İslâm’ın rükünlerini (esaslarını) bize açıklar mısınız?
Hamd,
yalnızca Allah’adır.
İslâm,
beş rükün (esas/temel) üzerine kurulmuştur.
Nitekim Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem- bu rükünleri şöyle
açıklamıştır:
(( بُنِيَ الْإِسْلاَمُ عَلَى خَمْسٍ:
شَهَادَةِ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، وَأَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ
وَرَسُولُهُ، وَإِقَامِ الصَّلاَةِ، وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ، وَحَجِّ الْبَيْتِ،
وَصَوْمِ رَمَضَانَ )) [ متفق عليه ]
“İslâm, beş esas
üzerine bina olunmuştur: Allah’tan başka hakkıyla ibâdete
lâyık hiçbir ilahın olmadığına ve Muhammed -sallallahu
aleyhi ve sellem-‘in Allah’ın kulu ve elçisi olduğuna şâhitlik
etmek, namaz kılmak, zekât vermek, Beytullah’ı haccetmek ve Ramazan
orucunu tutmaktır.”
[1]
İslâm, hem akîde,
hem de şeriattır. Allah Teâlâ ve elçisi Muhammed -sallallahu aleyhi
ve sellem- İslâm’da helâli, haramı, ahlâkı, âdâbı,
ibâdetleri, muâmelâtı, hakları, farzları ve kıyâmet gününün
dehşetli manzarasını açıklamıştır.
Allah Teâlâ bu dîni,
elçisi Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in eliyle tamamlamış ve
kıyâmet gününe kadar insanlık için bütün bir hayat metodu
olmasına râzı olmuştur.
Nitekim Allah Teâlâ
bu konuda şöyle buyurmuştur:
اليوم أكملت لكم دينكم وأتممت عليكم نعمتي ورضيت
لكم الإسلام دينا
[ سورة المائدة من الآية: 3 ]
“Bugün size dîninizi kemâle erdirdim, (sizi
câhiliyet karanlığından, İslâm nûruna çıkarmak
sûretiyle) üzerinize nimetimi tamamladım ve dîn olarak size
İslâm’ı seçtim.“[2]
İslâm’ın, rükünleri ve üzerinde durduğu
temelleri şunlardır:
Birinci
Rükün: Kelime-i Şehâdet
Bunun anlamı: Allah Teâlâ’nın yegâne Rab, her
şeyin sahibi, kâinatta dilediği gibi tasarrufta bulunan,
yaratıcı ve rızık veren olduğuna insanın inanmasıdır.
Yine, Allah Teâlâ’nın kendisi için kabul ettiği
veya elçisi Muhammed -sallallahu aleyhi
ve sellem-‘in Allah Teâlâ için kabul
ettiği bütün güzel isimleri ve yüce sıfatları kabul insanın
etmesidir.
Yine, yalnızca
Allah Teâlâ’nın ibâdete lâyık, onun dışında hiç
kimsenin ibâdete lâyık olmadığına insanın
inanmasıdır.
Nitekim Allah Teâlâ
bu konuda şöyle buyurmuştur:
بديع السماوات والأرض أنى يكون له ولد ولم
تكن له صاحبة وخلق كل شيء وهو بكل شيء عليم ، ذلكم الله ربكم لا إله إلا الله هو
خالق كل شيء فاعبدوه وهو على كل شيء وكيل
[
سورة الأنعام: ١٠١ – ١٠٢]
“O
(Allah), göklerin ve yerin eşsiz
yaratıcısıdır.O’nun eşi olmadığı halde
nasıl çocuğu olabilir? Her şeyi (yoktan) O yaratmıştır
ve her şeyi hakkıyla bilen O’dur. İşte Rabbiniz Allah
O’dur. O’ndan başka hakkıyla ibâdete lâyık hiçbir ilah yoktur. Her
şeyin yaratıcısı O’dur. Öyleyse O’na kulluk edin ve O
her şeye vekildir.”
[3]
Aynı
şekilde Allah Teâlâ’nın, elçisi Muhammed
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘i gönderdiğine,
ona Kur’an’ı indirdiğine, bu dîni bütün insanlara tebliği
etmesini ona emrettiğine insanın inanmasıdır.
Yine, Allah Teâlâ
ve elçisi Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-‘i sevmenin ve o ikisine itaat
etmenin herkesin üzerine farz olduğuna insanın inanmasıdır.
Muhammed
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘e tâbi olmadıkça, Allah Teâlâ’yı sevmek
de gerçekleşmez.
Nitekim Allah Teâlâ
bu konuda şöyle buyurmuştur:
قل إن كنتم تحبون الله فاتبعوني يحببكم الله
ويغفر لكم ذنوبكم والله غفور رحيم [ سورة آل عمران: ٣١ ]
“(Rasûlüm!)
De ki: gerçekten Allah’ı seviyorsanız, bana uyun ( gizli ve
açık, bana îmân edin) ki Allah da sizi sevsin ve
günahlarınızı bağışlasın.Allah
(kullarının günahlarını) çok
bağışlayıcı ve (kullarına) çok
merhametlidir.”
[4]
İkinci
Rükün: Namaz kılmak
Bunun
anlamı: Allah Teâlâ’nın, akıl-bâliğ olan her
müslümanın üzerine gece ve gündüz olmak üzere günde beş vakit
namazı farz kıldığına insanın inanması, bu
namazları abdestli olarak, her gün Rabbinin huzurunda, temiz ve huşu
içerisinde durarak ve O’na boyun eğerek kılması, verdiği
nimetlerine karşılık Allah’a şükretmesi, O’nun lütfundan
istemesi, günahları için O’ndan bağışlanma dilemesi, O’ndan
cennetini istemesi ve cehennem azabından O’na
sığınmasıdır.
Gece ve
gündüz olmak üzere, günde beş vakit kılınması farz olan
namazlar; sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı
namazlarıdır. Bu namazlardan başka sünnet olan namazlar da vardır
ki bunlar, gece namazı, terâvih namazı, duhâ (kuşluk)
namazı ve diğer sünnet namazlardır.
Namaz,
ister farz olsun, isterse nâfile olsun, her işte sadece Allah Teâlâ’ya
yönelmenin doğruluğunu gösterir.
Nitekim
Allah Teâlâ, bütün mü’minlere namazı cemaatle kılmalarını
emrederek şöyle buyurmuştur:
حافظوا على الصلوات والصلاة الوسطى وقوموا لله قانتين [ سورة البقرة: ٢٣٨ ]
“(Ey
müslümanlar! Şartlarına, rükünlerine ve farzlarına riâyet ederek
farz) namazlara devam edin (vakitlerinde edâ edin) ve (bu namazların
arasında bulunan) orta namaza (ikindi namazına) da devam
edin.Namazı Allah’a itaat ederek huşu içerisinde kılın.”
[5]
Beş
vakit namazlar, gece ve gündüz olmak üzere erkek ve kadın her müslümanın
üzerine farzdır.
Nitekim Allah Teâlâ
bu konuda şöyle buyurmuştur:
إن الصلاة
كانت على المؤمنين كتاباً موقوتاً [ سورة
النساء:
١٠٣]
“…Zira
namaz, mü’minlerin üzerinde vakti belli olarak farz
kılınmıştır.”
[6]
Namazı
terkedenin İslâm’da nasibi yoktur. Dolayısıyla kim namazı
kasten terkederse, kâfir olur.
Nitekim Allah Teâlâ
bu konuda şöyle buyurmuştur:
منيبين إليه واتقوه وأقيموا الصلاة ولا تكونوا من المشركين [ سورة
الروم:
٣١]
“(Tevbe
ederek ve ameli O’na hâlis kılarak) O’na yönelin, (emirlerini yerine
getirmek ve yasaklarından kaçınmak sûretiyle) O’ndan sakının.
Namazı (şartlarına, rükünlerine ve farzlarına riâyet ederek
tam olarak) kılın; müşriklerden olmayın.”
[7]
İslâm,
yardımlaşma, kardeşlik ve sevgi üzerine kurulmuştur.
Nitekim Allah
Teâlâ, bu fazîletlerin gerçekleşmesi için farz namazlarla diğer
namazlar için biraraya gelmeyi meşrû kılmıştır.
Nitekim Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmuştur:
(( صَلاَةُ الْجَمَاعَةِ أَفْضَلُ مِنْ صَلاَةِ الْفَذِّ
بِسَبْعٍ وَعِشْرِينَ دَرَجَةً )) [ رواه مسلم ]
“Cemaatle
kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan (sevap
olarak) yirmi yedi derece daha fazîletlidir.”
[8]
Namaz; zorluk, sıkıntı
ve kederlere karşı kula yardım eder.
Nitekim Allah Teâlâ
bu konuda şöyle buyurmuştur:
واستعينوا
بالصبر والصلاة وإنها لكبيرة إلا على الخاشعين [ سورة
البقرة:
٤٥ ]
“(Bütün
işlerinizde) sabır ve namazla Allah’tan yardım
isteyin.Şüphesiz ki o (sabır ve namaz), Allah’tan korkanların (
ve O’nun rahmetini ümit edenlerin) dışında herkese zor ve
meşakkatli gelen bir görevdir.”
[9]
Beş vakit
namazlar, küçük günahları silip götürür.
Nitekim Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmuştur:
((أَرَأَيْتُمْ
لَوْ أَنَّ نَهْرًا بِبَابِ أَحَدِكُمْ يَغْتَسِلُ مِنْهُ كُلَّ يَوْمٍ خَمْسَ
مَرَّاتٍ، هَلْ يَبْقَى مِنْ دَرَنِهِ شَيْءٌ؟ قَالُوا: لاَ يَبْقَى مِنْ دَرَنِهِ
شَيْءٌ. قَالَ: فَذَلِكَ مَثَلُ الصَّلَوَاتِ الْخَمْسِ، يَمْحُو اللَّهُ بِهِنَّ
الْخَطَايَا ))
[ متفق عليه ]
“Sizden
birinizin kapısının önünden bir ırmak aksa ve o
ırmaktan her gün beş defa yıkansa, vücûdunda kirden bir şey
kalır mı, ne dersiniz? Sahâbe: Hayır, vücûdunda kirden bir
şey kalmaz, dediler. Buyurdu ki: Irmakta günde beş defa
yıkanmak, beş vakit namazlar gibidir..Allah o namazlar vesilesiyle küçük
günahları siler.”
[10]
Namazı mescitte
kılmak, cennete girmenin yollarındandır.
Nitekim Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmuştur:
(( مَنْ غَدَا
إِلَى الْمَسْجِدِ أَوْ رَاحَ أَعَدَّ اللَّهُ لَهُ فِي الْجَنَّةِ نُزُلاً
كُلَّمَا غَدَا أَوْ رَاحَ
)) [ متفق عليه ]
“Her
kim, namaz kılmak için sabah-akşam mescide giderse, Allah Teâlâ da
sabah-akşam her mescide gidişinde onun için cennette bir saray
hazırlar.”
[11]
Namaz,
kul ile yaratıcısını biraraya getirir.
Namaz,
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in gözünün nuru idi.
Peygamber
-sallallahu
aleyhi ve sellem-‘in başına önemli bir iş geldiğinde
hemen namaza sığınırdı, Rabbine seslenir, O’na
yalvarır, ondan bağışlanma diler ve Rabbinin lüfûf ve
ihsanından isterdi.
Huşu ve zelîl bir şekilde kılınan namaz,
müslümanı Rabbine yaklaştırır, onu her türlü
hayasızlıklardan ve kötülüklerden alıkıyar.
Nitekim Allah Teâlâ
bu konuda şöyle buyurmuştur:
ما أوحي إليك من الكتاب وأقم
الصلاة إن الصلاة تنهى عن الفحشاء و المنكر [ سورة
العنكبوت:
٤٥]
“(Ey
Muhammed!) Kitap’tan (Kur’an’dan) sana vahyedilenleri oku (ve ona göre
hareket et) ve namazı da dosdoğru kıl.Zira namaz, (sahibini)
hayasızlıklardan ve kötülüklerden alıkoyar. (Çünkü
namazı, rükünlerine ve şartlarına riâyet ederek noksansız
kılan kimsenin kalbi nurlanır, îmânı artar, iyilik yapma gayreti
güçlenir ve kötülük yapma isteği azalır veyahut hiç kalmaz). Şüphesiz
ki Allah’ı anmak, (her şeyden) daha büyüktür. Allah, (iyilik veya
kötülük olarak) yapmakta olduğunuz (her şeyi) bilir.”
[12]
Üçüncü
Rükün: Zekât vermek
Allah Teâlâ
insanları, renkleri, ahlakı, bilgileri, amelleri ve
rızıkları birbirinden farklı olarak
yaratmıştır. Zengini şükürle, fakiri ise sabırla
imtihan etmek için, onlardan kimisini zengin ve kimisini de fakir olarak
yaratmıştır.
Mü’minler
birbirlerinin kardeşler olduğu ve kardeşlik duygusu da
birbirlerine karşı şefkât, lütûf, acıma, sevgi ve rahmet
duyguları üzerine kurulu olduğu için Allah Teâlâ, zenginlerinden
alınıp fakirlerine verilmek üzere zekâtı müslümanların
üzerine farz kılmıştır.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:
خذ من أموالهم صدقة تطهرهم وتزكيهم بها وصلّ
عليهم إن صلاتك سكن لهم [ سورة
التوبة:
١٠٣]
“(Ey
Peygamber!) Onların mallarından belirli bir miktar sadaka (zekât) al
ki bununla (günahlarının pisliğinden) onları temizleyesin
ve onları (münafıkların konumundan ihlaslı kimselerin
konumuna) yüceltesin.(Günahlarının bağışlanması
için) onlara duâ et.Çünkü senin duâ (ve istiğfarı)n, onlar
için bir rahatlık (ve rahmettir).Allah, her şeyi hakkıyla
işiten ve (kullarının hallerini) hakkıyla bilendir.”
[13]
Zekât, malı temizler, onu geliştirir, pintilik ve cimrilikten
nefisleri temize çıkarır, zenginler ve fakirler arasında sevgi
bağını güçlendirir, kin ve haset duygularını ortadan
kaldırır, insanlar arasında huzur ve emniyetin
yaygınlaşmasına ve İslâm ümmetinin mutluluğa erişmesine
vesile olur.
Allah Teâlâ, nisab miktarı mala sahip olan ve bu malın
üzerinden bir yıl geçen herkesin zekât vermesini farz
kılmıştır.
Altın ve gümüş veya madenler ve ticâret mallarında
kırkta bir (yani %2.5 ), zirâî ürünlerde ise şayet yağmur
sularıyla sulanmışsa onda bir,
(makine gibi) aletler kullanılarak sulanmışsa, yirmide
bir olmak üzere ürünü hasat ederken zekâtının verilmesi
gerekir.Sağmal hayvanların zekâtı ise, bunların
miktarları fıkıh kitaplarında detaylı olarak
açıklanmıştır.
Her kim, malının zekâtını verirse, Allah Teâlâ da
onun günahlarını bağışlar, malına bereket verir
ve onun için büyük sevabı kıyâmet gününe saklar.
Nitekim Allah Teâlâ
bu konuda şöyle buyurmuştur:
وأقيموا الصلاة وأتوا الزكاة وما تقدموا لأنفسكم
من خير تجدوه إن الله بما تعملون بصير [ سورة
البقرة:
١١٠]
“(Ey
mü’minler!) Namazı dosdoğru kılın ve zekâtı (hak
edene) verin. Biliniz ki kendiniz için takdim ettiğiniz her iyiliğin
sevâbını, (âhirette) Allah katında
bulacaksınız.Şüphesiz ki Allah, (bütün)
yaptıklarınızı en iyi görendir.”
[14]
Zekâtı vermemek, İslâm ümmetine her türlü belâ ve
kötülükleri getirir.
Nitekim Allah Teâlâ, zekâtı vermeyeni, kıyâmet günü acıklı
azapla tehdit ederek şöyle buyurmuştur:
والذين يكنزون الذهب والفضة ولا ينفقونها في
سبيل الله فبشرهم بعذاب أليم – يوم يحمى عليها في نار جهنم فتكوى بها جباههم
وجنوبهم وظهورهم هذا ما كنزتم لأنفسكم فذوقوا ما كنتم تكنزون [ سورة
التوبة:
٣٤ –
٣٥ ]
“Ey
îmân edenler! Hahamların ve rahiplerin çoğu, insanların mallarını
haksız yere yemekte ve onları Allah’ın yolundan (İslâm’dan)
alıkoymaktadırlar.(Ey Muhammed!) Altın ve gümüşü biriktirip
de onu Allah yolunda harcamayanları (zekâtını vermeyenleri),
cehennem ateşinde kızdırılıp, onunla, (sahiplerinin)
alınlarının, yanlarının ve sırtlarının
dağlanacağı, onlara: ‘İşte bu (malınız),
kendiniz için biriktirdiğiniz (ve Allah’ın hakkını
vermediğiniz) şeylerdir.O halde biriktirmiş olduğunuz (ve
hakkını vermediğiniz) şeyleri
tadın!’ denileceği günkü acıklı azab ile müjdele!”
[15]
Zekâtı gizli olarak vermek, insanların önünde vermekten
daha fazîletlidir.
Nitekim Allah Teâlâ
bu konuda şöyle buyurmuştur:
إن تبدوا الصدقات فنعمّا
هي وإن تخفوها وتؤتوها الفقراء فهو خير لكم ويكفر عنكم من سيئاتكم والله بما تعملون
خبير[ سورة
البقرة:
271]
“Eğer
sadakaları (zekât ve benzeri iyilikleri) açıktan verirseniz, bu ne
iyi (tasaddukta bulunduğunuz bir şey)dir.Eğer onu fakirlere
gizlice verirseniz, işte bu sizin için daha hayırlıdır.(Çünkü
bu davranış, riyâdan uzaktır). Allah da bu sebeple (sadakalar
sebebiyle) günahlarınızdan bir kısmını örter.
Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdârdır.”[16]
Müslüman
zekâtını çıkarırsa, Allah Teâlâ’nın zikrettiği
sınıflardan başkasına vermesi câiz değildir:
Nitekim Allah Teâlâ
bu konuda şöyle buyurmuştur:
إنما الصدقات للفقراء والمساكين
والعاملين عليها والمؤلفة قلوبهم وفي الرقاب والغارمين و في سبيل الله وابن السبيل
فريضة من الله والله عليم حكيم [ سورة
التوبة:
60 ]
“Zekâtlar,
Allah’tan bir farz olmak üzere, ancak (hiçbir şeye sahip olmayan) fakirlere,
düşkünlere (miskinlere), zekât toplayan memurlara, kalpleri İslâm’a
ısındırılacak olanlara
(veya müslüman olmasıyla müslümanlara faydalı olacaklara veya
müslümanlardan onun kötülüğü savmak için), kölelerin
kurtarılmasına, borçlulara, Allah yoluna ve yolda kalmış
yolculara verilir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir, hikmet
sahibidir.”[17]
Dördüncü
Rükün: Ramazan orucunu tutmak
Oruç; oruç
niyetiyle fecrin doğuşundan güneşin batışına
kadar yeme, içme, ve cinsel
ilişkide bulunma gibi orucu bozan şeylerden nefsi uzak tutmak,
alıkoymaktır.
Sabrın
îmândaki yeri, başın bedendeki yeri gibidir. Senede bir ay olmak üzere, Allah’tan korkması, Allah’ın
haram kıldığı şeylerden sakınması, sabra
alışması, nefsin direncini kırması, birbiriyle
cömertlikte yarışması, birbiriyle
yardımlaşması, birbirine karşılıklı sevgi
beslemesi ve birbirine merhamet etmesi için, Allah Teâlâ bu ümmete orucu farz
kılmıştır.
Nitekim Allah Teâlâ
bu konuda şöyle buyurmuştur:
يا أيها الذين
آمنوا كتب عليكم الصيام كما كتب على الذين من قبلكم لعلكم تتقون[ سورة
البقرة:
183]
“Ey
îmân edenler! Oruç, sizden önceki ümmetlere farz kılındığı
gibi size de farz kılındı.Umulur ki (itaatte bulunmak ve yalnızca O’na ibâdet
etmek sûretiyle sizinle günahlar arasına önlem kılarak
Rabbinizden) korkarsınız.“[18]
Ramazan ayı, büyük bir aydır. Allah Teâlâ bu ayda
Kur’an-ı Kerim’i indirmiştir.
Bu ayda yapılan iyiliklere, sadakalara ve ibâdetlere kat kat sevap verilir.
Bu ayda bin
aydan daha hayırlı olan Kadir gecesi vardır.
Bu ayda
cennet kapıları açılır, cehennem kapıları
kapanır ve şeytanlar zincirlere vurulur.
Allah
Teâlâ, Ramazan ayı orucunu,akıl-bâliğ olan erkek ve kadın
her müslümana farz kılmıştır.
Nitekim Allah Teâlâ
bu konuda şöyle buyurmuştur:
شهر رمضان الذي
أنزل فيه القرآن هدى للناس وبينات من الهدى والفرقان فمن شهد منكم الشهر فليصمه ,
ومن كان مريضاً أو على سفر فعدة من أيام آخر يريد الله بكم اليسر ولا يريد بكم
العسر ولتكملوا العدة ولتكبروا الله على ما هداكم ولعلكم تشكرون [ سورة
البقرة:
185]
“Ramazan ayı, insanlara hak yolu gösteren,
doğruyu ve hak ile bâtılı birbirinden ayırt etmenin
açık delilleri olarak Kur’anın (kadir gecesinde) indirildiği
aydır. O halde sizden kim, Ramazan ayını idrak ederse, onda oruç
tutsun.Kim de onda hasta veya yolcu olursa (tutamadığı günler
sayısınca) başka günlerde kaza etsin. Allah, sizin için
(dîninde) kolaylık ister, zorluk istemez. Bütün bunlar, orucu bir aya
tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine, orucun sonunda
(Ramazan bayramında tekbir getirip) Allah’ın adını
yüceltmeniz, sizi doğru yola iletmesi (ve size kolaylık
sağlamasına karşılık Allah’a) şükretmeniz
içindir.”[19]
Orucun Allah
katındaki sevabı çok büyüktür.
Nitekim Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle
buyurmuştur:
(( يَقُولُ
اللهُ -عَزَّ وَجَلَّ-:كُلُّ عَمَلِ ابْنِ آدَمَ لَهُ، اَلْحَسَنَةُ بِعَشْرِ
أَمْثاَلِهاَ إِلىَ سَبْعِمِائَةِ ضِعْفٍ، إِلاَّ الصَّوْمَ، فَإِنَّهُ ليِ وَ
أَناَ أَجْزِي بِهِ، تَرَكَ شَهْوَتَهُ وَطَعاَمَهُ وَشَرَابَهُ مِنْ أَجْليِ،
لِلصَّائِمِ فَرْحَتاَنِ: فَرْحَةٌ عِنْدَ فِطْرِهِ، وَفَرْحَةٌ عِنْدَ لِقاَءِ
رَبِّهِ،وَلَخَلُوفِ فَمِ الصَّائِمِ، أَطْيَبُ عِنْدَ اللهِ مِنْ رِيحِ الْمِسْكِ
)) [
رواه مسلم ]
“Allah -azze ve
celle- buyuruyor
ki: Âdemoğlunun bütün amelleri kendisi içindir. İyilikler on katından yedi yüz
katına kadar karşılık görür. Ancak oruç bundan müstesnâdır. Orucun benim için olması ve
mükafatını da benim vermemin sebebi: Oruçlu yemesini, içmesini ve
şehvetini benim için terk etmiştir. Oruçlu için iki sevinç (anı)
vardır: Birincisi iftar ettiğinde (açlık ve susuzluğunun
gitmesi ile) sevinir. İkincisi: (Âhiret günü) Rabbine
kavuştuğunda (Rabbinin kendisine verdiği büyük sevap ile)
sevinir.Oruçlunun ağız kokusu, Allah katında misk kokusundan
daha güzeldir.”[20]
Beşinci
Rükün: Beytullah’ı haccetmek
Allah Teâlâ, namaz ve duâlarında, nerede olurlarsa
olsunlar, yöneldikleri Mekke-i Mükerreme’de bulunan Beytullah’ı müslümanlara
kıble kılmıştır.
Nitekim Allah Teâlâ
bu konuda şöyle buyurmuştur:
فول وجهك شطر المسجد الحرام وحيث ما كنتم فولوا
وجوهكم شطره [ سورة
البقرة من الآية: 144 ]
“(Ey
Muhammed!) Artık yüzünü Mescid-i haram tarafına çevir.(Ey
müslümanlar!) Siz de nerede olursanız olun,(namazda) yüzlerinizi o tarafa
çevirin.”
[21]
Müslümanların
yaşadıkları beldeler birbirinden uzak olunca ve İslâm dîni
de müslümanları iyilik ve takvada birbiriyle yardımlaşmaya,
birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye etmeye, Allah’ın dînine çağırmaya
ve Allah’ın emirlerini yüceltmeye çağırdığı gibi, onları biraraya gelmeye ve birbiriyle
tanışmaya çağırdığı için, Allah Teâlâ,
akıl-bâliğ olan ve Beytullah’ı ziyâret etmeye, etrafında
tavaf etmeye ve hac menâsikini edâ etmeye gücü yeten her müslümana
Beytullah’ı haccetmeyi farz kılmıştır.
Nitekim Allah Teâlâ
bu konuda şöyle buyurmuştur:
ولله على الناس
حج البيت من استطاع إليه سبيلا ومن كفر فإن الله غني عن العالمين [ سورة
آل عمران من الآية: 97 ]
“Yoluna gücü
yetenlerin Beytullah’ı haccetmeleri, Allah’ın insanlar üzerindeki bir
hakkıdır.Kim de (haccın farz oluşunu) inkâr ederse, bilsin
ki Allah, âlemlerden (onun haccından ve diğer amelinden)
müstağnîdir.”
[22]
Hac, müslümanların birlik, beraberlik, güç ve
izzetlerinin açık bir şekilde görüldüğü bir mevsimdir.Dolayısıyla
onların Rableri birdir, kitapları birdir, peygamberleri birdir,
ümmetleri birdir, ibâdetleri birdir ve giydikleri elbiseleri birdir.
Dili kötü şeyleri konuşmaktan veya
işitmekten korumak, Allah Teâlâ’nın haram kıldığı
şeylere bakmaktan gözü alıkoymak, yalnızca Allah rızâsı için haccetmek,
helâl kazançtan haccetmek, güzel ahlakla ahlaklanmak, kötü söz,
Allah’a itaatten çıkmak ve faydasız şeyleri tartışmak vs.
haccı bozan her türlü şeylerden uzak durmak gibi, müslümanın
yapması gereken haccın birtakım âdâb ve şartları
vardır.
Nitekim Allah Teâlâ
bu konuda şöyle buyurmuştur:
الحج أشهر معلومات فمن فرض فيهن الحج فلا
رفث ولا فسوق ولا جدال في الحج وما تفعلوا من خير يعلمه الله وتزودوا فإن خير الزاد
التقوى واتقون يا أولي الألباب
[ سورة
البقرة من الآية: 197 ]
““Hac, bilinen aylardadır (bu aylar,
Şevvâl, Zilkâde ve Zilhicce ayının ilk on günüdür). Kim o
aylarda kendine haccı gerekli kılarsa (ihrama niyet ederse), hac
sırasında eşiyle cinsel ilişkiye girmek, (günah
işlemek sûretiyle) Allah’a itaattten çıkmak ve (öfke ve nefrete
götüren) tartışmak yoktur (haramdır).Ne iyilik
işlerseniz, Allah onu bilir. (Kendinize, hac yolculuğu için yemek ve
içecek, âhiret yurdu için de sâlih amellerden) azık edinin. Biliniz ki
azığın en hayırlısı, takvâdır. Ey akıl
sahipleri! Yalnızca benden korkun.”
[23]
Müslüman, dînen doğru olan bir şekilde ve Allah
Teâlâ’nın rızâsı için yerine haccı getirdiği takdirde,
günahlarına keffâret olur.
Nitekim Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda
şöyle buyurmuştur:
((
مَنْ حَجَّ لِلَّهِ فَلَمْ يَرْفُثْ وَلَمْ يَفْسُقْ رَجَعَ كَيَوْمِ وَلَدَتْهُ
أُمُّهُ )) [ رواه البخاري ]
“Kim, Allah
rızâsı için (bu Beytullah’ı) hacceder, hac sırasında
(eşiyle) cinsel ilişkiye girmez ve (Allah’a itaattten çıkmak
sûretiyle) hiçbir günah işlemezse, (âilesine) anasından
doğduğu gün gibi (günahsız olarak) döner.”
[24]
[1]
Buhârî; hadîs no: 8. Lafız buhârî’ye aittir. Müslim;
hadîs no: 16
[2]
Mâide Sûresi: 3
[3]
En’am Sûresi: 101-102
[4]Âl-i
İmran Sûresi: 31
[5]
Bakara
Sûresi: 238
[6]
Nisâ
Sûresi: 103
[7]
Nisâ
Sûresi: 103
[8]
Müslim,
hadis no: 650
[9]
Bakara
Sûresi: 45
[10]
Buhârî,
hadis no: 497, Müslim, hadis no: 677
[11] Müslim, hadis no: 669
[12]
Ankebût
Sûresi: 45
[13]
Tevbe
Sûresi: 103
[14]
Tevbe
Sûresi: 103
[15]
Tevbe
Sûresi: 34-35
[16]
Bakara
Sûresi: 271
[17]
Bakara
Sûresi: 271
[18]
Bakara
Sûresi: 183
[19] Bakara Sûresi: 185
[20]
Müslim
[21] Bakara Sûresi: 144
[22]
Âl-i İmrân Sûresi: 97
[23] Bakara Sûresi: 144
[24]
Buhârî, hadis no: 15210
