Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in:
(( عِبَادَةُ فِي الْهَرْجِ كَهِجْرَةٍ إِلَيَّ))
“Fitne günlerinde yapılan ibâdet, bana yapılan hicret gibidir” emri gereğince, miladi yılbaşı gibi, insanlar arasında fitnenin çoğaldığı bir vakitte ibâdet yapmanın hükmü nedir?
Hamd, yalnızca Allah’adır.
Dînine sımsıkı bağlı olan
müslüman, gizli ve açık, bolluk ve darlık gibi her durumda Allah
Teâlâ’yı anan kimsedir. Zikrinden ve kalbinden Rabbini asla unutmaz. Hiç
bir şey onu Rabbine ibâdetten alıkoymaz. Hiç bir şey O’na sevgi
ve muhabbetinden saptıramaz.
Dînine sımsıkı bağlı olan
müslümanı, bütün işlerinde Allah’a ibâdette gayretli ve
çalışkan, hayatının hepsinin Rabbine ve Mevlâsına
itaat üzere olduğunu görürsünüz.
Dînine sımsıkı bağlı olan
müslüman, kendisini ibâdete veren insanlarla içiçe ve birlikte olduğu
zaman onlarla yarışır ve Allah’ın rızâsına nâil
olabilmek için onlardan önce davranır.
Dînine sımsıkı bağlı olan müslüman,
Allah’ın nimetinde gâfil olanları gördüğü zaman,
Allah’ın kendisine bahşetmiş olduğu üzerindeki nimeti
hisseder.
İşte şehitler, garipler ve ellerinde kor
ateşi tutan, amellerinin fazîleti, fitne, belâ ve gariplik zamanında
sünnete sımsıkı bağlılıkları konusunda bir
çok hadis gelen kimseler,
bunlardır.
Ebu Hureyre’den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet
olunduğuna göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle
buyurmuştur:
(( بَدَأَ الإِسْلَامُ غَرِيبًا
وَسَيَعُودُ كَمَا بَدَأَ غَرِيبًا، فَطُوبَى لِلْغُرَبَاءِ.)) [ رواه مسلم ]
“İslâm, (ehlinin azlığı sebebiyle)
garip olarak başladı. (Ehli çok olsa bile, pek az kimsenin emirlerini yerine getirecek
olmasından dolayı) garip başladığı gibi
dönecektir. Bundan dolayı (İslâm’ın emirlerini
yerine getiren) o gariplere müjdeler olsun!” (Müslim; hadis no:
145)
Salâh ve takvâ zamanlarında sünnete, taat ve ibâdete
devam eden kimse, fitne ve gaflet zamanlarında bunlara devam ederse fazîlete
nâil olur. Buna göre o, her hâlukârda âmil (bunlara göre
yaşayan) ve âbid (ibâdet eden)dir.
Methedilen ve övülen kimse, işte bu kimsedir.
Bazı kimselerin anladıkları gibi,
birisinin, günlük hayatında ve her
halinde âdeti öyle olmamasına rağmen günah ve münkerâtın
yaygınlaştığı günleri takip etmesine ve o günlerde
oruç tutmak veya gecelerini ibâdetle geçirmek için yarışmasına
gelince, bu anlayış, yukarıda zikredilen hadisin gerçek
anlamı ve hikmet sahibi Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in
maksadı değildir.
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in maksadı;
sünnete sürekli olarak sımsıkı sarılmaya ve Allah
Teâlâ’nın emirlerini noksansız olarak yerine getirmeye teşvik
etmektir. Ta ki müslüman, karanlık zamanlarda yeryüzünü aydınlatan
bir nur olsun ve Allah Teâlâ’ya teslimiyetini ilan ettiği zamanki
verdiği sözden dönmeden O’na kavuşsun.
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in hali
böyle idi. O’nun günleri ve saatleri, Allah Teâlâ’nın vech-i kerimine
hâlis idi. Allah Teâlâ’ya ibâdet etmekten hiçbir fırsatı
kaçırmak istemezdi.
Öyle ki Üsâme b. Zeyd -Allah ondan râzı
olsun- ona şöyle sormuştu:
(( يَا رَسُولَ اللهِ! لَمْ أَرَكَ
تَصُومُ شَهْرًا مِنَ الشُّهُورِ مَا تَصُومُ مِنْ شَعْبَانَ؟ قَالَ: ذَلِكَ
شَهْرٌ يَغْفُلُ النَّاسُ عَنْهُ بَيْنَ رَجَبٍ وَرَمَضَانَ، وَهُوَ شَهْرٌ
تُرْفَعُ فِيهِ الأَعْمَالُ إِلَى رَبِّ الْعَالَمِينَ، فَأُحِبُّ أَنْ يُرْفَعَ
عَمَلِي وَأَنَا صَائِمٌ.))
[ رواه النسائي
في السنن وحسنه الألباني في السلسلة الصحيحة ]
“Ey Allah’ın elçisi! Seni, Şaban’dan oruç
tuttuğun kadar diğer aylardan bu kadar oruç tutarken hiç
görmedim
(bunun
sebebi nedir)?
Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu ki:
– O
öyle bir aydır ki, insanlar Receb ve Ramazan
(ayları)
arasında gaflette olurlar. Oysa o (Şaban ayı),
amellerin, Âlemlerin Rabbine arz edildiği bir aydır. Bundan
dolayı ben, oruçlu iken amelimin (Allah’a) arz edilmesinden
hoşnut oluyorum.” (Sünen-i Nesâî, hadis no: 2357. Elbânî;
“Silsiletu’l-Ehâdîsi’s-Sahîha”; hadis no: 1898’de “hadis
hasen” demiştir.)
İşte, Ma’kil b. Yesâr’ın -Allah ondan
râzı olsun- rivâyet ettiği hadisin anlamı, budur.
Bu hadiste Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-
şöyle buyurmuştur:
(( الْعِبَادَةُ فِي الْهَرْجِ
كَهِجْرَةٍ إِلَيَّ.)) [ رواه مسلم ]
“Fitne günlerinde yapılan
ibâdet, bana yapılan hicret gibidir.” (Müslim; hadis no:
2948)
İmam Nevevî -Allah ona rahmet etsin- bu hadisin şerhinde şöyle
demiştir:
“Buradaki ‘el-Herc’ten murat; fitne ve
insanların işlerinin birbirine karışmasıdır.
Fitne zamanında yapılan ibâdetin daha fazîletli olmasının
sebebi ise; insanların fitne zamanında ibâdetten habersiz (gâfil)
olmaları, ibâdeti bırakıp başka şeylerle meşgul
olmaları ve bazı kimselerin dışında ibâdete kendisini
verenlerin pek az oluşundan dolayıdır.” (Müslim şerhi;
c: 18, s: 88)
Bundan dolayı ne soruyu soran bacımıza, ne
de başka bir müslümana, miladi yılbaşı gecelerini,
kâfirlerin günahlarla doldurmalarına karşılık, onların
ibâdete tahsis etmelerini câiz görmüyoruz.Ancak geceleri namaz
kılarak ve gündüzleri de oruç tutarak geçirmek bir müslümanın
diğer günlerdeki bir âdeti ise, bu takdirde bu gecelerde ibâdet etmekte
bir sakınca yoktur.Zirâ Allah Teâlâ, ameline ve niyetine
karşılık en hayırlısıyla onu
mükafatlandıracaktır.
Kâfirlerin bayramlarının gecelerini belirli
ibâdetlere tahsis etmekten sakınmanın gerektiği konusundaki
açıklama, (113064) nolu sorunun cevabında
geçmişti.
Allah Teâlâ
en iyi bilendir.
