İbâdetlerde niyeti dille telaffuz etmek bid’at olduğu halde, hac ve umrede niyeti dille telaffuz etmenin hikmeti nedir?
Hamd, yalnızca Allah’adır.
Niyetin yeri, kalptir. Niyeti dille telaffuz etmek
(söylemek) ise, bid’attır. Herhangi bir ibâdetten önce niyeti
dille telaffuz ettiklerine (söylediklerine) dâir Peygamber -sallallahu
aleyhi ve sellem-‘den ve ashâbından hiçbir şey sâbit olmamıştır.
Hac ve umrede getirilen Telbiye ise, niyet değildir.
Değerli âlim Abdulaziz b. Baz -Allah ona rahmet etsin- bu konuda şöyle
demiştir:
“(İbâdetlerde) niyeti dille teleffuz etmek
(söylemek), bid’attır. Niyeti açıktan söylemek ise, günah
bakımından daha şiddetlidir. Bu konuda sünnet olan; kalpten
niyet etmektir. Çünkü Allah Teâlâ, hem gizliyi, hem de âşikârı
bilir.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda
şöyle buyurmuştur:
(( قُلْ أَتُعَلِّمُونَ اللهَ
بِدِينِكُمْ وَاللهُ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ وَاللهُ
بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ )) [ سورة الحجرات الآية: 16 ]
“(Ey Peygamber! Onlara) de ki: Dîninizi (ve
içinizdekileri) Allah’a mı
öğretiyorsunuz? Halbuki Allah, (bunu bildiği gibi) göklerde
ve yerdekileri de bilir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir (kalplerinizde îmân ve küfür, iyilik ve kötülük, ne varsa, hiçbir
şey ona gizli-saklı kalmaz).” (Hucurât Sûresi: 16)
Niyeti dille telaffuz
ettiklerine dâir, ne Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘den, ne bir
ashâbından, ne de kendilerine tâbi olunan imamlarından birisinden bir
şey sâbit olmuştur.Buna göre niyeti dille telaffuz etmenin
meşrû olmadığı, aksine onun dînde sonradan
çıkarılan bid’atlardan olduğu anlaşılmış
olmaktadır.
Başarı, Allah
Teâlâ’dandır.” (“İslâmî Fetvâlar”; c: 2, s: 315).
Değerli âlim
Muhammed b. Salih el-Useymîn -Allah
ona rahmet etsin- de bu konuda
şöyle demiştir:
“Ne namazda, ne
abdestte, ne oruçta, ne de herhangi bir ibâdette niyeti dille telaffuz
ettiğine dâir Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘den hiçbir şey
gelmemiştir. Hatta hac ve umre konusunda bile Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- hac veya umre yapmak istediğinde:
“Allahım!
Şöyle şöyle yapmak istiyorum” şeklinde bir
şey söylememiştir.
Ne
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘den böyle bir şey sâbit olmuş, ne de O, ashâbından
birisine bunu emretmiştir.
Netice olarak bu konuda gelen tek şey; Zübeyr
kızı Dubâa -Allah
ondan râzı olsun- hasta olduğu halde hac yapmak istediğini Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘e haber
verdiğinde, Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem- ona şöyle buyurmuştu:
(( حُجِّي وَاشْتَرِطِي، وَقُولِي: اَللَّهُمَّ
مَحِلِّي حَيْثُ حَبَسْتَنِي؛ فَإِنَّ لَكِ عَلَى رَبِّكِ مَا اسْتَثْنَيْتِ.)) [ رواه البخاري ومسلم ]
“Haccını
yap ve şöyle şart koş:
-Allahım! Hastalık, gecikme veya başka bir
şey, haccımı tamamlamama
engel olursa, bunun için ihramdan çıkacağım, dersin. Çünkü
senin, Rabbine şart koşma hakkın vardır.”
(Buhârî ve Müslim)
Buradaki
sözün dille olmasının sebebi; çünkü hac yapmaya karar vermek,
adak adamak mesâbesindedir (onun gibidir). Adak ise, ancak dille
gerçekleşir. Çünkü insan kalbiyle adak adadığı
zaman, o adak sayılmaz ve adak adamaya karar vermiş
olmaz.İşte nasıl ki adağa söz verildiği zaman
onun yerine getirilmesi gerekiyorsa, haccın da aynı şekilde
yerine getirilmesi gerekir.
Bunun
içindir ki Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem- Zübeyr kızı Dubâa’ya diliyle şart
koşmasını ve şöyle söylemesini emretmiştir:
(( إِنْ حَبَسَنِي
حَابِسٌ فَمَحِلِّي حَيْثُ حَبَسْتَنِي.))
“(Allahım!) Eğer (bu
ibâdeti edâ etmeme) bir şey engel olursa, beni bu ibâdeti yerine
getirmeme engel olduğun yer, ihramdan çıkacağım yer
olsun.”
Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘den sâbit olan:
(( إِنَّ جِبْرِيلَ أَتَانِي وَقَالَ:
صَلِّ فِي هَذَا الْوَادِي الْمُبَارَكِ، وَقُلْ: عُمْرَةٌ فِي حَجَّةٍ، أَوْ
عُمْرَةٌ وَحَجَّةٌ.))
[ رواه البخاري ]
“Şüphesiz Cebrâil -aleyhisselâm- (dün gece) bana geldi ve şöyle dedi:
– Bu mübârek vâdide namaz kıl ve şöyle
söyle:
– Bunu haccın içinde bir umre kıldım veya
umre ve haccı birlikte kıldım.” (Buhârî)
Hadisine
gelince bu, niyeti dille telaffuz etmek anlamında değildir.
Bunun anlamı: Telbiyesinde (hac veya umre) ibâdetini
zikretmesidir. Yoksa Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem- niyeti diliyle telaffuz etmemiştir.” (“İslâmî Fetvâlar”; c: 2, s: 316).
Allah Teâlâ en iyi bilendir.
