Allah Teâlâ’nın güzel isimleri, sadece doksan dokuz ile mi sınırlıdır? Yoksa O’nun isimleri bundan fazla mıdır?

Hamd,
yalnızca Allah’adır.

Ebu
Hureyre’den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmuştur:

(( إِنَّ ِلِله تِسْعَةً وَتِسْعِينَ اسْمًا، مِائَةً إِلَّا
وَاحِدًا، مَنْ أَحْصَاهَا دَخَلَ الْـجَنَّةَ. ))  
[ رواه البخاري ومسلم ]

“Şüphesiz Allah’ın
doksan dokuz ismi vardır. Yüzden bir eksiktir. Kim, bu isimlerin
hakkını yerine getirir ve ve gereğine göre amel ederse,
cennete girer.” (Buhârî; hadis no: 2736. Müslim; hadis no: 2677).

İbn-i Hazm -Allah ona rahmet etsin- gibi bazı
âlimler, bu hadisi delil göstererek Allah Teâlâ’nın isimlerinin bu sayı (99) ile sınırlı
olduğunu söylemişlerdir. (Bkz: el-Muhallâ”; c: 1, s:
51).

Âlimlerin geneli, İbn-i Hazm’ın -Allah ona
rahmet etsin- söylediği bu söze muvafakat etmemiştir.
Aksine İmam Nevevî gibi bazı âlimler, Allah Teâlâ’nın
isimlerinin bu sayı ile sınırlı olmadığı
konusunda âlimlerin ittifak ettiklerini nakletmiştir. Bu âlimler,
İbn-i Hazm’ın bu sözünü, itibar edilmeyen şâz görüş
gibi kabul etmişlerdir.

Bu âlimler, Allah Teâlâ’nın güzel isimlerinin bu sayı
ile sınırlı olmadığı konusunda şu hadisi
delil göstermişlerdir.

Abdullah b. Mes’ud’dan -Allah ondan râzı olsun-
rivâyet olunduğuna göre,Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-
şöyle buyurmuştur:      

(( اَللَّهُمَّ إِنِّي عَبْدُكَ، ابْنُ
عَبْدِكَ، ابْنُ أَمَتِكَ، نَاصِيَتيِ بِيَدِكَ، مَاضٍ فيَّ حُكْمُكَ، عَدْلٌ
فِيَّ قَضَاؤُكَ، أَسْأَلُكَ بِكُلِّ اسْمٍ هُوَ لَكَ، سَمَّيْتَ بِهِ نَفْسَكَ،
أَوْ أَنْزَلْتَهُ فيِ كِتَابِكَ، أَوْ عَلَّمْتَهُ أَحَداً مِنْ خَلْقِكَ، أَوِ اسْتَأْثَرْتَ
بِهِ فيِ عِلْمِ الْغَيْبِ عِنْدَكَ، أَنْ تَجْعَلَ الْقُرْآنَ رَبِيعَ قَلْبيِ،
وَنُورَ صَدْرِي، وَجَلاَءَ حُزْنيِ، وَذَهَابَ هَمِّي إِلَّا أَذْهَبَ اللهُ
هَمَّهُ وَحُزْنَهُ، وَأَبْدَلَهُ مَكَانَهُ فَرَجًا. قَالَ: فَقِيلَ يَا رَسُولَ
اللهِ! أَلَاَ نَتَعَلَّمُهَا؟ فَقَالَ: بَلَى، يَنْبَغِي لِـمَنْ سَمِعَهَا أَنْ
يَتَعَلَّمَهَا. ))
[ رواه أحمد وصححه الألباني في السلسلة
الصحيحة ]

“Allahım!
Ben senin kulunum. Erkek ve kadın kullarının çocuğuyum.
Alnım
(kontrolüm) senin elindedir. Benim hakkımda
senin hükmün geçerlidir.Senin, benim hakkımdaki takdirin adâlettir.
Kendini isimlendirdiğin, Kitabında indirdiğin, kullarından
birisine öğrettiğin veya katındaki gayb ilminde kendine has
kıldığın sana âit her isimle: Kur’an’ı, kalbimin
baharı, göğsümün nûru, hüznümün ortadan kalkması ve
kederimin gitmesi
(için vesile) kıl(manı
isterim) derse, Allah Teâlâ onun
sıkıntı ve üzüntüsünü giderir ve onun yerine ferahlık ve
rahatlık verir.

Sahâbe:

– Ey Allah’ın elçisi! Bu duâyı
öğrenelim mi? diye sordular.

Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-
şöyle buyurdu:

– Evet, bu duâyı işitenin onu
öğrenmesi gerekir.” (İmam Ahmed
Müsnedi; c: 1, s: 391. Elbânî; “Silsiletu’l-Ehâdîsi’s-Sahîha”, hadis
no: 199).

Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘in:

((…
أَوِ اسْتَأْثَرْتَ بِهِ فيِ عِلْمِ الْغَيْبِ عِنْدَكَ…))

“… veya
katındaki gayb ilminde kendine has kıldığın…”

Sözü,
Allah Teâlâ’nın güzel isimlerinin bilgisi,O’nun katındaki gayb
ilminde kendisine âittir.Bunu, kullarından hiç kimseye
göstermemiştir.Bu ise, O’nun isimlerinin doksan dokuzdan daha fazla
olduğuna delâlet etmektedir.

Şeyhulislâm
İbn-i Teymiyye -Allah ona rahmet etsin- bu hakkında şöyle
demiştir:

“Bu
hadis, Allah Teâlâ’nın isimlerinin doksan dokuzun üzerinde olduğuna
delâlet etmektedir.” (Mecmûu’l-Fetâvâ; c: 6, s: 374).

 Şeyhulislâm İbn-i Teymiyye -Allah ona
rahmet etsin- yine şöyle demiştir:

“el-Hattâbî
ve başka âlimler şöyle demişlerdir: Bu hadis, Allah
Teâlâ’ya âit isimler olduğuna ve bunları ancak kendisinin
bildiğine delâlet etmektedir.Buna da Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in şu
sözü delâlet etmektedir:

(( إِنَّ ِلِله تِسْعَةً وَتِسْعِينَ اسْمًا، مَنْ أَحْصَاهَا
دَخَلَ الْـجَنَّةَ. ))

‘Şüphesiz Allah’ın
isimlerinden doksan dokuzu vardır. Kim, bu isimlerin hakkını
yerine getirir ve ve gereğine göre amel ederse, cennete girer.’

Bu durum, bir
kimsenin, -sahip olduğu malı 1000 dirhemden fazla olmasına
rağmen-, şöyle demesi gibidir:

‘Benim,
1000 dirhemim vardır. Bunları sadaka vermek için
hazırladım.”

Allah Teâlâ
Kur’an’da şöyle buyurmuştur:

وَلِلَّهِ الأَسْمَاءُ الْحُسْنَى
فَادْعُوهُ بِهَا [ سورة الأعراف الآية:
١٨٠]
   

“En güzel isimler, (Esmâul-Hüsnâ) Allah’ındır.O halde O’na güzel isimleriyle yalvarın (duâ
edin).O’nun isimlerini (ziyâdeleştirmek
veya noksanlaştırmak veyahut da tahrif etmek sûretiyle) değiştirenleri bırakın. Onlar, (dünyada) yapmakta olduklarının cezasına
çarptırılacaklardır.” (A’râf
Sûresi: 180) 

 

Allah Teâlâ
bu âyette kendisine mutlak (sınırsız) güzel isimleri ile
yalvarılmasını emretmiş, kendisinin doksan dokuzun
dışında başka güzel isimleri yoktur, dememiştir.”
(Mecmûu’l-Fetâvâ; c: 22, s: 482).

İmam
Nevevî -Allah ona rahmet etsin- Müslim’in şerhinde, âlimlerin bu konuda
ittifak ettiklerini nakletmiş ve şöyle demiştir:

“Âlimler,
bu hadisin, Allah Teâlâ’nın güzel isimlerinin sayısını
sınırlamadığında ittifak etmişlerdir.Hadis; Allah
Teâlâ’nın, bu doksan dokuzdan başka ismi yoktur, anlamında
değildir.Hadisten, bu doksan dokuz ismin hakkını yerine getiren
ve gereğine göre amel eden, cennete girer,
kastedilmiştir.Hadiste murad edilen şey, bu isimlerin hakkını
yerine getirmek ve gereğine göre amel etmekle cennete
girilmesidir.Yoksa Allah Teâlâ’nın isimlerinin doksan dokuz ile
sınırlı olması değildir.”

Değerli
âlim Muhammed b. Sâlih el-Useymîn -Allah ona rahmet etsin-  de bu konuda şöyle demiştir:

“Allah
Teâlâ’nın isimleri belirli bir sayı ile sınırlı
değildir.Bunun delili, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in şu sahîh
hadisteki sözüdür:

 ((
اَللَّهُمَّ إِنِّي عَبْدُكَ، ابْنُ عَبْدِكَ، ابْنُ أَمَتِكَ، نَاصِيَتيِ
بِيَدِكَ، مَاضٍ فيَّ حُكْمُكَ، عَدْلٌ فِيَّ قَضَاؤُكَ، أَسْأَلُكَ بِكُلِّ اسْمٍ
هُوَ لَكَ، سَمَّيْتَ بِهِ نَفْسَكَ، أَوْ أَنْزَلْتَهُ فيِ كِتَابِكَ، أَوْ
عَلَّمْتَهُ أَحَداً مِنْ خَلْقِكَ، أَوِ اسْتَأْثَرْتَ بِهِ فيِ عِلْمِ الْغَيْبِ
عِنْدَكَ، أَنْ تَجْعَلَ الْقُرْآنَ رَبِيعَ قَلْبيِ، وَنُورَ صَدْرِي، وَجَلاَءَ
حُزْنيِ، وَذَهَابَ هَمِّي. )) [ رواه أحمد وصححه الألباني في السلسلة الصحيحة ]

“Allahım!
Ben senin kulunum. Erkek ve kadın kullarının çocuğuyum.
Alnım
(kontrolüm) senin elindedir. Benim hakkımda
senin hükmün geçerlidir.Senin, benim hakkımdaki takdirin adâlettir.
Kendini isimlendirdiğin, Kitabında indirdiğin, kullarından
birisine öğrettiğin veya katındaki gayb ilminde kendine has
kıldığın sana âit her isimle: Kur’an’ı, kalbimin
baharı, göğsümün nûru, hüznümün ortadan kalkması ve kederimin
gitmesi
(için vesile) kıl(manı
isterim).”
(İmam Ahmed Müsnedi; c: 1, s: 391.

Elbânî; “Silsiletu’l-Ehâdîsi’s-Sahîha”, hadis no:
199).

Allah Teâlâ’nın ilmini gizlemiş
olduğu ve kendisinden başka hiç kimsenin bilemediği bir
şeyin bilinmesi mümkün değildir.Bilinmeyen şey de
sınırlandırılamaz.

Peygamber -sallallahu aleyhi
ve sellem-‘in:

 (( إِنَّ ِلِله تِسْعَةً وَتِسْعِينَ
اسْمًا، مِائَةً إِلا وَاحِدًا، مَنْ أَحْصَاهَا دَخَلَ الْـجَنَّةَ. ))

“Şüphesiz Allah’ın
doksan dokuz ismi vardır. Yüzden bir eksiktir. Kim, bu isimlerin
hakkını yerine getirir ve ve gereğine göre amel ederse,
cennete girer.”

Sözüne gelince bu, Allah
Teâlâ’nın bu isimlerden başka isimleri yoktur anlamında değildir.
Fakat bunun anlamı; Allah Teâlâ’nın isimleri içerisinden doksan dokuz
tanesinin, hakkını yerine getiren ve gereğine
göre amel eden kimse, cennete girer, demektir.

Dolayısıyla

Peygamber -sallallahu aleyhi
ve sellem-‘in:

(( مَنْ أَحْصَاهَا ))

“…
bu isimlerin hakkını yerine getirir ve ve gereğine göre
amel ederse,…”

Bu
sözü, birinci cümlenin tamamlayıcısıdır.Yoksa yeni ve
ayrı bir cümle değildir.Bunun benzeri bir kimsenin şöyle
demesi gibidir:

‘Yanımda,
Allah yolunda cihad için hazırlamış olduğum yüz tane at
vardır.’

Bunun
anlamı, benim bu yüz attan başka atım yoktur, demek değildir.
Aksine bu yüz at, sadece bu şey (Allah yolunda cihad) için
hazırlanmıştır.” (Mecmûu’ Fetâvâ İbn-i
Useymîn; c: 1, s: 122).