Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- buyuruyor ki:
(( مَنْ تَمَسَّكَ بِسُنَّتِي عِنْدَ فَسَادِ أُمَّتِي فَلَهُ أَجْرُ مِائَةِ شَهِيدٍ.))
“Kim, ümmetimin fesada uğradığı (bozulduğu) bir zamanda benim sünnetime sarılırsa, ona yüz şehit sevabı vardır.”
Bu hadis sahih midir?
Eğer bu hadis sahih ise, bir insanın sünnete sarılan kimse sayılması için hangi amelleri fazladan yapması gerekir? Bilindiği üzere ben, bir Arap ülkesinde yaşıyorum.
Haramları terk etmek, bunun için yeterli sayılır mı?
Hamd,
yalnızca Allah’adır.
Birincisi:
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in sünneti, kurtuluş
gemisi ve güvenli bir sığınaktır.
Nitekim Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- sünnetine
sarılmaya ve onu ihmal etmemeye teşvik ederek şöyle
buyurmuştur:
(( فَعَلَيْكُمْ بِسُنَّتِي وَسُنَّةِ
الْخُلَفَاءِ الْمَهْدِيِّينَ الرَّاشِدِينَ، تَمَسَّكُوا بِهَا وَعَضُّوا
عَلَيْهَا بِالنَّوَاجِذِ، وَإِيَّاكُمْ وَمُحْدَثَاتِ الْأُمُورِ، فَإِنَّ كُلَّ
مُحْدَثَةٍ بِدْعَةٌ، وَكُلَّ بِدْعَةٍ ضَلَالَةٌ.)) [ رواه أبو داود وصححه
الألباني في صحيح أبي داود ]
“O halde benim sünnetime ve benden sonraki
doğru yolu bulmuş râşid halîfelerimin sünnetini alın ve onlara,
azı dişlerinizle ısırırcasına sımsıkı
sarılın. (Dînde aslı
olmayıp) sonradan çıkarılan yeniliklerden sakının.
Çünkü (dînde) sonradan çıkarılan her yenilik,
bid’attir. Her bid’at, dalâlettir (sapıklıktır). Her
dalâlet(in sahibi) de, ateştedir.” (Ebu
Davud;hadis no: 4607. Elbânî; “Sahih-i Ebî
Davud”‘da hadisin sahih olduğunu belirtmiştir.)
Kötülük ve fesat çoğaldığı zaman,
bid’atlar ve fitneler ortaya çıkar. İşte sünnete
sarılmanın ecri daha büyük, sünnete sarılanların
makamı da daha yüksek ve daha kıymetli olur.Bundan dolayı sünnete
sarılanlar, karanlığın ortasında beraberlerinde sünnet
nurunu taşımaları ve insanların bozdukları şeyi
düzeltmeye çalışmaları sebebiyle gurbette yaşayan kimseler
gibidirler.
Nitekim Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmuştur:
((
إِنَّ الْإِسلَامَ بَدَأَ غَرِيبًا، وَسَيَعُودُ
غَرِيبًا كَمَا بَدَأَ،
فَطُوبَى لِلْغُرَبَاءِ. قِيلَ: مَنْ هُمْ يَا
رَسُولَ اللَّهِ؟ قَالَ: الَّذِينَ
يَصْلُحُونَ إِذَا فَسَدَ النَّاسُ.)) [ أخرجه
أبو عمرو الداني
في السنن الواردة في الفتن، وصححه
الألباني في السلسلة الصحيحة، وأصل الحديث في صحيح
مسلم ]
“İslâm garip olarak başladı,
başladığı gibi garip haline dönecektir. Ne mutlu gariplere!
– Onlar kimlerdir Ey Allah’ın elçisi? Diye soruldu.
Buyurdu ki:
– Onlar o kimselerdir ki,
insanların bozduklarını ıslâh ederler
(düzeltirler).” (Ebu Amr ed-Dânî;
“es-Sünenu’l-Vâride fi’l-Fiten”; 1/25. Abdullah b. Mes’ud’dan -Allah ondan râzı olsun- rivâyetle. Elbânî; “Silsiletu’l-Ehâdîsi’s-Sahîha”; hadis no:
1273’de hadisin sahih olduğunu belirtmiştir.Hadisin aslı,
Sahih-i Müslim’dedir.Hadis no: 145)
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- yine şöyle buyurmuştur:
(( إِنَّ مِنْ وَرَائِكُمْ أَيَّامَ الصَّبْرِ، الصَّبْرُ فِيهِ
مِثْلُ قَبْضٍ
عَلَى الْجَمْرِ، لِلْعَامِلِ فِيهِمْ مِثْلُ أَجْرِ
خَمْسِينَ رَجُلًا
يَعْمَلُونَ مِثْلَ عَمَلِهِ، قَالَوا يَا رَسُولَ
اللهِ! أَجْرُ خَمْسِينَ مِنْهُمْ؟! قَالَ: أَجْرُ خَمْسِينَ مِنْكُمْ.)) [ رواه
أبو داود، والترمذي، وقال :
حديث حسن، وصححه الألباني في السلسلة الصحيحة]
“Zira (bu safhaya gelince) arkanızda sabır günleri
var demektir (arkanızdan
sabır günleri gelecektir). O günler avuçta ateş tutmak gibi
zordur. O günlerde amel yapabilen bir kimseye elli kişinin ecri
verilecektir.
(Sahâbe):
-Ey Allah’ın elçisi! Onlardan elli kişi değil mi? dediler.
Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem-
buyurdu ki:
–
Aksine sizden (elli
kişinin sevabı).” (Ebu Davud;
hadis no: 4341. Tirmizî; hadis no: 3058. Tirmizî: “Bu, hasen
hadistir” demiştir. Elbânî; “Silsiletu’l-Ehâdîsi’s-Sahîha”;
hadis no: 494’de hadisin sahih olduğunu belirtmiştir.)
Hadisin
bazı rivâyetlerinde şöyle gelmiştir:
((
هُمُ الَّذِينَ
يُحْيُونَ سُنَّتِي، وَيُعَلِّمُونَهَا النَّاسَ.))
“Garipler o kimselerdir ki, sünnetimi ihyâ ederler ve onu insanlara öğretirler.”
Sünnete
sarılmak şu anlamalara gelmektedir:
1.
Farzları yerine getirmek ve haramlardan uzak durmak.
2.
Amelî ve itikâdî bid’atlardan uzak durmak.
3.
Gücü ve kudreti yettiği kadarıyla sünnet ve müstehap olan
amelleri tatbik etmeye gayret etmek.
4.
İnsanları iyiliğe çağırmak ve mümkün olanı
düzeltmeye çalışmak.
Değerli
âlim Abdullah b. Cibrîn -Allah ona rahmet etsin- sünnete sarılmanın
hakikati hakkındaki konferansında şöyle demiştir:
“Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘in sünneti kitaplarda yazılı olup
mevcuttur. İsteyen kimse onu kolaylıkla elde edebilecek kadar insana
yakındır. Bize düşen onu araştırıp bulmaktır.Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘in sünnetlerinden birisini
öğrendiğimiz zaman onunla amel etmeliyiz ki bizim
hakkımızda: “Falanca sünnete bağlıdır”,
sözü gerçek olsun. Sünneti yüzüstü bırakıp terk eden veya onu hakir
gören veyahut da onunla alay eden kimselere bakmamalıyız.
Sünnetler; kimi zaman farz ve vâcip ameller olabilir.
Kimi zaman dîni tamamlayan ve müstehap olan amellerden olabilir. Kimi zaman
ise, âdâb ve ahlâk ile ilgili amellerden olabilir.Bundan dolayı müslümanın,
ecrini Allah’tan bekleyerek ve sevabını O’ndan isteyerek gücü
yettiği kadarıyla her sünnetle amel etmeye çalışması
gerekir.
Dîne bağlı kimse (mültezim), Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘in bir hadisini işittiği zaman, dîni
tamamlayan veya nâfile amellerden olsa bile, bir an önce onu tatbik etmeye
ve bütün gayretiyle onunla amel etmeye çalışır.
Örneğin:
Mültezim kimseyi, mescide ilk giren kimse olmak için
başkasıyla yarışırken görürsünüz. Eğer
birisi kendisini bu konuda geçerse üzülür.
Mültezim kimseyi, bol bol Kur’an okurken ve
başkasından daha çok Allah’ı anmak için yarışırken
görürsünüz.
Mültezim kimseyi, her türlü ibâdetleri bol bol yapmaya
çalışırken görürüsünüz.
Mültezim kimseyi, bütün amel ve ibâdetlerinin sünnete
uygun olmasına gayret ederken görürsünüz. Amel ve ibâdetlerinin Allah
Teâlâ tarafından kabul olunması için onun hiçbir amel ve ibâdetinde
bid’at olmaz.Çünkü bir amel ne zaman kabul edilirse, müslüman, Rabbinin
rızâsını kazanmış olur.
Allah Teâlâ’dan, amellerimizi katında kabul etmesini
niyaz ederiz. Çünkü O, hakkıyla işiten ve duâlara icâbet
edendir.” (“Hakikatu’l-İltizâm”; s: 10)
Değerli âlim Salih el-Fevzân bu konuda
şöyle demiştir:
“Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in
sünnetine sıkı sıkıya sarılman ve sünnetini muhafaza
etmen gerekir.Özellikle müstehap olan amellerden değil de
sıkı sıkıya sarılması gereken farz olan
sünnetlerden ve dînde aşırılığa ulaşmayacak
derecede ise, bu konuda seni tenkit eden ve kınayan kimseye
aldırmamalısın. Eğer durum aşırılık
noktasına ulaşmışsa, böyle yapmaman gerekir. Fakat
sünnetleri tatbik etme ve onunla amel etme konusunda
aşırılığa ve şiddete kaçmadan, tenbel ve ihmalkâr
davranmadan orta yolu izlemen ve itidalli olman gerekir.İşte senin
yapman gereken budur. Bununla birlikte sen, Allah’ın izniyle her hâlükârda
ecir kazanıyorsun ve Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in sünnetine
sıkı sıkıya sarılmaya
çalışmalısın.” (“el-Muntekâ”; s: 270, soru:
2)
İkincisi:
Soru soran kıymetli kardeşimizin zikretmiş
olduğu; insanların fesada uğradığı bir zamanda
sünnete sarılan kimseye bir veya yüz şehit sevabı verileceğine
dâir hadise gelince, o hadis zayıftır, sahih değildir.
Bu hadis hakkında âlimler şöyle
demişlerdir:
Ebu Hureyre’den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet
olunduğuna göre Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-
şöyle buyurmuştur:
(( الْمُتَمَسِّكُ
بِسُنَّتِي عِنْدَ فَسَادٍ أُمَّتِي لَهُ أَجْرُ شَهِيدٍ.)) [ أخرجه الطبراني في
الأوسط، وعنه أبو نعيم في حلية الأولياء ]
“Ümmetimin fesada
uğradığı (bozulduğu)
bir zamanda benim sünnetime sarılan kimseye bir şehit
sevabı vardır.” (Taberânî; “el-Evsat”; c: 2,
s: 31). Ebu Nuaym; “Hilyetu’l-Evliyâ”; c: 8, s: 200’de Taberânî’den
rivâyet etmiştir.)
Bu hadisin
senedinde iki illet vardır:
Birincisi:
Abdulmecid
b. Abdulaziz b. Ebî Ruvvâd, bu hadisi rivâyetinde tek kalmış ve bu
rivâyetinde ona hiç kimse katılmamıştır. Böyle tek
başına rivâyet eden râvinin hadisi huccet alınmaz.
İkincisi:
Muhammed b.
Salih el-Uzrî’nin dabt (ezberin güçlü olması) ve adâletli olması
cihetinden bilinmemiş olmasıdır.
el-Heysemî -Allah ona rahmet etsin- bu konuda
şöyle demiştir:
“Onun
biyografisi hakkında yazan kimse görmedim. Fakat hadisin diğer
râvileri sikadır.” (“Mecmeu’z-Zevâid”; c: 1, s: 172.
Elbânî; “Silsiletu’l-Ehâdîsi’s-Daîfe”; hadis
no: 327’da hadisin zayıf olduğunu belirtmiştir.)
İbn-i Abbas’tan -Allah ondan râzı olsun-
rivâyet olunduğuna göre Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-
şöyle buyurmuştur:
(( مَنْ تَمَسَّكَ بِسُنَّتِي عِنْدَ
فَسَادِ أُمَّتِي فَلَهُ أَجْرُ مِائَةِ شَهِيدٍ.)) [ أخرجه ابن عدي في الكامل ]
“Kim, ümmetimin fesada uğradığı
(bozulduğu) bir zamanda benim sünnetime sarılırsa,
ona yüz şehit sevabı vardır.” (İbn-i Adiyy,
“el-Kâmil”de rivâyet etmiş, ancak hadisin senedi çok
zayıftır.Hadisin râvileri arasında el-Hasan b. Kuteybe
vardır ki onun rivâyeti, metruk hadistir[1]. el-Hasan b. Kuteybe’nin
biyografisi için bkz: “Lisânu’l-Mîzân”; c: 2, s: 246. Elbânî; “Silsiletu’l-Ehâdîsi’s-Daîfe”; hadis
no: 326’da hadisin zayıf olduğunu belirtmiştir.)
Allah Teâlâ
en iyi bilendir.
[1]
Metruk hadis: Rivâyetinde yalan söylemekle itham
edilen, sadece kendisi cihetinden bilinen ve bilinen kâidelere aykırı
hareket eden veya birden fazla hadiste yalan söylemekle bilinen,
rivâyetinde çok hata eden, fâsıklık eden veyahut da gafleti çok olan
râvinin rivâyet ettiği hadistir.Çok zayıf olduğundan
dolayı metruk hadis huccet olamaz ve şâhit olarak da
gösterilemez.
