Şeytan, Allah -azze ve celle-‘nin zâtı ile ilgili olan meselelerde bir kimseye büyük bir vesvese vermekte ve onun bu durumdan çok endişe etmesine sebep olmaktadır. Bu kimsenin ne yapması gerekir?
Hamd,
yalnızca Allah’adır.
Soru soranın
sonuçlarından endişe ettiğini belirttiği problemine
gelince,ona derim ki:
Müjdeler
olsun! Senin için güzel sonuçlardan başka şeyler olmayacaktır.Zirâ
şeytan, kalplerindeki sağlam akîdeyi sarsmak, onları nefis ve
fikir yönünden strese sokmak ve onların kalplerindeki îmânın
berraklığını,hatta hayatın
berraklığını giderip onu bulanık hâle getirmek için mü’minlere
bu vesveselerle saldırır durur.
Bu kimsenin
hâli, şeytanın saldırısına maruz kalan ne ilk îmân
ehlinin hâli, ne de sonuncusudur. Aksine dünyada mü’min olarak
kaldığı sürece o, şeytanın bu
saldırısına maruz kalacaktır. Şüphesiz bu, sahâbenin de
-Allah onlardan râzı olsun- başlarına gelen bir durumdu.
Nitekim Ebu
Hureyre’den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre o
şöyle demiştir:
(( جَاءَ نَاسٌ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهِ عَلَيْهِ
وَسَلَّمَ فَسَأَلُوهُ: إِنَّا نَجِدُ فِي أَنْفُسِنَا مَا يَتَعَاظَمُ أَحَدُنَا
أَنْ يَتَكَلَّمَ بِهِ. قَالَ: وَقَدْ وَجَدْتُمُوهُ؟ قَالُوا: نَعَمْ. قَالَ:
ذَاكَ صَرِيحُ الْإِيمَانِ.))
[ رواه مسلم ]
“Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘in ashâbından bazı kimseler gelerek
ona şöyle sordular:
– (Ey Allah’ın Rasûlü!)
Bizden birimizin, içimizdeki çirkin bir şeyi konuşmayı büyük
günah olarak görmektedir deyince, Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve
sellem-:
– Onu kalbinizde buluyor
musunuz? diye sordu.
Sahâbe:
–
Evet, dediler.
Bunun üzerine
Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:
–
İşte o, katıksız
(gerçek) îmândır”
(Müslim; hadis no: 132).
Yine,
Peygamber -sallallahu
aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
(( يَأْتِي
الشَّيْطَانُ أَحَدَكُمْ فَيَقُولُ: مَنْ خَلَقَ كَذَاَ؟ مَنْ خَلَقَ كَذَاَ؟ حَتّى
يَقُولَ: مَنْ خَلَقَ رَبَّكَ؟ فَإِذَا بَلَغَهُ فَلْيَسْتَعِذْ بِاللهِ وَلْيَنْتَهِ.
)) [ متفق عليه ]
“Şeytan birinize gelir ve der ki: Şunu
kim yarattı? Şunu kim yarattı? Nihâyet ona: Peki Rabbini kim
yarattı? der. Kendisine bu vesvese ulaşınca, Allah’a sığınsın ve
bu vesveseyi bırakıp
terketsin.” (Buhârî ve Müslim)
Abdullah b. Abbas’tan -Allah ondan râzı olsun-
rivâyet olunduğuna göre, şöyle demiştir:
((
جَاءَ رَجُلٌ إِلَى النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ: يَا
رَسُولَ اللهِ!إِنِّي أُحَدِّثُ نَفْسِي بِالشَّيْءِ، لَأَنْ أَخِرَّ مِنْ السَّمَاءِ
أَحَبُّ إِلَيَّ مِنْ أَنْ أَتَكَلَّمَ بِهِ. قَالَ: فَقَالَ النَّبِيُّ صَلَّى
اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: اللهُ أَكْبَرُ، اللهُ أَكْبَرُ، اللهُ أَكْبَرُ، الْـحَمْدُ
لِلهِ الَّذِي رَدَّ كَيَدَهُ إِلَى الْوَسْوَسَةِ. )) [ رواه أحمد ]
“Bir
adam, Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘e
gelerek şöyle dedi:
– Ey Allah’ın elçisi! Ben, içimden çirkin bir
şeyi geçiriyorum. Gökten yere düşüp paramparça olmam, o çirkin
şeyi konuşmamdan (onu dilimle telaffuz etmemden)
bana daha sevimli gelmektedir. (Buna ne dersiniz?)
Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-
şöyle buyurdu:
– Şeytanın hîlesini,
vesveseye çeviren Allah’a hamdolsun.” (Ebu Dâvud).
Şeyhulislâm İbn-i Teymiyye de -Allah ona rahmet etsin- bu konuda şöyle
demiştir:
“Mü’min,
şeytanın vesveseleri ve kalbinde olmasıyla
sıkıntı duyacağı küfrün vesveseleriyle imtihan olunur.
Nitekim sahâbe -Allah onlardan
râzı olsun-:
– Ey Allah’ın Rasûlü!
Bizden birisi, gökten yere düşüp paramparça olmayı, çirkin bir
şeyi konuşmaktan daha sevimli bulmaktadır, dediklerinde,
Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
– İşte o,
katıksız (gerçek) îmândır” (Kitâbu’l-Îmân; s: 238).
Başka bir rivâyet ise
şöyledir:
“(Ey Allah’ın Rasûlü!
Bizden birisi) o çirkin şeyi konuşmayı, büyük günah olarak
görmektedir deyince, Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem-
şöyle buyurmuştur:
– Şeytanın hîlesini,
vesveseye çeviren Allah’a hamdolsun.”
Yani bu vesvese ile birlikte
bu şeyi büyük bir çirkin söz olarak görmenin meydana gelmesi ve
onu kalpten savmak, katıksız (gerçek) îmândır.
Bu, cihadda düşmanla
savaşırken kendisine gelen düşmanı kovup ona üstün gelen
mücâhidin durumu gibidir. İşte bu, cihadın en büyük ve en
önemli kısmıdır.”
Şeyhulislâm İbn-i Teymiyye -Allah ona rahmet etsin- devamla şöyle
demiştir:
“Bunun içindir ki başkalarında
olmayan bu vesvese ve şehevî duygular, ilim talebelerinde ve kendisini
ibâdete verenlerde vardır.Çünkü başkası Allah
Teâlâ’nın şeriatını ve O’nun yolunu izlememiş, aksine
o, Rabbini zikretmekten gâfil bir şekilde hevâ ve hevesine
yönelmiş ve dikkatini o yöne çevirmemiştir.İlim ve
ibâdetle Rablerine yönelen kimselerin aksine şeytanın
istediği şey, işte budur.Çünkü şeytan, onları
Allah Teâlâ’nın dîninden saptırmak isteyen yegâne
düşmandır.”
Yukarıdaki soruyu soran
kimseye derim ki:
Bu vesveselerin şeytandan
geldiği sana açıkça belli olursa, onlarla mücâdele etmeli ve onlara
sabredip katlanmalısın. Onlarla mücâdele etmen, onlardan yüz çevirmen
ve bu vesveselere götüren sebepleri terketmekle birlikte onların
ebediyen sana zarar veremeyeceğini bilmelisin.
Nitekim
Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:
(( إِنَّ اللهَ تَجَاوَزَ لِي عَنْ أُمَّتِي مَا وَسْوَسَتْ بِهِ
صُدُورُهَا مَا لَمْ تَعْمَلْ أَوْ تَكَلَّمْ. )) [ متفق عليه ]
“Şüphesiz ki Allah
Teâlâ, kalplerinden geçirdikleri kötülükleri yapmadıkça veya
söylemedikçe benim için ümmetimi sorumlu tutmaz.” (Buhârî ve Müslim).
Eğer sana: Kalbinden geçirdiğin vesveseye inanıyor musun?
O vesveseyi gerçek olarak görüyor (kabul ediyor) musun?
Allah Teâlâ’yı o vesvese ile vasıflandırabilir misin? denilse
idi, sen, mutlaka Allah Teâlâ’nın şöyle buyurduğu gibi derdin:
“Bu yalanı konuşup
yaymamız bize yakışmaz. Seni bundan tenzih ederiz Rabbimiz! Bu,
çok büyük bir iftirâdır.” (Nûr Sûresi: 16).
Yine sen, bu vesveseyi kalbinle ve dilinle mutlaka inkâr
edip redderdin ve insanlar içerisinde ondan en çok nefret eden sen olurdun.
O halde bu, sadece
vesveseden ve kalbinden geçen düşüncelerden ibâret olan, seni dîninden
saptırıp onu sana karmaşık göstermek isteyen, kanın,
insanın damarlarında dolaştığı gibi dolaşan şeytanın
şirk ağından başka bir şey değildir.
Bunun içindir ki
şeytan, anlamsız ve boş şeylerde senin kalbine şüphe
vermez veya onları karalayıp çürütmeye çalışmaz.
Örneğin sen,
doğuda ve batıda önemli büyük kentlerin olduğunu, bu
kentlerdeki nüfus ve yapılaşmanın yoğun olduğunu
işitmişsindir. Sen, hiçbir zaman bu kentlerin varlığı
konusunda veya bu kentlerin harap olduğu, oturuma elverişli
olmadığı ve bu kentlerde hiç kimsenin oturmadığı
gibi konularda şüphe etmek senin aklından bile geçirmemişsindir.
Zirâ şeytanın bu gibi şeylerde insanı şüpheye düşürmesi
için hiçbir hedef ve gâyesi yoktur. Ama şeytanın, mü’mini
îmânında şüpheye düşürmek için büyük bir hedef ve gâyesi
vardır. Şeytan, mü’minin kalbindeki ilim ve hidâyet nurunu,
süvârileri ve piyâdeleriyle söndürmek için uğraşır ve onu
şüphe karanlığında bocalaması için oraya
düşürmeye çalışır durur.
Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda bize içerisinde
şifâ olan faydalı ilâcı açıklamıştır ki o ilaç
da şu sözündedir:
(( يَأْتِي الشَّيْطَانُ أَحَدَكُمْ فَيَقُولُ: مَنْ خَلَقَ كَذَاَ؟
مَنْ خَلَقَ كَذَاَ؟ حَتّى يَقُولَ: مَنْ خَلَقَ رَبَّكَ؟ فَإِذَا بَلَغَهُ
فَلْيَسْتَعِذْ بِاللهِ وَلْيَنْتَهِ. )) [ متفق عليه ]
“Şeytan birinize gelir ve der ki: Şunu
kim yarattı? Şunu kim yarattı? Nihâyet ona: Peki Rabbini kim
yarattı? der. Kendisine bu vesvese ulaşınca, Allah’a sığınsın ve
bu vesveseyi bırakıp
terketsin.” (Buhârî ve Müslim)
İnsan, bu vesveseyi bırakırıp terkeder ve Allah
Teâlâ’nın katındaki mükâfâtı isteyip arzulayarak ibâdet etmeye
devam ederse, Allah Teâlâ’nın izniyle bu vesvese ondan gidecektir.
Bu sebeple, bu konuda kalbinden geçen bütün varsayımlardan yüz
çevirmelisin.İşte sen, Allah Teâlâ’ya ibâdet etmekte, O’na
yalvarıp yakarmakta ve O’nu yüceltmektesin. Şayet birisi, senin
kalbinden geçen vesveseyi başka birisine anlattığını
duymuş olsaydın, -imkânın olsa- belki onu öldürürdün.O
halde senin kalbinden geçirdiğin vesveseler, gerçek olay değildir. Aksine
bu, kalbinden geçen aslı olmayan düşünce ve vesveselerdir.
Sana kısaca şu öğütleri sunuyorum:
1.
Allah Teâlâ’ya
sığınmalı ve Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in de
emrettiği gibi, bütün bu ihtimalleri terkedip bırakmalısın.
2.
Allah Teâlâ’yı anmalı ve bu
vesveseler konusunda nefsine hâkim olmaya devam etmelisin.
3.
Allah Teâlâ’nın
emrine uyarak ve O’nun rızâsını isteyerek ibâdet etmeye ve sâlih
amel işlemeye ciddiyetle sarılmalısın.Sen, ne zaman
ciddiyetle ve gerçekten ibâdet etmeye tamamen yönelirsen, iste o zaman bu
vesveselerle uğraşmayı unutacaksın inşaallah.
4.
Allah Teâlâ’ya çokça sığınmalı
ve seni bu vesveselerden kurtarması için Allah Teâlâ’ya yalvarıp
yakarmalısın.
Allah Teâlâ’dan, senin için âfiyet ve seni her türlü
kötülükten uzak tutmasını niyaz ederim.
