Gerçekten İbn Hacer el Askalani Mevlid kandilinin kutlamasını caiz görmüş mü, zira Cezayir’deki bir takım şeyhler Mevlid kandili kutlamanın caiz olduğuna dair Askalani’nin fetvasına dayanarak kanıt getirmektedirler?
Allah’a hamd olsun,
Birincisi:
Mevlid kandilini kutlamak yeni bidatlardandır,
ilk bu bidatı meydana getirenler ubeydi fatimilerdir, nitekim bunlarda
sapık fırkalardandır. Selefin faziletli ilk üç yüzyılında
bu konuda cevaz veren veya mustehab gören hiç kimse
olmamıştır.
Daha detaylı cevap için:
(70317 ) ve
(128530) nolu soruların cevaplarına bakınız.
İkincisi:
Bir şeyin hükmünü belirlemede asıl olan
dayanak Kur’ân, sünnet ve peygamberlerin varisleri alimlerdir, nitekim alimler
ilim sancağını taşımaktadırlar. Şüphesiz
yüce Allah, ilim ehlini dinde fakih olmalarına muvaffak
kılmıştır. Bununla birlikte alimin her dediği mutlaka
doğru olacak diye bir iddia yoktur. Zira alim isabet ederse iki ecir
alır; içtihadı için bir ecir, isabet ettiği için bir ecir
alır. Şayet yanlış yaparsa sadece içtihat ettiği için
bir ecir alır ve hatası affedilir.
Üçüncüsü:
Suyuti Rahimehullah şöyle
dedi: “ Şeyhul İslam Hafız Ebul Fadl İbn Hacer,
Mevlid kandili hakkında sorulduğunda şöyle cevap
vermiştir:
“Mevlid kandili kutlamanın aslı
bidattır. İlk üç asırda yaşayan hiçbir selefi salihinden
böyle bir şey aktarılmamıştır. Bununla birlikte
bu kutlama kötü ve güzel şeyler içermektedir. Her kim güzel
yanları uygular ve yanlış şeylerden kaçınırsa
Hasene/iyi bir bidat işlemiş olur aksi takdirde kötü bir bidat
işlemiş olur.
Bunun dayanağı
İmam Buhari ve İmam Muslim’in rivayet ettikleri bir hadistir:
“Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem Medine’ye geldiğinde
Yahudilerin Aşure gününde oruç tuttuklarını gördü, onlara
sebebini sordu. Onlarda: Bu günde Firavun boğuldu, Musa aleyhisselam kurtuldu,
bizde Allah’a şükrederek bu günde oruç tutarız” diye cevap verdiler.
Bu hadisten
anlaşıldığı üzere yüce Allah’ın belirli bir günde
verdiği bir nimet karşılığında Allah şükür
etmenin meşruiyeti vardır. Bu nimet; bahşedilen bir güzellik
veya def edilen bir azap olabilir. Böylece her sene aynı günde
Allah’a şükür edilir.
Allah’a şükür birçok
yöntemle olur; Secde, oruç, sadaka ve Kur’ânı Kerim tilavetiyle olur.
Mevlid gününde rahmet
peygamberi doğumundan daha büyük nimet ne olabilir.?
Bunun üzerine Musa
aleyhisselam’ın olayı aşure gününe mutabık olduğu
gibi Mevlidin olduğu günü tarihsel açıdan dikkatlice takip etmek
gerekir.
Ancak bunu önemsememek
Mevlidin hangi ayda, hangi günde olduğuna dikkat etmemek hatta senenin her
hangi bir gününde kutlamak doğru değildir.
Bu günde yapılan
uygulamalara gelince: Daha önce belirtiğimiz gibi Tilavet, yemek
dağıtma, sadaka ve hayır işlerine teşvik edici;
peygambere övgü içeren ezgiler ve medhiyeler gibi Allah’a şükür
içeren uygulamalar olması gerekir. Bununla birlikte eğlence vb. mübah
olması kaydıyla sakıncası yoktur. Mekruh veya haram olan
eğlenceler ise yapılmamalıdır.[1]
–
Burada Hafız İbn Hacer Rahimehullah‘tan
aktarılan bu sözler üç maddede açıklanabilir:
Birincisi: Mevlid kandili Salih Selefin
yaptığı bir uygulama olmadığını açıkça
belirtilmektedir, böylece bidat olduğuna dair sonuç
çıkmaktadır. Bu konudaki bu fetvası kesinlikle yabana
atılacak bir fetva değildir.
İkincisi: İbn
Hacerin “Bu günde yapılan uygulamalara gelince: Daha önce
belirtiğimiz gibi Tilavet, yemek dağıtma, sadaka ve hayır
işlerine teşvik edici peygambere övgü içeren ezgiler ve
medhiyeler gibi Allah’a şükür içeren uygulamalar olması gerekir.”
Sözüne gelince: insanlar günümüzde İbn Hacerin koyduğu kuralları
çiğnemiş ve bidat işler yapmaktadırlar. Her kim
insanların bu günde yaptıklarına bakıverirse;
insanların yaptıkları işlerin çoğu münker ve bidat
işler yaptıklarını hatta günah ve haramlar
işlediklerine şahit olacaktır.
Üçüncüsü: Aişe Radiyallahu anha’dan rivayet
edildiğine göre şöyle demiştir: “Şayet Rasulullah
sallallahu aleyhi vesellem hayatta olsaydı ve bu kadınların
yaptıklarını görseydi İsrail (Yakup)
oğulları kadınları alıkonulduğu gibi bu
kadınları mescitlerden alıkoyardı!”[2]
Şayet meşru olan bir konuda müminlerin
annesi Aişe Radiyallahu anha’nın görüşü böyle ise,
şüphesiz aslı bidat olan bir konuda, değişen
insanların bu durumunda, meydana gelen bunca bidat ve münkerlere
karşı tepkisi daha şiddetli olurdu??
Akıllı insan İmam Şatıbi Rahimehullah’ın
şu sözünü iyice düşünmelidir:
“Şayet mükellef bir insan kendisine zor gelen
her konuda mezheplerin ruhsatlarına tabi olsa, nefsine hoş gelen
görüşleri takip etse; bu kişi takva yolundan
ayrılmış, hevasına tabi olmuş, şeriatın
bağladığını çözmüş ve öncelik
tanıdığı konuları ertelemiş olur.[3]
Bu konuda daha detaylı bilgi için
(107645)
ve
(128171) nolu soruların cevaplarına bakınız.
En doğrusunu Allah
bilir.
[1] El
Havi
lil fetava 1/229
[2] Buhari 869- Muslim 445
[3] Muvafakat: 3/123
