İslâm âlimlerinin, senedi zayıf, fakat metni fazîletli bir amele veya bir duâya teşvik eden hadis konusundaki tavrı nasıldır?

Hamd,
yalnızca Allah’adır.

İslâm
âlimleri, fezâil babından sayılan amellerde zayıf hadisle amel
edilip-edilmemesi konusunda görüş ayrılığına düşmüşlerdir.
Bazı âlimler, zayıf hadisle amel etmenin, birtakım şartlara
bağlı olarak câiz olduğu görüşüne
varmışlardır. Başka âlimler ise, zayıf hadisle amel etmenin
câiz olmadığı görüşüne varmışlardır.

Hâfız
İbn-i Hacer -Allah ona rahmet etsin- zayıf hadisle amel etmenin
şartlarını şu şekilde özetlemiştir:

1.                      

Hadisin çok zayıf olmaması
gerekir. Bu sebeple yalancıların veya yalancı olmakla itham
edilen kimselerin veyahut da yanlış ve hatası açık olan
kimselerden birisinin tek başına rivâyet ettiği hadisle amel
edilemez.

2.                      

Zayıf hadisin, amel edilen
hadisin aslında bulunmalıdır.

3.                      

Zayıf hadisle amel eden kimsenin,
hadisin sâbit olduğuna inanmaması, aksine bu konuda ihtiyatlı
olması gerekir.

Zayıf hadisle amel etmenin anlamı; bir ibâdet
konusunda gelen zayıf hadis ile amel etmeyi müstehap görüyoruz
anlamında değildir. Zirâ İslâm âlimlerinden hiçbirisi bunu
söylememiştir. (Nitekim Şeyhul-İslâm İbn-i
Teymiyye’nin -Allah ona rahmet etsin- sözünde bu konu ileride
zikredilecektir.)

Aksine bunun anlamı; belirli bir ibâdet, müstehap olduğu
sahih şer’î bir delille sâbit olur, -örneğin geceyi
kıyamla/ibâdetle geçirmek gibi-,daha sonra geceyi kıyamla/ibâdetle
geçirmenin fazîleti konusunda zayıf bir hadis gelirse/rivâyet edilirse, bu
takdirde bu hadis zayıf ile amel etmekte bir beis yoktur, demektir.
Zayıf hadisle amel etmekten kasıt ise; o ameli işleyen kimsenin
zayıf hadiste geçen sevaba ulaşmayı ümit etmekle birlikte
insanları bu ibâdete teşvik etmek için o hadisi rivâyet etmesidir. Çünkü
bu durumda zayıf hadis ile amel etmekle dînen herhangi bir
sakıncalı durum sözkonusu olmaz.

Örneğin dînde herhangi bir delille sâbit
olmayan bir ibâdetin müstehap olduğunu söylemek, dînen
sakıncalı bir durumdur. Zayıf hadis ile amel eden kimse,
eğer sevap kazanmışsa, bu kendisi içindir, yok
kazanmamışsa kendisine hiçbir zararı olmaz.

Şeyhul-İslâm İbn-i Teymiyye -Allah ona
rahmet etsin- şöyle demiştir:

“Şeriatta, sahih ve hasen olmayan zayıf
hadislere itimat edilmesi/dayanılması (delil
gösterilmesi) câiz değildir. Fakat Ahmed b. Hanbel ve başka
âlimler, yalan olduğu bilinmedikçe ve sâbit olmadıkça fezâil
babından sayılan amellerde zayıf hadisin rivâyet edilmesini câiz
görmüşlerdir.

Bunun sebebi ise şudur: Bir amel, şer’î bir
delille meşrû olduğu bilinirse ve bu konu hakkında yalan
olduğu bilinmeyen bir hadis rivâyet edilmişse, sevâbın hak
olması câizdir. 
İmamlardan
hiçbirisi; “zayıf hadis ile bir şey vâcip veya müstehap olur”,
diye bir şey söylememişlerdir. Böyle diyen kimse, mutlaka
icmâ’ya aykırı hareket etmiştir…

Yalan olduğu bilinmedikçe terhîb ve terğîb
(teşvik
edici ve korkutucu) konularda zayıf hadisi rivâyet etmek câizdir.Fakat
bu zayıf hadisin, Allah Teâlâ’nın
teşvik ettiği veya korkuttuğu bir konuda bilinen delilden
başka bir delil olması gerekir.” (Mecmû’u Fetâvâ
İbn-i Teymiyye; c: 1, s: 250).

Ebu Bekr İbn-i’l-Arabî, ister fezâil, isterse
diğer konularda olsun, zayıf hadis ile amel etmenin kesinlikle câiz
olmadığını söylemiştir. (Bu konuda Suyûtî’nin;
“Tedrîbu’r-Râvî; c: 1, s: 252 adlı kitabına bakınız.

Büyük hadis âlimi Elbânî de
-Allah ona rahmet etsin- bu görüşü
tercih etmiştir. (Sahîhu’t-Terğîb ve’t-Terhîb Mukaddimesi; c: 1, s:
47-67).

Fezâil babından sayılan ameller konusunda
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘den sahih
olarak gelen ve sâbit olan hadisler, zayıf hadise ihtiyaç duyulmayacak
kadar pek çoktur.

Bu sebeple müslümanın, sahih hadisi, zayıf
hadisten ayırt edecek bilgiyi elde etmeye çalışması ve
sadece sahih hadis ile yetinmesi gerekir.

Allah Teâlâ en iyi bilendir.