Benim sorum, göz değmesi hakkındadır. Bir kimse, karısına güzel olduğunu söylerse, “Mâşâallah” demesi gerekir mi? Yoksa bu aşırılık mı sayılmaktadır?

Hamd, Allah Teâlâ’yadır.

Birincisi:

Göz değmesi (nazar), haktır.

Nitekim Abdullah b. Abbas’tan -Allah ondan
râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, Rasûlullah -sallallahu
aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

(( اَلْعَيْنُ حَقٌّ، وَلَوْ كَانَ شَيْءٌ سَابَقَ الْقَدَرَ سَبَقَتْهُ
الْعَيْنُ. )) رواه مسلم

“Nazar (öz
değmesi) haktır. Eğer kaderi geçecek bir şey
olsaydı (kaderin vuku bulmasından önce onu yok etmek ve
ortadan kaldırmak mümkün olsaydı), onu nazar geçerdi. (Fakat
nazar, kaderi geçemez.)” (Müslim; hadis no: 2188).

İkincisi:

Göz
değmesi (nazar), çoğunlukla hasetçinin nazar etmesiyle olur.

Nitekim İbn-i Kayyim -Allah ona rahmet etsin-
bu konuda şöyle demiştir:

“Her nazar eden (göz değdiren),
hasetçidir.
Fakat her hasetçi, nazar eden (göz değdiren) değildir.
..”

İbn-i Kayyim devamla şöyle
demiştir:

Bu kelimenin (nazarın) aslı,
bir şeye bakan kimsenin o şeyden hoşlanması ve o şeyi
beğenmesi, sonra da kötü nefsine uyarak nazar ettiği şeye
zehirini geçirmesi için bakışından yardım istemesidir. Bir
kimse, kendi kendine nazar edebilir. Kendi irâdesi olmadan da nazar edebilir, hatta
kendi tabiatı ile kendine nazar edebilir. İşte bu, insan
tarafından olan nazarın en kötüsüdür. Nitekim
arkadaşlarımız ve diğer fakihler bu konuda şöyle
demişlerdir: Devlet başkanı (yönetici), nazar etmek
(göz değdirmekle) bilinen ve tanınan bir kimsenin hapsedilmesine
ve ölünceye kadar da hapiste kalmasına hükmeder. Bu, kesinlikle doğru
olan hükümdür.”
(Zâdu’l-Meâd; c:
4, s: 167).

Buna
göre Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘den şu hadis gelmiştir:

((أَعُوذُ بِكَلِمَـاتِ اللهِ التَّامَّةِ مِنْ كُلِّ
شَيْطَانٍ وَهَامَّةٍ، وَمِنْ كُلِّ عَيْنٍ لامَّةٍ.)) رواه البخاري

“Her türlü şeytandan, (yılan ve akrep gibi) zehirli hayvandan ve nazar eden gözden,
Allah’ın noksansız sözlerine (isimlerine, sıfatlarına
ve Kur’an âyetlerine) sığınırım.” (Buhârî;
hadis no: 3191. Hadisi, İbn-i Abbas -Allah ondan râzı olsun- rivâyet
etmiştir.)

Üçüncüsü:

Râcih (tercih edilen) görüşe göre nazar (göz
değmesi), nazar eden hasetçiden vukû bulduğu gibi, hasetçi olmayan
kimsenin bir şeyi beğenmesi ve ondan hoşlanmasıyla de nazar
vukû bulabilir.

Nitekim şu hadis bunu göstermektedir:

(( إِذَا رَأَى
أَحَدُكُمْ مِنْ نَفْسِهِ أَوْ مِنْ مَالِهِ أَوْ مِنْ أَخِيهِ مَا يُعْجِبُهُ
فَلْيَدْعُ لَهُ بِالْبَرَكَةِ؛ فَإِنَّ الْعَيْنَ حَقٌّ.))
رواه ابن السني في عمل اليوم والليلة والحاكم وصححه الألباني في الكلم الطيب

“Sizden biriniz, kendisinde
veya malında veyahut da dîn kardeşinde hoşuna giden (beğendiği) bir şey gördüğü
zaman, mübârek (bereketli) olması için ona duâ etsin. Çünkü
göz değmesi (nazar), haktır.”(İbn-i Sünnî;
‘Amelu’l-Yevmi ve’l-Leyle’; s: 168. Hâkim; c:4, s: 216. Elbâni de
‘el-Kelimu’t-Tayyib’; s: 234’de hadisin sahih olduğunu belirtmiştir.)

Bu hadis, bir kimsenin kendi kendine veya malına nazar
edebileceğini -ki hiç kimse kendisine haset etmez-
açıklamaktadır. Bu sebeple bir kimse kendini beğenmesiyle kendi
kendine nazar edebildiğine göre, hanımına nasıl nazar
etmesin?

İbn-i Kayyim -Allah ona rahmet etsin-
şöyle demiştir:

“Bir kimse, kendine nazar edebilir…”
(Zâdu’l-Meâd; c: 4, s: 167).

Dördüncüsü:

Bir kimse, hanımına bakması, onun güzelliğinin
kendisinin dikkatini çekmesi ve onu beğenmesiyle, ona nazar edebilir. Hatta
ona: ‘Sen çok güzelsin’ demese bile ona nazar edebilir. Fakat onu böyle
gördüğünde şöyle demesi müstehaptır:
“Allahım!
Onu mübârek eyle!”

Ebu
Ümâme b. Sehl b. Huneyf, babasından (Sehl b. Huneyf) -Allah ondan ve
babasından râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, o
şöyle demiştir:

(( أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ خَرَجَ
وَسَارُوا مَعَهُ نَحْوَ مَكَّةَ حَتَّى إِذَا كَانُوا بِشِعْبِ الْـخَزَّارِ مِنْ
الْـجُحْفَةِ، اغْتَسَلَ سَهْلُ بْنُ حُنَيْفٍ وَكَانَ رَجُلا أَبْيَضَ حَسَنَ
الْـجِسْمِ وَالْـجِلْدِ فَنَظَرَ إِلَيْهِ عَامِرُ بْنُ رَبِيعَةَ أَخُو بَنِي
عَدِيِّ بْنِ كَعْبٍ وَهُوَ يَغْتَسِلُ، فَقَالَ: مَا رَأَيْتُ كَالْيَوْمِ وَلا
جِلْدَ مُـخَبَّأَةٍ، فَلُبِطَ سَهْلٌ، فَأُتِيَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ
عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَقِيلَ لَهُ: يَا رَسُولَ اللهِ! هَلْ لَكَ فِي سَهْلٍ؟
وَاللهِ مَا يَرْفَعُ رَأْسَهُ وَمَا يُفِيقُ. قَالَ: هَلْ تَتَّهِمُونَ فِيهِ
مِنْ أَحَدٍ؟ قَالُوا: نَظَرَ إِلَيْهِ عَامِرُ بْنُ رَبِيعَةَ. فَدَعَا رَسُولُ
اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَامِرًا فَتَغَيَّظَ عَلَيْهِ، وَقَالَ:
عَلَامَ يَقْتُلُ أَحَدُكُمْ أَخَاهُ؟ هَلا إِذَا رَأَيْتَ مَا يُعْجِبُكَ بَرَّكْتَ،
ثُمَّ قَالَ لَهُ: اغْتَسِلْ لَهُ، فَغَسَلَ وَجْهَهُ وَيَدَيْهِ وَمِرْفَقَيْهِ
وَرُكْبَتَيْهِ وَأَطْرَافَ رِجْلَيْهِ وَدَاخِلَةَ إِزَارِهِ فِي قَدَحٍ، ثُمَّ
صُبَّ ذَلِكَ الْـمَـاءُ عَلَيْهِ يَصُبُّهُ رَجُلٌ عَلَى رَأْسِهِ وَظَهْرِهِ
مِنْ خَلْفِهِ يُكْفِئُ الْقَدَحَ وَرَاءَهُ، فَفَعَلَ بِهِ ذَلِكَ فَرَاحَ سَهْلٌ
مَعَ النَّاسِ لَيْسَ بِهِ بَأْسٌ )) رواه أحمد ومالك
والنسائي وابن حبان صححه الألباني في المشكاة

 “Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-
(Medine’den)
Mekke’ye doğru yola çıktığında sahâbe de Cuhfe
yakınlarındaki Hazzâr denilen yere varıncaya kadar onunla
birlikte yürüdüler. (Oraya vardıklarında) Sehl b. Huneyf (üzerindeki
cübbeyi çıkarıp) yıkanmaya başladı. Sehl, bembeyaz
bir tene ve güzel görünüşlü bir cilde sahipti. Sehl
yıkanırken o sırada Adiy b. Ka’b oğulları kabilesinden
Âmir b. Rabia ona baktı ve:

– Bugünkü
gibi bir manzarayı ve böylesine ancak çadıra çekilmiş
bâkire kızda bulunabilen bir teni hiç görmedim, dedi.

Bunun
üzerine Sehl hemen orada çarpılmış gibi yere yıkılıp
kaldı.    

Onu alıp
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in
bulunduğu yere götürdüler.

Sahâbe: Ey
Allah’ın elçisi! Sehl’e bakar mısın? Allah’a yemîn olsun ki
başını kaldıramıyor ve kendine gelemiyor, dediler.

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu ki:

– Onunla
ilgili olarak herhangi birisini itham ediyor musunuz (kimden şüphe
ediyorsunuz)?

Sahâbe: Ona,
Âmir b. Rabia bakmıştı, dediler.

Bunun
üzerine Rasûlullah -sallallahu
aleyhi ve sellem- Âmir b. Rabia’yı çağırdı ve
onu azarlayarak şöyle buyurdu:

– Sizden
biriniz niçin dîn kardeşini öldürüyor? Dîn kardeşinde
beğendiğin ve hoşuna giden bir şey gördüğün zaman
ona, mübarek olması için duâ etseydin ya!  (yani Mâşallah, Bârakallah gibi
sözler söyleseydin ya!).

Daha sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Âmir
b. Rabia’ya:

– Onun
(Sehl)
için yıkan, buyurdu.

Bunun
üzerine Âmir b. Rabia, bir kabın içinde yüzünü, ellerini,
dirseklerini, dizlerini, ayak parmaklarını ve izarının
içini yıkadı.Sonra bu su, Sehl b. Huneyf’in arkasından
başının üzerine döküldü. Ardından Sehl hemen
iyileşiverdi ve sanki kendisinde hiçbir şey yokmuş gibi
insanlarla birlikte yola çıktı.” (İmam Ahmed;
hadis no: 15550. İmam Mâlik; hadis no: 1811. Nesâî ve İbn-i Hibbân. Elbânî
de ‘Mişkâtu’l-Mesâbîh; hadis no:4562’de hadisin sahih olduğunu
belirtmiştir.)

Beşincisi:

Bazı
insanlar, bir şeyi beğendikleri zaman “Mâşâallah lâ kuvvete illâ billah”
demekte ve Kehf Sûresindeki âyet ile bir hadisi
delil göstermektedirler.

Delil gösterdikleri Kehf Sûresindeki âyet
şudur:

(( وَلَوْلا إِذْ دَخَلْتَ
جَنَّتَكَ قُلْتَ مَا شَاء اللهُ لا قُوَّةَ إِلا بِاللهِ…)) [سورة الكهف من الآية: 39]

“Bağına girdiğinde

(ve
bağını beğendiğinde Allah’a hamd edip)
şöyle deseydin ya: ‘Maşaallah! (Allah, bunu benim için
dilemiş ve yapmış!) Allah’tan başka (bunu elde etmemi
sağlayacak) hiçbir güç ve kuvvet sahibi yoktur.” (Kehf Sûresi:
39)

Bu âyetin
delil olarak gösterilmesi doğru değildir. Çünkü hasedin
konuyla bir ilgisi yoktur. Allah Teâlâ, (âyette geçen adamın)
bağını, inkârı ve haddi aşması sebebiyle yok
etmiştir.

Delil gösterdikleri hadise gelince, Enes b.
Mâlik’ten -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre,
Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle
buyurmuştur:

(( مَنْ رَأَى شَيْئًا
فَأَعْجَبَهُ فَقَالَ : مَا شَاءَ اللَّه لا قُوَّة إِلا بِاَللَّهِ , لَمْ تُصِبْهُ
الْعَيْنُ.))

“Kim, hoşuna giden (beğendiği) bir
şey gördüğü zaman, ‘Mâşâallah! Lâ kuvvete illâ billah’ derse,
o şeye göz (nazar) değmez.”

Hadis, çok
zayıftır.

Heysemî -Allah ona rahmet etsin- bu konuda şöyle
demiştir:

“Bezzâr, Ebu Bekr el-Huzelî’den rivâyet
etmiş olup hadis çok zayıftır.”
(Mecme’u’z-Zevâid; c: 5, s: 21).

Allah Teâlâ en iyi bilendir.