Uluslar arası insan hakları örgütleri eşitlik ve adalete, ırkı, rengi, türü nedeniyle insanlara zulüm ve düşmanlık yapmanın yasaklanmasına ve diğer yüce değerlere davet ediyor.. Onlarla yardımlaşmakta bir engel var mı? Eğer varsa: bu yüce değerlerin üzerine bir itiraz mı var?

Bütün övgüler
Allah’adır.

Birincisi:

Müslüman bir kişiye
düşen Avrupa ve batı eğilimli “İnsan Hakları”
adıyla bilinen örgütlere aldanmamalı. Onlar dış
görünüş olarak mustazafların yardımına,
gözaltı merkezleri ve cezaevlerinde insan şerefini düşüren.
İşkenceye karşı duran örgütler gibi durmaktadır.
Hepsine bakıldığında iyi durumlar olduğudur. Ancak
onları başka görevleri vardır. Bu süreçle birlikte aile
yıkımını gerçekleştiren prensiplerle hareket
etmektedir. İslam’a ve peygamberimize ve diğer Peygamberlere vurmak
için alan açmaktadır. Mürted olanın öldürülmesine, zina edene
had uygulanmasına, hırsızlık edenin elinin kesilmesine
karar veren şer’i hükümleri- kanun açısından, az veya nadir
olmasına rağmen tatbiki açısından karalamak istemektedir.
Bu örgütler aynı zamanda kadının velisi kararıyla
evlenmesine, kadının örtünme emrine, karma olma durumunu
yasaklamasına ve diğer prensipleri ilgilendiren şer’i ahkâma
savaş açmaktadır.  Bunu da
insanın bu şer’i yükümlülüklerden kurtulması, insanın
yaptıklarında hiçbir faziletli inanca veya yüce şeriatın
ahkâmına bağlı kalmadan özgür olması şeklinde
gerçekleştirmektir.

Bu örgütlerin
özetle çağırdığı: insan ahlakı
sapıklıktan istediğini yapmalıdır. Homoseksüeller,
lezbiyenler ve travestiler, sapık dinler yanında yer alırlar.
İnsanın dinlerden istediğini inkâr etmesinin hakkı
olduğunu telkin ederler. Peygamberlerle ilgili yorum da olsa
görüşünü korkusuzca ve patavatlı bir biçimde
açıklamalıdır. Aynı şekilde kadının
babanın, kocanın ve dinin kurallarından kurtulmasına
yardımcı olmaktadırlar.

İşte insan
hakları hakkında uluslararası açıklamanın
dayandığı bazı maddeler bunlardır. 10.12.1982
yılında Birleşmiş Milletlerin
kararlaştırdığı durumları kendi sitelerinden
naklettik:

1-                     

Madde 2:

“Bu açıklamada
adı geçen özgürlükler ve bütün haklardan her insanın kullanma
hakkı vardır. Bu durum, hiçbir uyruğu ayırt etmeksizin,
özellikle de ırk, renk, uyruk, dil, din, siyasi ve siyasi olmayan
görüş, asli vatan, sosyal, servet, doğum veya herhangi bir durum
nedeniyle ayrım yapılmayacaktır. Bitti.

Madde 18:

Her şahsın
düşünce, vicdan ve din hürriyeti hakkı vardır. Bu hak
şunları kapsar: dinini veya inancını değiştirmede
hürriyeti, dinini veya inancını ibadetle, şiarlarını,
pratiğini, eğitimini ister tek başına veya toplu olarak
topluma açık veya kapalı bir biçimde uygulamasını açıklamada
ki hürriyeti vardır.” Bitti.

Madde 19:

Her şahsın
görüş ve yorum hürriyetini koruma hakkı vardır. Bu hak
şunları kapsar: bazı görüşleri haberlerin ve
düşüncelerin etkisinde zorlamaksızın benimsemede, bu
görüşleri başkalarına herhangi bir yöntemle ve hiçbir
sınır tanımadan taşımada ki özgürlüğünü
içerir.” Bitti.

Bu haklar ve iddia edilen
özgürlükler dinini göz ardı ederek bunlardan her insanın
yaşamasına çağırıyorlar: burada Allah’ı birleyen
ile O’na ortak koşan bu haklar ve özgürlükler önünde
eşittir. Allah’ın kulu ile şeytanın kulunu aynı kefeye
koymaktadır. Her taşa, puta, şahsa tapanın tam hakkını
ve hürriyetini vererek kâfirliğinde ve ateistliğinde
yaşamasına kefil olmaktadır. Bu Allah’ın şeriatında
hem dünya hem de ahiret için kabul edilemeyen b,ir durumdur.

Allah şöyle
buyurmaktadır: “Müslümanları mücrim kâfirler gibi mi eşit
kılalım? Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz?” (el-Qalem, 35–36)

Ve ayette: “Yoksa iman
ed(ip tasdik ed)enleri, Salih ameller yapanları yeryüzünde bozgunculuk
edenlerle bir mi tutacağız? Yoksa muttakiler ile facirleri de bir mi
tutacağız.”
(Sad, 28)

Ve ayette: “Mü’min olan
kimse fasık olan bir kimse ile eşit olur mu?” (es-Secdeh, 18)

İşte bu mürted
hükmünü ilga etmeye çalışmaktadır, küfür ve ilhad
şiarlarını açıklamaya çağrıdır, İslam’ı
veya İslam peygamberi Muhammed’i-sallallahu aleyhi ve selem-
eleştirmek isteyenlerin önlerini açmak isteyen bir çağrıdır.
Yasaklanmadan sıkıştırmadan onun yorum yapma ve
eleştirme özgürlüğünü vermektedir.

İşte bunlar fasid
prensiplerdir. Bunlar onların yaşamlarına, değerlerine ve
dinlerine uyum sağlasa da bize uymuyor. Onlar mutahhar
şeriatımıza ters durumlardır. Bu İslami hükümler
ferdin ve toplumların hayatlarını ıslah etmek, faziletli
ahlakı kurmak için gelmiştir. Akılları, ırzları,
bedenleri ve malları korumak için gelmiştir. Allah’ın
sevdiği ve O’nun onlardan razı olduğu dine insanları
yönlendirmektedir.

2-    
Madde: 3

“Her
ferdin hayatı, hürriyeti, kendini güvende hissetmesi hakkı
vardır.” Bitti.

Bu
maddeden hareketle bu örgütler mucrimleri idamdan korumaya
çağırmaktadırlar. Bu örgütler, evli olanlara uygulanan zina
haddini uygulayan, yeryüzünde bozgunculuk eden ve savaşanları
öldüren devletlere karşı kılıcını
çekmiştir. Bu örgütler, çoğu devletleri katiller, tecavüzcüler
ve suç işleyenler hakkında idam cezasını kaldırmakla
övünmektedir. Bu fıtrata, akıla ve şeriata
aykırıdır. Bu suçlulara yaptıklarından dolayı
hayatlarına mal olmayacak bir güvence veren bir mesajdır. Bu durum da
yeryüzünde ifsad demektir.

3-                     

Madde 16:

1-                    

Erkek ve kadın
ne zaman kendilerinin buluğ çağına erdiğini fark ederse bir
dine, bir uyruğa veya bir ırka bakmaksızın evlenme, aile
kurma hakkı vardır. O ikisi evlilik anında, evliliği
uygulama sürecinde veya onun bozulmasında haklarda eşittirler.”
Bitti.

Bu
maddede kadının evlilik hakkını koruyan
kızının veya bacısının güzel seçiminde
katkısı olan, evlenmek için gelenin dinini ve ahlakını
soran ve kadının velisinin rolünü ortadan kaldırıyor.
Allah’ın bu konuda şer’i hikmetidir. Eğer evlilik
kadının velisinin muvafakati alınmadan gerçekleşmiş
olsaydı: çoğu kızların kendileriyle aşk ve flört
yaşayan günahkârlarla evlenmiş olacaktı. Onlar ise onun iffetini
aldıktan sonra en yakın sokak çöplüğüne atacaktır!

Aynı
biçimde boşanma erkeğin hakkı olmasına rağmen
kadına boşanmada bu hakkı verdiler. Bu da kadınların
kocalarına karşı fesat göstermesine sebeb oldu. Evlerinin
yıkımına katkıda bulundu. Erkeklerin ve
kadınların tabiatını bilenler böylesi bir
hezeyanı işlemezler. Aslında onların evleri gerçekten
kurulmuş değil ki onların evlerini nasıl
yıkıyorlar diyelim! Kim de mükemmel bir evliliğe davet ediyorsa
kadınların erkeklere bu hakta arkadaşlık etsinler.
Boşanma ve evlilikte ki hakkı istesinler: hangi ev böylesi içi
boş prensipler üzerine kurulabilir? Böylesi bir aile nasıl
oluşturulur?

Bilinmeli
ki bu örgütler, fazileti, ihtişamı, ahlakı gözeten,
İslam şeriatını veya onun bir kısmını
uygulayan İslam devletlerini bu biçimde sıkıştırmak
istiyor! Bazı İslam devletleri idam hükmünü kaldırdılar.
Her iki insan için erken evliliği engelleyen kanunları
çıkarttılar. Boşama ve nafaka konusunda kadından yana karar
verdiler. Buna benzer kanunlar hayatın çoğu alanlarında derin
bir kötülüğe, bir bozulmaya sebep oldu.