Bazı kardeşler, ölüyü defnettikten sonra cenâzeye katılanlara öğüt amacıyla hutbe ve nasihat vermektedirler. Bunun hükmü nedir?

Hamd,
yalnızca Allah’adır.

Değerli âlim Muhammed b. Salih el-Useymîn’e -Allah
ona rahmet etsin- bu soruyu arz ettiğimizde o şöyle cevap
vermiştir:

“Bu davranışı, dînde sonradan
çıkarılan bid’atlardan birisi olarak görüyorum. Bunu yapan
vâizin (kabristanda insanlara konuşan kimsenin), öğüt verme konusunda
insanları Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘den daha çok
sevdiğini iddiâ etmesi mümkün değildir. Kabristanda ayağa
kalkıp insanlara öğüt verdiğine dâir Rasûlullah -sallallahu
aleyhi ve sellem-‘den hiçbir hadis gelmemiştir.Bu konuda söylenebilecek
tek şey, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- günlerden birgün kabrin
başına geldiğinde kabir henüz kazılmamıştı. Bunun
üzerine kabrin başında oturunca ashâbı da onun etrafına
oturdular. Ardından Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onlara konuşmaya
başladı, ölüm anında ve ölümden sonra ne
olacağını onlara haber verdi. Olay, bundan ibârettir.

Buna göre insanların yapmakta oldukları
şey, bir içtihattır. Fakat bir hatip gibi ayağa kalkıp
insanlara öğüt vermek şeklindeki bu içtihat, doğru
değildir.

Soru:

Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in bunu bir defa
yapmasına ne dersiniz?

Cevap:

Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bunu
yapmamıştır. Aksine bir mecliste oturanların
yaptığı gibi yapmıştır. Zirâ insanlara
öğüt vermek kastıyla bir hatip gibi ayağa kalkarak
öğüt vermemiştir.

Soru:

Bir kimse, (ölü defnedildikten sonra) kabrin
yanında oturur da insanlar da onun çevresine otururlarsa ve Ebu Davud’un
rivâyet ettiği Berâ b.Âzib’in hadisini onlara anlatsa, bu
davranışı meşrû sayılır mı?

Cevap:

Hayır, bu davranışı meşrû sayılmaz.
Çünkü Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- öğüt vermek amcıyla
oturmamıştır. Sadece kabir kazıma işi bitinceye kadar
oturmayı kasdetmiştir. Bir şeyin gelişigüzel (planlanmadan)
meydana gelişi ile kasıtlı olarak (planlanarak) meydana
gelişi arasında fark vardır. Bunun içindir ki Nebi -sallallahu
aleyhi ve sellem- bundan başka bir yerde böyle bir şey
yapmamıştır.

Allah Teâlâ
en iyi bilendir.”