Babam vefât etti ve sadece bir ev dışında vârislere mülkler bıraktı. Bu evi de Allah için vakıf olmasını ve kirasından elde edilecek geliri de fakirlere ve muhtaç kimselere sadaka-i câriye olarak harcanmasını vasiyet etti. Fakat vârisler, vasiyeti yerine getirmeyip hisselerini küçük kardeşlerine sattılar. Ben, en büyük kardeşleri olarak Allah Teâlâ’dan korktuğum için hissemi satmadım.Fakat küçük kardeşim, hissemi de kendisine satmam için çok ısrar etmektedir.

Buna göre bu problemden kurtulmak için kendi hissemi satmam ve onun parasını da rahmetli babamın adına sadaka-i câriye olması için bir hayır kurumuna veya bir mescit yapımına harcamam câiz midir?

Hamd, yalnızca Allah’adır.

Birincisi:

Vasiyet; Kur’an-ı
Kerim, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in sünneti ve İslâm
âlimlerinin sözbirliği (icmâ’ı) ile meşrûdur.

Nitekim Allah Teâlâ bu
konuda şöyle buyurmuştur:

(( كُتِبَ عَلَيْكُمْ إِذَا حَضَرَ
أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ إِنْ تَرَكَ خَيْرًا الْوَصِيَّةُ لِلْوَالِدَيْنِ
وَالْأَقْرَبِينَ بِالْمَعْرُوفِ حَقًّا عَلَى الْمُتَّقِينَ )) [سورة البقرة
الآية:180]

“Sizden birinize ölüm
gelip çattığı zaman, eğer geride bir hayır (mal) bırakmışsa, ana-babaya ve yakın
akrabaya meşru bir tarzda vasiyette bulunması, -Allah’a
karşı gelmekten sakınanlara bir hak olarak- size farz
kılındı.”[1]

Nebi -sallallahu aleyhi
ve sellem- de bu konuda şöyle buyurmuştur:

(( إِنَّ اللَّهَ تَصَدَّقَ عَلَيْكُمْ عِنْدَ
وَفَاتِكُمْ بِثُلُثِ أَمْوَالِكُمْ زِيَادَةً لَكُمْ فِي أَعْمَالِكُمْ.)) [رواه
ابن ماجه، وحسنه الألباني في صحيح ابن ماجه]

“Şüphesiz Allah, (âhirete
göndereceğiniz salih) amellerinizi artırmak için[2],
vefatınız sırasında mallarınızın üçte birini
size tasadduk etti (vârislere rağmen malınızın üçte
birini size vasiyet etme yetkisini verdi).”[3]

Vakıf; ölümünden sonra insana fayda veren
sadaka-i câriye türlerinden birisidir.

Nitekim Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bunu şu
sözüyle haber vermiştir:

(( إِذاَ ماَتَ اْلإِنْساَنُ انْقَطَعَ عَنْهُ
عَمَلُهُ إِلاَّ مِنْ ثَلاَثَةٍ: إِلاَّ مِنْ صَدَقَةٍ جاَرِيَةٍ، أَوْ عِلْمٍ
يُنْتَفَعُ بِهِ، أَوْ وَلَدٍ صاَلِحٍ يَدْعوُ لَهُ.)) [رواه مسلم]

“İnsan
öldüğü zaman, amelinin sevabı kesilir. Ancak (hayrın devamlı
olması ve faydasının kesilmemesi sebebiyle) şu üç
şeyin sevabı kesilmez: Sadaka-i Câriye (müslümanların
yararlanması için bir şeyi Allah rızâsı için vakfetmek
gibi), faydalı ilim (insanlara Allah rızâsı için dînî
ilimleri öğretmek veya bunun için kitap yazmak gibi), kendisine
duâ eden hayırlı evlât (insan vefat ettikten sonra arkasında
kendisine rahmet ve mağfiretle duâ eden birisini
bıraktığı zaman, o evlâdın duâsı, yabancı
bir kimsenin duâsından daha çok kabûle şayandır).”[4]

Malın üçte birinden fazlasıyla
vasiyet etmek câiz değildir.

Nitekim Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Sa’d b. Ebî
Vakkas -Allah ondan râzı olsun- malının hepsini vasiyet etmek
istediğinde ona şöyle buyurmuştur:

(( الثُّلُثُ، وَالثُّلُثُ كَثِيرٌ.))
[رواه البخاري ومسلم]

“Üçte bir yeterlidir. Hatta üçte bir
bile çoktur.”[5]

Eğer
bu ev, bırakılan mirasın üçte biri veya daha azı ise, hepsi
vakıf olur. Üçte birinden fazla ise, mirasın üçte birine denk
olan miktarı vakıf olur.

İkincisi:

Vakfı
satmak, mülk edinmek, sahiplenmek, zorla sahip olmak ve onu işgal etmek
câiz değildir. Vârislerin de onu mirasa eklemeleri (mirastan
saymaları) ve mirasla birlikte onu aralarında taksim etmeleri câiz
değildir.

Nitekim İbn-i
Ömer’den -Allah ondan ve babasından râzı olsun- rivâyet
olunduğuna göre o şöyle demiştir:

((
أَنْ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ
أَصَابَ أَرْضًا بِخَيْبَرَ فَأَتَى النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
يَسْتَأْمِرُهُ فِيهَا، فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ! إِنِّي أَصَبْتُ أَرْضًا
بِخَيْبَرَ لَمْ أُصِبْ مَالًا قَطُّ أَنْفَسَ عِنْدِي مِنْهُ فَمَا تَأْمُرُ
بِهِ؟ قَالَ: إِنْ شِئْتَ حَبَسْتَ أَصْلَهَا وَتَصَدَّقْتَ بِهَا. قَالَ:
فَتَصَدَّقَ بِهَا عُمَرُ أَنَّهُ لا يُبَاعُ، وَلا يُوهَبُ، وَلا يُورَثُ،
وَتَصَدَّقَ بِهَا فِي الْفُقَرَاءِ، وَفِي الْقُرْبَى، وَفِي الرِّقَابِ، وَفِي
سَبِيلِ اللَّهِ، وَابْنِ السَّبِيلِ، وَالضَّيْفِ، لَا جُنَاحَ عَلَى مَنْ
وَلِيَهَا أَنْ يَأْكُلَ مِنْهَا بِالْمَعْرُوفِ، وَيُطْعِمَ غَيْرَ
مُتَمَوِّلٍ.)) [رواه البخاري ومسلم]

“Ömer b.
El-Hattab’a -Allah ondan râzı olsun- Hayber arazisinden bir parça isabet
etti. Ardından Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem’e gelerek:

-Ey
Allah’ın elçisi! Hayber’den bana bir arazi isabet etti.
Şimdiye kadar ondan daha nefis bir mal elime geçmiş değildir. Bu
konuda ne yapmamı emredersin? diye istişâre etti.

Bunun
üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ona şöyle buyurdu:

-Dilersen aslını hapsedersin ve onu tasadduk
edersin. (Yani araziyi vakfedersin, ama gelirinden herkes
faydalanabilir.)

İbn-i
Ömer dedi ki:

(Babam)
Ömer onu tasadduk etti. Aslının satılmaması, hibe
edilmemesi ve miras bırakılmaması şartını
koştu ve gelirinin fakirlere, yakın akrabalara, kölelere (mükâteb
kölelerin azat edilmeleri için harcanmasına), Allah yolunda
savaşanlara, yolda kalmışlara ve misafirlere
harcanmasını istedi. Onun mütevelliliğini üzerine alan kimsenin,
ondan mal edinmemek (gelirinden kendisi için mal biriktirmemek)
şartı ile maruf ölçüler içerisinde onun gelirinden yemesinde ve
başkasına yedirmesinde bir günah yoktur.”[6]

Buna
göre, hisseni kendisine satman konusundaki kardeşinizin talebini
onaylamanız câiz değildir.Bu ev, senin mülkün değil ki onu
satabilesin. Şimdi sen, kardeşlerinin önünde bir engelsin. Bu
sebeple bundan dönmeyin (hakkınızı satmayın) ve
onların bu talebini reddetmeye devam edin. Umulur ki Allah Teâlâ onlara
doğru yolu gösterir.

Kardeşlerinin
bu evdeki hisselerini daha önce satmaları, dînen geçerli bir
satış değildir.

Kardeşlerine,
Allah Teâlâ’dan korkmalarını, aldıkları parayı küçük
kardeşinize iâde etmelerini ve babanızın vasiyet ettiği
gibi, bu evi vakfetmelerini onlara nasihat etmelisin.

Yine
kardeşlerini, Allah Teâlâ’nın azabıyla ve haram malı
yemenin kötü âkibetiyle korkutmalısın. Çünkü haram üzere
yetişen her bedene cehennem ateşi daha layıktır.

Allah Teâlâ’dan
kardeşlerine doğru yolu göstermesini, dünya ve âhirette sizin
için hayırlı olan amellerde sizi muvaffak kılmasını
niyaz ederiz.

Allah Teâlâ en iyi
bilendir.

[1] Bakara Sûresi: 180

[2] Çünkü bu vasiyetin ecri,
karşılığında mükâfat görecek olan ölünün
amelindendir.

[3] İbn-i
Mâce, hadis no:2709. Elbânî, ‘Sahih-i İbn-i Mâce’de hadisin sahih
olduğunu belirtmiştir.

[4] Müslim;
hadis no:1631

[5] Buhârî, hadis no: 2742.
Müslim, hadis no: 1628

[6] Buhârî, hadis no: 2764.
Müslim, hadis no: 1633