Ben, Malezya’da yaşıyorum.Kadınlar, çoğunlukla cemaatle namaz kılmamaktadırlar. Cemaatle namaz kılan kadın ise, diğer kadınların bir adım önünde onlara imam olarak namaz kıldırmaktadır.

1. Bu davranış sünnetten midir?

Bu kadınlar, kadınlara namazda imamlık yaptığına ve safın tam ortasında durduğuna dâir Âişe’den -Allah ondan râzı olsun- gelen hadisin açıklaması hakkında çoğu kez tartışmaktadırlar.

Bu hadis, kadınların yaptıklarının doğru olduğuna delâlet ediyorsa, bunu açıklar mısınız?

2. Yine Malezya’da namaz kılan insanlar, farz namazlardan sonra zikirleri (tesbihleri) toplu bir halde yerine getirmekte ve bunu, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ve ashâbının fiili olduğu için yaptıklarını söylemektedirler. Bu amelleri, bana göre bir bid’attır.

Toplu halde ve yüksek sesli nağmelerle yapılan zikrin (Subhanallah, Elhamdulillah ve Allahu Ekber) sünnetten olmadığına dâir bazı deliller zikretmenizi sizden ricâ ediyorum.

Hamd, yalnızca Allah’adır.

1.
Kadınların imameti konusunda (9783) ve (14247)
nolu soruların cevaplarına bakabilirsiniz.

2. Toplu
halde yapılan zikre gelince, İlmî
Araştırmalar ve Dâimî Fetvâ Komitesi’ne farz
namazlardan sonra yapılan duâ ve toplu zikir hakkında sorulmuş,
bunun üzerine komite şöyle cevap vermiştir:

“Zikir
ve ibâdetlerde aslolan, bunların (Kur’an ve sünnetten) delillere
dayalı olmasıdır. Buna göre Allah Teâlâ’ya, ancak meşrû kılındığı
şekilde ibâdet edilmelidir. Aynı şekilde zikir ve ibâdetin
ıtlâkı veya zamanı, yapılış şeklinin
açıklanması ve adedinin tayin edilmesi, Allah Teâlâ’nın meşrû kıldığı zikir,
duâ ve sâir ibâdetler, herhangi bir vakit veya adet veya mekan veyahut da
keyfiyetle sınırlı olmamalıdır. Bu sebeple zikir ve
duâlarda belirli bir şekil veya vakit veyahut da adede bağlı
kalmamız bize câiz değildir. Aksine (duâlarımızda) Allah Teâlâ’ya, bize mutlak
(sınırsız) geldiği şekilde duâ etmeliyiz.  

Sözlü
veya fiili delillerle belirli bir vakit veya adet ile tayin edilen veyahut da
belirli bir mekan veya keyfiyetle sınırlandırılan duâ ve
zikirlerden dînimizce meşrû kılındığı sâbit
olanı ile Allah Teâlâ’ya ibâdet
ederiz.

Buna
göre namazlardan sonra veya Kur’an okunduktan sonra veyahut da ders veya sohbetin
sonunda toplu halde duâ etmek hakkında, ister imamın duâ etmesi ve
cemaatin bu duâya âmin demesiyle olsun, isterse cemaatin hepsinin topluca duâ
etmesi şeklinde olsun, bu konuda Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘den
sözlü veya fiili veyahut da takrirî hiçbir sünnet sâbit olmamıştır.
Ayrıca Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in râşid halifeleri
ile diğer ashâbının -Allah onlardan râzı olsun- böyle
bir davranışta bulunduklarına dâir hiçbir şey
bilinmemektedir.

O halde her
kim, namazlardan sonra veya Kur’an okunduktan sonra veyahut da ders veya
sohbetin sonunda toplu halde duâ ederse, hiç şüphe yok ki dînde bid’at
çıkarmış ve ondan olmayan bir şeyi ona ihdas etmiş
(eklemiş) demektir.

Oysa Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmuştur:

 
((
مَنْ أَحْدَثَ فِي أَمْرِنَا هَذَا مَا لَيْسَ مِنْهُ فَهُوَ رَدٌّ.)) [ متفق عليه
]

“Her kim, bu işimizde
(dînimizde)
onda olmayan bir şeyi ona ihdâs eder (açık veya gizli Kur’an
ve sünnette aslı olmayan bir şey getirir)se,  o ihdâs ettiği şey, kendisine
reddolunmuştur (bâtıldır).”

Yine şöyle buyurmuştur:

(( مَنْ
عَمِلَ عَمَلاً لَيْسَ عَلَيْهِ أَمْرُنَا فَهُوَ رَدٌّ.)) [ رواه مسلم ]

“Her kim  işimiz

(dînimiz) üzere olmayan bir iş işlerse, o
işlediği şey reddolunmuştur (bâtıldır ve ona
itibar edilmez).”

Şayet duâ ve zikirlerde belirli bir şekle
bağlı kalmak meşrû olsaydı, önce Peygamber -sallallahu
aleyhi ve sellem-, kendisinden sonra da O’nun râşid halifeleri buna devam
ederlerdi.Yukarıda da geçtiği üzere Peygamber -sallallahu aleyhi ve
sellem-‘den ve ashâbından -Allah onlardan râzı olsun- böyle bir
şey sâbit olmamıştır. Her türlü hayır ve iyilik, Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘in ve O’nun râşid halifelerinin sünnetine
uymakta vardır.Her türlü şer ise, Peygamber -sallallahu aleyhi ve
sellem-‘in ve O’nun râşid halifelerinin sünnetine aykırı
davranmakta ve Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in onlardan
şiddetle uyardığı dînde sonradan çıkarılan
yeniliklerde vardır.

Nitekim Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda
şöyle buyurmuştur:

((عَلَيْكُمْ
بِسُنَّتِي وَسُنَّةِ الْخُلَفَاءِ الْمَهْدِيِّينَ الرَّاشِدِينَ، تَمَسَّكُوا
بِهَا وَعَضُّوا عَلَيْهَا بِالنَّوَاجِذِ، وَإِيَّاكُمْ وَمُحْدَثَاتِ الْأُمُورِ،
فَإِنَّ كُلَّ مُحْدَثَةٍ بِدْعَةٌ، وَكُلَّ بِدْعَةٍ ضَلَالَةٌ.)) [ رواه أبو
داود وصححه الألباني في صحيح أبي داود ]

 “Benim
sünnetime ve benden sonraki doğru yolu bulmuş râşid
halîfelerimin sünnetini alın ve onlara, azı dişlerinizle
ısırırcasına sımsıkı sarılın.
(Dînde aslı olmayıp) sonradan çıkarılan yeniliklerden
sakının. Çünkü (dînde) sonradan çıkarılan her
yenilik, bid’attir. Her bid’at, dalâlettir (sapıklıktır).Her
dalâlet(in sahibi) de, ateştedir.”

Allah Teâlâ, Peygamberimiz
Muhammed’e, O’nun âile halkına ve ashâbına salât ve selâm eylesin.
(“İslâmî Fetvâlar”; c: 4, s: 178)