Kabrinde oturtulacağı ve tartışılacağı konusunda ölünün kabrindeki sorgusu gerçek midir?
Hamd,
yalnızca Allah’adır.
Değerli
âlim Muhammed b. Salih el-Useymîn -Allah ona rahmet etsin- bu konuda
şöyle demiştir:
“Ölünün,
kabrindeki sorgusu hiç şüphesiz gerçektir. Zirâ insan, kabrinde (Münker ve
Nekir adlı iki melek tarafından) oturtulacak,
tartışılacak ve sorguya çekilecektir.
Birisi
çıkıp da: Kabrin içerisi dardır. Dolayısıyla ölü
kabrinde nasıl oturtulacaktır? Diye soracak olursa, ona
şöyle cevap veririz:
Birincisi:
Mü’minin,
gayb ile ilgili konuları kabul edip tadik etmesi ve bu konuda nasıl
ve niçin gibi sorular sormaması gerekir. Çünkü nasıl ve niçin
gibi soruları, ancak şüphe eden kimse sorar. Allah Teâlâ ve elçisinin
haber verdiği şeylere îmân eden ve gönül hoşnutluğuyla
onları kabul eden bir kimse, bunlara teslimiyet gösterir ve: ‘Onun
keyfiyetini, en iyi bilen Allah Teâlâ’dır’ der.
İkincisi:
Kabirde
ruhun bedenle birlikte olması, onun hayatta bedenle birlikte olması
gibi değildir.Dolayısıyla ruhun bedenle birlikte olmasında,
insanın idrak edemeyeceği büyük hikmetler vardır.Ruhun
ölümden sonra bedenle birlikte olması ile hayatta bedenle birlikte olması
birbiriyle kıyaslanamaz.
Nitekim
insan, rüyasında kendisini bir yere gidip gelirken, yolculuk yaparken ve
bazı insanlarla konuşurken görebilir.
-Rüyasında
kendisini hayatta olan veya ölmüş kimselerle biraraya gelirken
görebilir.
-Rüyasında
güzel bir bahçesi veya karanlıklar içinde yalnız bir evi olduğunu
görebilir.
-Rüyasında
kendisini rahat bir arabaya binmiş halde görebilir.
-Bazen rüyasında
tedirgin eden bir arabaya binmiş halde görebilir.
-İnsan
yatağında iken ve hiçbir şey, hatta üzerindeki örtüsü bile
değişmeden bütün bunlar olabilir. Buna rağmen biz, bunu
açıkça hissederiz. Buna göre ruhun ölümden sonra bedenle
birlikte olması, uyanık veya uyku halinden tamamen
farklıdır. Ruhun, ölümden sonra idrak edemediğimiz
başka bir hali vardır.Dolayısıyla insan, -kabri
sınırlı ve dar olsa bile- kabrinde oturtulabilir ve sorguya
çekilebilir.
Nebi
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘den sahih olarak bu şekilde gelmiştir.
Bunu bize o tebliğ etmiştir. Bize düşen ise, onu tasdik edip
itaat etmektir.
Nitekim Allah
Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:
(( فَلاَ وَرَبِّكَ لاَ يُؤْمِنُونَ
حَتَّىَ يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لاَ يَجِدُوا فِي
أَنفُسِهِمْ حَرَجاً مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْلِيماً )) [ سورة النساء
الآية: 65 ]
“Hayır! Rabbine yemîn
olsun ki, onlar kendi aralarında çıkan anlaşmazlıklarda
(hayatta iken) seni, (vefatından sonra da
sünnetini) hakem kılıp sonra da senin verdiğin hükme
içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan ve ona tam bir teslimiyetle boyun
eğmedikçe, îmân etmiş olmazlar.” (Nisâ Sûresi: 65)
