Akşam ve yatsı namazlarında kıraatın sesli olmasının hikmeti nedir?

Yine yatsı namazının dört rekatının sadece ilk iki rekatında kıraatın sesli olmasının hikmeti nedir?

Cevap:

Hamd, yalnızca Allah’adır.

Birincisi:

Müslüman,yerine getirmekle
emrolunduğu bir ibâdetin hikmetini bilsin veya bilmesin, Nebi -sallallahu
aleyhi ve sellem-‘e uymak ve O’nu örnek almakla emrolunmuştur.

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda
şöyle buyurmuştur:

(( لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ
لِمَنْ كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيراً )) [
سورة الأحزاب الآية: 21]

“Andolsun
ki
sizin için, Allah’a ve âhiret
gününe kavuşmayı ümit eden ve
Allah’ı çok zikreden kimseler için Allah’ın
elçisinde
güzel bir örnek
vardır.”[1]

Bununla birlikte bilinmelidir
ki İslâm şeriatı, insanı etkileyen, pek büyük hikmetler
üzerine kuruludur. Fakat bu hikmeti bilebilir veya bilmeyeyebiliriz veyahut da bir
kısmını bilebilir, bir kısmını da bilmeyebiliriz.

Bilinmesinde ilim
yönünden insanın bilgisini arttıran, kalbini mutmain kılan
ve gönlünü ferahlatan bir şeyin hikmeti hakkında sormasında
ve onun hikmetini araştırmasında bir sakınca yoktur.

İkincisi:

Bazı âlimler, gece
namazında (akşam, yatsı ve sabah namazında)
kıraatın sesli, gündüz (öğle ve ikindi) namazlarında
kıraatın sessiz olmasının hikmetini araştırdıktan
sonra şu sonuca varmışlardır:

Şüphesiz gece, sükûnet ve
halvet vaktidir. Kalp, bu vakitte dünyalık işlerden
arınmış bir halde olur. Bu sebeple kalp, dil ve kulakların,
kıraata mutabık olması sebebiyle kulun, bu vakitte Rabbine
yakarışından, O’na seslenişinden haz duyduğunu
göstermesi meşrû kılınmıştır.

Nitekim şu âyet-i
kerimeler bu anlama işâret etmişlerdir:

(( إِنَّ نَاشِئَةَ اللَّيْلِ هِيَ
أَشَدُّ وَطْئًا وَأَقْوَمُ قِيلا * إِنَّ لَكَ فِي اَلنَّهَارِ سَبْحًا طَوِيلا ))
[ سورة المزمل الآيات: 6-7 ]

“Şüphesiz
gece ibâdeti, (kalpteki) etkisi
daha fazla
ve
(bu ibadetteki) sözler (okunan
Kur’an) ise daha düzgün ve açıktır. Çünkü gündüz sana uzun
bir meşguliyet vardır. (Bu sebeple nefsini Rabbine ibâdete
adamalısın.)”[2]

İbn-i Kesir -Allah ona rahmet etsin- âyetin
tefsirinde şöyle demiştir: 

“‘Nâşiete’l-Leyl’den maksat; gecenin
saatleri ve vakitleridir. Gecenin her saatine “nâşie” adı
verilir. Burada maksat şudur: Geceleyin
kalkmak, hem kalp ile dil arasında uyumun sağlanması
bakımın­dan daha elverişli ve daha etkili, hem de okuma
bakımından daha birleştiricidir. Bunun içindir ki Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz gece ibâdeti, (kalpteki) etkisi daha fazla
ve (bu ibadetteki)
sözler (okunan Kur’an) ise daha düzgün ve açıktır.” Yani gündüz kalkıp okumaktansa, geceleyin
okumak hem zihne iyi yerleşir, hem de daha iyi an­lamaya vesile olur. Çünkü
gündüz; halkın dışarı çıktığı, seslerin
yüksel­diği ve geçimlerin temîn edildiği vakittir.”[3]

Kurtubi -Allah ona rahmet etsin- âyetin
tefsirinde şöyle demiştir: 

“Âyetin anlamı şudur:Gece
ibâdeti ve Kur’an tilâveti; seslerin kesilmesi ve hareketsiz olması sebebiyle
kalp, göz, kulak ve dil arasında daha fazla uyum vardır.”[4]

Abdurrahman es-Sa’dî -Allah ona rahmet etsin- âyetin
tefsirinde şöyle demiştir: 

“Geceleyin kalkmak ve Kur’an okumak,
Kur’an’ın maksadının gerçekleşmesine daha
yakındır. Kalp ile dil üzerinde uyum sağlar. Dünya
meşguliyetleri azalır, dediğini anlar ve işi düzelir.

Gündüz vakti bunun tersidir. Zirâ gündüz
vaktinde okunan Kur’ân ile maksatlar elde edilemez. Bunun içindir ki Allah
Teâlâ şöyle buyurmuştur: “…Çünkü gündüz sana uzun
bir meşguliyet vardır. Yani senin, kalbini meşgul edecek ve onu
tam olarak Rabbine ibâdet etmekten alıkoyacak ihtiyaç ve geçimi temin
etmek gibi meşguliyetlerin olacaktır.”[5]

İbn-i Hacer el-Heytemî -Allah ona rahmet
etsin- şöyle demiştir: 

“Namazlarda kıraatın
açıktan (sesli) olmasının hikmeti kalır ki, o da şu
olabilir:

Gece vakti; halvet yeri, gece sohbeti de hoş
olunca, kulun, bu
vakitte Rabbine yakarışından, O’na seslenişinden haz
duyduğunu göstermesi meşrû kılınmıştır.
Açıktan (sesli) kıraatın, namazın sadece ilk iki
rekatıyla sınırlı tutulması; namaz kılanın,
bu iki rekatta daha dinç ve zinde olması sebebiyledir. Gündüz vakti de
meşguliyet yeri ve insanlarla içiçe olunca, kulun, bu vakitte Rabbine
yakarmaya, O’na seslenmeye fırsat bulamaması sebebiyle ondan
kıraatın gizli (sessiz) olması istenmiştir. Vaktinin, Cuma günü gibi, iş ve
meşguliyet vakti olmaması sebebiyle sabah namazı da gece
namazına ilhak edilmiştir (gece namazından
sayılmıştır).”[6]

İbn-i Kayyim -Allah ona rahmet etsin-
şöyle demiştir: 

“Gece namazı ile gündüz namazının kıraatının
sesli ve sessiz olarak birbirinden ayrılmasına gelince, bu da son derece yerinde ve hikmete uygundur. Şöyle ki; gece, seslerin,
gürültülerin, hareketlerin sukûn bulduğu, kalplerin dünya
meşgalesinden arındığı; gündüzün
dağınık vaziyetteki yöneliş ve
kasıtlarının bir araya gelip toparlandığı bir
zamandır.Gündüz ise, uzun meşguliyetlerin kalbi ve bedeni işgal
ettiği bir zamandır. Gece
kalbin dile, dilin de kulağa baskın geldiği bir zamandır. İşte bu sebepten dolayı
sabah namazındaki kıraatı, diğer namazlardaki kiraatlara nispetle daha fazla uzatmak
sünnet sayılmıştır. Nitekim Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-,
sabah namazının farzında
altmış ilâ yüz
âyet arasında okurdu. Ebu Bekir -Allah ondan râzı olsun-, sabah
namazının farzında Bakara sûresini okurdu. Ömer -Allah
ondan râzı olsun-, sabah namazının farzında Nahl, Hûd, Benî
İsrail (İsrâ), Yunus ve benzeri sûreleri okurdu. Çünkü uykudan
yeni uyandığında kalp, meşguliyetlerden
arınmış bir vaziyette olur. Bu esnada duyduğu ilk sözler,
hepsi hayırlı sözler olan Allah’ın kelamı olunca,
onları tam olarak telakki eder ve hiç zahmet çekmeksizin onları idrâk
eder. Gündüze gelince o, geceye zıt olduğundan dolayı, gündüz
kılınan namazın kıraatının sessiz olmalıdır.
Ancak bazı geçici sebeplerden dolayı bu süre içinde kılınan
namazların kıraatları sesli olabilir. Meselâ bayram, Cuma, İstiskâ,
Küsûf (güneş ve ay tutulması) namazlarında büyük cemaatler
teşekkül ettiği için bu namazlarda kıraatın sesli
olması gerekir. Bu tür namazlarda kıraatın sesli olması,
maksadın gerçekleşmesi ve cemaate daha faydalı olması açısından
daha güzel ve daha mükemmeldir.Bu namazlarda Allah’ın kelâmını
yüksek sesle okuyarak cemaate ilâhî mesajı ulaştırmak, risaletin
en büyük amaçlarından birisidir.”[7]

Allah Teâlâ, bize ve size faydalı ilim ve
salih amel nasip etsin.

Allah Teâlâ en iyi bilendir. 

[1]

 Ahzab Sûresi: 21

[2]

 Müzzemmil Sûresi: 67

[3]

 İbn-i
Kesir Tefsiri, c: 4, s: 435

[4]

 Kurtubi Tefsiri, c: 19, s: 40

[5]

 Sa’dî Tefsiri, s: 1058

[6]

 Tuhfetu’l-Muhtac Fî Şerhi’l-Minhac.

[7]

 İ’lâmu’l-Muvakkıîn,
c: 2, s: 91