Ben, Âşûrâ günü orucunun fazîletini ve bu orucun önceki yıl işlenen küçük günahlara keffâret olduğunu biliyorum. Fakat bizde miladi takvime göre hareket edildiğinden dolayı Âşûrâ gününü ancak sabah öğrendim.Sabah hiçbir şey yememiştim.Bundan dolayı oruca niyet ettim. Buna göre benim orucum sahih midir?

Bu günün orucunun fazîletini elde edebilir miyim? Ve geçen yılki günahlara keffâret olur mu?

Hamd, yalnızca Allah’adır.

Nâfile ibâdetler ve taatlerde gayret
göstermeyi size kolay kılan Allah Teâlâ’ya hamd olsun. Allah
Teâlâ’dan bizi ve sizi bu yolda sâbit kılmasını dileriz.

Oruca geceden niyet etme konusunda
sorduğunuz soruya gelince, bir kimsenin, fecirden sonra orucu bozan
şeylerden birisini yiyip içmediği sürece, nâfile oruca gündüz niyet
etmesinin sahih olduğuna Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-‘den sâbit olan
hadis delâlet etmiştir.

Nitekim Âişe’den -Allah ondan
râzı olsun-  rivâyet olunduğuna
göre o şöyle demiştir:

(( دَخَلَ عَلَيَّ النَّبِيُّ صَلَّى
اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ذَاتَ يَوْمٍ فَقَالَ: هَلْ عِنْدَكُمْ شَيْءٌ؟
فَقُلْنَا: لَا. قَالَ: فَإِنِّي إِذَنْ صَائِمٌ.)) [ رواه مسلم ]

“Nebi
-sallallahu aleyhi ve sellem- birgün yanıma girdi ve:

– Yanınızda (yiyecek) bir şey var mı?
diye sordu.

Bunun üzerine biz de ona:

– Hayır (yoktur), dedik.

Buyurdu ki:

– O halde ben şimdi oruçluyum.”
(Müslim; hadis no:1154).

Hadiste geçen “İzen (O halde)”
edâtı, şimdiki zamana delâlet eden zaman zarfıdır.
Dolayısıyla bu hadis, nâfile oruca gündüz niyet etmenin câiz
olduğuna delâlet eder. Farz oruç ise, bunun tam tersi, gece niyet etmeden
sahih olmaz.

Nitekim Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-
bu konuda şöyle buyurmuştur:

(( مَنْ لَمْ يُبَيِّتِ الصِّيَامَ
قَبْلَ الْفَجْرِ فَلَا صِيَامَ لَهُ.)) [ رواه أبو داود والترمي وصححه الألباني
في صحيح الجامع ]

“(Farz oruca) geceden niyet etmeyenin
orucu yoktur (orucu sahih değildir).” (Ebu Dâvud, hadis
no: 2454. Tirmizî, hadis no: 726. Elbânî, “Sahihu’l-Câmi'”, hadis no:
6535’de hadisin sahih olduğunu belirtmiştir.)

Buna göre orucunuz sahihtir.

Orucun ecrini elde etmeye gelince, bu
sevap, tam günün sevabı mıdır, yoksa sadece niyet ettiğiniz
andan itibaren midir?

Değerli âlim Muhammed b. Salih
el-Useymîn -Allah ona rahmet etsin- bu konuda şöyle demiştir:

“Bu meselede iki görüş
vardır:

Birincisi:

Bu kimseye, orucun sevabı gündüzün başlangıcından
itibaren verilir. Çünkü dînen geçerli olan oruç, gündüzün
başlangıcından itibaren olması gerekir.

İkincisi:

Bu kimseye, orucun sevabı, sadece
niyet ettiği andan itibaren verilir. Örneğin zevâl vaktinde
oruca niyet etmişse, yarım gün sevabı alır.

Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in
şu hadisi doğrultusunda doğru olan görüş budur:

(( إنَّمَا الأَعْمَالُ بِالنِّيَّاتِ، وَإِنَّمَا لِكُلِّ امْرِئٍ
مَا نَوَى, فَمَنْ

كَانَتْ
هِجْرَتُهُ إلَى اللهِ وَرَسُولِهِ, فَهِجْرَتُهُ إلَى اللهِ وَرَسُولِهِ, وَمَنْ
كَانَتْ هِجْرَتُهُ

إلَى دُنْيَا يُصِيبُهَا أَوْ امْرَأَةٍ يَتَزَوَّجُهَا,
فَهِجْرَتُهُ إلَى مَا هَاجَرَ إلَيْهِ.)) [متفق عليه]

“Ameller, ancak niyetlere göre geçerlilik
kazanır. Herkes ancak (ameliyle) niyet ettiğinin
karşılığını alır. Kimin hicreti, (niyet
ve kasıt olarak) Allah ve elçisi için ise, onun hicreti (sevap ve
ecir olarak) Allah ve elçisi içindir. Kimin de hicreti dünyadan bir menfaat
elde etmek ya da bir kadınla evlenmek için ise, onun da hicreti, hicret
ettiği gâye içindir.” (Buhârî, hadis no: 54. Müslim, hadis
no:1907/155).

Bu kimse, oruca,
ancak gündüz vaktinde niyet etmiştir. Dolayısıyla oruca niyet
ettiği andan itibaren kendisine ecir verilir.

En tercihli
görüşe göre,
oruç, bir güne verilecek olursa, örneğin; Pazartesi ve Perşembe
günleri orucu, Bîyz (her hicrî ayın 12., 13. ve 14.) günleri orucu, her
aydan üç gün tutulan oruç gibi nâfile oruçlara, bir kimse, gündüzün bir
vaktinde niyet ederse, o günün orucunun sevabının tamamını
elde edemez.” (eş-Şerhu’l-Mumti'”; c: 6, s: 373).

Her kim, fecir doğduktan sonra
Âşûrâ günü orucuna niyet ederse, Âşûrâ orucunun ecrini gerekli
kılan, -ki bu ecir, önceki senenin küçük günahlarına kefâret
olmasıdır- bunu elde edemez. Çünkü bu kimse, Âşûrâ
gününün tamamında oruç tutmuş sayılmaz, aksine ancak bir
kısmında oruç tutmuş sayılır ki, bu da niyet
ettiği andan itibarendir. Fakat Allah’ın Muharrem ayında oruç tuttuğundan
dolayı umumî ecri elde etmiş olur ki, o da Ramazan ayından sonra
en fazîletli oruç olan Muharrem ayı orucudur. (Müslim, hadis no: 1163).

Sanırım sizin ve pek çok
insanın Âşûrâ gününü -Bîyz günleri de böyledir- gündüz
vaktinden (gün ağardıktan) başka bir vakitte bilememenin en
önemli nedeni; -sorunuzda zikrettiğiniz gibi- miladî takvime
göre hareket edilmesidir. Umulur ki böyle fazîletli şeyleri
kaçırmak, Allah Teâlâ’nın kendilerine dosdoğru yolu
göstermeyi nasip buyurduğu size ve herkese, kulları için
meşrû kıldığı ve dîni için râzı olduğu hicrî
kamerî takvime göre hareket etmesine vesîle olur.

Özel işlerinizde ve kendi
aranızda bile olsa, dînî münâsebetleri hatırlatan bu takvimi ihyâ
etmek ve kendilerine aykırı hareket etmek, sembolleri ve hususiyetlerinde
onlardan farklı olmakla emrolunduğumuz Ehl-i Kitab’a aykırı
hareket etmek için hicrî kamerî takvime göre hareket etmek gerekir. Geçmiş
nebi ve elçilerin ümmetlerinde bile bu kamerî takvime göre hareket edilmekteydi.
Bu hüküm; hadiste geçen, yahudilerin Âşûrâ günü oruç
tutmalarının gerekçesinden çıkarılmıştır. Bu
gün (Âşûrâ günü) ise, kamerî aylar yoluyla bilinmektedir.

Nitekim Allah Teâlâ’nın bu günde
Musa’yı kurtarması, Musa’nın ümmetinin de kamerî takvime
göre hareket ettiklerine, miladî takvimin aylarına göre hareket
etmediklerine delâlet eder.” (eş-erhu’l-Mumti'”; c: 6, s: 471).

Allah Teâlâ’dan, bu gibi özel ecri
kaçırmış olmanızı, siz ve sizin gibi gayretli kimseler
için hayırlara vesîle kılmasını dileriz. Çünkü
kaçırılan bu ecrin acısını kalpte hissetmek,
insanı salih amelde daha fazla gayret göstermeye
çağırır.Bu ise, sonucu insanın kalbinde daha tesirli olan
nice taatlerin doğmasına vesîle olur.İnsan, belki bazı
insanların dayandıkları belirli taatleri elde edebilir.Bu da
onun taatlerde tembellik göstermesine sebep olabilir. Belki de kendini
beğenmişliğe ve bu taatle Allah Teâlâ’ya minnet etmesine sebep
olabilir.

Allah Teâlâ’dan, bize, lütfundan,
ihsanından ve ecrinden vermesini ve O’nu hakkıyla anmak ve O’na
şükretmekte bize yardımcı olmasını dileriz.