Yolcunun, özellikle de hac için yolculuğa çıkan kimsenin gözetmesi gereken belirli âdâb var mıdır?

Hamd, yalnızca Allah’adır.

Yolculuk
âdâbı pek çoktur. Nitekim İslâm âlimleri bu âdâbı derleyip
toplamışlardır. Bu âdâbı, birisi de “el-Mecmû'”
adlı eserinde (c: 4, s:264-287) güzel bir şekilde derleyip
toplayanlardan İmam Nevevî’dir -Allah ona rahmet etsin-.

İmam
Nevevî yolculuk âdâbı hakkında 62 âdâb zikretmiştir. Bu âdâbtan
bazılarını kısaca zikredeceğiz. Daha detaylı
bilgi edinmek isteyen kimse, Nevevî’nin -Allah ona rahmet etsin-.bu konudaki
sözlerine başvurabilir.  

İmam
Nevevî -Allah ona rahmet etsin- bu konuda şöyle demiştir:

“Sefer
(yolculuk) âdâbı bölümü:

Bu,
devamlı ihtiyaç duyulan ve önem verilmesi gereken önemli bir
konudur.Burada kast edilen şey; sefer (yolculuk) âdâbına kısaca
işâret etmektir.

1.                      

Bir kimse, bir yolculuğa
çıkmak istediği zaman, yolculuğu hakkında dînine,
tecrübesine ve bilgisine güvendiği birisine danışması ve onunla
istişâre etmesi müstehaptır. Kendisine danışılan
kimsenin de hevâsından ve nefsi isteklerden uzak bir şekilde ona
nasihat etmesi gerekir.

Çünkü Allah
Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

(( …
وَشَاوِرْهُمْ
فِي الأَمْر…)) [ سورة آل عمران من الآية: 159 ]

“(Ey Nebî! İhtiyaç duyulan) işlerde onlarla istişâre
et!…” (Âl-i İmrân Sûresi: 159)

Nitekim
sahâbenin işlerinde Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ile
istişâre ettiklerine dâir pek çok sahih hadis gelmiştir.

2.                      

Yolculuğa çıkmaya
karar verdiği zaman, (yolculuğunu) hayırlara vesile
kılmasını Allah Teâlâ’dan dilemesi ve farz namazın
dışında iki rekât nâfile namaz kılması, ardından
da İstihâre duâsını okuması sünnettir.

3.                      

Hac veya gazve veyahut da
başka bir yolcuğa karar verdikten sonra bütün günahlara ve çirkin
şeylere tevbe etmeye başlaması, insanlara yaptığı
zulüm ve haksızlıklardan temizlenip çıkması, onlara olan
borçlarından mümkün olanını ödemesi, elindeki emânetleri
sahiplerine teslim etmesi, kendisi ile başkası arasında bir
şey meydana gelen veya arkadaşlık olan kimselerden helallik
dilemesi, vasiyetini yazması, yazdığı vasiyete birisini
şâhit tutması, borçlarından ödeyemediğini ödemesi
için birisini vekil tayin etmesi ve dönünceye kadar âilesine ve geçimi
kendisine âit kimselerin nafakasını vermesi gerekir

4.                      

Ana-babasını,
kendisine iyilikte bulunması ve itaat etmesi gereken kimseleri râzı
etmesi gerekir.

5.                      

Hac veya gazve veyahut da
başka bir şey için yolculuğa çıkmak istediği zaman
nafakasının her türlü şüpheden uzak, helâl kazançtan
olmasına gayret göstermesi gerekir. Eğer buna aykırı
hareket eder de gasp edilen haram para ile hacceder veya savaşırsa,
Allah Teâlâ’ya karşı gelmiş olur, fakat haccı ve gazvesi
zâhiren geçerlidir. Fakat haccı, mebrur hac olmaz.

6.                      

Hac veya başka bir
şey için yolculuğa çıkmak isteyen kimse için
azığını taşıyabileceği şeyin içine,
muhtaç kimseleri teselli etmek için çokça azık ve nafakası
koyması müstehaptır. Azığı da iyi (kaliteli) maldan
olmalıdır. Çünkü Allah Teâlâ bu konuda şöyle
buyurmaktadır:

(( يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَنْفِقُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا
كَسَبْتُمْ
وَمِمَّا أَخْرَجْنَا لَكُمْ مِنْ الأَرْضِ وَلا
تَيَمَّمُوا الْخَبِيثَ مِنْهُ
تُنْفِقُونَ
)) [ سورة
البقرة من الآية: 267 ]

“Ey îmân edenler!
Kazandığınız şeylerin ve yerden sizin faydanız
için bitirdiğimiz ürünlerin temiz ve güzel olanlarından Allah yolunda
harcayın. Siz göz yummadan, alıcısı
olmadığınız bayağı şeyleri vermeye
kalkmayın!” (Bakara
Sûresi: 267)

Âyette
geçen “et-Tayyib” kelimesinden kasıt; iyi, “el-Habîs”
kelimesinden kasıt ise; kötüdür. Yolcunun gönül hoşnutluğuyla
harcadığı şey, kabul olunmaya daha yakındır.

7.                      

Bir kimse, hac veya gazve
yolcuğuna çıkmak isterse, hac veya gazvenin nasıl
yapılacağını (pratik olarak) öğrenmesi gerekir. Zirâ
bir ibâdeti bilmeyen kimsenin o ibâdeti geçerli olmaz. Hac yapmak isteyen
kimsenin hac menâsiki hakkında, haccın gâye ve hedeflerini
açıklayan bir kitabı yanına alması ve onu devamlı
okuması müstehaptır. Yolculuğu süresince hac menâsikiyle ilgili
bu kitabı tekrar tekrar okumalı ki bu ibâdeti tam anlamıyla
öğrenmiş olsun.Avamdan bunu ihlal eden kimsenin, haccın
rükünlerinden bir şartı ihlal ettiğinden dolayı yapmış
olduğu haccının geçerli olmamasından endişe
edilir.Hacılardan bazı kimseler, hac menâsikini iyi bildiklerini
zannederek Mekke halkından bazı kimseleri taklit ederek onlara
aldanabilmektedirler. Bu açık bir hatadır.

Aynı
şekilde gazveye katılan (savaşan) kimsenin de ihtiyaç
duyacağı konuları kapsayan bir kitabı yanında bulundurması
ve ihtiyaç duyacağı savaş tekniklerini, savaşta ihânet
etmenin, kadınları ve çocukları öldürmenin haram
olduğunu öğrenebileceği bir kitabı yanında
bulundurması müstehaptır.

Ticaret
için yolculuk yapan yolcunun, ihtiyaç duyacağı
alış-verişlerinden hangisinin sahih ve bâtıl, hangisinin de
helal ve haram olduğunu öğrenebileceği bir kitabı
yanında bulundurması müstehaptır.

8.                      

Yolcunun, unuttuğunda
kendisine hatırlatması ve hatırladığında da
kendisine yardım etmesi için iyilik ve hayrı seven, şer ve
kötülüğü çirkin gören birisinden kendisine yol
arkadaşı olmasını talep etmesi müstehaptır. Bunun
yanında eğer mümkünse ilmi ve ameliyle yolcunun aklına
gelebilecek kötü ahlaka, rahatsızlık ve
sıkıntısına engel olacak ve güzel ahlak konusunda ona
yardım edecek ve ona teşvik edecek bir âlimi bulur ve ona
bağlı kalırsa, daha güzel olur.

Ayrıca yolculuğu boyunca yol
arkadaşını râzı etmeye gayret etmesi ve iki arkadaştan
birinin diğerine sabretmesi, arkadaşının, kendisi üzerinde
hakkı ve saygınlığı olduğunu söylemesi ve
bazı zamanlar kendisinden meydana gelen şeylere sabretmesi
gerektiğini birbirine söylemesi gerekir.

9.                      

Yolcunun, âilesi,
komşuları, arkadaşları ve diğer sevdiği
kimselerle ve onların da yolcuyla vedâlaşması ve birbirlerine
şöyle demeleri müstehaptır:

أَسْتَوْدِعُ
اللهَ دِينَكَ، وَأَمَانَتَـكَ، وَخَوَاتِيـمَ عَمَلِكَ.)) [أخرجه الترمذي]

” Dînini, emânetini
ve işinin âkibetini Allah’a emânet ediyorum.”

Geride kalan da yolcuya şöyle duâ eder:

((
زَوَّدَكَ اللهُ التَّقْوَى، وَغَفَرَ ذَنْبَكَ، وَيَسَّرَ لَكَ الْخَيْرَ حَيْثُ
مَا كُنْتَ.)) 

“Allah seni takva ile
rızıklandırsın, günahını
bağışlasın ve nerede olursan ol, senin için
hayırlı olanını kolaylaştırsın.”

10.                 

Yolcunun, evinden çıkarken
şöyle duâ etmesi sünnettir:

(( بِسْمِ اللهِ، تَوَكَّلْتُ عَلىَ اللهِ، وَلاَ حَوْلَ وَلاَ

قُوَّةَ إِلاَّ بِاللهِ. اَللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ
أَنْ أَضِلَّ، أَوْ أُضَلَّ، أَوْ أَزِلَّ، أَوْ أُزَلَّ، أَوْ أَظْلِمَ، أَوْ
أُظْلَمَ، أَوْ أَجْهَلَ، أَوْ يُجْهَلَ عَلَيَّ.))

“Allah’ın adıyla
(başlarım). Allah’a tevekkül ettim. Güç ve kuvvet, ancak
Allah’ındır.
Allahım!
Sapıklığa düşmekten veya
düşürülmekten,ayağımın kaymasından veya
kaydırılmasından, zulmetmekten veya zulme uğramaktan,
cehâlete düşmekten veya câhil bırakılmaktan sana
sığınırım.”

11.                 

Yolcunun, evinden
çıktıktan sonra bineğine binmek istediği zaman:
“Bismillah” demesi, bineğinin üzerine bindikten sonra da
şöyle demesi sünnettir:

((اَلْحَمْدُ ِللهِ. سُبْحانَ الَّذِي سَخَّرَ لَنَا هَذَا وَمَا
كُنَّا لَهُ مُقْرِنِينَ. وَإِنَّا إِلَى رَبِّنَا لَمُنقَلِبُونَ.))

“Hamd,
Allah’adır.Bunu bizim hizmetimize veren Allah’ı tüm
noksanlıklardan tenzih ederiz.Yoksa biz buna güç yetiremezdik.Şüphesiz
ki biz, (âhirette) Rabbimize döneceğiz.”

Sonra şöyle der:

(( اَلْحَمْدُ ِللهِ، اَلْحَمْدُ ِللهِ، اَلْحَمْدُ ِللهِ، اَللهُ
أَكْبَرُ، اَللهُ أَكْبَرُ، اَللهُ أَكْبَرُ، سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ إِنِّي
ظَلَمْتُ نَفْسِي فَاغْفِرْ ليِ، فَإِنَّهُ لاَيَغْفِرُ الدُّنُوبَ إِلاَّ أَنْتَ
))

“Hamd, Allah’adır. Hamd, Allah’adır. Hamd,
Allah’adır. Allah en büyüktür. Allah en büyüktür. Allah en büyüktür.
Allahım! Seni tüm noksanlıklardan tenzih ederim. Ben nefsime
zulmettim, beni bağışla. Çünkü günahları ancak sen
bağışlarsın.”

Sonra
şöyle der:

(( اَللَّهُمَّ إِناَّ نَسْأَلُكَ فيِ سَفَرِناَ هَذاَ الْبِّرَّ
وَالتَّقْوَى، وَمِنَ الْعَمَلِ ماَ تَرْضَى، اَللَّهُمَّ هَوِّنْ عَلَيْناَ
سَفَرِناَ هَذَا وَاطْوِ عَنَّا بُعْدَهُ،

اَللَّهُمَّ أَنْتَ الصَّاحِبُ
فيِ السَّفَرِ، وَالْخَلِيفَةُ فيِ الأَهْلِ، اَللَّهُمَّ إِنيِّ أَعُوذُ بِكَ
مِنْ وَعْثاَءِ السَّفَرِ

وَكَآبَةِ الْمَنْظَرِ وَسُوءِ الْمُنْقَلَبِ فيِ الْماَلِ
وَاْلأَهْلِ.))

“Bunu bizim hizmetimize veren Allah’ı tüm
noksanlıklardan tenzih ederiz. Yoksa biz buna güç yetiremezdik.
Şüphesiz
ki biz, Rabbimize
döneceğiz. Allahım! Senden, bu yolculuğumuzda iyilik ve
takva, râzı olacağın amel dileriz. Allahım! Bu
yolculuğumuzu bize kolaylaştır ve onun
uzaklığını bize yakın kıl.Allahım! Sen,
yolculukta dost ve âilemiz için vekilsin. Allahım! Yolculuğun
meşakkatinden, üzücü manzara
(görmekten), âilem ve malımda kötü değişiklikler (ile
karşılaşmaktan) sana
sığınırım.”

Yolculuktan dönünce bu duâyla
birlikte şunu da söyler:

(( آيِبُونَ تاَئِبُونَ، عاَبِدُونَ، لِرَبِّناَ حاَمِدُونَ.))

“Biz,
(yolculuktan,
vatanımıza selâmet içerisinde) dönenler,
tevbe edenler, ibâdet edenler, Rabbimize hamd
edenleriz.”

12.                 

  Yolcunun,
yolculuğa bir toplulukla birlikte çıkması (tek başına yolculuğa çıkmaması)
müstehaptır.

Abdullah b. Ömer’den -Allah ondan ve babasından
râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, Rasûlullah -sallallahu
aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmuştur:

(( لَوْ يَـعْلَـمُ النَّاسُ مَا فِي الْوَحْدَةِ مَا
أَعْلَـمُ مَا سَارَ رَاكِبٌ بِلَيْلٍ وَحْدَهُ.)) [أخرجه البخاري]

“Eğer insanlar, yalnız
başına yolculuk yapmakta ne sakıncalar olduğunu
(ne kötü
sonuçlar doğurduğunu)
benim kadar bilselerdi, hiçbir binek sahibi

(yolcu) gece yolculuğuna
yalnız başına
çıkmazdı.”

(Buhârî;
hadis no: 2998)

13.                 

  Yolcuların, kendilerinden en fazîletli
ve görüşü en iyi olan birisini kendilerine emir (başkan) tayin
etmeleri ve onun emirlerine itaat etmeleri müstehaptır.

Ebu Saîd el-Hudrî’den -Allah ondan râzı olsun-
rivâyet olunduğuna göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-
şöyle buyurmuştur:

(( إذَا خَرَجَ ثَلاثَةٌ فِي سَفَرٍ فَلْيُؤَمِّرُوا
أَحَدَهُـمْ.)) [رواه أبو داود بإسناد حسن]

“Üç kişi bir yolculuğa
çıktıkları zaman

(ayrılığa
düşmemek için)
içlerinden birisini emir

(başkan) tayin etsinler.”

(Hadis hasendir.Ebu Dâvud;
hadis no: 2608. “Silsiletu’l-Ehâdîsi’s-Sahîha”; hadis no:1322)

14.                 

  Yolculuk için gecenin sonunda (sabahın ilk
vakitlerinde yola çıkmak) ve geceleyin yola devam etmek müstehaptır.

Enes b.
Mâlik’ten -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre,
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-

şöyle
buyurmuştur:

(( عَلَيْكُمْ
بِالدُّلْـجَةِ؛ فَإنَّ الْأَرْضَ تُطْوَى بِاللَّيْلِ.)) [رواه أبو داود بإسناد حسن، ورواه الحاكم وقال: هو صحيح على شرط البخاري
ومسلم ]

“Geceleyin yolculuk
yapın. Çünkü yeryüzü geceleyin dürülür

(yol
almakla kısalır).” (Ebu
Dâvud; hasen bir senedle rivâyet etmiştir. Hadisi Hâkim de rivâyet
etmiş ve şöyle demiştir: Hadis, Buhârî ve Müslim’in
şartına göre sahihtir.)

Başka
bir rivâyette şöyle buyurmuştur:

((
 إِنَّ الأَرْضَ تُطْوَى
بِاللَّيْلِ لِلْمُسَافِرِ.))

“Şüphesiz ki
yeryüzü yolcu için geceleyin dürülür
(yol almasıyla
kısalır).”

15.                 

  Yolcunun, yumuşak huylu ve güzel ahlaklı
olması, yol boyunca insanlarla tartışmaktan ve insanları
sıkıştırmaktan uzak durması, dilini kötü
sözler söylemekten, gıybetten (insanları
çekiştirmekten), bineğine lânet okumaktan ve her türlü çirkin
sözlerden koruması gerekir.

16.                 

Yolcunun,
yüksek bir yere çıktığı zaman tekbir getirmesi ve
aşağı indiği zaman Subhanallah demesi müstehaptır.

Câbir’den -Allah
ondan ve babasından râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, o
şöyle demiştir:

(( كُنَّا إِذَا
صَعِدْنَا كَبَّرْنَا، وَإِذَا نَزَلْنَا سَبَّحْنَا.)) [أخرجه البخاري]

“Biz, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile
birlikte
(yolculuk sırasında tepe gibi) yüksek bir yere
çıktığımız zaman, ‘Allahu Ekber’, aşağı
indiğimiz zaman da ‘Subhanallah’ derdik.” (Buhârî; hadis no: 2993)

Abdullah b. Ömer’den -Allah ondan ve babasından
râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, o -uzunca hadiste-
şöyle demiştir:

(( وَكَانَ النَّبِيُّ
صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ

وَجُيُوشُهُ إذَا عَلَوُا الثَّنَايَا كَبَّرُوا، وَإذَا هَبَطُوا
سَبَّحُوا.)) [أخرجه أبو داود]

“Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ve ordusu

(yolculuk
sırasında) tepelere çıktıkları
zaman ‘Allahu Ekber’, aşağı indikleri zaman ise ‘Subhanallah’
derlerdi.” (Hadis sahihtir. Ebu Dâvud; hadis no:
2599)

17.                 

Yolcunun,
girmek istediği bir köy veya belde gördüğü zaman şöyle
demesi müstehaptır:

 (( اَللَّهُـمَّ
رَبَّ السَّمَـاوَاتِ السَّبْعِ وَمَا أَظْلَلْنَ، وَرَبَّ الْأَرَضِينَ السَّبْعِ
وَمَا أَقْلَلْنَ، وَرَبَّ الشَّيَاطِينِ وَمَا أَضْلَلْنَ، وَرَبَّ الرِّيَاحِ
وَمَا ذَرَيْنَ، فَإنَّا نَسْأَلُكَ خَيْرَ هَذِهِ الْقَرْيَةِ، وَخَيْرَ
أَهْلِـهَا،

وَنَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّهَا،
وَشَرِّ أَهْلِـهَا، وَشَرِّ مَا فِيهَا.))[أخرجه النسائي في الكبرى والطحاوي]

“Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem- girmek istediği hiçbir köyü
görmüş olmasın ki onu görürken şöyle demiş
olmasın:

– Ey yedi kat gök ve onun
gölgelendirdiklerinin Rabbi!

-Ey yedi kat yer ve onun
barındırdıklarının Rabbi!

-Ey şeytanlar ve onların
saptırdıklarının Rabbi!

-Ey rüzgârlar ve onların sürükleyip
götürdüklerinin Rabbi olan Allahım! Bu köyün, bu köy
halkının ve bu köyde bulunanların
hayırlısını senden dilerim. Yine bu köyün, bu köy
halkının ve bu köyde bulunanların şerrinden sana
sığınırım.”
(Hadis sahihtir. Nesâî; “es-Sunenu’l-Kubrâ”,hadis
no: 8826. Tahâvî; “Müşkilu’l-Âsâr”, hadis no: 5693. Bkz:
“Silsiletu’l-Ehâdîsi’s-Sahîha”; hadis no: 2759)

18.                 

Yolcunun,
yolculuğu sırasında çoğu zaman duâ etmesi müstehaptır.
Çünkü yolcunun duâsı müstecaptır.

19.                 

Yolcunun,
temizliğe (abdest ve boy abdestine) önem vermesi ve namazları
vakitlerinde kılmaya devam etmesi gerekir.Allah Teâlâ teyemmüm, iki namazı birleştirme ve kasretme
(dört rekâtlı olanı iki rekât olarak kılma) gibi
şeyleri yolcuya câiz kılmıştır.

20.                 

Yolcunun,
dinlenmek için bir yerde konakladığı duâ etmesi sünnettir:

Sülemî kabilesinden Hakîm’in kızı Havle’den
-Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, o :”Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘i şöyle derken işittim”,
demiştir:

((

مَنْ نَزَلَ مَنْزِلاً، ثُمَّ قَالَ:أَعُوذُ
بِكَلِـمَـاتِ اللهِ التَّامَّاتِ مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ، لَـمْ يَضُرَّهُ شَيْءٌ
حَتَّى يَرْتَـحِلَ مِنْ مَنْزِلِـهِ ذَلِكَ.)) [أخرجه مسلم]

“Kim, bir yerde konakladıktan sonra:
‘Yarattıklarının şerrinden Allah’ın noksansız
sözlerine sığınırım’ derse,
konakladığı yerden ayrılıncaya kadar hiçbir şey ona
zarar veremez.”

(Müslim; hadis no: 2708)
   

21.                 

Yol
arkadaşlarının, yolculuk sırasında bir yerde
konaklamak istedikleri zaman -zorunlu olmadıkça- toplu halde konaklamaları
müstehaptır. Dağınık halde konaklamaları ise mekruhtur.

Ebû Sa’lebe
el-Huşenî’den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna
göre o şöyle demiştir:

(( كَانَ النَّاسُ إذَا نَزَلُوا
مَنْزِلا تَفَرَّقُوا فِي الشِّعَابِ وَالأَوْدِيَةِ،
فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ
عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِنَّ تَفَرُّقَكُمْ فِي هَذِهِ الشِّعَابِ وَالْأَوْدِيَةِ
إنَّمَا
ذَلِكُمْ مِنَ الشَّيْطَانِ، فَلَمْ يَنْزِلُوا بَعْدَ ذَلِكَ مَنْزِلًا إِلَّا
انْضَمَّ بَعْضُهُمْ إلَى بَعْضٍ.)) [ رَوَاهُ أَبُو دَاوُد بِإِسْنَادٍ
حَسَنٍ ]

“İnsanlar

(sahâbe) bir yerde
konakladıkları zaman, dere
boylarına ve dağ yollarına dağılırlardı.

Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-
şöyle buyurdu:

– Sizin bu şekilde dağ yollarına ve dere
boylarına dağılmanız şeytandandır!

O günden sonra sahâbe, konakladıkları yerlerde
birbirlerinden hiç ayrılmadılar.” (Ebu Davud, hasen bir isnadla rivâyet etmiştir.)

22.                 

Yolcunun
ihtiyacını giderdikten sonra âilesine dönmek için acele etmesi
sünnettir.

Ebu Hureyre’den
-Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre,
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-

şöyle
buyurmuştur:

(( اَلسَّفَرُ قِطْعَةٌ مِنَ
الْعَذَابِ، يَـمْنَعُ أَحَدَكُمْ نَوْمَهُ وَطَعَامَهُ وَشَرَابَـهُ، فَإذَا
قَضَى أَحَدُكُمْ نَـهْـمَتَـهُ فَلْيُـعَجِّلْ إلَى أَهْلِـهِ.)) [متفق عليه]

“Yolculuk,
azaptan bir parçadır. Yolculuk,
birinizi uykusundan, yemeğinden ve
içeceğinden
(tam anlamıyla
zevk almaktan)
alıkoyar. Bu sebeple biriniz
ihtiyacını karşıladıktan sonra, âilesine
dönmekte acele etsin.”
(Buhârî ve Müslim’in üzerinde ittifak ettikleri
hadistir.Buhârî;hadis no:3001.Lafız, Buhârî’ye âittir.Müslim; hadis no:
1927) 

23.                 

Yolcunun,
yolculuktan dönünce, İbn-i Ömer’in hadisinde geçtiği üzere şöyle
demesi sünnettir.

Abdullah b.
Ömer’den- Allah ondan ve babasından râzı olsun- rivâyet
olunduğuna göre, o şöyle demiştir:

(( أَنَّ رَسُولَ الله صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
كَانَ
إذَا قَفَلَ مِنْ
غَزْوٍ أَوْ حَجٍّ أَوْ عُمْرَةٍ يُكَبِّرُ عَلَى كُلِّ شَرَفٍ مِنَ الْأَرْضِ ثَلاثَ
تَـكْبِيراتٍ، ثُمَّ يَـقُولُ: لَا إِلَـهَ إلَّا الله وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَـهُ، لَـهُ الْـمُلْكُ وَلَـهُ الْـحَـمْدُ،
وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ، آيِبُونَ، تَائِبُونَ، عَابِدُونَ،
سَاجِدُونَ، لِرَبِّنَا حَامِدُونَ، صَدَقَ اللهُ وَعْدَهُ، وَنَصَرَ عَبْدَهُ،
وَهَزَمَ الْأَحْزَابَ وَحْدَهُ.)) [متفق عليه]

“Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir gazveden veya hacdan veyahut da umreden
döndüğü zaman her yüksek yere çıktığında üç defa
tekbir getirir, sonra da şöyle derdi:

–  Allah’tan başka hakkıyla
ibâdete lâyık hiçbir ilah yoktur. O, birdir ve hiçbir ortağı
yoktur. Mülk O’nundur, hamd da O’nadır. O, her şeye gücü yetendir. Bizler,
yolculuktan vatanımıza selâmetle dönenleriz, tevbe edenleriz,
ilâhımıza ibâdet edenleriz, yeryüzünde seyâhat edenleriz ve
yalnızca Rabbimize hamd edenleriz. Allah,
(dînini yüceltmek
sûretiyle) va’dini yerine getirmiş, kuluna (Muhammed
-sallallahu aleyhi ve sellem- ‘e) yardım etmiş, (Hendek
savaşında kendisine karşı savaşmak için birleşen) bütün kabileleri tek başına mağlup etmiştir.” (Buhârî ve
Müslim’in üzerinde ittifak ettikleri hadistir. Buhârî; hadis no:1797. Lafız,
Buhârî’ye âittir. Müslim; hadis no: 1344)

Enes b. Mâlik’ten
-Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre o
şöyle demiştir:

(( أَقْبَلْنَا مَعَ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ حَتَّى إذَا كُنَّا بِظَهْرِ
الْمَدِينَةِ
قَالَ : آيِبُونَ تَائِبُونَ عَابِدُونَ لِرَبِّنَا حَامِدُونَ، فَلَمْ يَزَلْ يَقُولُ ذَلِكَ حَتَّى
قَدِمْنَا الْمَدِينَةَ.)) [ رواه مسلم ]

“Rasûlullah -sallallahu aleyhi
ve sellem- ile birlikte Medine’nin arkasına vardığımız
zaman Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle dedi:

-(Bizler, yolculuktan vatanımıza selâmetle) dönenleriz, tevbe edenleriz, (ilâhımıza) ibâdet edenleriz ve yalnızca Rabbimize hamd edenleriz.’ Dedi ve
Medine’ye girinceye kadar bunu söylemeye devam etti.” (Müslim)

24.                 

Yolcu,
evine ulaşınca ilk olarak evinin yakınında bulunan bir
mescide girerek “kudûm/seferden dönme namazı” niyetiyle orada
iki rekât namaz kılması sünnettir.

Ka’b b.
Mâlik’ten -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunan hadiste, o şöyle demiştir:

(( أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ

كَانَ لاَ يَـقْدَمُ مِنْ سَفَرٍ إلَّا نَـهَارًا فِي الضُّحَى، فَإذَا
قَدِمَ بَدَأَ بِالمَسْجِدِ فَصَلَّى فِيهِ رَكْعَتَينِ، ثُمَّ جَلَسَ فِيْـهِ.))
[متفق عليه]

“Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kuşluk vaktinden
başka bir vakitte yolculuktan dönmezdi. Yolculuktan dönünce de ilk
olarak mescide uğrar, iki rekat namaz kıldıktan sonra da orada
otururdu.” (Buhârî ve Müslim’in üzerinde ittifak ettikleri hadistir.Buhârî; hadis no: 4418.
Müslim; hadis no: 716. Lafız, Müslim’e âittir.)

25.                 

“en-Nakîa”
müstehaptır.“en-Nakîa”; yolcunun seferden dönmesi vesilesiyle verilen
yemektir.Yolculuktan dönen yolcunun verdiği yemeğe “en-Nakîa”
denildiği gibi, başkasının yolculuktan dönen kimseye
verdiği yemeğe de “en-Nakîa” denilir.

Buna delil olarak Cabir b. Abdullah’tan
-Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunan hadiste o şöyle
demiştir:

(( أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى
اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَمَّا
قَدِمَ الْمَدِينَةَ مِنْ سَفَرِهِ نَحَرَ جَزُورًا
أَوْ بَقَرَةً.)) [ رواه البخاري ]

“Rasûlullah -sallallahu aleyhi
ve sellem- yolculuktan Medine’ye geri döndüğünde bir deve veya bir
inek kesti (ve ziyafet verdi).” (Buhârî)

26.                 

Bir
kadının, yolculuk mesafesi ister yakın olsun, isterse uzak
olsun, zaruret olmadıkça, mahremsiz olarak tek başına
yolculuğa çıkması haramdır.

Ebu Hureyre’den
-Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunan hadiste,
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle
buyurmuştur:

 (( لاَ يَحِلُّ
لِامْرَأَةٍ تُؤْمِنُ بِاَللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ
تُسَافِرُ مَسِيرَةَ يَوْمٍ
وَلَيْلَةٍ إِلَّا مَعَ ذِي مَحْرَمٍ عَلَيْهَا.)) [
رواه البخاري ومسلم ]

“Allah’a ve âhiret gününe îmân eden bir kadının,
yanında kendisine mahrem olan bir erkek olmadan bir gün ve bir gece
mesafelik yolculuğa çıkması ona helal değildir.” (Buhârî ve Müslim)

İmam Nevevî’in -Allah ona rahmet etsin- özet
olarak nakledilen sözü burada sona ermektedir.

Değerli âlim Muhammed b. Salih el-Useymîn -Allah ona
rahmet etsin- bu konuda şöyle demiştir:

“Hac yolculuğu âdâbı iki kısma
ayrılır:

–         

Farz olan âdâb.

–         

Müstehap olan âdâb.

Farz olan âdâb: İnsanın, haccın
farzlarını ve rükünlerini yerine getirmesi, ihramın  özel ve genel yasaklarından uzak
durması, ihramda ve ihram dışında yasak olan şeylerden
sakınmasıdır.

Çünkü Allah
Teâlâ hac hakkında
şöyle buyurmaktadır:

(( الْحَجُّ أَشْهُرٌ مَعْلُومَاتٌ فَمَنْ فَرَضَ فِيهِنَّ
الْحَجَّ
فَلَا
رَفَثَ وَلَا فُسُوقَ وَلَا جِدَالَ فِي الْحَجِّ… )) [ سورة البقرة من الآية: 197
]

“Hac
bilinen aylardır. Her kim o aylarda (kendine) haccı farz ederse, artık hacda
kadına yaklaşmak, günah işlemek, kavga etmek yoktur.”

(Bakara
Sûresi: 197)

Hac yolculuğunda yapılması müstehap olan
âdâba gelince bunlar; her müslümanın yapması gereken, canla, malla ve
sahip olunan makamla cömert davranmak, müslüman kardeşlerine hizmet
etmek, onların eziyetlerine tahammül göstermek, onlara kötü
davranmaktan uzak durmak, onlara lütuf ve ihsanda bulunmak gibi, -ister ihrama
girmeden önce olsun, isterse ihrama girdikten sonra olsun-, şeyleri
yerine getirmesidir.Çünkü bu âdâb, her yerde ve her zamanda bütün mü’minlerden
istenen erdemlik ve yüce davranışlardır.Aynı şekilde
ibâdetin kendisinde olan müstehap âdâbı yerine getirmek de böyledir.

Örneğin bir insanın, haccı, mükemmel
bir şekilde edâ etmek için, haccın sözlü ve fiilî
âdâbını tam olarak yerine getirmeye
çalışmasıdır.” (“Fetâvâ İbn-i Useymîn”;
c: 16, s: 21)