Örneğin: 29 defa “Yâ Latîf”, 306 defa “Yâ Kahhâr” ve 450 defa “Hasbunallahu ve ni’mel-vekîl” demek gibi, duâ ve zikirleri yapmanın esası (dînde delili) nedir?

Bu duâ ve zikirleri yapmak doğru mudur, yoksa değil midir? Çünkü ben, Kur’an ve sünnette bu duâ ve zikirlerin yapıldığına dâir bir şey bulamadım.

Hamd,
yalnızca Allah’adır.

Bu
sayı ve miktardaki bu duâ ve zikirlerin, hiçbir doğru esası
bilinmemektedir. Bu duâ ve zikirler, bazı bid’atçıların,
genellikle de tasavvufçuların belirledikleri (uydurdukları) sayı
ve miktarlardır. Bu kimseler, duâ ve zikirlerin sayı ve
miktarını, kendi yanlarından belirleyip şöyle demektedirler:

“Kim
bu duâyı, şu şu kadar yaparsa, şu şu kadar ona fayda
verir ve onu şu şu kadar korur.”

“Kim,
falanca duâ veya zikri okursa, şu şu kadar sevap kazanır.”

Bilindiği
gibi,vahiy yolu olmadan bu gibi şeyleri bilmek mümkün değildir.Bu
konudaki kâide şudur:

Duâ ve
zikirler iki kısımdır:

Birincisi:

Kur’an ve
sünnette vârid olan (gelen) duâ ve zikirler, ya belirli bir zaman veya belirli
bir mekan veyahut da belirli bir durum ile sınırlıdır. Bu
kısım duâ ve zikirlerin; zamanı veya durumu veya mekanı
veya lafzı veyahut da onunla duâ edenin haline göre, hiçbir
fazlalık veya noksanlık olmadan geldiği gibi
yapılmasıdır.

İkincisi:

Hiçbir
zaman veya mekan ile sınırlı olmayan mutlak olan bütün duâ ve
zikirlerdir ki bunun iki hali vardır:

1.  Bu duâ ve zikirlerin,
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘den
gelmiş olduğu lafzıyla yapılması, belirli bir zaman
veya mekana has kılınmaması veyahut da belirli bir sayı ile
sınırlı olunmamasıdır.

2.   Bu duâ zikirlerin,
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘den
gelmiş olmaması, aksine kişinin kendi yanından getirmesi
veya seleften nakledilmiş olmasıdır. Bir kulun bu duâ ve
zikirleri yapması, beş şartla câizdir:

Birincisi:

Duâ ve zikir,
en güzel ve en açık lafızlardan seçilmelidir. Çünkü bu makam,
kulun, Rabbi ve ma’budu Allah Teâlâ’ya yalvarıp
yakarma makamıdır.

İkincisi:

Duâ ve
zikrin lafızları, Arapça anlama uygun olmalıdır.

Üçüncüsü:

Örneğin;
Allah Teâlâ’dan
başkasından yardım ve imdat dilemek gibi, duâ ve zikir, dînî
bakımdan sakıncalı şeylerden uzak olmalıdır.

Dördüncüsü:

Duâ ve zikir
mutlak olmalı, herhangi bir zaman veya durum veyahut da mekan ile
sınırlı olmamalıdır.

Beşincisi:

Bu duâ ve
zikir, sünnet haline getirilmemeli ve buna devam edilmemelidir.(Bekr Ebu Zeyd;
“Tashihu’d-Duâ”; s: 42) adlı kitaptan özetle.

Yukarıda
anlatılanlara göre, soruda zikredilen lafızlar (sözler),
Kur’an ve sünnette geçen şer’î (dînî) lafızlardır, fakat bu
sayılarla (miktarlarla) sınırlandırılmış olması,
dînde sonradan çıkarılan bir durumdur ve buna devam edip
bağlı kalmak doğru değildir. Aksine insan, duâsı
sırasında bu lafızlarla duâ etmeli ve
Allah Teâlâ’ya bütün güzel isimleriyle yalvarıp
yakarmalıdır.Fakat kendi yanından Allah Teâlâ’nın güzel isimlerinden bazını belirli bir
sayı veya belirli bir zaman ile sınırlandıramaz.Aksine biz,
dînde gelen özel şekline bağlı kalmalıyız. Bize
belirli bir şekilde gelmeyen duâ ve zikri, kendi yanımızdan
belirli bir zaman veya mekanla sınırlı kılamayız.
Çünkü bu davranışta, nübüvvet (peygamberlik) makamına (Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in
hakkına) tecavüz vardır.

Allah Teâlâ en iyi bilendir.