Hadis: Bir âmâ, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellemin yanına geldi ve şöyle dedi: Ey Allah’ın Rasûlü! Allah’a dua et de gözlerim açılsın. Bunun üzerine Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Git ve abdest al, sonra iki rekât namaz kıl, sonra da şöyle de: Allahım, ben senden istiyor ve peygamberin Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ile sana yöneliyorum. O, rahmet peygamberidir. Ey Muhammed! Ben senin ile Rabbime yöneliyorum. Rabbim! Hacetimi gider.” Bu hadisin sıhhat derecesi nedir? (sahih midir?) ve manası nedir?

Hamd,
Allah’a mahsustur.

Bu
hadisin sahih oluşu hakkında ilim ehli farklı görüşler
belirtmişlerdir. İlim ehlinden bazısı bu hadisin zayıf
oluğunu, bazısı da hasen olduğunu söylemişlerdir.
Lâkin lafızda ilk akla gelen gibi olmayıp bu hadiste bir
bakış açısı vardır. Bu hadisin manası: Allah
Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem bu kör adama abdest almasını,
Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem de şefaatinde sadık
olması için iki rekât namazı kılmasını
emretmiştir. Böylelikle onun abdesti ve namazı, Allah Rasûlü
sallallahu aleyhi ve sellem ile tevessülde bulunmasına ve Allah Subhânehû
ve Teâlâ’ya yönelmesinde bir referans olması içindir. Şayet onun
niyeti sadık olursa, azmi kuvvetli olursa, o takdirde Allah Rasûlü
sallallahu aleyhi ve sellem ona Allah’ın yanında şefaatçi olur.
Bu da Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellemin ona dua etmesi ile
gerçekleşir. Muhakkak ki dua, şefaatten bir çeşittir.
Tıpkı Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellemden sahih olarak
rivayet olunan şu hadiste Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellemin
buyurduğu gibi:

   
(ما من رجل مسلم يموت فيقوم على جنازته
أربعون رجلاً لا يشركون بالله شيئاً إلا شَفَّعهم الله فيه)

“Bir
Müslüman vefat eder ve o kimsenin cenazesinde Allah’a hiçbir şeyi
şirk koşmayan kırk kişi hazır bulunursa, Allah
katında onun için şefaatçi olurlar.”

O zaman
bu hadisin manası; bu adam Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellemden
Allah’a kendisi için dua etmesini istemiştir. Çünkü bu dua,
şefaatin bir çeşididir. Şu anda, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi
ve sellemin vefatından sonra, böyle bir durum, ölümünden sonra
Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellemden duasını istemesi mümkün
değildir, bu imkânsızdır. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve
sellemin buyurduğu gibi:

(إذا مات العبد انقطع عمله إلا من ثلاث :
صدقة جارية ، أو علم ينتفع به ، أو ولد صالح يدعو له)

“Bir
kimse öldüğü zaman, amel defteri şu üç dışında
kapanır: Sadakayı cariye, kendisinden faydalanılan bir ilim,
kendisine dua eden salih bir evlat.”

Hiç
şüphe yok ki dua, ölüm ile kesilen amellerdendir. Bilakis dua
ibadettir. Allah Azze ve Celle’nin buyurduğu gibi:

 وَقَالَ رَبُّكُمْ ادْعُونِي
أَسْتَجِبْ لَكُمْ إِنَّ الَّذِينَ يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِي سَيَدْخُلُونَ
جَهَنَّمَ دَاخِرِينَ


« Rabbiniz şöyle buyurmuştur: “Bana ibadet edin
ki size karşılığını vereyim. Bana ibadet etmekten
kibirlenenler, zelil olarak cehenneme gireceklerdir”.»

(Mumin:
40/60)

Bunun
içindir ki sahabe -Allah onlardan razı olsun- sıkıntı
anlarında, bir hacet halinde Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellemin
onlar için Allah’a dua etmesine sığınmamışlardır.
Aksine Ömer ibnul-Hattâb -Allah ondan razı olsun- yağmur
yağmayıp da kıtlık olduğunda şöyle
demiştir:

 
(اللهم إنا كنا نتوسل إليك بنبينا فتسقينا ،
وإنا نتوسل إليك بعم نبينا فاسقنا فيسقون)

“Allahım,
bizler sana peygamberimiz ile tevessül ediyor, sen de bizlere yağmur
indiriyordun. Şimdi ise biz sana peygamberimizin amcası ile tevessül
ediyoruz, bize yağmur ver.” Bunun üzerine yağmur yağardı.

Abbas’tan
-Allah ondan ve babasından razı olsun- Allah’a dua etmesini ister, o
da dua ederdi ve Allah da onlara yağmur indirirdi.

Bu da
gösteriyor ki, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellemin vefatından
sonra O’ndan birisine dua etmesini istemek mümkün değildir. Çünkü
bu, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellemin vefatı ile kesilen bir
ameldir ve bu mümkün değildir. Şayet bir kimse için Allah Rasûlü
sallallahu aleyhi ve sellemin vefatından sonra kendisine dua etmesini
Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellemden istemesi mümkün değil ise, bir
kimsenin kendi maslahatı veya haceti için Allah Rasûlü sallallahu aleyhi
ve selleme dua etmesinin mümkün olmaması daha evladır. Çünkü
Allah Azze ve Celle’nin asla bağışlamayacağı büyük
şirktir. Allah Azze ve Celle şöyle buyurdu:

وَلَا
تَدْعُ مِنْ دُونِ اللَّهِ مَا لَا يَنْفَعُكَ وَلَا يَضُرُّكَ فَإِنْ فَعَلْتَ
فَإِنَّكَ إِذًا مِنْ الظَّالِمِينَ


« “Allah’ı bırakıp da sana faydası
da zararı da dokunmayacak başka şeylere duâ edip yalvarma;
eğer bunu yaparsan, zâlimlerden olursun.”»

(Yunus:
10/106)

Allah
Azze ve Celle şöyle buyurdu:

 فَلَا
تَدْعُ مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آخَرَ فَتَكُونَ مِنْ الْمُعَذَّبِينَ


« Allah ile birlikte başka bir ilâha yalvarma; aksi
halde azâb görenlerden olursun.»

(Şuara:
26/213)

Allah
Subhânehû ve Teâlâ şöyle buyurdu:

وَمَنْ يَدْعُ مَعَ اللَّهِ
إِلَهًا آخَرَ لَا بُرْهَانَ لَهُ بِهِ فَإِنَّمَا حِسَابُهُ عِنْدَ رَبِّهِ
إِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الْكَافِرُونَ


« Kim Allah ile beraber, varlığına hiçbir
delil bulunmayan başka bir ilâha ibadet ederse, onun hesabı Rabbı yanındadır. Gerçek şudur ki,
kâfirler asla iflah olmayacaktır. »

(Muminun: 23/117)

Allah
Azze ve Celle şöyle buyurdu:

 إِنَّهُ مَنْ يُشْرِكْ
بِاللَّهِ فَقَدْ حَرَّمَ اللَّهُ عَلَيْهِ الْجَنَّةَ وَمَأْوَاهُ النَّارُ وَمَا
لِلظَّالِمِينَ مِنْ أَنصَار


« Her kim Allah’a şirk koşarsa, Allah ona cenneti
haram kılar ve varacağı yer de ateş olur. Zâlimler için
hiçbir yardımcı yoktur.” »

(Maide:
5/72)

Burada
önemli olan, her kim vefatından sonra Allah Rasûlü sallallahu aleyhi
ve selleme veya ölülerden bir başkasına, kendisinden bir
zararın giderilmesi veya bir menfaat elde etmek için dua ederse, o kimse,
dinden çıkaran büyük şirk ile müşrik olur. Allah Subhânehû ve
Teâlâ’ya tövbe etmesi gerekir. Duasını, yüce ve büyük olan, dua
edildiğinde ihtiyaç sahibinin duasına icabet eden, kötülüğü
gideren Allah’a yapması gerekir.

Ben,
falanca ve falancanın kabrine gidip, içinde bulundukları sıkıntıdan
kendilerini kurtarıp hayırlar getirmesi için dua eden kimselere
hayret ediyorum. Onlar, bu adamın hayatta iken buna gücü yetmediğini
biliyor iken ölümden sonra o ceset iken, toprak olmuş iken, onu
toprak yemiş iken nasıl olur da onlara icabet edebilir, nasıl
olur da onun kabrine gidip dua ederler?! Sıkıntıları
gideren, hayır ve fayda sağlayan Allah Azze ve Celle olduğu
halde O’na duayı terk ediyorlar. Bununla beraber Allah Azze ve Celle
onlara, kendisine dua etmesini emretmiş ve buna teşvik etmiş iken.
Allah Azze ve Celle şöyle buyurdu:

وَقَالَ رَبُّكُمْ ادْعُونِي
أَسْتَجِبْ
لَكُمْ 


« Rabbınız şöyle buyurmuştur: “Bana ibadet edin
ki size karşılığını vereyim”.»

(Mumin:
40/60)

Allah
Azze ve Celle şöyle buyurdu:

وَإِذَا سَأَلَكَ عِبَادِي
عَنِّي فَإِنِّي قَرِيبٌ أُجِيبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ إِذَا دَعَانِي
فَلْيَسْتَجِيبُوا لِي وَلْيُؤْمِنُوا بِي لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ


« (Ey Muhammed!) Kullarım sana benden sorarlarsa, ben,
şüphesiz, onlara yakınım. Bana duâ edenin, duâ ettiği
zaman, duasını kabul ederim; o halde, onlar da benim davetimi kabul
etsinler ve bana inansınlar. Ola ki doğru yolu bulurlar. »

(Bakara:
2/186)

Kendisinden
başkasına dua edilmesini inkâr ederek şöyle
buyurmuştur Allah Azze ve Celle:

أَمَّنْ يُجِيبُ الْمُضطَرَّ
إِذَا دَعَاهُ وَيَكْشِفُ السُّوءَ وَيَجْعَلُكُمْ خُلَفَاءَ الْأَرْضِ أإِلَهٌ مَعَ اللَّهِ


«”(Onlar mı daha hayırlıdır) yoksa
kendisine duâ ettiği zaman, darda kalana yardım eden,
sıkıntıyı gideren ve sizi yeryüzünün halîfeleri yapan
mı? Allah ile birlikte bir de ilâh mı?”»

(Neml: 27/62)

Allah
Azze ve Celle’den cümlemizi dosdoğru yoluna iletmesini dilerim.”

[Mecmû’u
Fetâvâ ve Rasâiliş-Şeyh İbni ‘Useymîn: 2/274]

Hadis,
bazılarının söylediği gibi Allah Rasûlü sallallahu
aleyhi ve sellemin makamı ile tevessülün caiz olduğuna işaret
etmez. Bilakis hadis, bu adamın, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve
sellemin duası ile tevessül ettiğine işaret eder.

“Allahım,
ben senden isterim ve sana peygamberimiz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem
ile yönelirim” Yani, Peygamberimiz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin
duası ile demektir.

“Ey
Muhammed! Ben senin ile Rabbime yönelirim” Yani senin duan ile demektir.

Bu ise
aşağıdaki hususları delalet etmektedir:

1-    

Bu adam, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve selleme geldi ve
O’ndan kendisine dua etmesini istedi. Şayet onun muradı Allah Rasûlü
sallallahu aleyhi ve sellemin makamı ile tevessül olsaydı, O’nun
evinde oturur ve şöyle derdi: “Allahım, ben sana tevessül ediyor
ve Muhammed’in makamı ile senden istiyorum .”

2-    

Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellemin ona
öğrettiği dualardan birisi de şudur:

       (اللهم فشفعه فيّ ، وشفعني فيه)

“Allahım, Onu benim hakkımda şefaatçi
kıl, beni de O’na şefaatçi kıl.”

Yani,
Nebi sallallahu aleyhi ve sellemin benim hakkımdaki şefaatini kabul
et, demektir. Şefaat, duadır. O zaman Allah Rasûlü sallallahu aleyhi
ve sellem ona dua etmiş olur.

(وشفعني فيه)

“Beni
de O’na şefaatçi kıl.” Yani, O’nun duasının
kabul olması için benim duamı kabul et, demektir.

Şeyh
Albani -Allah ona rahmet etsin- “Tevessül” adlı kitabında (sy.
73,74) şöyle demiştir:

“Allah
Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellemin âmâya öğrettiği “Beni
O’na şefaatçi kıl” sözünün manası, şefaatimi
kabul et, yani, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellemin şefaatinin
kabul edilmesi için benim duamı, yani, gözlerimin görmesi için
O’nun benim hakkındaki duasını. Bu cümleden, bundan başka
bir mananın anlaşılması mümkün değildir.

Bunun
içindir ki, buna muhalif olanların uzaktan ve yakından bunu
üzerlerine almadıklarını, bununla ilgilenmediklerini
görürsün. Çünkü bu, onların binalarını ta temelden
yerle bir etmektedir, kökünden koparmaktadır. Bunu duyduklarında
sana, kendinden geçmiş biri gibi baktıklarını
görürsün. Hiç şüphesiz Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellemin
âmâya olan şefaati anlaşılmaktadır. Lâkin, âmânın Allah
Rasûlü sallallahu aleyhi ve selleme olan şefaati nasıl
olmaktadır?! Bu soruya onların verebilecek bir cevapları yoktur.
Bu cümlenin, onların tevillerini batıl konuma getirdiğine
işaret eden ise, onlardan birinin bunu kullandıklarını
görmemendir. Mesela duasında şöyle dediğini
göremezsin: “Allahım, peygamberini bana şefaatçi kıl,
beni de O’na şefaatçi kıl.””

(Şeyh
Albani’nin sözü burada bitti. Allah’ın rahmeti onun üzerine olsun.)

Bu
konuda daha geniş bilgi için Şeyh Albani’nin “Tevessül” adlı
kitabına (sy. 68-93) bakabilir.

Allah
en iyi bilendir.