Sabah ve akşam zikirleri için belirli bir vakit var mıdır? Eğer bu zikirler için belirli bir vakit varsa, bir kimse, vakti çıktıktan sonra bu zikirleri hatırlarsa onları söyleyebilir mi?

Hamd,
yalnızca Allah’adır.

Doğru
olan sabah ve akşam zikirleri için belirli bir vaktin tayin edilmiş olmasıdır.
Birçok nebevî hadiste vaktin belirtilmesi,bunu göstermektedir.Çünkü
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘den rivâyet olunan hadisler:

“Kim,
sabahladığında şöyle şöyle derse….. Kim,
akşamladığında şöyle şöyle derse …
” şeklinde gelmektedir.

Fakat
âlimler, sabah ve akşam vaktinin ne zaman
başladığının ve ne zaman sona erdiğinin tayini
konusunda görüş ayrılığına düşmüşlerdir.

Âlimlerden
kimisi, sabah zikirlerinin vaktinin fecrin doğuşundan sonra
başladığı ve güneşin doğuşuyla sona
erdiği görüşündedir.

Kimisi
sabah zikirlerinin vaktinin, duhâ (kuşluk) vaktinin bitmesiyle sona
erdiği görüşündedir. Fakat zikir için tercih edilen vakit,
fecrin doğuşundan güneşin yükselmesine kadardır.

Akşam
zikirlerine gelince, âlimlerden kimisi, ikindi vaktinden itibaren
başladığı ve güneşin batışıyla sona
erdiği görüşündedir.

Kimisi akşam
zikirlerinin vaktinin gecenin üçte birlik bölümüne kadar sürdüğü
görüşündedir.

Kimisi de
akşam zikirlerinin başlangıcının, akşam
namazından sonra başladığı görüşündedir.

Sanırım
yukarıdaki görüşlerin doğruya en yakın olanı,
kulun, fecir vaktinden güneşin doğuşuna kadar sabah zikirlerini
getirmeye çalışması gerekir. Eğer vaktini kaçırır
da güneş doğduktan sonraya kalırsa, Duhâ (kuşluk)
namazının sonu olan öğle vaktinden önceki kısa
bir süreye kadar bu zikirleri getirmesinde bir sakınca yoktur.

Akşam
zikirlerini ise, ikindi vaktinden akşam vaktine kadar getirmelidir.
Eğer vaktini kaçırırsa gecenin üçte birlik bölümüne kadar
bu zikirleri getirebilir.Bu şekilde detayın delili, Kur’an-ı
Kerim’de sabahın ilk vakti ile ikindiden akşam güneş
batıncaya kadar olan sürede zikirlere teşvik eden âyetlerin
olmasıdır.

Nitekim İbn-i
Kayyim -Allah ona rahmet etsin- şöyle demiştir:

 “Allah Teâlâ buyurdu ki:

وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ
الشَّمْسِ وَقَبْلَ الْغُرُوبِ
[
سورة ق الآية: ٣٩]

 “(Ey Peygamber!) Sen,
onların (yalanlayanların) söylediklerine sabret. Rabbine
hamdederek güneşin doğuşundan önce (sabah namazını)
ve güneşin batışından önce (ikindi namazını)
O’nu tesbih et (namaz kıl).” (Kâf Sûresi: 39).

Bu,
hadislerde gelenin açıklamasıdır: ‘Kim,
sabahladığında ve akşamladığında
şöyle şöyle derse…’

Bundan
kasıt; güneşin doğusundan ve batışından
önceki vakittir. Bunun da yeri, sabah ile güneşin doğması
arasındaki vakit ile ikindi ile akşam arasındaki vakittir.

Nitekim
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَسَبِّحْ بِحَمْدِ
رَبِّكَ بِالْعَشِيِّ وَالأِبْكَارِ [ سورة غافر الآية:
٥٥]

“(Ey Peygamber! Sen,
müşriklerin eziyetlerine) sabret. Şüphesiz Allah’ın va’di
haktır. (O asla va’dinden dönmez.) Günahının
bağışlanmasını iste. Akşam-sabah, (günün
sonunda ve günün başında) Rabbine hamdederek O’nu tesbih et (tenzih
et).”(Ğâfir/ Mü’min Sûresi: 55).

Âyette
geçen ‘el-İbkâr”; sabahın ilk vaktidir.’el-Aşiyy’ ise,
gündüzün son vaktidir.Bu zikirlerin yeri, sabah namazı ile ikindi
namazından sonradır.” (el-Vâbilus-Sayyib” adlı
kitaptan kısaltılarak alınmıştır. S. 200.

Ayrıca
İbn-i Allân’ın; İmam Nevevî’nin “el-Ezkâr” adlı
kitabının şerhine bakınız. c. 3, s: 74,75 ve 100.

Aynı
şekilde gece söylenen zikirler de vardır.

Nitekim Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

(( مَنْ قَرَأَ بِالْآيَتَيْنِ مِنْ
آخِرِ سُورَةِ الْبَقَرَةِ فِي لَيْلَةٍ كَفَتَاهُ.))

[ رواه البخاري ]

“Kim, geceleyin
(uykudan
önce) Bakara sûresinin son iki âyetini (Âmene’r-Rasûlü)
okursa, bu iki âyet onu her türlü kötülükten korur.” (Buhârî,
hadis no: 4008. Müslim; hadis no: 807).

Bilindiği
gibi gece, akşam vakti ile başlar, fecrin doğuşuyla sona
erer.

Bu sebeple
her müslüman, belirli bir vakitle sınırlı olan zikirleri
getirmelidir.Eğer zikri kaçırırsa, o zikrin kazası olur mu?

Sorusuna
gelince, değerli âlim Muhammed b. Salih el-Useymîn -Allah ona rahmet etsin-
bu konuda şöyle demiştir:

“Zikirlerin
kazasına gelince, unutur da getirmezse, ümit ederim ki
(niyetinden
dolayı) yapmış gibi ecir kazanmıştır.”

Daha fazla
bilgi için (11169) ve (3781) nolu soruların
cevaplarına bakınız.