Bazı kimseler, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in şehit olduğuna ve Allah Teâlâ’ya duâ ettiğimiz sırada, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘den bir şey istediğimizde ve şefaat etmesini talep ettiğimizde, O’nun fazîleti ve Allah Teâlâ’ya yakın olması sebebiyle bizi işitebildiği berzah hayatında olduğuna inanmaktadırlar.

Hamd, yalnızca Allah’adır.

Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- kabrindeki Berzah
hayatında diridir. Bu Berzah hayatı ile O, hayatta iken yerine
getirdiği büyük amellerine karşılık olarak Allah
Teâlâ’nın kendisine hazırladığı nimetlerle
sürdüreceği müreffeh bir hayattır.Kabirdeki hayat, ne dünyadaki, ne
de âhiretteki hayat gibidir. Aksine kabirdeki hayat; dünyadaki hayatı ile
âhiretteki hayatı arasında bulunan Berzah hayatıdır.

Böylelikle bilinmelidir ki kendisinden önceki
peygamberlerin ve diğer insanların öldükleri gibi, Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem- de ölmüştür.

Nitekim
Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

(( وَمَا جَعَلْنَا لِبَشَرٍ مِنْ
قَبْلِكَ الْخُلْدَ أَفَإِنْ مِتَّ فَهُمُ الْخَالِدُونَ  )) [ سورة  الأنبياء الآية: 34 ]

“(Ey Elçi!) Senden önce hiçbir insanı
(dünya hayatında) ebedi kılmadık. Sen ölürsen, onlar (dünya
hayatında) kalıcı mıdırlar (kendilerinin
kalıcı olacaklarını mı ümit ediyorlar)?” (Enbiyâ
Sûresi: 34)

Yine, Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

(( كُلُّ مَنْ عَلَيْهَا فَانٍ{26}
وَيَبْقَى وَجْهُ رَبِّكَ ذُو الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ{27}))

[ سورة الرحمن الآيتان: 26-27 ]

“Onun üzerinde
(yeryüzünde)
bulunan her canlı yok olacaktır. Ancak  celal ve ikram sahibi Rabbinin vechi (yüzü)
bâki kalacaktır.” (Rahmân Sûresi: 26-27)

Yine
şöyle buyurmuştur:

(( إِنَّكَ مَيِّتٌ وَإِنَّهُم
مَّيِّتُونَ  )) [ سورة الزمر الآية: 30 ]

“(Ey Elçi!) Şüphesiz sen de öleceksin, onlar
da ölecekler.”
(Zümer Sûresi: 30)

Bu âyetler gibi Allah Teâlâ’nın O’nu vefat
ettirdiğine delâlet eden daha başka âyetler de vardır.

Çünkü sahâbe -Allah onlardan râzı olsun-, Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem- vefat ettikten sonra O’nu yıkadılar,
kefenlediler ve kabre defnettiler. Şayet Peygamber -sallallahu aleyhi ve
sellem- dünya hayatındaki gibi sağ olsaydı, O’nun
dışındaki ölülere yapılan şeyleri (yıkama,
kefenleme ve defnetme) O’na da yapmazlardı.

Yine, Fâtıma -Allah ondan râzı olsun-,
babasının vefat ettiğine inandığı için, Ebu
Bekir’e -Allah ondan râzı olsun- gelerek ondan babasının
bıraktığı mirası istedi. Bu inanç (Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘in vefat ettiği) konusunda sahâbeden hiç
kimse ona aykırı hareket etmedi.Aksine Ebu Bekir -Allah ondan
râzı olsun- onun çağrısına cevap verdi ve ona,
peygamberlerin hiçbir şeyi miras olarak
bırakmadıklarını haber verdi.

Ayrıca sahâbe -Allah onlardan râzı olsun-, Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘in vefatından sonra O’nun yerine geçecek
müslümanların halifesini seçmek için toplandılar ve Ebu Bekir’in -Allah
ondan râzı olsun- hilâfeti üzerinde karar kıldılar. Şayet Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem- dünya hayatındaki gibi sağ olsaydı,
sahâbe böyle yapmazlardı. Bu, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in
vefat ettiği konusunda onların hemfikir olduklarına delâlet
eder.

Yine, Osman ve Ali’nin -Allah ikisinden de râzı
olsun- dönemlerinde fitne ve problemler çoğalınca, Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘e danışmak veya bu fitne ve
problemlerden çıkıp onları halletme konusunda çözüm yolu
göstermesi için, ne bundan önce, ne de bundan sonra O’nun kabrine
gitmediler. Şayet Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- dünya
hayatındaki gibi sağ olsaydı, sahâbe -Allah onlardan râzı
olsun- kendilerini kuşatan belâlardan kurtarması için O’na gitmeyi
ihmal etmezlerdi.

Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in ruhuna
gelince, O, yaratılmışların en fazîletlisi olmasından
dolayı “İlliyyîn” makamının en yüksek yerindedir.
Allah Teâlâ, cennette en yüksek makam olan “Vesîle”yi de O’na
vermiştir.

Berzah hayatı, özel bir
hayattır.Peygamberler ve şehitler, Berzah hayatında diridirler.

Nitekim Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda
şöyle buyurmuştur:

(( الأَنْبِيَاء أَحْيَاءٌ فِي
قُبُورهمْ يُصَلُّونَ.)) [ أخرجه المنذري
والبيهقي وصححه وله شواهد في الصحيحين ]

“Peygambler, kabirlerinde diridirler, namaz
kılarlar.” (Münzirî
ve Beyhakî rşvâyet etmiş, Beyhakî hadisin sahih olduğunu
söylemiştir. Hadisin, Buhârî ve Müslim’in sahihlerinde benzer
rivâyetleri vardır.)

Allah Teâlâ da şöyle buyurmuştur:

(( وَلاَ تَقُولُواْ لِمَنْ يُقْتَلُ
فِي سَبيلِ اللهِ أَمْوَاتٌ بَلْ أَحْيَاءٌ وَلَكِنْ لاَ تَشْعُرُونَ )) [ سورة البقرة الآية: 154 ]

“(Ey mü’minler!) Allah yolunda öldürülenler için;
‘ölüler’, demeyin. Aksine onlar, diridirler (kabirlerinde özel
bir hayata sahiptirler ve bu hayatın keyfiyetini ancak Allah bilir),
ama siz (bu hayatı) farketmezsiniz.” (Bakara Sûresi: 154)

Yine, Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

(( وَلاَ تَحْسَبَنَّ الَّذِينَ
قُتِلُوا فِي سَبِيلِ اللهِ أَمْوَاتاً بَلْ أَحْيَاءٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ
يُرْزَقُونَ ))
[ سورة آل عمران الآية: 169 ]

“(Ey Peygamber!) Sakın Allah yolunda
öldürülenleri (hiçbir şey hissetmeyen) ölüler sanma!
Aksine onlar diridirler, Rabbları katında
rızıklandırılırlar  (uğrunda savaşıp
öldükleri Rablerinin yanında Berzah hayatında müreffeh bir hayat
sürerler).”
(Âl-i İmrân Sûresi: 169)

Bu Berzah hayatı, özel tabiatı olan bir
hayattır ve onu da yalnızca Allah Teâlâ bilir. Bu hayat, ruhun
bedenden ayrıldığı dünya hayatı gibi değildir.

Ölülerde
aslolan; Âdem oğlunun hayatta olanlarının sözlerini
işitmemeleridir.

 Nitekim Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle
buyurmuştur:

(( وَمَا يَسْتَوِي الأَحْيَاءُ
وَلا الأَمْوَاتُ إِنَّ اللَّهَ يُسْمِعُ مَنْ يَشَاءُ وَمَا أَنْتَ بِمُسْمِعٍ
مَنْ فِي الْقُبُورِ ))
[ سورة فاطر
الآية: 22 ]
 

“(Kalpleri îmân ile
canlı olan) diriler ile (kalpleri inkâr ile ölü olan) ölüler
bir değillerdir.Şüphesiz ki Allah, dilediğine işittirir.(Ey
Peygamber!) Sen, kabirlerde olanlara işittirecek değilsin (kabirlerde
olanlara sözünü işittiremediğin gibi, kalpleri ölü olduğu
için o kâfirlere de İslâm’ı işittiremezsin).” (Fâtır
Sûresi: 22)

Allah
Teâlâ, İslâm’a dâvet edilen kâfirlerin işitmemelerini ölülere
benzetmiştir. Kur’an ve sahih sünnette, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in
insanın her duâsını veya çağrısını
işittiğine delâlet eden hiçbir şey sâbit
olmamıştır.Ancak O’ndan sâbit olan şey; O’na salât ve
selâmda bulunan kimsenin, sadece salât ve selâmının O’na
ulaşacağıdır

Nitekim Ebu
Hureyre’den -Allah
ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-
şöyle buyurmuştur:

(( مَا مِنْ أَحَدٍ يُسَلِّمُ عَلَيَّ
إِلا رَدَّ اللَّهُ عَلَيَّ رُوحِي حَتَّى أَرُدَّ عَلَيْهِ السَّلامَ.))
 [ رواه أبو داود بإسناد حسن ]

“Her kim, bana selâm verirse, onun selâmını iâde
etmem için Allah mutlaka rûhumu bana iâde eder.” (Ebu Dâvud; hadis no:2041.Hadisin senendi hasendir.)

Bu
hadiste Peygamber -sallallahu aleyhi
ve sellem-‘in, kendisine selâm verenin selâmını
işittiğine dâir açık bir şey yoktur.Aksine melekler
kendisine selâmı ulaştırdığında selâm verenin
selâmını sahibine iâde ettiği ihtimal dahilindedir.

Eğer Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘in kendsiine selâm verenin selâmını
işittiğini farz edersek, bu, aslolan şeyden bir istisnâdır.

Nitekim ölünün, kendisinin cenâzesini teşyi’
edenlerin ayak seslerini işitmesi istisnâ edilmiştir…

Aynı şekilde Bedir savaşında öldürülen
müşriklerin Bedir’deki bir kuyuya atıldıktan sonra
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in kuyunun
başına gelip onlara seslenmesi ve müşriklere işittirmesi
istisna kılınmıştır.

Nitekim
Abdullah b. Ömer’den -Allah ondan ve babasından râzı olsun- rivâyet
olunduğuna göre o şöyle demiştir:

 (( وَقَفَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ
وَسَلَّمَ عَلَى قَلِيبِ بَدْرٍ فَقَالَ: هَلْ وَجَدْتُمْ مَا وَعَدَ رَبُّكُمْ
حَقًّا؟ فَإِنَّا قَدْ وَجَدْنَا مَا وَعَدَنَا رَبُّنَا حَقًّا. ثُمَّ قَالَ:
إِنَّهُمُ الآنَ يَسْمَعُونَ مَا أَقُولُ.))
[ رواه البخاري ومسلم ]

“Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Bedir’deki
eski (kör) kuyunun başında durdu ve şöyle buyurdu:

– Rabbinizin
size vâdettiğini gerçek buldunuz mu? Andolsun ki biz, Rabbimizin bize
vadettiğini gerçek bulduk.

Sonra
şöyle buyurdu:


Şüphesiz ki onlar, şu an benim ne söylediğimi
işitmektedirler.” (Buhâri,
hadis no: 3980, Müslim, hadis no: 932)

(Ebu
Talha’dan -Allah ondan râzı
olsun- rivâyet olunduğuna göre o şöyle demiştir:

((فَقَالَ عُمَرُ: يَا رَسُولَ
اللَّهِ! مَا تُكَلِّمُ مِنْ أَجْسَادٍ لاَ أَرْوَاحَ لَهَا؟ فَقَالَ رَسُولُ
اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: وَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ
مَا أَنْتُمْ بِأَسْمَعَ لِمَا أَقُولُ مِنْهُمْ. قَالَ قَتَادَةُ: أَحْيَاهُمْ
اللَّهُ حَتَّى أَسْمَعَهُمْ قَوْلَهُ تَوْبِيخًا وَتَصْغِيرًا وَنَقِيمَةً
وَحَسْرَةً وَنَدَمًا.))
[ رواه البخاري
مسلم ]

“Ömer
-Allah ondan râzı olsun-:

– Ey
Allah’ın elçisi! Ruhları olmayan (cansız)
cesetlerle mi konuşuyorsun? diye sordu.

Bunun
üzerine Rasûlullah -sallallahu
aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:

– Muhammed’in nefsi elinde olan Allah’a yemîn olsun ki,
siz benim onlara söylediklerimi işitmezsiniz!

Katâde dedi
ki:

– Allah
Teâlâ, onları azarlamak, zelîl kılmak, onlardan
hıncını almak, onları kederlendirmek ve pişman etmek
için Rasûlullah -sallallahu
aleyhi ve sellem-‘in söylediklerini işittirmek için onları
diriltmiştir.” (Buhâri, hadis no: 3976,
Müslim, hadis no: 2875, Fethu’l-Bârî, cilt:7,sayfa:304) (Bkz: İlmî Araştırmalar ve Fetvâ Dâimî Komitesi
Fetvâları; c: 1, s: 313, 318 ve 321)

Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘e
yalvarmaya ve doğrudan O’ndan bir şey istemeye gelince, bu; Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in ondan
yasaklamak ve ehliyle mücadele etmek için gönderildiği şirkin tâ
kendisidir.

Bu konudaki
hükmü detaylı olarak öğrenmek için; (10289), (11402)
ve (1439) nolu soruların cevaplarına bakabilirsiniz.

Allah
Teâlâ’dan, müslümanları güzel bir şekilde dînlerine döndürmesini
dileriz.

Allah
Teâlâ, Peygamberimiz Muhammed’e,
O’nun âile halkına ve ashâbına salât ve selâm eylesin.