Sizden Allah Azze ve Celle’nin «Ey iman edenler! Allah’tan korkun; sizi O’na yaklaştıracak vesile arayın.» (Maide: 35) âyetini tevessülde sofilere bir reddiye olması için tefsir etmenizi rica ediyorum. Onlardan bazıları bu âyeti, peygamberler ve evliya ile tevessülün caiz olduğu şeklinde tefsir etmişlerdir. Âdem aleyhisselamın hata yaptığı hadisine gelince, onlar: Beyhaki, hadisin sahih olduğunu söyledi, diyorlar. Zehebi’de bu kitabı övmüştür.

Hamd,
Allah’a mahsustur.

Birinci
olarak: Âdem aleyhisselamın suç işlemesi ve Allah Rasûlü
sallallahu aleyhi ve sellem ile tevessülde bulunması hadisi uydurma olup,
Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem ve Âdem aleyhisselam adına
uydurulmuş bir yalandır.

Bunun
açıklaması (34715) numaralı sorunun cevabında geçti. Orada
ilim ehlinden bunun yalan olduğuna dair açıklamaları naklettik.
O âlimlerden bir tanesi de İmam Zehebi’dir. -Allah ona rahmet etsin-

Beyhaki
-Allah ona rahmet etsin- bu hadisi “Sunen” adlı kitabında
rivayet etmemiştir. Bunu “Delâilun-Nubuvvve” adlı
kitabında rivayet etmiş ve onun “zayıf” olduğunu
söylemiştir. Hadisin bir bölümünü zikrettikten sonra
şöyle demiştir: “Bunda Abdurrahman ibnu Zeyd ibnu elsem teferrüt
etmiştir. O da zayıftır.”

Hadisin
metninin batıl ve kabul edilmez olduğuna işaret eden
görüşlerden bir tanesi de şudur:

Âdem
aleyhisselamın Allah Azze ve Celle’nin onunla tövbesini kabul
ettiği duası, Allah Azze ve Celle’nin ‘Araf Suresi’ndeki şu
buyruğudur:

﴿قَالَا
رَبَّنَا ظَلَمْنَا أَنْفُسَنَا وَإِنْ لَمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا
لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرِينَ ﴾


«O ikisi şöyle demişlerdi: “Rabbimiz! Biz
kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize merhamet
etmezsen, mutlaka hüsrana uğrayanlardan oluruz.”»

(‘Araf: 23)

İşte Âdem ve Havva’nın ettiği dua budur.
Bu, sadece Allah Azze ve Celle’ye yapılan bir duadır. Allah’ın
isim ve sıfatları ile tevessülde bulunmuş, içinde
bulundukları hallerini zikrederek tevessülde bulunmuştur. Bu
kelimeler, Âdem’in Rabbisinden aldığı sözler olup,
onları söylemiş ve Allah da onun tövbesini kabul
etmiştir. Allah Azze ve Celle’nin buyurduğu gibi:

﴿

فَتَلَقَّى آَدَمُ مِنْ
رَبِّهِ كَلِمَاتٍ فَتَابَ عَلَيْهِ إِنَّهُ هُوَ
التَّوَّابُ الرَّحِيمُ


«Bundan sonradır ki, Âdem Rabbından bazı
sözler alıp (O’na yalvarmıştı da), O da onun
tövbesini kabul etmişti. Zaten tövbeleri kabul ederek
bağışlayan yalnız O’dur.»

(Bakara: 37)

İkinci olarak:

 ﴿

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ
آَمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَابْتَغُوا إِلَيْهِ الْوَسِيلَةَ وَجَاهِدُوا فِي
سَبِيلِهِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ


«Ey iman edenler! Allah’tan korkun; Sizi O’na
yaklaştıracak vesile arayın ve O’nun yolunda cihad edin ki,
kurtuluşa eresiniz.»

(Maide: 35) Bu
âyette gelen “el-vesile” lafzı, Allah Azze ve
Celle’ye ulaştıran yol, demektir. Allah Azze ve Celle’nin
sevdiği ve razı olduğu yoldan başka Allah’a
ulaştıran başka bir yol yoktur. Bu da ancak O’na itaat etmek ve
günahtan kaçınmakla mümkün olur.

İbnu Kesir -Allah ona rahmet etsin- şöyle dedi:

“Allah Azze ve Celle mümin kullarına takvayı emrediyor.
O ise, O’nun taati ile bir araya gelince ondan kasıt haramlarından
uzak durmak ve yasaklarını terk etmektir. Allah Azze ve Celle ondan
sonra: «Sizi O’na yaklaştıracak vesile arayın» buyurmuştur.
Sufyan es-Sevri, Talha’dan, O da ‘Atâ’dan bildirdiğine göre
İbnu Abbâs şöyle dedi: “Yani buradaki tevessül,
yakınlaşmak manasına gelir.” Mucahid, Ebu Vâil, Hasan Basri,
Katâde, Abdullah ibnu Kesir, Suddî, İbnu Zeyd ve başka biri bunu
söylemiştir. Katâde şöyle dedi: “Yani Allah Azze ve
Celle’ye itaat ederek ve razı oldukları ile amel ederek
yakınlaşın.” İbnu Zeyd de şöyle dedi: “Onlar,
Allah’a dua edip kendilerini Rablerine yaklaştıracak vesile ararlar.”
İmamların söyledikleri işte budur ve bunda tefsirciler
arasında görüş ayrılığı yoktur.


“Vesâil”
ve “vesile”
kendisi ile maksuda ulaşmaktır. (İbnu Kesir’in sözleri
burada bitti.)

[İbnu Kesir Tefsiri: 2/53,54]

Şankiti -Allah ona rahmet etsin- şöyle dedi:

“Şunu çok iyi bil ki, âlimlerin çoğunluğu buradaki
vesileden muradın Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin getirdikleri
doğrultusunda Allah Azze ve Celle’ye ihlas ile, O’nun emirlerini yerine
getirmek ve yasakladıklarından kaçınmak suretiyle Allah Azze ve
Celle’ye yakınlaşmaktır. Çünkü bu yol, Allah’ı
razı etmedeki ve katındaki dünya ve âhiret hayrını elde
etmedeki tek yoldur.

Vesilenin aslı ise, bir şeye yaklaşılan
yoldur. Ona ulaşmanın tek yolu da âlimlerin ortak görüşüne
yani icmasına göre Allah’ın sevdiği ve razı
olduğu Salih ameldir. Çünkü Rasûlü sallallahu aleyhi ve selleme
uymaktan başka Allah’a bir vesile yoktur. Vesile’den muradın bu
olduğuna dair açıklayıcı birçok âyet vardır. Allah Azze
ve Celle şöyle buyurdu:

﴿

وَمَآ
ءَاتَـٰكُمُ ٱلرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَـٰكُمْ عَنْهُ
فَٱنتَهُواْ﴾


«Rasûl size neyi vermiş ise onu alın, sizi neyden de
sakındırmış ise ondan uzak durun.»

(Haşr: 59/57)

﴿قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ
ٱللَّهَ فَٱتَّبِعُونِى﴾


«(Ey Muhammed!) De ki: Şayet Allah’ı seviyorsanız
bana tabi olun.»

(Âli
İmrân: 3/31)

﴿قُلْ أَطِيعُواْ
ٱللَّهَ وَأَطِيعُواْ ٱلرَّسُولَ﴾


«(Ey Muhammed!) De ki: Allah’a itaat edin, Rasûlüne itaat edin.»

(Nur: 24/54)

Bunlar gibi daha birçok âyet vardır. İbnu Abbas’tan
-Allah ondan ve babasından razı olsun- rivayet edildiğine
göre, O, vesileden muradın, ihtiyaç olduğunu
söylemiştir.

İbnu Abbas’tan rivayet edilen bu sözün manası: «Siz
O’na yaklaştıracak vesile arayın»
Yani, hacetinizi,
ihtiyacınızı Allah’tan isteyin, demektir. Çünkü yalnızca
Allah Azze ve Celle tek başına onu vermeye güç ve kuvvet sahibidir.
Bu manayı açıklayan âyetlerden birisi de Allah Azze ve Celle’nin
şu buyruğudur:

﴿إِنَّ ٱلَّذِينَ
تَعْبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ لاَ يَمْلِكُونَ لَكُمْ رِزْقاً
فَٱبْتَغُواْ عِندَ ٱللَّهِ ٱلرِّزْقَ وَٱعْبُدُوهُ﴾


«Allah’ı
bırakıp da sizin ibadet ettikleriniz, size hiçbir rızık
vermeye muktedir değillerdir. Siz, rızkı Allah katında
arayın; O’na ibadet edin.»

(Ankebût: 29/17)

﴿وَٱسْأَلُواْ
ٱللَّهَ مِن فَضْلِهِ﴾


«Allah’tan,
O’nun lûtfunu isteyin.»

(Nisa: 4/32)

Allah
Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem de şöyle buyurmuştur:

( إذا سألتَ فاسأل الله )


“Bir
şey istediğin zaman yalnızca Allah’tan iste.”

Sonra Şankîtî -Allah ona rahmet etsin- şöyle dedi:

“Gerçek şudur ki, vesilenin manası âlimlerin
çoğunluğunun dediği gibi, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve
sellemin getirdikleri doğrultusunda ibadette ihlâs ile Allah Azze ve
Celle’ye yaklaşmaktır. İbnu Abbas’ın tefsiri de buna
dahildir.

Çünkü Allah’a dua etmek, ihtiyaçların giderilmesi için
Allah’a yalvarmak, Allah’ın rahmet ve rızasını kazanmadaki
vesiledir ki, bu, ibadet çeşitlerinin en yücesidir.

Bununla şu gerçeği öğrenmiş oluyorsun ki,
tasavvuf iddiasında bulunan cahillere tabi olan inançsız
kişilerin birçoğu, âyette vesileden kastedilenin “şeyh”
olduğunu ve onun kendileri ile Rableri arasında bir vesile
olduğunu iddia etmişlerdir. Hiç şüphesiz o, cehalette ve
körlükte kaybolmuş ve apaçık bir sapıklığa
dalmıştır. Bu Allah Azze ve Celle’nin Kitabı ile
oynamaktır. Yine bu, kâfirlerin küfrünün usulleri gereğince Allah’tan
gayrisini vasıtalar edinmektir. Tıpkı Allah Azze ve Celle’nin
şu Âyeti Kerime’sinde bunu açıkça beyan buyurduğu gibi:

﴿مَا نَعْبُدُهُمْ إِلاَّ
لِيُقَرِّبُونَآ إِلَى ٱللَّهِ زُلْفَىۤ ﴾


«“Biz onlara, ancak bizi Allah’a daha çok yaklaştırmaları
için ibadet ediyoruz.”»

(Zumer: 39/3)

﴿وَيَقُولُونَ
هَـٰؤُلاۤءِ شُفَعَـٰؤُنَا عِندَ ٱللَّهِ قُلْ
أَتُنَبِّئُونَ ٱللَّهَ بِمَا لاَ يَعْلَمُ فِى ٱلسَّمَـوَتِ وَلاَ في
ٱلأرْضِ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَىٰ عَمَّا يُشْرِكُونَ


«(O müşrikler), Allah’ı bırakarak, kendilerine
zararı da faydası da dokunmayan şeylere ibadet ederler ve “bunlar, Allah katında bizim
şefâatçilerimizdir” derler. (Ey Muhammed! Onlara) de ki: “Siz,
göklerde ve yerde olup da Allah’ın bilmediği bir şeyi mi
O’na haber veriyorsunuz? Allah, onların şirk koştukları
şeylerden münezzehtir ve çok yücedir.”»

(Yunus: 10/18)

Dini yaşamakla mükellef olan herkesin şunu çok iyi
bilmesi gerekir ki, Allah’ın rızasına, Cennetine ve rahmetine
ulaştıran yol, Rasûlü sallallahu aleyhi ve selleme uymaktır. Her
kim bu yoldan çıkarsa, muhakkak o, kötü bir yola
sapmıştır.

﴿لَّيْسَ
بِأَمَـٰنِيِّكُمْ وَلاۤ أَمَانِىِّ أَهْلِ ٱلْكِتَابِ مَن
يَعْمَلْ سُوۤءًا يُجْزَ بِهِ﴾


« (Ancak bu cennete giriş) ne sizin boş hayallerinizle
ve ne de kitap ehlinin boş hayalleriyle olur. Her kim bir kötülük
işlerse, o yüzden cezalandırılır.»
(Nisa: 4/123)

Burada açıklamasını yaptığımız
“vesile” Allah’ın şu âyetindeki manası da budur:

﴿أُولَـٰئِكَ
ٱلَّذِينَ يَدْعُونَ يَبْتَغُونَ إِلَىٰ رَبِّهِمُ ٱلْوَسِيلَةَ
أَيُّهُمْ أَقْرَبُ﴾


« Oysa onların (ilâh olarak)
çağırdıklarından Allah’a en yakın olanı bile tâat ile Rablarına daha
yakın olmak için vesile ararlar.»
(İsra: 17/57)

Yine vesileden murad, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellemin
bize kendisine verilmesi için Allah’a dua etmemizi emrettiği cennetteki
makam değildir. Biz Allah’a, Nebisi sallallahu aleyhi ve selleme o
makamı vermesini umarız. Çünkü o sadece bir kul içindir ki, o
kimsenin Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem olması temenni edilir.”
(Şeyh Şankîtî’nin muhtasar olarak alıntı yapılan
sözleri burada bitti.)

[Edvâul-Beyân: 2/86-88]

Allah Azze ve Celle en iyi bilendir.