(4156) nolu sorunun ikinci bendine verdiğiniz cevaba göre, o zaman Kur’an’ın tamamını öğrenmeye gerek yok veya hatta, Ramazan ayında (ve başka zamanlarda) okunmasına da gerek yok!Her neye ihtiyaç duyarsan, İhlas Sûresi’ni okuyorsun (o kadar)!. İhlas Sûresi’nin, Kur’an’ın üçte birine denk oması konusunda yanılıyor olmalısınız! Ancak daha da hayret verici olanı, üç defa İhlas Sûresi okunduğu zaman Kur’an’ın tamamını okuma bereketi kazandığına inanmaktır. Eğer öyle (olacak) olsaydı, Kur’an’ın tamamını okumanın herhangi bir faydası olmazdı?
Hamd, yalnıza Allah’adır.
Birincisi:
Öncelikle, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’den sabit olan ve
içinde; “Kul huvellahu ehad Sûresi, Kur’an’ın üçte birine eşittir.”
ibaresi geçen bazı hadis-i şerifler şunlardır:
Buhârî’nin, (6643) numara ile Ebu Saîd’den -Allah ondan râzı
olsun- rivâyet ettiğine göre; bir adam, bir başka adamın “Kul Huvellahu
ehad”i okuduğunu ve devamlı tekrar ettiğini işitmişti. Sabah olduğunda
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’e geldi ve durumu ona iletti. Adam
sanki az görebiliyordu.
Rasûlullah -sallallahu
aleyhi ve sellem-
buyurdu ki:
“Nefsim elinde olan Allah’a yemin olsun ki; bu,
(İhlas Sûresi) Kur’an’ın üçte birine
denktir.”
Müslim de, (811) numara ile, Ebu’d-Derdâ -Allah ondan râzı
olsun- yoluyla Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’den rivâyet ettiği
bir hadiste şöyle buyurmuştur:
“Sizden birinizin, bir gecede Kur’an’ın üçte birini okumaya
gücü yetmezmi?
Onlar da: Nasıl yani üçte birini okumak? Dediler.
Dedi ki: Kul huvellahu ehad, Kur’an’ın üçte birine denktir.”
Yine Müslim’in (812) numara ile Ebu Hureyre’den rivâet ettiği
bir hadiste şöyle demiştir:
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
“Toplanınız! Ben size Kur’an’ın üçte birini okuyacağım.”
Bunu duyan gelip toplandılar. Sonra
Rasûlullah -sallallahu
aleyhi ve sellem-
çıkıp,
قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ
“De ki O Allah birdir” okudu ve (dönüp odasına) girdi.
Bazımız, bazımıza: ‘Bence, bu, kendisine gökyüzünden (Allah’tan) gelen bir
haberdir.Onu içeri girdiren de budur, dedik. Sonra
Rasûlullah -sallallahu
aleyhi ve sellem-çıkageldi
ve dedi ki:
“Size
Kur’an’ın üçte birini okuyacağım dedim, işte bu Kur’an’ın üçte birine
denktir”.
İkincisi:
Allah’ın lütfu geniştir. Allah Teâlâ, bu ümmete lütufta bulunmuş ve kısacık
ömrüne karşılık, yaptığı basit iyilikler için büyük ecirler vermiştir.
Şaşılacak olanı ise; bazı insanların, bu durumu daha çok hayır, daha fazla
gayret etmek konusunda fırsat bilmesi gerekirken, ibâdet ve taatlerin edası
konusunda, tembelliğe düşülmesi veya bu sevap ve faziletlerden
uzaklaşmalarıdır…
Hadisin
manasına gelince: “Cezâ” ve “iczâ” arasındaki fark
“Ceza”=”karşılık” ve “icza”=”yerine geçmek/sayılmak”
kelimeleri arasında fark vardır. Soruyu soran kardeşimizin düştüğü yanlış,
bu farkı ayırt edememiş olmasından kaynaklanmaktadır.
Ceza:Yani
karşılık;Allah Teâlâ’nın, ibâdetler mukabilinde vermiş olduğu sevaplardır.
İczâ
ise: Başkasının (yerini) almayan,fakat onun kadar sevaba hâiz olan demektir.
Kul huvellahu ehad
sûresini okumanın, karşılık olarak, Kur’an’ın üçte biri kadar sevabı vardır.
Ancak, Kur’an’ın üçte birini okumayla aynı/eşit değildir.
Mesela,
Kur’an’ın üçte birini okumayı adayan bir kimse,
Kul
huvellahu ehad,
sûresini okuyarak bu adağını yerine getirmiş sayılmaz. Çünkü İhlâs Sûresi,
sevap ve karşılık bakımından Kur’an’ın üçte birine denktir. Fakat Kur’an’ın
üçte birini okumanın karşılığına, onun yerine geçme gibi bir özelliğe haiz
değildir.
Bunun
gibi, üç defa okunması halinde de durum değişmez. Bir kimse, namazında üç
defa İhlâs Sûresi okursa, bu bir Fatiha yerine geçmez. Yani, üç ihlâs
okumak, (içinde Fatihanın da bulunduğu) Kur’an’ın tamamını okumuş olma
sevabı kazandırmasına rağmen, bu Fatiha’nın okunması gerekliliğini ortadan
kaldırmaz!.
Yine,
şer’i (meselelerde de) bunun benzeri söz konusudur. Şari’in (Allah -azze ve
celle-’nin) Mekke-i Mükerreme’de Harem-i Şerifte kılınan bir vakit namazın
sahibine vereceği sevap yüz bin namaz sevabıdır.Herhangi bir kimsenin; Allah
Teâlâ’nın bu Rabbani mükâfatını: “Nasıl olsa, yüz bin namaz sevabına eş
değer olan bir namaz kıldım, artık benim on yıllar boyunca namaz kılamama
gerek yoktur! şeklinde anlaması mümkün müdür?
Zira
bu, “ceza”, yani karşılık ve sevap bakımındandır, fakat “icza” yani yerine
geçme/onun yerini tutması başka bir şeydir.
Sonra,
İlim ehlinden herhangi biri; “bizim Kur’an’(ın tamamını) okumamıza gerek
yoktur.Onun yerine
Kul
huvellahu ehad
Sûresini
(okumak) yeterlidir” dememiştir; burada âlimlerin sözlerinden doğru olanı
şudur: Evet, bu sûre, faziletli bir sûedir. Çünkü Kur’an-ı
Kerim, üç bölüm olarak indirilmiştir:
Üçte biri, ahkam; üçte biri korkutma ve umut aşılama
(ceza-sevap), üçte biri de, (Allah Teâlâ’nın) İsim ve sıfatları…
Bu (ihlas) sûre, (Allah’ın) isim ve sıfatları/nı (bünyesinde)
toplamıştır… (Ebu’l-Abbas ibn Sureyc’in sözü bu şekildedir. Şeyhul-İslam
İbn-i Teymiyye’de “Mecmu’ul-Fetava” sında (17/103) bu görüşü
desteklemektedir.)
Müslüman, bundan başka iki konuyu (daha) anlamayı
ihmal edemez. Bunlar va’d (Allah’ın lütuf ve keremi) ahkamı ve vaîd
(Allah’ın adaleti)’ın ahkamı. Bir mü’minin bunları anlaması için, Allah’ın
kitabı (Kur’an’ın) tamamını incelemesi lazım gelir. Sadece “Samed” (İhlas)
sûresini inceleyerek bu konuları anlamak mümkün değildir.
Şeyhul-İslâm İbn-i Teymiyye -Allah ona rahmet
etsin- şöyle demiştir:
“Sevab’ın çeşitli türleri vardır. Tıpkı,
mallar’ın; yiyecek, içecek, giyecek, barınak, nakit paralar vb türleri
olduğu gibi.Bir insan, bu malların her hangi bir türünden -bin dinarlık- bir
kısmına sahip olsa -mesela- bu durum, diğer tür mallardan edinmemesini
gerektirmez. Aksine, yiyecek maddesine sahip olan bir kişinin aynı zamanda
giyeceğe, barınmaya ve diğer başka (şeylere de) ihtiyacı olacaktır. Yine,
malının türü nakit olmayanın ise, diğerlerine de ihtiyacı olacaktır. Yanında
nakitten başka hiçbir şeyi yoksa, o zaman da türlerine ve faydalarına
ihtiyaç hissettiği bütün çeşitlere ihtiyacı olacaktır.
Fatiha suresinde bir çok faydalar vardır: sena (övgü),
insanların ihtiyaç duydukları, ve fakat bu konuda ihlas suresinin yerini
tutamıyacağı dua (bunlardan sadece ikisidir). Ne kadar mükafaatı büyük olsa
da, (kul huvellahu ahad) fatiha ile beraber okunduğunda, şüphesiz daha fazla
faydalı olacaktır. Bu yüzden, bir kimse, Fatiha’yı okumadan sadece ihlas
(suresi) ile namaz kılmış olsa,namazı doğru olmaz.Hatta, fatiha okumaksızın,
Kur’an’ın tamamını bile okusa, namazı makbul olmaz. Çünkü Fatiha’nın
manaları, kullar için olmazsa olmaz kabilinden asli ihtiyaçlar
barındırmaktadır. “
(Mecmu’ul-Fetâvâ; c: 17, s:131).
Yine -Allah ona rahmet etsin- şöyle demiştir:
“Tevhid (Allah’ın birliği inancı), her şeyden daha önemli
olmakla beraber, insanların, Kur’an’daki emir, yasak ve kıssalara da
ihtiyaçları vardır. İnsan, kendisine emredilen ve yasaklanan fiilleri bilme
ihtiyacı duyduğunda veya kendisine nelerin buyrulacağı ve kıssa, lütuf ve
adaletle ilgili neleri dikkate alması gerektiği ihtiyacını duyduğunda bu
ihtiyacını başka (şeylerle) karşılayamaz.Bu (ihtiyacı) tevhid’de karşılamaz.
Kıssalar, emir ve yasakların; emir ve yasaklar da, kıssaların yerini
tutamaz. Bilakis, Allah ne indirdiyse, insanların ona ihtiyacı vardır ve
ondan faydalanırlar.
İnsanların Kul huvellahu ehad
sûresi okumakla kazanacakları sevap, Kur’an’ın üçte birini okuma sevabıdır.
Ancak bu sevabın, Kur’an’ın geri kalan kısmından hâsıl olan sevabın cinsiyle
aynı olması gerekmez. Emir ve yasaklar ile kıssaların (okunmasından)
kazanılacak sevap türlerine de ihtiyaç vardır.
Kul
huvellahu ehad
sûresi, bunların yerini tutamaz ve yerine de geçemez.”
Sonra
Yine
-Allah ona rahmet etsin-
sözüne
şöyle devam etmektedir:
“Kur’an’ın geri kalan kısmını okumakla elde edilen bilgi ve deneyimler,
yalnızca bu sûreyi okuyarak elde edilemez.Bu bakımdan, Kur’an’ın tamamını
okumak, sevap çeşitliliği olarak da üç defa (ihlâs) okumaktan daha
makbuldür. Üç defa {Kul huvellahu ehad} okuyan kimse için (söz konusu üçte
bir miktarınca sevap) hâsıl olacaktır. Ancak sevabın cinsi bir tek çeşit
olacağından, kulun gereksinim duyacağı (diğer sevap) çeşitlerinden yoksun
olacaktır.Tıpkı elinde üç bin dinar parası olan kimseyle; yiyecek, giyecek
ve barınak imkânına ve aynı zamanda da üçbin dinar nakite sahip olan kişinin
durumu gibi. Birinin elinde ihtiyacı olan her şey varken, diğeri -elinde
bulunan nakit, tüm ihtiyaçlarını karşılayacak miktarda olsa dahi- elinde
bulunmayanların muhtacıdır. Yine benzer bir durum; elinde, en değerlisinden,
üçbin dinar karşılığı yiyecek (malzemesi) bulunsa, yine de giyecek, barınma
imkânı ve kendisine zarar verecek şeylerden korunmak için ilaç ve güvenlik
araçları gibi, -yiyecek malzemesinin, yerine geçemeyecek- şeylere de
ihtiyacı olacaktır.”
(Mecmu’ul-Fetâvâ; c: 17, s: 137-139).
Allah Teâlâ en iyi bilendir.
