İsa -aleyhisselâm- hakkında bize kısa bir bilgi verebilir misiniz?
Hamd,
yalnızca Allah’adır.
– İmran kızı Meryem, sâliha ve takvâ ehli
bir kadın idi. O kadar gayret ve azimle ibâdet ederdi ki, ibâdet ve taatte
zamanında onun benzeri hiç kimse yoktu.
Nitekim melekler, Allah Teâlâ’nın kendisini seçtiğini
ona şöyle müjdelemişlerdi:
إذ قالت الملائكة يا مريم إن الله اصطفاك وطهرك واصطفاك على نساء العالمين – يا
مريم اقنتي لربك واسجدي واركعي مع الراكعين
[ سورة آل
عمران الآيتان: ٤٢ – ٤٣ ]
“(Ey
Muhammed! Hatırlar mısın?) Melekler şöyle
demişlerdi: Ey Meryem! Allah seni (kendisine itaat etmen için) seçti, seni
(her türlü kötü ahlaktan) temizledi ve seni âlemlerin
kadınlarına tercih etti (üstün kıldı). Ey Meryem! Rabbine
itaate devam et (huşu ile namaza dur), secde et ve rükû edenlerle birlikte
sen de rükû et.”
Âl-i İmran Sûresi: 42-43
– Sonra melekler Meryem’i, Allah
Teâlâ’nın kendisine bir çocuk bahşedeceğini, onu ‘kun’ ‘ol’
kelimesiyle yaratacağını, onun da hemen oluvereceğini ve bu
çocuğun isminin de İsa Mesih olacağını, onun dünya ve
âhirette şânının yüce olacağını, İsrailoğullarına
bir elçi olarak gönderileceğini, ona yazmayı, hikmeti,
Tevrât’ı ve İncil’i öğreteceğini ve onun, kendisinden başka
hiçbir peygamberde olmayan bazı özelliklere ve mucizelere sahip
olacağını müjdelemişlerdi.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle
buyurmuştur:
إذ قالت الملائكة يا مريم إن الله يبشرك بكلمة منه اسمه المسيح عيسى ابن مريم وجيهاً
في الدنيا والآخرة ومن المقربين – ويكلم الناس في المهد وكهلاً ومن الصالحين –
قالت رب أنى يكون لي ولدٌ ولم يمسسني بشر قال كذلك الله يخلق ما يشاء إذا قضى أمراً
فإنما يقول له كن فيكون
[ سورة
آل عمران الآيات:
45-47 ]
“(Ey
Muhammed! Hatırlar mısın?) Melekler şöyle
demişlerdi: Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah sana kendisinden bir
Kelime’yi (Allah’ın ona ol demesiyle hemen olacak bir erkek çocukla)
müjdeler. Adı Meryem oğlu İsa Mesih’tir. Dünyada da, âhirette de
şânı yüce ve (kıyâmet günü) Allah katında yakın
kılınanlardan olacaktır. O, beşikte iken ve
yetişkinlik halinde (Allah’ın kendisine vahyettiği
şeylerle) insanlara konuşacaktır. (O aynı zamanda)
sâlihlerden olacaktır. Meryem (bu işe
şaşırmış bir halde): Rabbim! dedi. Bana bir erkek eli
değmediği (evli veya iffetsiz olmadığım) halde
nasıl çocuğum olur? Melek şöyle dedi: İşte Allah,
dilediğini böyle yaratır. O, bir işin olmasını
dileyince, ona sadece ‘ol’ der, o da hemen oluverir.”
Âl-i İmran Sûresi: 45-47
– Sonra Allah Teâlâ, meleklerin Meryem -aleyhasselâm-‘ı
İsa ile müjdelediklerini haber vermiş, İsa -aleyhisselâm-‘ı
şereflendirmesi ve onu mucizelerle desteklemesi hakkında
şöyle buyurmuştur:
ويعلمه الكتاب والحكمة والتوراة والإنجيل – ورسولاً إلى بني إسرائيل
أني قد جئتكم بآية من ربكم أني أخلق لكم من الطين كهيئة الطير فأنفخ فيه فيكون طيراً
بإذن الله وأبرئ الأكمه والأبرص وأحيي الموتى بإذن الله وأنبئكم بما تأكلون وما
تدخرون في بيوتكم إن في ذلك لآية لكم إن كنتم مؤمنين – ومصدقاً لما بين يدي من
التوراة ولأحل لكم بعض الذي حرم عليكم وجئتكم بآية من ربكم فاتقوا الله وأطيعون إن
الله ربي وربكم فاعبدوه هذا صراط مستقيم [ سورة آل
عمران الآيات: ٤٨ – ٥١ ]
“(Melekler İsa
hakkında Meryem ile konuşurken onun şu
sıfatlarını da ilâve ettiler:) Allah ona yazmayı, hikmeti,
Tevrat’ı ve İncil’i öğretecektir. Onu
İsrailoğullarına elçi olarak gönderecek (o da onlara
şöyle diyecektir:) Size Rabbiniz tarafından bir mûcizeyle
gönderildim: Ben size çamurdan kuş şekline benzer bir şey
yapar içine üflerim, o da Allah’ın izniyle hemen kuş oluverir. Keza
ben anadan doğma körü ve abraşı iyileştirir, hatta
Allah’ın izniyle ölüleri diriltirim. Evlerinizde ne yediğinizi
ve biriktirip sakladıklarınızı da bilirim. Eğer inanıyorsanız,
elbette bunlarda sizin için apaçık ibretler vardır. (İsa:) Keza ben,
benden önce gelen Tevrât’ı doğrulayıcı olarak ve
(Allah tarafından) size haram kılınan bazı şeyleri
(Allah’tan bir hafiflik ve rahmet olsun diye) helâl kılmam için geldim. Doğrusu
ben, (söylediğim şeylerin doğru olduğuna delil olarak)
size Rabbinizden bir mucize getirdim. O halde Allah’tan korkun ve (Allah’tan
size haber verdiğim şeylerde) bana itaat edin. Şüphesiz ki Allah,
hem sizin, hem de benim Rabbimdir. Öyleyse, yalnızca O’na ibâdet
edin. İşte dosdoğru yol budur.”
Âl-i İmran Sûresi: 48-51
– Yaratma konusunda mutlak kemâliyet, Allah Teâlâ’ya
âittir. O dilediğini, nasıl isterse öyle yaratır. Nitekim
O, Âdem -aleyhisselâm-‘ı topraktan, babasız ve anasız olarak
yaratmıştı. Havvâ -aleyhasselâm-‘ı ise, Âdem
-aleyhisselâm-‘ın kamurga kemiğinden babasız ve anasız
olarak yaratmış ve Âdem -aleyhisselâm-‘ın neslini de bu
baba ve anadan kılmıştır. İsa -aleyhisselâm-‘ı da
babasız olarak sadece anadan yaratmıştır. Her şeyi
yaratan ve her şeyi hakkıyla bilen Allah Teâlâ, her türlü noksan
sıfatlardan münezzehtir.
– Allah Teâlâ, Kur’an-ı Kerim’de İsa
-aleyhisselâm-‘ın dünyaya nasıl geldiğini tam olarak noksansız
bir şekilde açıklamıştır.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle
buyurmuştur:
واذكر في الكتاب مريم إذ انتبذت من أهلها مكاناً شرقياً – فاتخذت من دونهم حجاباً
فأرسلنا إليها روحنا فتمثل لها بشراً سوياً – قالت إني أعوذ بالرحمن منك إن كنت
تقياً – قال إنما أنا رسول ربك لأهب لك غلاماً زكياً – قالت أنّى يكون لي غلام ولم
يمسسني بشر ولم أك بغياً – قال كذلك قال ربك هو عليّ هين ولنجعله آية للناس ورحمة
منا وكان أمراً مقضياً [ سورة مريم الآيات: ١٦ – ٢١ ]
“(Ey Muhammed!) Kitab’ta (bu
Kur’an’da) Meryem’i de an! Hani o, âilesinden ayrılıp (kendi evlerine
göre) doğu tarafında bir yere çekiliverdi. Onlarla kendisi
arasına bir perde gerdi. Biz de ona Ruh’umuzu (Cebrail’i) gönderdik
de, ona tam bir insan şeklinde görünüverdi. Meryem irkildi ve: Ben, senden
(bana bir kötülük yapmandan) Rahmana sığınırım, dedi.
Eğer Allah’tan korkup haramdan sakınan bir kimse isen. (Cebrail:)
Ben, sana (günahlardan arınmış) tertemiz bir erkek çocuk
bağışlamam için Rabbinin (sana gönderdiği) bir
elçisiyim, dedi. Meryem (ona): Bana (helâl yoldan evlenme yoluyla) bir tek
erkek eli değmemiş ve ben iffetsiz bir kadın da değil iken
nasıl oğlum olabilir ki? (Cebrail Meryem’e:) Öyledir (Nitekim dediğin
gibidir. Sana hiçbir erkek eli değmemiş ve sen iffetsiz bir
kadın da değildin), ama Rabbin: Bu iş bana pek kolaydır.
Çünkü biz onu insanlara kudretimizin bir alameti ve
tarafımızdan bir rahmet kılacağız ve artık bu, (Levh-i
Mahfuz’da) hükme bağlanmış, olup bitmiş bir iştir,
dedi.”
Meryem Sûresi: 16-21
– Cebrail
-aleyhisselâm- ona böyle söyleyince Meryem, Allah Teâlâ’nın
takdir ettiği şeye teslim olmuş, bunun üzerine Cebrail
-aleyhisselâm- Meryem’in gömleğinin yakasından üflemişti.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle
buyurmuştur:
فحملته فانتبذت به مكاناً قصياً – فأجاءها المخاض إلى جذع النخلة قالت يا ليتني مت
قبل هذا وكنت نسياً منسيا
[ سورة مريم
الآيتان: ٢٢ – ٢٣ ]
“(Cebrail -aleyhisselâm-
gömleğinin yakasından üfledikten ve üfürüğü onun rahmine
ulaştıktan sonra) Meryem ona (İsa’ya) hâmile kaldı. Bunun
üzerine onunla (karnındaki çocukla insanlardan) uzak bir yere
çekildi.Doğum sancısı, onu bir hurma ağacına
sığındırdı. Keşke ben, bundan (bu günden)
önce ölseydim de unutulup gitseydim, dedi.”
Meryem Sûresi: 22-23
– Sonra
Allah Teâlâ, Meryem’e su ve yiyecek göndermiş ve ona hiç kimseyle
konuşmamasını emretmişti.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle
buyurmuştur:
فناداها من تحتها ألا تحزني قد جعل ربك تحتك سرياً – وهزي إليك بجذع
النخلة تساقط عليك رطباً جنياً – فكلي واشربي وقرِّي عيناً فإما ترين من البشر أحداً
فقولي إني نذرت للرحمن صوماً فلن أكلم اليوم إنسياً[ سورة مريم الآيات: ٢٤ –
٢٦ ]
“Derken, (Cebrail
veya İsa), ona aşağıdan şöyle seslendi:Sakın
üzülme! dedi.Rabbin senin alt yanında bir su arkı meydana getirdi.Haydi,
hurma dalını kendine doğru silkele, üzerine taze hurmalar
dökülsün. Artık ye, iç ve (çocukla) gözün aydın olsun! Eğer
herhangi bir insana rastlarsan (ve sana bu konuda sorarsa, ona): Ben Rahman’a
oruç (susma orucu) adamıştım, o sebeple bugün hiç kimseyle
konuşmayacağım, de.”
Meryem Sûresi: 24-26
– Sonra Meryem -aleyhasselâm- çocuğu
İsa’yı kucağında taşıyarak kavmine gelmişti.
Kavmi onu bu halde görünce kendisine gerçekten kötü bir iş
yaptığını söylemişler ve bunu
reddetmişlerdi. Meryem -aleyhasselâm- onlara hiçbir cevap vermemiş ve
bu çocuğu göstererek: Ona sorun, o size haber verecektir, diye
işâret etmişti.
Nitekim Allah Teâlâ
bu konuda şöyle buyurmuştur:
فأتت به
قومها تحمله قالوا يا مريم لقد جئت شيئاً فرياً – يا أخت هارون ما كان أبوك امرأ
سوء وما كانت أمك بغياً – فأشارت إليه قالوا كيف نكلم من كان في المهد صبياً[ سورة مريم الآية:
27-29]
“Nihâyet
(Meryem) onu (kucağında) taşıyarak kavmine getirdi. (Kavmi
onu bu halde görünce ona ) dediler ki: Ey Meryem! Hakikaten sen, çok
kötü bir iş yaptın. Ey (salih bir adam olan) Harun’un kızkardeşi!
Baban kötü bir insan değildi. Annen de iffetsiz bir kadın
değildi! Meryem, (sormaları ve onunla konuşmaları için)
çocuğu gösterdi. Onlar:
Beşikteki bebekle nasıl olur da konuşuruz? dediler.”Meryem Sûresi: 27-29
– İsa
-aleyhisselâm- beşikte bir bebek olmasına rağmen onlara hemen
şöyle cevap vermişti:
قال إني عبد الله آتاني الكتاب وجعلني نبياً – وجعلني مباركاً أين ما كنت وأوصاني
بالصلاة والزكاة ما دمت حياً – وبراً بوالدتي ولم يجعلني جباراً شقياً – والسلام
علي يوم ولدت ويوم أموت ويوم أبعث حياً
[ سورة مريم الآية: ٣٠ – ٣٣
]
“(Derken bebek:) Ben, Allah’ın kuluyum, dedi. O,
bana kitabı (İncil’i) verdi, beni peygamber olarak
görevlendirdi.Nerede olursam olayım beni mübarek (hayır ve
faydası bol) kıldı. Yaşadığım müddetçe bana
namazı (devamlı ve vaktinde kılmamı) ve zekâtı farz
kıldı. Anneme saygılı, hayırlı evlat
kılıp, asla zorba, bedbaht ve hayırsız biri yapmadı. Doğduğum
gün de, öleceğim gün de, kabirden kalkıp dirileceğim gün de
selâm üzerime olsun! “Meryem Sûresi:
30-33
– Kur’an-ı Kerim’de zikredilen bu şeyler,
Allah’ın kulu ve elçisi olan Meryem oğlu İsa
-aleyhisselâm-‘ın kıssasıdır. Fakat ehl-i kitap (yahudi ve
hıristiyanlar) onun hakkında görüş
ayrılığına düştüler. Nitekim onlardan bir kesim: “Meryem
oğlu İsa, Allah’ın oğludur”, dediler. Başka bir
kesim: “Meryem oğlu İsa, üç ilahtan biridir”, dediler. Başka
bir kesim ise: “Meryem oğlu İsa, Allah’tır”, dediler. Başka
bir kesim olan mü’minler ise onun hakkında: “Meryem oğlu
İsa Allah’ın kulu ve elçisidir”, dediler. İşte bu
sonuncusu hak olan sözdür.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle
buyurmuştur:
ذلك عيسى ابن مريم قول الحق الذي فيه يمترون – ما كان لله أن يتخذ من ولد سبحانه
إذا قضى أمراً فإنما يقول له كن فيكون – وإن الله ربي وربكم فاعبدوه هذا صراط
مستقيم – فاختلف الأحزاب من بينهم فويل للذين كفروا من مشهد يوم عظيم
[ سورة مريم
الآيات: ٣٤ – ٣٧ ]
“(Ey Muhammed!) İşte
hakkında (yahudi ve hıristiyanların) şüphe ve
tartışmalara girdikleri (sana vasfını ve haberini
anlattığımız) Meryem oğlu İsa konusunda
gerçeğin ta kendisi olan Allah’ın sözü budur. Allah’ın (kullarından)
evlat edinmesi olacak iş değildir. O bundan münezzehtir!O, bir
işi yapmak istedi mi, ona ‘ol’ der, o da hemen oluverir (O’na hiç bir
şey engel olamaz).(İsa kavmine dedi ki:) İyi bilin ki (sizi O’na
ibâdet etmeye çağırdığım) Allah, benim de Rabbim, sizin
de Rabbidir.Öyleyse yalnızca O’na ibâdet edin. İşte dosdoğru
yol budur.Sonra onun hakkında birtakım guruplar (yahudi ve
hıristiyanlar) kendi aralarında ayrılığa
düştüler. Artık gerçeğin meydana çıkacağı o büyük
(dehşetli) güne şâhit
olunduğu zaman, inkâr edenler helâk olsunlar!”Meryem Sûresi:
34-37
– İsrailoğulları
dosdoğru yoldan sapınca ve Allah Teâlâ’nın çizdiği haram
sınırlarını aşınca, zulmedip yeryüzünde
bozgunculuk çıkardılar. Onlardan bir kesim ölümden sonraki yeniden
dirilişi, hesabı ve azabı inkâr ettiler. Sonlarının ne
olacağını hesap etmeden dünya zevklerine daldılar. İşte
o zaman Allah Teâlâ, Meryem oğlu İsa’yı onlara bir elçi olarak
gönderdi. İsa -aleyhisselâm- onlara Tevrat’ı ve İncil’i
öğretmiştir.
Nitekim
Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:
ويعلمه الكتاب والحكمة والتوراة والإنجيل ورسولاً إلى بني إسرائيل
[ سورة آل
عمران الآيات: ٤٨ – ٥١ ]
“(Melekler İsa
hakkında Meryem ile konuşurken onun şu
sıfatlarını da ilâve ettiler:) Allah ona yazmayı, hikmeti,
Tevrat’ı ve İncil’i öğretecektir. Onu
İsrailoğullarına elçi olarak gönderecek (o da onlara
şöyle diyecektir:) Size Rabbiniz tarafından bir mûcizeyle
gönderildim: Ben size çamurdan kuş şekline benzer bir şey
yapar içine üflerim, o da Allah’ın izniyle hemen kuş oluverir. Keza
ben anadan doğma körü ve abraşı iyileştirir, hatta Allah’ın
izniyle ölüleri diriltirim. Evlerinizde ne yediğinizi ve biriktirip
sakladıklarınızı da bilirim. Eğer inanıyorsanız,
elbette bunlarda sizin için apaçık ibretler vardır. (İsa:) Keza ben,
benden önce gelen Tevrât’ı doğrulayıcı olarak ve
(Allah tarafından) size haram kılınan bazı şeyleri
(Allah’tan bir hafiflik ve rahmet olsun diye) helâl kılmam için geldim. Doğrusu
ben, (söylediğim şeylerin doğru olduğuna delil olarak)
size Rabbinizden bir mucize getirdim. O halde Allah’tan korkun ve (Allah’tan
size haber verdiğim şeylerde) bana itaat edin. Şüphesiz ki Allah,
hem sizin, hem de benim Rabbimdir. Öyleyse, yalnızca O’na ibâdet
edin. İşte dosdoğru yol budur.”
Âl-i İmran Sûresi: 48-51
– Allah
Teâlâ, bir hidâyet ve nûr olması ve Tevrat’ta olanları tasdik edici
olması için İsa -aleyhisselâm-‘a İncil’i indirmiştir.
Nitekim
Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:
وآتيناه الإنجيل فيه هدى ونور ومصدقاً لما بين يديه من التوراة وهدى
وموعظة للمتقين [ سورة المائدة الآية:
٤٦ ]
“O peygamberlerin izlerince
Meryem oğlu İsa’yı, kendisinden önceki Tevrat’ı tasdik
edici olarak gönderdik. Ona da; hem kendisinden önceki Tevrat’ı
tasdik etmesi, hem de takvâ sahiplerine (müttakilere) hidâyet ve öğüt
olması için içinde hidâyet ve nur bulunan İncil’i verdik.”
Mâide Sûresi: 46
– İsa -aleyhisselâm-, kendisinden sonra Allah
tarafından gönderilen ve adı Ahmed olan bir elçinin
(peygamberin) geleceğini müjdelemiştir. O peygamber de Muhammed
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘dir.
Nitekim
Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:
وإذ قال عيسى ابن مريم يا بني إسرائيل إني رسول الله إليكم مصدقاً لما بين يدي من
التوراة و مبشراً برسول يأتي من بعدي اسمه أحمد فلما جاءهم بالبينات قالوا هذا سحر
مبين
[ سورة الصف الآية:
٦ ]
“(Ey
Muhammed! Hatırlar mısın) Meryem oğlu İsa: Ey
İsrailoğulları! Ben, benden önce gönderilmiş olan
Tevrat’taki şeyleri doğrulayıcı ve benden sonra gelecek
olan Ahmed adındaki elçiyi (peygamberi) de müjdeleyici olarak
Allah’ın size gönderdiği bir elçisiyim, demişti. Fakat
İsa’nın müjdelediği elçi (Muhammed) açık delillerle
gelince, bu apaçık bir sihirdir, dediler.”
Saff Sûresi: 6
– İsa -aleyhisselâm-,
İsrailoğullarını yalnızca Allah Teâlâ’ya ibâdet etmeye
ve onları, Tevrat ve İncil’in hükümlerine göre yaşamaya
dâvet etmeye, onlarla tartışmaya ve onların izledikleri yolun
bozukluğunu onlara açıklamaya başlamıştı. Onların
bu konuda inatlarını görüp onlardaki inkârın (küfrün) belirtilerini
hissedince, kavmine şöyle seslenmişti:
“Allah’ın dînine yardım etmede kim benimle
beraber olacak? demişti. Sayıları on iki olan Havârîler
kendisine îmân etmişti.
Nitekim
Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:
فلما أحس عيسى منهم الكفر قال من أنصاري إلى الله قال الحواريون نحن أنصار الله
آمنا بالله وأشهد بأنا مسلمون – ربنا آمنا بما أنزلت واتبعنا الرسول فاكتبنا مع
الشاهدين
[ سورة آل عمران الآيتان:
٥٢ – ٥٣ ]
“İsa
onların inkârlarında ısrar ettiklerini hissedince, Allah’ın
dînine yardım etmede kim benimle beraber olacak? dedi. HavârilerHavâri: (İnsanın en seçkin, en has
dostu, yardımcısı anlamına gelir.):
Allah’ın dîninin yardımcıları biziz. Biz Allah’a îmân
ettik. Ey İsa, bizim müslüman olup Allah’a itaat ettiğimize sen de
şâhid ol! Ey Rabbimiz! İndirdiğin kitaba (İncil’e) îmân ettik
ve Elçine (İsa’ya) uyduk. Sen de bizi, (birliğini -vahdâniyyetini- ve
peygamberlerini tanıyan) şahitlerle birlikte yaz, dediler.”
Âl-i İmrân Sûresi: 52-53– Allah Teâlâ, İsa -aleyhisselâm-‘ı, O’nun
kudretini hatırlatan, ruhu eğiten, Allah’a ve âhiret gününe îmânı ortaya çıkarıp
canlandıran büyük mucizelerle desteklemişti.
Nitekim İsa -aleyhisselâm- çamurdan kuş
şekline benzer bir şey yapar içine üflerdi, o da Allah’ın
izniyle hemen kuş oluverirdi. Yine, anadan doğma körü ve
abraşı iyileştirir, Allah’ın izniyle ölüleri diriltirdi.
İnsanlara evlerinde ne biriktirip sakladıklarını haber
verirdi. Bunun üzerine yahudiler, Allah Teâlâ’nın kendilerine peygamber
olarak gönderdiği İsa -aleyhisselâm-‘a düşmanlık
etmeye, insanları ondan yüz çevirtmeye, onu yalanlamaya ve annesini zinâ
etmekle suçlamaya başladılar.
– Yahudiler, zayıf ve fakir kimselerin kendisine
îmân etmeye ve onun çevresinde toplanmaya
başladıklarını gördüklerinde, onu öldürmek için
tuzak kurdular.Romalıları onun aleyhine
kışkırttılar ve İsa’nın dâvetine izin
verdiği takdirde hükümdarlığının yok olacağı
konusunda Roma İmparatoruna şüphe vermeye
çalıştılar.Bunun üzerine Roma İmparatoru bir ferman
çıkarak İsa’nın yakalanmasını ve çarmıha
gerilmesini emretti.
Allah Teâlâ, İsa -aleyhisselâm-‘ı ihbar eden
münâfığı, İsa -aleyhisselâm-‘a benzetti. Bunun üzerine
askerler onu, İsa -aleyhisselâm- olduğunu zannederek yakalayıp
çarmıha gerdiler. Böylece Allah Teâlâ, onu çarmıha gerilmekten
ve öldürülmekten kurtardı.
Nitekim Allah Teâlâ yahudiler hakkında
şöyle buyurmuştur:
وقولهم إنا قتلنا المسيح عيسى ابن مريم رسول الله وما قتلوه وما صلبوه ولكن شبه لهم
وإن الذين اختلفوا فيه لفي شك منه ما لهم به من علم إلاّ اتباع الظن وما قتلوه
يقينا – بل رفعه الله إليه وكان الله عزيزاً حكيماً
[ سورة النساء الآيتان:157 –
١٥٨ ]
“Ve
(alaylı bir şekilde: Kendisinin) ‘Allah’ın elçisi (olduğunu
iddiâ eden) Meryem oğlu İsa’yı öldürdük’ demeleri yüzünden
onları lânetledik. Oysa onlar, İsa’yı ne öldürdüler, ne de
çarmıha gerdiler. Fakat çarmıha gerdikleri kişi, onlara İsa
gibi gösterildi (İsa’ya benzeyen birisini o zannederek çarmıha
gerdiler).Onun hakkında görüş ayrılığına
düşenler, işin doğrusundan şüphe ve
şaşkınlık içindedirler. Onlar, zanna uymaktan başka
hiçbir bilgileri yoktur. Onlar, İsa’yı öldürdüklerine kesin
olarak inanmamakta, aksine bu konuda zanna dayanmaktadırlar.Bilakis Allah,
onu (İsa’yı, bedeni ve ruhu ile) kendi katına
kaldırmıştır (ve onu inkâr edenlerden temizlemiştir.)
Allah,(mülkünde) güçlüdür, (işlerinde) hikmet sahibidir.”
Nisâ Sûresi: 157-158
– İsa -aleyhisselâm-, ölmemiştir. Aksine
Allah Teâlâ onu katına yükseltmiştir.Kıyâmet gününden önce
yeryüzüne inecek, Muhammed -sallallahu aleyhi
ve sellem-‘in dînine tâbi olacaktır.
İsa -aleyhisselâm-‘ı öldürdüklerini ve onu çarmıha
gerdiklerini iddiâ eden yahudileri ve kendisi hakkında
aşırıya giderek: “O, Allah’tır” veya “O,
Allah’ın oğludur” veyahut “O, üç ilahtan biridir”,
diyen hıristiyanları yalanlayacaktır.
Nitekim
Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle
buyurmuştur:
((وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَيُوشِكَنَّ أَنْ
يَنْزِلَ فِيكُمْ ابْنُ مَرْيَمَ حَكَمًا مُقْسِطًا،فَيَكْسِرَ الصَّلِيبَ،
وَيَقْتُلَ الْخِنْزِيرَ، وَيَضَعَ الْجِزْيَةَ، وَيَفِيضَ الْمَالُ حَتَّى لاَ
يَقْبَلَهُ أَحَدٌ )) [ متفق عليه ]
“Nefsim
elinde olan Allah’a yemin olsun ki, Meryem oğlu İsa’nın
(İslâm şeriatını uygulamak üzere) adâletli bir hâkim
olarak (gökten) aranıza (bu ümmete) inmesi, haçı
kırması,
domuzu öldürmesi
ve cizyeyi kaldırması
pek yakındır. Mal öyle çoğalacak
ki zekâtı kabul edecek kimse olmayacaktır.”
Buhârî, hadis no: 2222, Müslim, hadis no: 155
– İsa -aleyhisselâm- kıyâmet gününden önce
yeryüzüne inince, ehl-i kitap kendisine îmân edeceklerdir.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle
buyurmuştur:
و إن من أهل
الكتاب إلاّ ليؤمنن به قبل موته ويوم القيامة يكون عليهم شهيداً[ سورة النساء
الآية: ١٥9 ]
“(Âhir
zamanda İsa’nın yeryüzüne inmesinden sonra) Ehl-i kitaptan,
ölümünden önce herkes ona îmân edecektir (ona îmân etmeyen hiç kimse
kalmayacaktır).Kıyâmet gününde de (İsa, kendisini yalanlayana ve
tasdik edene) şâhitlik edecektir.”
Nisâ Sûresi: 156-158
– Meryem oğlu İsa, Allah’ın kulu ve
elçisidir. Allah Teâlâ onu, İsrailoğullarına doğru yol
göstermesi ve onları yalnızca Allah’a ibâdet etmeye
çağırması için göndermiştir.
Nitekim Allah Teâlâ, yahudi ve hıristiyanlara
şöyle buyurmuştur:
يا أهل الكتاب لا تغلوا في دينكم ولا تقولوا على الله إلاّ الحق إنما المسيح عيسى
ابن مريم رسول الله وكلمته ألقاها إلى مريم وروح منه فآمنوا بالله ورسله ولا
تقولوا ثلاثة انتهوا خيراً لكم إنما الله إله واحد سبحانه أن يكون له ولد له ما في
السماوات وما في الأرض وكفى بالله وكيلاً
[ سورة النساء الآية:
١٧١]
“Ey Ehl-i kitap! Dininiz konusunda
haddi aşmayın ve Allah hakkında haktan başka bir şey
söylemeyin. Meryem oğlu İsa Mesih sadece Allah’ın elçisi ve
Meryem’e ulaştırdığı kelimesidir.Allah tarafından
gelen bir ruhtur.Gelin Allah’a ve elçilerine îmân getirin, ‘ilahlar üçtür’
demeyin.Kendi iyiliğiniz için bundan vazgeçin. Allah ancak tek bir ilahtır.
O, çocuğu olmaktan münezzehtir. Göklerde ve yerde ne varsa, hepsi
O’nundur. Koruyan ve yöneten olarak Allah yeter.”Nisâ Sûresi: 171
– İsa -aleyhisselâm-‘ın Allah’ın oğlu
olduğunu söylemek, çok tehlikeli bir söz ve büyük bir münkerdir.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle
buyurmuştur:
وقالوا اتخذ الرحمن ولداً – لقد جئتم شيئاً إداً – تكاد السماوات يتفطرن منه وتنشق
الأرض وتخر الجبال هداً – أن دعوا للرحمن ولداً – وما ينبغي للرحمن أن يتخذ ولداًً
– إن كل من في السماوات والأرض إلا آتي الرحمن عبداً
[ سورة مريم الآيات: ٨٨ –
٩٣ ]
“(O kâfirler:) Rahman evlat edindi,
dediler.Siz (bunu söylemekle) çok çirkin bir şeyi ileri sürdünüz ki nerdeyse gökler
çatlayacak, yer yarılacak ve dağlar yıkılıp
çökecekti! Rahman’a evlat isnad
etmelerinden dolayı! Halbuki evlat edinmek, Rahman’ın şânına
yakışmaz. Göklerde ve yerde kim varsa, (kıyâmet günü) hepsi
Rahman’a (zelil bir) kul olarak gelecektir.”
Meryem Sûresi: 88-93
– Meryem oğlu İsa bir insan, Allah’ın kulu
ve elçisidir. Her kim, Meryem oğlu İsa Mesih’in, Allah olduğuna
inanırsa, kâfir olur.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle
buyurmuştur:
لقد كفر الذين قالوا إن الله هو المسيح ابن مريم
[
سورة
المائدة
الآية: ٧٢ ]
“Allah,
kesinlikle Meryem oğlu Mesih’tir diyenler, muhakkak kâfir
olmuşlardır. Oysa Mesih: Ey İsrailoğulları! Rabbim ve
Rabbiniz olan Allah’a ibâdet edin. Zirâ her kim, Allah’a şirk
koşarsa, Allah ona cenneti haram kılar ve onun varacağı yer
de ateştir. Zâlimler için (onları cehennemden kurtaracak)
yardımcılar da yoktur, demişti.”Mâide Sûresi: 72
– Her kim, Meryem oğlu İsa Mesih, Allah’ın
oğlu olduğunu veya üç ilahtan biri olduğunu söylerse, kâfir
olur.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle
buyurmuştur:
لقد كفر الذين قالوا إن الله ثالث ثلاثة وما من إله إلا إله واحد وإن لم ينتهوا عما
يقولون ليمسن الذين كفروا منهم عذاب أليم
[ سورة
المائدة الآية:
٧3 ]
“(Hıristiyanlardan:) ‘Allah üç ilahtan
biridir’ diyenler kâfir oldular.Halbuki bir tek ilahtan başka ilah yoktur.
Eğer söylediklerinden (bu bâtıl iddiâlarından)
vazgeçmezlerse, içlerinden kâfir kalanlara mutlaka acıklı bir azap dokunacaktır.”
Mâide Sûresi: 73
– Bu sebeple Meryem oğlu İsa Mesih, bir anneden
dünya gelen, yiyen, içen, ayağa kalkan, uyuyan, acı duyan ve
ağlayan normal bir insandı. İlah ise, böyle şeylerden
münezzehtir.O halde Meryem oğlu İsa Mesih, nasıl ilah olabilir?
Aksine o, Allah’ın kulu ve elçisidir.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle
buyurmuştur:
ما المسيح ابن مريم إلا رسول قد خلت من قبله الرسل وأمه صديقة كانا
يأكلان الطعام انظر كيف نبين لهم الآيات ثم انظر أنى يؤفكون[
سورة
المائدة
الآية: ٧5 ]
“Meryem oğlu İsa Mesih
sadece bir elçidir. Nitekim ondan önce de elçiler gelip geçmiştir. Onun
annesi de çok dürüst, son derece iffetli bir kadındı. Her ikisi de (diğer
insanlar gibi) yemek yerlerdi.(Ey Muhammed!) Bak. Biz onlara delilleri
nasıl açıklıyoruz. Sonra bak nasıl oluyor da
akılları çelinip bu hakikatlerden vazgeçiyorlar!”
Mâide Sûresi: 75
–
Yahudiler, hıristiyanlar, haçlılar ve onlara uyanlar -Allah’ın
lâneti onların üzerine olsun-, Meryem oğlu İsa Mesih’in dînini
tahrif edip değiştirdiler ve şöyle dediler:
“Allah,
insanlığı kurtarmak için öldürülmek ve çarmıha
gerilmek sûretiyle oğlu Mesih’i fedâ etti.Bu sebeple bir kimsenin
dilediğini yapmasında bir sakınca yoktur.Çünkü İsa
bütün günahları üstlenmiştir.”
-Onlar,
bunu hıristiyanlar arasında yaydılar, hatta bunu
inançlarından bir bölüm haline getirdiler.Bütün bu söylenenler,
bâtıl ve Allah Teâlâ’ya iftira ve O’nun hakkında bilgisizce
konuşmaktır.Aksine herkes, yaptıklarının rehini ve
esiri olacaktır.İnsanların hayatı, üzerinde yürüyecekleri
düzgün bir metod üzere olmadıkça ve helal ve haram
sınırlarını bilmedikçe düzelmez.
– Bakın
onlar, nasıl da yalan isnad ederek Allah Teâlâ’ya iftira ediyorlar ve
Allah Teâlâ hakkında hak olmayan şeyi söylüyorlar.
Nitekim
Allah Teâlâ onlar hakkında şöyle buyurmuştur:
فويل للذين يكتبون الكتاب بأيديهم ثم يقولون هذا من عند الله ليشتروا به ثمناً
قليلاً فويل لهم مما كتبت أيديهم وويل لهم مما يكسبون
[ سورة البقرة
الآية: ٧٩ ]
“Elleriyle bir kitap
yazıp, sonra onu az bir bedel karşılığında satmak
için: ‘Bu Allah katındandır’ diyenler (hahamlar) helâk olsunlar! Onlar,
elleriyle yazdıklarından dolayı helâk olsunlar! Onlar, kazandıklarından
dolayı helâk olsunlar!”
Bakara Sûresi: 79
– Allah
Teâlâ, hıristiyanlardan, İsa -aleyhisselâm-‘ın getirdiği
dîne göre hareket edip ona göre yaşayacaklarına dâir kesin söz
almıştı. Fakat onlar bunu değiştirip tahrif ettiler ve
kendi aralarında anlaşmazlığı düştüler, sonra da ondan
yüz çevirdiler. Bundan dolayı Allah Teâlâ, dünyada aralarına
düşmanlık ve kini salmakla, âhirette de onları şiddetli bir
azaba çarptırmakla cezalandırmıştır.
Nitekim
Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:
ومن الذين قالوا إنا نصارى أخذنا ميثاقهم فنسوا حظاً مما ذكروا به فأغرينا بينهم
العداوة والبغضاء إلى يوم القيامة وسوف ينبئهم الله بما كانوا يصنعون
[ سورة
المائدة الآية:
14 ]
“Biz, hırıstiyanlarız’
(İsa Mesih’e uyanlardanız) diyenlerden de (peygamberlerine
uymaları ve ve ona yardım etmeleri konusunda) kesin söz almıştık.
Fakat onlar da kendilerine tebliğ olunan derslerden bir çoğunu
unuttular (ona göre hareket etmeyi bıraktılar).Bu yüzden Biz de onların
aralarına kıyâmet gününe kadar sürecek düşmanlık ve kin saldık.
Allah, (hesap günü) (dünyada) yapmakta olduklarını onlara haber
verecektir.”
Mâide Sûresi: 14
– İsa
-aleyhisselâm- kıyâmet günü Âlemlerin Rabbi’nin huzurunda duracak,
Rabbi, herkesin gözü önünde ona İsrailoğullarına ne
söylediğini soracaktır.
Nitekim
Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:
وإذ قال الله يا عيسى ابن مريم أأنت قلت
للناس اتخذوني وأمي إلهين من دون الله قال سبحانك ما يكون لي أن أقول ما ليس لي بحق
إن كنت قلته فقد علمته تعلم ما في نفسي ولا أعلم ما في نفسك إنك أنت علام الغيوب –
ما قلت لهم إلاّ ما أمرتني به أن اعبدوا الله ربي وربكم وكنت عليهم شهيداً ما دمت
فيهم فلما توفيتني كنت أنت الرقيب عليهم وأنت على كل شيء شهيد – إن تعذبهم فإنهم
عبادك وإن تغفر لهم فإنك أنت العزيز الحكيم
[ سورة
المائدة الآيات:
116-118 ]
“(Kıyâmet
günü) Allah: Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara, ‘Beni ve annemi
Allah’ın dışında (ibâdet edilen) iki ilah edinin’ diye sen
mi söyledin, buyurduğu zaman o, ‘Hâşâ! Seni tenzih ederim. Benim
insanlara haktan başka bir şey söylemem bana yakışmaz.
Hem ben bunu söyleseydim, şüphesiz sen onu bilirdin (çünkü hiçbir
şey, sana gizli-saklı kalmaz). Sen nefsimde (gizli) olanı
bilirsin, halbuki ben, senin nefsinde olanı bilemem. Şüphesiz ki sen,
gizlilikleri (gizli-açık her şeyi) hakkıyla bilensin.Benim
onlara söylediğim, senin bana emrettiğin şeyden
başkası değildir. O da, hem benim Rabbim, hem de sizin Rabbiniz
olan Allah’a ibâdet edin, sözüdür. Aralarında bulunduğum sürece
onların yaptıklarına şâhit idim. (Yeryüzünde) ecelimi
tamamlayınca (ve beni canlı olarak göğe yükseltince),
artık onların üzerine (gizli olan amellerine) sen gözetleyici
oldun. Sen, her şeyi hakkıyla görensin. Eğer sen onlara
azap edersen, şüphesiz ki onlar senin kullarındır (onların
durumu en iyi bilen sensin.Adâletinle onlara dilediğini yaparsın.) Eğer
onları (rahmetinle) bağışlarsan, sen (mülkünde) güçlü ve
(işlerinde) hikmet sahibisin.”
Mâide Sûresi: 116-118
– Allah
Teâlâ, İsa -aleyhisselâm-‘a uyan ve îmân edenlerin kalplerinde şefkat
ve merhamet yaratmıştır.Onlar, Muhammed -sallallahu aleyhi ve
sellem-‘e îmân eden mü’minlere sevgi ve muhabbet beslemekte,
başkalarından daha yakındırlar.
Nitekim
Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:
لتجدن أشد الناس عداوة للذين آمنوا اليهود والذين أشركوا ولتجدن أقربهم مودة للذين
آمنوا الذين قالوا إنا نصارى ذلك بأن منهم قسيسين ورهباناً وأنهم لا يستكبرون
[ سورة
المائدة الآية:
82 ]
“(Ey Muhammed!) Sen,
düşmanlık bakımından insanlar içerisinde îmân edenlere en
şiddetli olanların (inatları, inkârları ve hakkı küçük
görmeleri sebebiyle) yahudiler ile müşrikler (Allah’a ortak
koşanlar) olduğunu bulursun. Onlar içerisinde îmân edenlere sevgi
bakımından en çok yakınlık duyanların ise ‘biz hıristiyanlarız’
diyenleri bulursun. Çünkü onların içerisinde keşişler ve
râhipler vardır ve onlar (hakkı kabul etmekten) büyüklük taslamazlar.”
Mâide Sûresi: 82
– Meryem
oğlu İsa, İsrailoğullarına gönderilen
peygamberlerin sonuncusudur. Allah Teâlâ ondan sonra, İsmail
-aleyhisselâm-‘ın soyundan olan Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-‘i
bütün insanlara peygamber olarak göndermiştir.Muhammed -sallallahu
aleyhi ve sellem- nebî ve rasûllerin sonuncusudur.
