Kaderimiz yazılı mıdır? Bazı kimseler: Gittiğimiz yolda hür ve serbest olduğumuzu, fakat bu yolun sonunda bulacağımız şeyin, Allah Teâlâ’nın bizim için takdir ettiği şey olduğunu söylemektedir. Ben, bu konuda kaderi belki Cehm b. Safvân’ın çıkardığını, Allah Teâlâ’dan olmadığını da okudum.

Kur’an’da bu konuda nerede bilgiler bulabilirim? Eğer kaderler takdir edilmiş ise, Allah Teâlâ’nın bu kaderlerden takdir ettiği oran kaçtır? Benimle ileride evlenecek olan kişinin doğduğu günün, ne zaman ve nerede öleceğinin bilindiği hususu doğru mudur?

İleride evlenmem gereken kişiyle karşı karşıya gelsem, fakat herhangi bir şekilde yanlış yolu seçmiş olsam, bu kişi tekrar yoluma (karşıma) çıkar mı? Yoksa bu benim kaderim ve cezam olacak, dolayısıyla bu kişiyi hayatımda bir daha elde edemeyeceğim mi?

Hamd,
yalnızca Allah’adır.

Kadere
îmân, îmân esaslarının bir rüknüdür.

Nitekim Nebi
-sallallahu aleyhi ve sellem- Cebrail -aleyhisselâm-‘ın îmân hakkında
sorduğunda onun sorusuna şöyle cevap vermiştir:

((… اَلإِْيماَنُ
أَنْ تُؤْمِنَ باِللهِ وَمَلاَئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ وَالْيَوْمِ
اْلآخِرِ وَتُؤْمِنَ باِلْقَدَرِ خَيْرِهِ وَشَرِّهِ.)) [ رواه مسلم من حديث أبي
هريرة ]

“Îmân; Allah’a, meleklerine,
kitaplarına, elçilerine, âhiret gününe, kaderin hayır ve şerrine
inanmandır.”
(Müslim, Ebu Hureyre’den -Allah ondan râzı olsun rivâyet
etmiştir.)

Kaderden
kasıt; Allah Teâlâ’nın ezelde her şeyi takdir etmesi ve
katında bilinen vakitlerde bu şeylerin, belirli vasıflarda ve
O’nun bunları yazması, dilemesi, takdir etmesi ve
yarattığı şekilde olmasıyla vukû
bulacağını bilmesidir. (Abdurrahman el-Mahmûd; ‘Kaza ve Kader’,
s: 39)

Kadere
îmân, dört hususa îmân etmekle ayakta durur:

1.
İlim: Yani Allah Teâlâ’nın, ezeli ilmiyle kullarının
yapmakta olduklarını bilir.

2. Kitâbe
(yazma): Yani Allah Teâlâ, kullarının kaderlerini Levh-i Mahfûz’a
yazmıştır.

3.
Meşiet (dileme/irâde): Yani Allah Teâlâ’nın dilediği olur, dilemediği
de olmaz. Dolayısıyla göklerde ve yerde olan her hareket veya
durgunluk, ancak O’nun dilemesiyle olur.

4. Yaratma ve tekvin: Yani Allah Teâlâ, her şeyin
yaratıcısıdır. Bu şeylerden birisi de
kullarının fiilleridir. Kulları, o fiilleri gerçekte işliyorlar,
ama hem kullarını, hem de onların fiillerini yaratan O’dur.

Her kim, bu dört hususa îmân ederse, gerçekten
kadere îmân etmiş olur.

Kur’an-ı Kerim bu hususları birçok âyette
onaylamıştır.

Nitekim bu âyetlerin birisinde Allah Teâlâ
şöyle buyurmuştur:

 (( وَعِندَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ لاَ
يَعْلَمُهَا إِلاَّ هُوَ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَمَا تَسْقُطُ
مِن وَرَقَةٍ إِلاَّ يَعْلَمُهَا وَلاَ حَبَّةٍ فِي ظُلُمَاتِ الأَرْضِ وَلاَ
رَطْبٍ وَلاَ يَابِسٍ إِلاَّ فِي كِتَابٍ مُّبِينٍ )) [ سورة الأنعام الآية: 59 ]

“Gaybın anahtarları (hazineleri) O’nun katındadır, O’ndan başkası onları
bilmez. O, karada ve denizde ne varsa hepsini bilir;  O’nun ilmi dışında bir yaprak
bile düşmez. O, yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi
bilir. Yaş ve kuru ne varsa, hepsi apaçık bir kitapta (Levh-i
Mahfuz’da)dır.” (En’âm Sûresi: 59)

Başka bir âyette
şöyle buyurmuştur:

(( مَا أَصَابَ مِنْ مُصِيبَةٍ فِي
الْأَرْضِ وَلَا فِي أَنْفُسِكُمْ إِلَّا فِي كِتَابٍ مِنْ قَبْلِ أَن
نَّبْرَأَهَا إِنَّ ذَلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيرٌ )) [ سورة الحديد الآية: 22 ]

“(Ey insanlar!) Yeryüzünde ve kendi nefislerinizde uğradığınız (hastalık ve açlık gibi) hiçbir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce,
bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da) yazılmış
olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre kolaydır.” (Hadîd Sûresi: 22)

  Yine şöyle buyurmuştur:

((
لِمَنْ شَاءَ مِنْكُمْ أَنْ يَسْتَقِيمَ * وَمَا تَشَاءُونَ

إِلَّّا
أَنْ يَشَاءَ اللهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ)) [ سورة التكوير الآيتان:

٢٨ –

٢٩ ]

“Sizden, doğru yolda (îmân üzere) gitmek
isteyenler için (bu bir öğüttür). Âlemlerin Rabbi Allah
dilemedikçe, siz (hiçbir şey) dilemeyemezsiniz (ne doğru
yolda gidersiniz, ne de  ona gücünüz yeter).” (Tekvîr Sûresi: 28-29 )

(( إِنَّا كُلَّ شَيْءٍ خَلَقْنَاهُ
بِقَدَرٍ ))
[ سورة القمر الآية: 49 ]

“Muhakkak ki biz, her şeyi bir ölçüye göre
yarattık.” (Kamer Sûresi: 49)

Abdullah b. Amr. b. Âs’tan -Allah ondan ve babasından râzı
olsun- rivâyet olunduğuna göre, o şöyle demiştir:

(( سَمِعْتُ رَسُولَ
اللَّهِ
صَلَّى
اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: كَتَبَ اللَّهُ مَقَادِيرَ الْخَلاَئِقِ قَبْلَ أَنْ يَخْلُقَ
السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ بِخَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ. قَالَ: وَعَرْشُهُ عَلَى
الْمَاءِ.))[ رواه مسلم ]

“Rasûlullah-sallallahu
aleyhi ve sellem-‘i şöyle derken işittim:

-Allah Teâlâ, gökleri ve yeri
yaratmadan elli bin yıl önce,
mahlukatın

kaderlerini

(Levh-i Mahfûz’a) yazdı. Ve arşı su üzerindeydi.”

(Müslim)

Bununla “kaderi, Cehm b. Safvân
çıkardı” sözünün doğruluk payının ve
aslının olmadığını açıkça görmüş
oldunuz.Çünkü kader yaratılmaz. Aksine yaratılanlar, kadere îmânın
içindedirler. Cehm b. Safvân, sadece kaderin sübutu konusunda
aşırıya gitmiş ve insanların, fiillerinde mecbur
olduklarını, onların hiçbir tercih ve seçme haklarının
olmadığını iddiâ etmiştir. Bu söz,
bâtıldır.

Ehl-i sünnet vel’-cemaatin üzerinde olduğu
görüş; kulun dileme (irâde) ve tercih (seçme) hakkı
vardır.Bunun içindir ki kul, fiilinden dolayı sevap alır veya
azap görür. Fakat onun dilemesi (irâdesi),
Allah Teâlâ’nın
dilemsine tâbidir.Kâinatta,
Allah Teâlâ’nın
dilemediği hiçbir şey vukû bulmaz.

Bazı kimselerin
söylemiş oldukları: “Gittiğimiz yolda hür ve serbest olduğumuzu,
fakat bu yolun sonunda bulacağınız şeyin, Allah Teâlâ’nın
sizin için takdir ettiği şeydir” sözü, doğru
sözdür.

Nitekim Allah
Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

(( إِنَّا
هَدَيْنَاهُ السَّبِيلَ إِمَّا شَاكِراً وَإِمَّا كَفُوراً )) [ سورة الإنسان
الآية: 3 ]

“Şüphesiz biz ona (hidâyet ve dalâlet, hayır ve şer) yolunu gösterdik.
İster (îmân ederek) şükredici olsun, ister (inkâr ederek) kâfir olsun.” (İnsan Sûresi: 3)

Başka bir âyette şöyle buyurmuştur:

(( وَهَدَيْنَاهُ
النَّجْدَيْنِ )) [ سورة البلد الآية: 10 ]

“Biz
ona ki apaçık yolu (hayır ve şer
yollarını) göstermedik mi?” (Beled Sûresi: 10)

Yine şöyle buyurmuştur:

(( وَقُلِ الْحَقُّ مِن رَّبِّكُمْ
فَمَن شَاء فَلْيُؤْمِن وَمَن شَاء فَلْيَكْفُرْ…)) [ سورة الكهف من الآية: 29 ]

“(Ey Nebi! O
gâfillere) de ki: (Benim getirmiş olduğum) hak,
Rabbinizdendir. Öyle ise dileyen îmân etsin, dileyen inkâr etsin…      ”
(Kehf
Sûresi: 29)

Şeyhulislâm İbn-i
Teymiyye -Allah ona rahmet etsin-, kulların fiilleri konusunda ehli
sünnetin görüşünü beyan ederek şöyle demiştir:

“Kullar, gerçek
fâillerdir. Onların fiillerini yaratan ise, Allah Teâlâ’dır. Kul ise,
îmân eden, inkâr eden, Allah’a itaat eden, fâcir, namaz kılan ve oruç
tutandır. Kulların, ameller üzerinde kudretleri ve irâdeleri
vardır. Onların kudretlerini ve irâdelerini yaratan ise, Allah Teâlâ’dır.

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda
şöyle buyurmuştur:

((
لِمَنْ شَاءَ مِنْكُمْ أَنْ يَسْتَقِيمَ * وَمَا تَشَاءُونَ

إِلَّّا
أَنْ يَشَاءَ اللهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ)) [ سورة التكوير الآيتان:

٢٨ –

٢٩ ]

“Sizden, doğru yolda (îmân üzere) gitmek
isteyenler için (bu bir öğüttür). Âlemlerin Rabbi Allah
dilemedikçe, siz (hiçbir şey) dilemeyemezsiniz (ne doğru
yolda gidersiniz, ne de  ona gücünüz yeter).” (Tekvîr Sûresi: 28-29 )”
(Muhammed Halil Herras; “Vâsıtıyye Akidesi Şerhi”, s:
65)

 Evlilik; Allah Teâlâ’nın takdir ettiği şeylerden
birisidir. Allah Teâlâ, seninle evlenecek kişinin kim olduğunu, ne
zaman ve nerede doğduğunu ve ne zaman öleceğini, seninle
olan hâlinin nasıl olacağını ve daha başka
detayları (ezelî ilmiyle) bilmiştir. Allah Teâlâ, bütün bunları
bilmiş ve bunu Levh-i Mahfûz’a yazmıştır. Bu, Allah Teâlâ’nın
takdir ettiği şekilde mutlaka vukû bulacaktır.

Allah
Teâlâ, sana bir kişiyle evlenmeni takdir etmiş ve sen de başka
birisini seçmişsen, zaman ne kadar sürerse sürsün, sen (Allah Teâlâ’nın
takdir ettiği) o kişiyle mutlaka evleneceksin. Başka birisiyle
evlenmen de senin aleyhine takdir edilmiştir. Dolayısıyla her
şey, ancak Allah Teâlâ’nın takdiri ile olur.

Nitekim
bir kadın için falan oğlu filanca ile evlenmesi takdir
olunmuştur. Bu falanca kişi kadını istemeye
geldiğinde, kadın onu istemeyip reddeder ve başka bir erkekle
evlenir.Evlendiği bu erkek vefat eder veya kendisini boşar, sonra da
bu kadın, o ilk erkeğin talebini kabul eder. Bütün bunlar Allah Teâlâ
tarafından takdir edilmiştir.

Kadın
için de bir erkeği reddettikten veya bir deneyimden veya bir musibetten
sonra veya buna benzer bir durumdan sonra falan oğlu filanca ile
evlenmesi, Allah Teâlâ tarafından takdir olunmuştur.

Bir
kadın için, sâlih bir erkek onunla evlenmek ister, ama kadın onu
reddeder, erkek de bir daha sla ona dönmez. Bu şekilde de takdir
edilebilir. Hatta kadın, kendisiyle evlenmek isteyen o sâlih kişiden
daha sâlih veya ondan daha az sâlih olan birisiyle, Allah Teâlâ’nın onun
hakkında takdir ettiği şekilde evlenebilir.

İnsan,
kendisi için takdir olunanı bilmediğine göre, o halde
izleyeceği yol, dînine sımsıkı sarılmak, onun emir ve
yasaklarına bağlı kalmak, sebeplere sarılarak tecrübe
sahibi öğüt verenlere danıştıktan sonra her
işinde Allah Teâlâ’dan yardım istemesi ve kendisi için
hayırlı olanı dilemesidir.

Ne zaman
sâlih bir erkek, evlenmek için bir kadına tâlip olduğunda, kendisine
tâli

P olunan
kadın, Allah Teâlâ’dan hayırlı olanı istemeli ve onun
evlilik teklifini kabul etmelidir. Eğer evlilik işleri yoluna girer
de kolay olursa, bu durum, kadın için bir hayır olduğuna delâlet
eder.

Sözün
özü:

İnsanın,
bu konuda Allah Teâlâ’nın şeriatına bakması, -nefsi çirkin
görse bile-, Allah Teâlâ’nın emrini uygulaması ve -nefsi başkasını
istese bile- Allah Teâlâ’nın yasakladığı şeyi terk
etmesi gerekir. Çünkü hayrın her türlüsü, Allah Teâlâ’nın
emrine uymaktadır.

Nitekim Allah
Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

((
كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِتَالُ وَهُوَ كُرْهٌ لَكُمْ
وَعَسَى أَنْ
تَكْرَهُوا شَيْئاً وَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ وَعَسَى
أَنْ تُحِبُّوا شَيْئاً
وَهُوَ شَرٌّ لَكُمْ وَاللَّهُ يَعْلَمُ وَأَنْتُمْ
لا تَعْلَمُونَ )) [ سورة البقرة الآية: 216 ]

“Hoşunuza gitmediği halde savaş size farz
kılındı. Sizin için daha hayırlı olduğu halde bir
şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu halde bir
şeyi sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.”
(Bakara Sûresi: 216)

Kaderi gerekçe
gösterip Allah Teâlâ’nın
emirlerini terk eden ve haramlarını işleyen kimsenin bakışıyla
kadere bakılmaz. Aksine istemediği ve hoşuna gitmeyen elim ve
üzücü olaylar gibi şeylerde, rızâ gösterme ve ondan hoşnut
olma bakışıyla kadere bakılır.

Yine de
en iyisini Allah Teâlâ bilir.