَا عَذْبٌ فُرَاتٌ سَائِغٌ شَرَابُهُ وَهَذَا
مِلْحٌ أُجَاجٌ وَمِنْ كُلٍّ تَأْكُلُونَ لَحْمًا طَرِيًّا وَتَسْتَخْرِجُونَ
حِلْيَةً تَلْبَسُونَهَا وَتَرَى الْفُلْكَ فِيهِ مَوَاخِرَ لِتَبْتَغُوا مِنْ
فَضْلِهِ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ(12) سورة فاطر

 


«İki
deniz bir değildir: Biri, suyu tatlı, doyurucu ve içimi
kolaydır; diğeri tuzlu ve acıdır. Fakat siz her birinden de
taze bir et yersiniz ve takınacağınız kolyelik süs
eşyası çıkarırsınız. Ayrıca orada gemilerin,
Allah’ın lûtfunu aramak için ve şükredesiniz diye, suyunu yararak gittiğini
görürsün.»
(Fâtir: 12)

( أَلَمْ تَرَ إِلَى رَبِّكَ كَيْفَ مَدَّ الظِّلَّ وَلَوْ شَاءَ لَجَعَلَهُ
سَاكِنًا ثُمَّ جَعَلْنَا الشَّمْسَ عَلَيْهِ دَلِيلا(45)ثُمَّ قَبَضْنَاهُ إِلَيْنَا قَبْضًا
يَسِيرًا(46) وَهُوَ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ اللَّيْلَ
لِبَاسًا وَالنَّوْمَ سُبَاتًا وَجَعَلَ النَّهَارَ نُشُورًا(47)وَهُوَ الَّذِي أَرْسَلَ الرِّيَاحَ بُشْرًا
بَيْنَ يَدَيْ رَحْمَتِهِ وَأَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً طَهُورًا(48)لِنُحْيِيَ بِهِ بَلْدَةً مَيْتًا
وَنُسْقِيَهُ مِمَّا خَلَقْنَا أَنْعَامًا وَأَنَاسِيَّ كَثِيرًا((49)

 


«Görmüyor
musun Rabbın, gölgeyi nasıl uzatıyor; eğer dileseydi
onu sabit kılardı. Sonra güneşi ona delil
kılmışızdır. Sonra da onu kendimize yavaş
yavaş çekmişizdir. Geceyi örtü, uykuyu dinlenme ve gündüzü
de dirilip çalışma zamanı yapan Allah’tır. Rahmetinin
önünden rüzgârları müjdeci olarak gönderen de Allah’tır.
Nitekim gökten, ölü bir beldeye hayat vermek ve
yarattığımız birçok hayvan ve insanı sulamak için
tertemiz bir su indirmişizdir.»
(Lokman: 45-49)

 

( وَهُوَ الَّذِي مَرَجَ
الْبَحْرَيْنِ هَذَا عَذْبٌ فُرَاتٌ وَهَذَا مِلْحٌ أُجَاجٌ وَجَعَلَ بَيْنَهُمَا
بَرْزَخًا وَحِجْرًا مَحْجُورًا(53)وَهُوَ الَّذِي خَلَقَ مِنَ الْمَاءِ بَشَرًا
فَجَعَلَهُ نَسَبًا وَصِهْرًا وَكَانَ رَبُّكَ قَدِيرًا(54) سورة الفرقان

 


«Birinin
suyu son derece tatlı, birinin suyu da son derece tuzlu iki denizi salıveren,
buna rağmen aralarına sanki birbirine
karışmalarını önleyici bir engel koyan
Allah’tır. Sudan bir insan yaratan, sonra da ona soy sop veren de
Allah’tır. Rabbın her şeye kadirdir.»
(Furkan: 53-54)

 

(
وَءايَةٌ لَهُمُ الأَرْضُ الْمَيْتَةُ أَحْيَيْنَاهَا وَأَخْرَجْنَا مِنْهَا
حَبًّا فَمِنْهُ يَأْكُلُونَ(33)وَجَعَلْنَا
فِيهَا جَنَّاتٍ مِنْ نَخِيلٍ وَأَعْنَابٍ وَفَجَّرْنَا فِيهَا مِنَ الْعُيُونِ(34)لِيَأْكُلُوا مِنْ ثَمَرِهِ وَمَا عَمِلَتْهُ
أَيْدِيهِمْ أَفَلا يَشْكُرُونَ(35)سُبْحَانَ
الَّذِي خَلَقَ الأَزْوَاجَ كُلَّهَا مِمَّا تُنْبِتُ الأرْضُ وَمِنْ أَنْفُسِهِمْ
وَمِمَّا لا يَعْلَمُونَ(36)وَءايَةٌ
لَهُمُ اللَّيْلُ نَسْلَخُ مِنْهُ النَّهَارَ فَإِذَا هُمْ مُظْلِمُونَ(37)وَالشَّمْسُ تَجْرِي لِمُسْتَقَرٍّ لَهَا
ذَلِكَ تَقْدِيرُ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ(38) وَالْقَمَرَ قَدَّرْنَاهُ مَنَازِلَ حَتَّى
عَادَ كَالْعُرْجُونِ الْقَدِيمِ(39)لا الشَّمْسُ يَنْبَغِي لَهَا أَنْ تُدْرِكَ
الْقَمَرَ وَلا اللَّيْلُ سَابِقُ النَّهَارِ وَكُلٌّ فِي فَلَكٍ يَسْبَحُونَ(40)وَءايَةٌ لَهُمْ أَنَّا حَمَلْنَا
ذُرِّيَّتَهُمْ فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ(41)وَخَلَقْنَا لَهُمْ مِنْ مِثْلِهِ مَا
يَرْكَبُونَ(42)وَإِنْ نَشَأْ نُغْرِقْهُمْ فَلا صَرِيخَ
لَهُمْ وَلا هُمْ يُنْقَذُونَ(43)إِلا
رَحْمَةً مِنَّا وَمَتَاعًا إِلَى حِينٍ(44) سورة يس

 


«İşte,
ölü yeryüzü onlar için bir delildir: Onu diriltir ve oradan bir takım
hububat çıkarırız da ondan yerler. Ayrıca orada,
meyvelerinden ve ellerinin yetiştirdiklerinden yemeleri için hurma ve üzüm
bahçeleri yaratmış ve içlerinde pınarlar
fışkırtmışızdır. Yine de
şükretmeyecekler mi? Yerin yetiştirdiklerinden, kendilerinden ve
daha bilmedikleri şeylerden bütün çiftleri yaratan Allah, noksan
sıfatlardan münezzehtir. Gece de onlar için bir delildir. Gündüzü
ondan sıyırıp alırız da karanlık içinde
kalıverirler. Güneş, kendine âit bir yer çevresinde akar gider.
Bu, dâima gâlib olan ve her şeyi hakkıyle bilen Allah’ın
takdiridir. Aya da, eski hurma salkımının eğri
dalı haline gelinceye kadar konaklar tayın etmişizdir. Ne
güneşin aya yetişip onunla birleşmesi mümkündür, ne de gecenin
gündüzü geçmesi. Hepsi de bir yörüngede yüzerler. Zürriyetlerini dolu
gemide taşımamız ve kendileri için onun gibi, bindikleri nice
şeyler yaratmamız da onlar için bir âyettir. Dilesek,
onları suda boğarız da, ne kendileri için bir koruyucu bulunur;
ne de kendileri kurtulabilirler. Ancak bizden bir rahmet ve bir süreye
kadar da yaşatma olmak üzere onları koruruz.»
(Yasin: 33-44)

 

(
فَسُبْحَانَ اللَّهِ حِينَ تُمْسُونَ وَحِينَ تُصْبِحُونَ(17) وَلَهُ الْحَمْدُ فِي السَّمَوَاتِ
وَالأَرْضِ وَعَشِيًّا وَحِينَ تُظْهِرُونَ(18) يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ
وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ وَيُحْيِي الأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا
وَكَذَلِكَ تُخْرَجُونَ (19)
وَمِنْ ءايَاتِهِ أَنْ خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ إِذَا أَنْتُمْ بَشَرٌ
تَنْتَشِرُونَ(20) وَمِنْ ءايَاتِهِ أَنْ خَلَقَ لَكُمْ مِنْ
أَنْفُسِكُمْ أَزْوَاجًا لِتَسْكُنُوا إِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُمْ مَوَدَّةً
وَرَحْمَةً إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ(21) وَمِنْ ءايَاتِهِ خَلْقُ السَّمَوَاتِ
وَالأَرْضِ وَاخْتِلَافُ أَلْسِنَتِكُمْ وَأَلْوَانِكُمْ إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَاتٍ
لِلْعَالِمِينَ(22)
وَمِنْ ءايَاتِهِ مَنَامُكُمْ بِاللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَابْتِغَاؤُكُمْ مِنْ
فَضْلِهِ إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَاتٍ لِقَوْمٍ يَسْمَعُونَ(23) وَمِنْ ءايَاتِهِ يُرِيكُمُ الْبَرْقَ
خَوْفًا وَطَمَعًا وَيُنَزِّلُ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَيُحْيِي بِهِ الأَرْضَ
بَعْدَ مَوْتِهَا إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ(24) وَمِنْ ءايَاتِهِ أَنْ تَقُومَ السَّمَاءُ
وَالأَرْضُ بِأَمْرِهِ ثُمَّ إِذَا دَعَاكُمْ دَعْوَةً مِنَ الأَرْضِ إِذَا
أَنْتُمْ تخْرُجُونَ(25)
وَلَهُ مَنْ فِي السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ كُلٌّ لَهُ قَانِتُونَ(26) وَهُوَ الَّذِي يَبْدَأُ الْخَلْقَ ثُمَّ
يُعِيدُهُ وَهُوَ أَهْوَنُ عَلَيْهِ وَلَهُ الْمَثَلُ الأَعْلَى فِي السَّمَوَاتِ
وَالأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ (27) سورة الروم

 


«Akşamı
ettiğiniz ve sabaha erdiğiniz vakitlerde Allah’ı tesbih edin.
Göklerde ve yerde, yatsı vaktinde ve öğleye
eriştiğinizde hamd O’na mahsustur. O,
ölüden diriyi çıkarır; diriden de ölüyü çıkarır.
Ölümünden sonra da yeryüzüne hayat verir, işte siz de böyle
çıkarılacaksınız. Sizi topraktan yaratması, O’nun
(kudretinin) delillerindendir. Sonra siz, birer insan olur, yeryüzünde
yayılırsınız. Size, kendi nefsinizden, kendisiyle
huzura kavuşabileceğiniz eşler yaratıp aranıza sevgi
ve merhamet koyması da O’nun delillerindendir. Bunda, hiç şüphesiz
düşünen kimseler için ibretler vardır. Keza gökleri ve yeri
yaratması, dillerinizin ve renklerinizin farklılığı da
O’nun âyetlerindendir. Bunda da, şüphesiz âlimler için ibretler
vardır. Geceleyin uyumanız, gündüzün O’nun lutfundan
rızık aramanız da O’nun delillerindendir.
Bunda da, şüphesiz dinleyen kimseler için ibretler vardır. Size
korku ve ümid veren şimşeği
göstermesi, gökten su indirmesi, bu su ile ölümünden sonra
yeryüzüne hayat vermesi, hep O’nun delillerindendir. Aklını kullanan
kimseler için bunlarda da ibretler vardır. O’nun emriyle
göğün ve yerin ayakta durması da keza O’nun (kudretinin)
delillerindendir. Sonra sizi kabirlerinizden bir defa çağırdı
mı, hemen çıkar gelirsiniz. Göklerde ve yerde olan herkes
O’nundur; hepsi O’na boyun eğmiştir. Mahlûkatı ilk defa
yaratan, ölümünden sonra onu tekrar var edecek
olan O’dur. Bu, O’na daha kolaydır. Göklerde ve yerde en yüksek
sıfatlar O’nundur. O, dâima gâlibtir; hikmet sahibidir.»

(Rûm: 17-27)

 

(
أَمَّنْ خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضَ وَأَنْزَلَ لَكُمْ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً
فَأَنْبَتْنَا بِهِ حَدَائِقَ ذَاتَ بَهْجَةٍ مَا كَانَ لَكُمْ أَنْ تُنْبِتُوا
شَجَرَهَا أَئِلَهٌ مََ اللَّهِ بَلْ هُمْ قَوْمٌ يَعْدِلُونَ(60) أَمَّنْ جَعَلَ الأَرْضَ قَرَارًا وَجَعَلَ
خِلالَهَا أَنْهَارًا وَجَعَلَ لَهَا رَوَاسِيَ وَجَعَلَ بَيْنَ الْبَحْرَيْنِ
حَاجِزًا أَئِلَهٌ مَعَ اللَّهِ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لا يَعْلَمُونَ(61) أَمَّنْ يُجِيبُ الْمُضْطَرَّ إِذَا دَعَاهُ
وَيَكْشِفُ السُّوءَ وَيَجْعَلُكُمْ خُلَفَاءَ الأَرْضِ أَئِلَهٌ مَعَ اللَّهِ
قَلِيلا مَا تَذَكَّرُونَ(62)
أَمَّنْ يَهْدِيكُمْ فِي ظُلُمَاتِ الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَمَنْ يُرْسِلُ
الرِّيَاحَ بُشْرًا بَيْنَ يَدَيْ رَحْمَتِهِ أَإلَهٌ مَعَ اللَّهِ تَعَالَى
اللَّهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ(63)
أَمَّنْ يَبْدَأُ الْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ وَمَنْ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَاءِ
وَالأَرْضِ أَئِلَهٌ مَعَ اللَّهِ قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ
صَادِقِينَ(64) قُلْ لا يَعْلَمُ مَنْ فِي السَّمَوَاتِ
وَالأَرْضِ الْغَيْبَ إِلا اللَّهُ وَمَا يَشْعُرُونَ أَيَّانَ يُبْعَثُونَ(65) سورة النمل

 


«”(Onlar
mı daha hayırlıdır) yoksa gökleri ve yeri yaratan ve
sizin için gökten bir su indiren mi?” İşte biz o su ile
sizin bir ağacını bile bitirmeye gücünüzün yetmediği güzel
bahçeler bitirmişizdir, Allah ile birlikte bir de ilah mı? Hayır,
onlar doğru yoldan sapan bir kavimdir.”  (Onlar mı daha hayırlıdır,)
yoksa yeryüzünü karargâh yapan, aralarına ırmaklar koyan, üzerine
sabit dağlar diken ve iki deniz arasına bir engel koyan mı?
Allah ile birlikte bir de ilâh mı? Hayır, onların çoğu
bilmiyorlar. “(Onlar mı daha hayırlıdır) yoksa
kendisine duâ ettiği zaman, darda kalana yardım eden,
sıkıntıyı gideren ve sizi yeryüzünün halîfeleri yapan
mı? Allah ile birlikte bir de ilâh mı? Ne kadar az
düşünüyorsunuz? (Onlar mı daha hayırlıdır) yoksa
karanın ve denizin karanlıklarında size yol gösteren ve
rahmetinin önünden rüzgârları bir müjdeci olarak gönderen mi?
Allah ile birlikte bir de ilâh mı? Allah, sizin ortak koştuğunuz
şeylerden çok yücedir. (Onlar mı daha hayırlıdır)
yoksa mahlûkatı yaratan, sonra onu iade edecek olan ve size hem
gökten, hem de yerden rızık veren mi?
Allah ile birlikte bir de ilâh mı? (Ey Muhammed! Onlara) de ki:
“Eğer söylediklerinizde doğru iseniz, delilinizi
getirin” Yine de ki: “Göklerde ve yerde Allah’tan
başka hiç kimse gaybı bilmez. Ne zaman
diriltileceklerinin de farkına varmazlar.”»
(Neml: 60-65)

 

Bu
apaçık âyetlerde sorunun cevabı vardır. Biz seni,
Müslümanların yoluna uymaya ve Allah’ın âlemler için razı
olduğu İslam dinine girmene davet ediyoruz. Allah’ın
selamı, hidayete tabi olanlara olsun.