Ramazan ayının girdiğini (başladığını), ancak gündüz vakti öğrenebilen bir topluluk, o andan itibaren yeme ve içmeyi bırakmaları gerekir mi? Yeme ve içmeyi bırakırlarsa, o günü kaza etmeleri gerekir mi?

Hamd,
yalnızca Allah’adır.

İnsanlar, Ramazan ayının girdiğini
(başladığını) gündüz vaktinde öğrenirlerse,
o günün geri kalan kısmında orucu bozan şeyleri
bırakmaları gerekir.

Orucu bozan şeyleri bırakmaları
gerektiğinin delili şudur:

1.            

Allah
Teâlâ şöyle buyurmuştur:

((
فَمَنْ شَهِدَ
مِنْكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ )) [سورة البقرة من الآية: 185]

 “…O halde sizden kim, Ramazan ayını
idrak ederse, onda oruç tutsun…”[1]

2.            

İbn-i
Ömer’den -Allah ondan ve babasından râzı olsun- rivâyet
olunduğuna göre, o şöyle demiştir:

“Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘i
şöyle derken işittim:

(( إِذَا رَأَيْتُمُوهُ فَصُومُوا، وَإِذَا رَأَيْتُمُوهُ
فَأَفْطِرُوا، فَإِنْ غُمَّ عَلَيْكُمْ فَاقْدُرُوا لَهُ.)) [رواه البخاري ومسلم]

“Ramazan
hilâlini gördüğünüz zaman oruca başlayın ve Şevval
hilâlini gördüğünüz zaman bayram edin. Eğer hava kapalı olur da
hilali göremezseniz, onu takdir edin (oruca başlamak için
Şaban ayını, bayram yapmak için de Ramazan ayını otuz gün olarak takdir edin).”[2]

Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem- oruca başlanmasını, hilalin
görülmesine bağlamıştır. Burada (soruda geçtiği
üzere) hilal görüldüğünden dolayı oruca başlamak
farzdır.

3.            

Seleme
b. el-Ekva’dan -Allah onda râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre o
şöyle demiştir:

((

أَمَرَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ
عَلَيْهِ وَسَلَّمَ رَجُلًا مِنْ أَسْلَمَ أَنْ أَذِّنْ فِي النَّاسِ: أَنَّ مَنْ كَانَ
أَكَلَ فَلْيَصُمْ بَقِيَّةَ يَوْمِهِ، وَمَنْ لَمْ يَكُنْ أَكَلَ فَلْيَصُمْ، فَإِنَّ
اليَوْمَ يَوْمُ عَاشُورَاءَ.)) [رواه البخاري ومسلم]

“Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Eslem kabilesinden bir adama, insanlara şöyle duyuruda bulunmasını emretti:

-Kim
bugün birşey yemişse, günün geri kalan kısmında bir
şey yemesin. Kim de bir şey yememişse, orucuna devam etsin. Çünkü bugün, Âşûrâ günüdür.”[3]

O günün orucunun kaza edilmesi gerektiği meselesine
gelince, bu, âlimler arasında ihtilaflıdır. İlim ehlinin
bir kısmı -ki bu cumhurun görüşüdür-, o günün geri kalan
kısmını oruç tutmakla birlikte o günün kaza edilmesinin de
gerektiği görüşündedir.

Buna
delil olarak şu gösterilmiştir:

Hafsa’nın
-Allah ondan râzı olsun- rivâyet ettiği hadiste, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

((
مَنْ لَمْ يُجْمِعِ الصِّيَامَ قَبْلَ الْفَجْرِ، فَلَا صِيَامَ لَهُ.))
[رواه الترمذي، وصححه الألباني في صحيح سنن الترمذي]

“Kim fecirden önce oruca niyet etmezse, onun orucu yoktur.”[4]

Âlimler
şöyle demişlerdir:

“Burada
geceden oruca niyet etmek hâsıl olmamıştır.
Dolayısıyla o günde oruç ve imsak (orucu bozan şeylerden uzak
durmak) sahih olmaz. O günün geri kalan kısmında yeme ve içme gibi
orucu bozan şeyleri bırakmanın gerekli oluşu, zamana
saygıdan ve bu ayın kutsal oluşundan dolayıdır.”

Değerli
âlim İbn-i Kudâme -Allah ona rahmet etsin- bu konuda şöyle
demiştir:

“Bir
kimse, Şaban ayı olduğunu zannederek oruca
başlamamış (niyet etmemiş) bir halde sabahlar da daha sonra
hilalin görüldüğü kendisine haber verilirse, fakihlerin genelinin
görüşüne göre o günün geri kalan kısmında oruç
tutması ve Ramazan’dan sonra da o günü kaza etmesi gerekir.”[5]

Değerli
âlim Mansur el-Behûtî -Allah ona rahmet etsin- şöyle demiştir:

“Gündüz
vaktinde Ramazan hilalinin görüldüğü kesinleşirse, o gece
herkesin sahura kalkmasının zor olması sebebiyle o gün
yemiş ve içmiş olsalar bile- oruç tutmakla mükellef olan herkesin
orucu bozan şeyleri bırakıp güçleri yettiğini yani o andan
itibaren oruca başlamaları gerekir. Çünkü bir hadiste Nebi -sallallahu aleyhi ve
sellem- şöyle buyurmuştur:

“Size
bir şeyi yapmanızı emrettiğim zaman, ondan gücünüzün yettiği
kadarını yerine getirin.”

Ramazan ayının
görüldüğü sâbit olduğu için de o gün geçerli bir oruç
tutmadıkları için de delil gereği o günkü orucu kaza etmeleri
gerekir.”[6]

Bu meseledeki ikinci
görüş ise şöyledir:

O günün geri kalan
kısmında orucu bozan şeyleri bırakıp oruca
başlamak gerekir, fakat o günü kaza etmek gerekmez. Bu, Şeyhulislâm
İbn-i Teymiyye’nin -Allah ona
rahmet etsin- tercih ettiği
görüştür.

Bu görüşe,
yukarıda geçen Seleme b. el-Ekvâ’ın, Âşûrâ orucu
hakkında rivâyet ettiği hadis delâlet etmektedir. Buna göre Âşûrâ
orucu, İslâm’ın ilk yıllarında farz olmasına
rağmen, Âşûrâ gününün ilk vaktinde oruca başlamayıp
yemiş olanlar, o günkü orucu kaza ettiklerine dâir bir şey sâbit
olmamıştır (yani o günü kaza etmemişlerdir).

Yine şu da buna delâlet
etmektedir:

O günkü orucun geçerli
olmamasıyla birlikte günün geri kalan kısmında orucu bozan
şeyleri bırakmanın gerektiğini söylemek, dînen
mükellef olan bir kimseye, delilsiz olarak bir şeyi fazladan ona yüklemek
demektir.

Şeyhulislâm
İbn-i Teymiyye -Allah ona
rahmet etsin- bu konuda
şöyle demiştir:

“Gündüz vaktinde Ramazan hilalinin
görüldüğü kesinleşirse, bu takdirde o günün geri kalan
kısmındaki orucunu tamamlar.Bir
şeyler yemiş olsa da o günkü orucunu kaza etmesi gerekmez.”[7]

Alâuddîn Ali b. Süleyman el-Merdâvî

-Allah ona rahmet etsin- şöyle demiştir:

“Şeyh
Tekiyyuddîn dedi ki:

O gün orucu bozan
şeyleri bırakır, fakat o günü kaza etmez. Zirâ Ramazan hilalinin
görüldüğünü ancak akşamdan sonra öğrenmiş
olsaydı, o günü kaza etmesi gerekmezdi.”[8]
 

Değerli âlim
Muhammed b. salih el-Useymîn -Allah ona
rahmet etsin- şöyle
demiştir:

“Müellifin: ‘Gündüz
vakti sırasında beyyine ikâme olunursa, gündüz vakti oruç
tutması kendisine farz olan herkese, o günün kalan kısmında
imsak ve o günü kaza etmesi gerekir.’ Sözündeki beyyine’den kasıt;
Ramazan ayının girişinin beyyinesi (kanıtı), ya (en
az) iki kişinin şâhitliği ile, ya da Şaban ayının
otuz güne tamamlanmasıyla olur. ‘İmsak gerekir” sözünden
kasıt; yani orucu bozan şeyleri bırakmak demektir.

Bunun delili şudur:

Nebi -sallallahu aleyhi
ve sellem- gündüz vaktinde insanlara Âşûrâ orucunu emredince
insanlar, orucu bozan şeyleri bırakıp o andan itibaren oruca
başladılar. Yukarıdaki durumda zikredildiği üzere bu günün
Ramazan’ın ilk günü olduğu sâbit olduğu için orucu bozan
şeyleri bırakıp oruca başlamak (imsak) farz olmuştur.

Müellifin: “…kaza
etmesi gerekir” sözünden kasıt; gündüz vakti sırasında
Ramazan’dan olduğuna dâir huccet ikâme olunan (hilali görülen) o
günün kaza edilmesi gerekir, demektir.

Bunun sebebi şudur:

Farz orucun
sıhhatinin şartlarından birisi de, niyetin, günün
tamamını kapsamış olmasıdır. Buna göre
niyet; fecirden önce olmalıdır. Buradaki niyet ise, gündüz
vaktinde olmuştur. Dolayısıyla tam gün oruç
tutmamışlardır. Oysa Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-
şöyle buyurmuştur:

((
إنَّمَا الأَعْمَالُ بِالنِّيَّاتِ، وَإِنَّمَا لِكُلِّ امْرِئٍ مَا نَوَى,فَمَنْ

كَانَتْ هِجْرَتُهُ إلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ,فَهِجْرَتُهُ
إلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ,وَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ

إلَى
دُنْيَا يُصِيبُهَا أَوْ امْرَأَةٍ
يَتَزَوَّجُهَا,
فَهِجْرَتُهُ إلَى مَا هَاجَرَ إلَيْهِ)) [متفق
عليه]

“Ameller,
ancak niyetlere göre geçerlilik kazanır. Herkes ancak (ameliyle) niyet ettiğinin
karşılığını alır. Kimin hicreti, (niyet
ve kasıt olarak) Allah ve elçisi için ise, onun hicreti (sevap ve
ecir olarak) Allah ve elçisi içindir. Kimin de hicreti dünyadan bir menfaat
elde etmek ya da bir kadınla evlenmek için ise, onun da hicreti, hicret
ettiği gâye içindir.”[9]

 Bu meselede, yani gündüz vaktinde Ramazan
hilalinin görüldüğü kanıtlanırsa, o günün orucunun kaza
edilmesi gerekir. Âlimlerin genelinin görüşü bu
doğrultudadır.

Şeyhulislâm
İbn-i Teymiyye -Allah ona
rahmet etsin- bu konuda
şöyle demiştir:

“O günün geri kalan
kısmında orucu bozan şeyleri bırakıp oruca
başlamaları ve o günü daha sonra kaza etmeleri gerekir.

Bunun sebebi şudur:

Huccetin ikâmesinden
(hilalin görüldüğü kanıtlanmadan) önceki yeme ve içmeleri,
Allah Teâlâ’nın kendilerine mübah kıldığı bir
davranıştır.Dolayısıyla onlar, Ramazan
ayının saygınlığını kasten oruç yiyerek
çiğnememişlerdir. Aksine onlar bunu bilmeyerek asıl olana
Şaban ayının daha tamamlanmadığına binâ ederek oruca
başlamamışlardır. Dolayısıyla onlar, Allah
Teâlâ’nın şu genel emrine girmektedirler:

((
… رَبَّنَا لاَ تُؤَاخِذْنَا إِنْ نَسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا…)) [سورة البقرة
من الآية: 286]

“Ey Rabbimiz! Unutur veya
hataya düşersek bizi sorumlu tutma.”[10]

Tıpkı geceden
daha vakit kaldığını zannederek yiyen-içen, fakat fecrin
doğduğunu sonradan anlayan kimse gibi.

Ya da güneşin
battığını zannederek yiyen-içen (iftarını açan),
fakat güneşin batmadığını sonradan anlayan kimse gibi.

Nitekim Esmâ binti Ebu
Bekir’den -Allah ondan ve babasından râzı olsun- rivâyet
olunduğuna göre, o şöyle demiştir:

(( أَفْطَرْنَا عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ صَلَّى
الله عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَوْمَ غَيْمٍ، ثُمَّ طَلَعَتِ الشَّمْسُ.)) [رواه
البخاري]

“Nebi -sallallahu aleyhi ve
sellem-‘in zamanında havanın bulutlu olduğu bir günde iftarımızı açtık, sonra güneş doğdu (gündüz iken oruç açtık, güneşin
battığını zannetmiştik).”[11]

Nebi -sallallahu aleyhi ve
sellem- onlara kaza etmelerini emrettiğine
dâir bir şey nakledilmemiştir.

Değerli âlim
Muhammed b. Salih el-Useymîn -Allah ona rahmet etsin- fecirden önce niyet
etmemiş olmaları hakkında şöyle demiştir:

“Niyet, Ramazan
ayının girdiğini bilmelerine bağlıdır.
Onların Ramazan ayının girdiğine dâir bir bilgileri ise
yoktur. Bilgilerinin olmaması, kendilerinin ellerinde değildir. Allah
Teâlâ, bir kimseyi, ancak gücünün yettiği kadarıyla sorumlu tutar.
Bunun içindir ki, bir topluluk, Ramazan ayının girdiğini
bildikleri halde niyetlerini geciktirirlerse (sonradan niyet ederlerse),
oruçları sahih olmaz.”

Değerli âlim
Muhammed b. Salih el-Useymîn’in -Allah ona rahmet etsin- bunun sebebini
açıklaması ve buna cevap verişi, kuvvetli bir
görüştür. Fakat insanın gönlü onun bu sözüyle mutmain
olamıyor. Gecenin devam ettiğini veya güneşin
battığını zannederek yiyen-içen kimseye kıyas etmesine
gelince, bunun düşünülmesi gerekir. Çünkü bu kimsenin oruç tutma
niyeti vardı.Fakat bu kimse, gecenin hâlâ devam ettiğini veya gecenin
içinde olduğunu zannederek yemiştir.”[12]

Kısaca söylemek
gerekirse, imsak (orucu bozan şeyleri bırakmak), -gündüz vaktinde
bile olsa-, Ramazan ayının girdiği kendisine ulaşan kimse
hakkında gereklidir. O günkü orucun kaza edilip-edilmemesine gelince, bu
meselede ilim ehli arasında ihtilaf vardır.

Son zamanlardaki
iletişim araçlarının gelişmesiyle birlikte bu meselenin
meydana gelmesi neredeyse yok gibidir.

Allah Teâlâ en iyi bilendir.

[1]
Bakara
Sûresi: 185

[2]
Buhârî,
hadis no: 1900. Müslim, hadis no: 1080

[3] Buhârî, hadis no: 2007. Müslim, hadis no:
1135

[4]
Tirmizî, hadis no: 730. Elbânî,
“Sahih-i Süneni Tirmizî’de hadisin sahih olduğunu belirtmiştir.

[5] “el-Muğnî”, c: 3, s: 34

[6]
“Keşşâful-Kınâ'”,
c: 2, s: 310

[7]
“el-Fetâvâ
el-Kubrâ”, c: 5, s: 376

[8]
“el-İnsâf”, c: 3, s: 283

[9] Buhârî, hadis no: 54, Müslim, hadis
no: 1907/155

[10]
Bakara
Sûresi: 286

[11] Buhârî

[12]
“eş-Şerhu’l-Mumti'”, c: 6, s: 332-333