Sizden, “kâfirleri sevmek ve onlara dostluk beslemek” ibâresinden ne kastedildiğini örneklerle açıklamanızı istirham ediyoruz.

Hamd,
yalnızca Allah’adır.

Evet. Bu konuda vereceğimiz örnekler, amaçlanan
şeyi beyan eder ve onu açıklığa kavuşturur. Bu sebeple
biz hemen bu konuya geçip ilim ehli ile davet önderlerinin zikrettikleri, kâfirleri
sevmenin ve onlara dostluk beslemenin en önemli şekillerinden
bazılarını zikredelim:

1.                      

Onların küfrüne (inkârına) rıza göstermek veya
onların kâfir olduklarında şüphe etmek veya onların kâfir
olduklarını söylemekten kaçınmak veyahut da onların dinlerini
methetmek.

Allah Teâlâ, küfre râzı olan kimsenin de kâfir olacağı
konusunda şöyle buyurmuştur:

 (( مَنْ كَفَرَ بِاللهِ مِن بَعْدِ إيمَانِهِ إِلاَّ
مَنْ أُكْرِهَ وَقَلْبُهُ مُطْمَئِنٌّ بِالْإِيمَانِ وَلَـكِن مَنْ شَرَحَ
بِالْكُفْرِ صَدْراً فَعَلَيْهِمْ غَضَبٌ مِنَ اللهِ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ ))
[ سورة النحل الآية:  106 ]

“Kalbi
îmânla dolu olduğu hâlde zorlanan kimse hariç, îmân ettikten sonra
Allah’ı inkâr eden ve böylece göğsünü küfre açanlara (dînden dönenlere), Allah’tan gazap iner ve onlar
için büyük bir azap vardır.”[1]

Allah Teâlâ, tâğût’u inkâr etmeyi gerekli ve
şart kılarak şöyle buyurmuştur:

(( لاَ إِكْرَاهَ فِي الدِّينِ قَد
تَّبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الْغَيِّ فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِن بِاللهِ
فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَىَ لاَ انْفِصَامَ لَهَا وَاللهُ
سَمِيعٌ عَلِيمٌ )) [ سورة البقرة الآية: 256 ]

“Dînde
zorlama yoktur. Artık doğru eğriden (hak bâtıldan, hidâyet dalâletten, hayır
şerden, îmân küfürden) iyice ayrılmıştır. O hâlde,
kim tâğûtu tanımayıp reddeder ve Allah’a îmân ederse, kopmayan
sapasağlam bir kulpa tutunmuştur. Allah, hakkıyla
işitendir, hakkıyla bilendir.”[2]

Allah Teâlâ, müşrikleri müslümanlardan üstün tutan
ve onları tercih eden Yahudiler hakkında da şöyle
buyurmuştur:

(( أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ أُوتُواْ نَصِيباً مِنَ
الْكِتَابِ يُؤْمِنُونَ بِالْجِبْتِ وَالطَّاغُوتِ وَيَقُولُونَ لِلَّذِينَ
كَفَرُواْ هَؤُلاء أَهْدَى مِنَ الَّذِينَ آمَنُواْ سَبِيلاً )) [ سورة النساء
الآية: 51 ]

“(Ey elçi!) Kendilerine kitaptan bir nasip
verilmiş olanları (Tevrat’tan ilim verilmiş olan Yahudileri)
görmedin mi? Onlar, “cibt”e ve “tâğût”a (puta
ve şeytana) inanıyorlar. (Allah’ı ve elçisi Muhammed
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘i) inkâr edenler için de: ‘Bunlar, îmân edenlerden
daha doğru yoldadırlar’ diyorlar.”[3]

2.                      

Kâfirlerin hükmüne başvurmak (onların kanunlarıyla muhakeme olmak).

Oysa Allah Teâlâ bu konuda şöyle
buyurmuştur:

(( أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ
يَزْعُمُونَ أَنَّهُمْ آمَنُواْ بِمَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنْزِلَ مِنْ
قَبْلِكَ يُرِيدُونَ أَنْ يَتَحَاكَمُواْ إِلَى الطَّاغُوتِ وَقَدْ أُمِرُواْ أَنْ
يَكْفُرُواْ بِهِ وَيُرِيدُ الشَّيْطَانُ أَنْ يُضِلَّهُمْ ضَلاَلاً بَعِيداً )) [
سورة النساء الآية: 60 ]

“(Ey elçi!) Sana indirilen Kur’an’a ve senden önce
indirilenlere inandıklarını iddiâ edenleri (münafıkları)
görmedin mi? Tâğût’u tanımamaları (inkâr etmeleri)
kendilerine emrolunduğu hâlde, onun önünde muhakeme olmak istiyorlar.
Şeytan da onları derin bir sapıklığa düşürmek
istiyor.”[4]

3.                      

Kâfirlere muhabbet beslemek ve onları sevmek.

Oysa Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

(( لَا تَجِدُ قَوْماً يُؤْمِنُونَ
بِاللهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ يُوَادُّونَ مَنْ حَادَّ اللهَ وَرَسُولَهُ وَلَوْ
كَانُوا آبَاءَهُمْ أَوْ أَبْنَاءَهُمْ أَوْ إِخْوَانَهُمْ أَوْ
عَشِيرَتَهُمْ…)) [ سورة المجادلة من الآية: 22 ]

“Allah’a ve âhiret gününe
îmân eden hiçbir topluluğun; babaları, çocukları,
kardeşleri veya kendi aşiretleri (soyları) olsalar bile, Allah’a ve elçisine
başkaldıran kimselere sevgi ve dostluk beslediğini
göremezsin.”[5]

4.                      

Kâfirlere meyletmek, onlara güvenmek, onları dayanak ve arkadaş
edinmek.

Oysa Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

(( وَلاَ تَرْكَنُواْ إِلَى الَّذِينَ
ظَلَمُواْ فَتَمَسَّكُمُ النَّارُ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللهِ مِنْ أَوْلِيَاءَ
ثُمَّ لاَ تُنْصَرُونَ )) [ سورة هود الآية: 113 ]

“Zulmedenlere eğilim
göstermeyin (meyletmeyin), yoksa
size de ateş dokunur. Sizin Allah’tan başka (size yardım
edecek ve işlerinizi üstlenecek) velileriniz yoktur, sonra yardım
göremezsiniz.”[6]

5.                      

Müslümanlara karşı kâfirlere yardım etmek ve onlara destek
olmak.

Oysa Allah Teâlâ mü’minler hakkında şöyle
buyurmuştur:

(( وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ
بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ يَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ
الْمُنكَرِ وَيُقِيمُونَ الصَّلاَةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَيُطِيعُونَ اللهَ
وَرَسُولَهُ أُوْلَـئِكَ سَيَرْحَمُهُمُ اللهُ إِنَّ اللهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ )) [
سورة التوبة الآية: 71 ]

“Mü’min erkekler ve mü’min
kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. Onlar iyiliği emreder
ve kötülükten alıkoyarlar. Namazı dosdoğru kılar ve
zekâtı verirler. Allah’a ve elçisine itaat ederler. İşte bunlara
Allah merhamet edecektir. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hikmet
sahibidir.”[7]

Allah Teâlâ kâfirler hakkında da şöyle
buyurmuştur:

(( يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا
لَا تَتَّخِذُوا الْيَهُودَ
وَالنَّصَارَى أَوْلِيَاءَ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ
وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ
مِنْكُمْ فَإِنَّهُ مِنْهُمْ إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي
الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ)) [ سورة المائدة الآية: 51]

“Ey
îmân edenler! Yahudi ve hıristiyanları dostlar edinmeyin. Onlar
birbirlerinin dostlarıdır. Sizden kim onları dost edinirse,
kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler
topluluğunu doğru yola iletmez.”[8]

6.                      

Kâfirlerin toplumlarına girip onlara karışmak, onların
partilerine üye olmak, onların sayılarını çoğaltmak, (gerek
olmadığı halde) onların vatandaşlıklarına
geçmek, onların ordularında hizmet etmek ve silahlarının
gelişmesine çalışmak ve katkıda bulunmak.

7.                      

Kâfirlerin kanunlarını müslüman ülkelere getirmek ve
müslümanları bu kanunlarla yönetmek.

Oysa Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

(( أَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ
يَبْغُونَ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللهِ حُكْماً لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ )) [ سورة  المائدة الآية: 50 ]

“Yoksa onlar (yahudiler, aralarında hüküm vermesi için) cahiliye hükmünü mü istiyorlar? (Allah’ın
şeriatını akıl edip)
îmân eden bir topluluk için, hüküm bakımından Allah’tan daha güzel
kim olabilir?”[9]

8.                      

Genel olarak kâfirlere dostluk beslemek, onlardan arkadaşlar ve
yardımcılar edinmek.

Oysa Allah Teâlâ bunu yasaklayarak şöyle
buyurmuştur:

(( يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا
لَا تَتَّخِذُوا الْيَهُودَ
وَالنَّصَارَى أَوْلِيَاءَ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ
وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ
مِنْكُمْ فَإِنَّهُ مِنْهُمْ إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي
الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ)) [ سورة المائدة الآية: 51]

“Ey
îmân edenler! Yahudi ve hıristiyanları dostlar edinmeyin. Onlar
birbirlerinin dostlarıdır. Sizden kim onları dost edinirse,
kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler
topluluğunu doğru yola iletmez.”[10]

9.                      

Dinin hesabına kâfirlere yağcılık yapmak ve onlara
şirin görünmek.

Oysa Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

(( وَدُّوا لَوْ تُدْهِنُ
فَيُدْهِنُونَ )) [ سورة القلم الآية: 9 ]

“Onlar,
senin kendilerine yaranmanı
(üzerinde
bulundukları bazı şeylerde onlara yapmacık davranmanı)
arzu ettiler; o zaman onlar da sana yaranacaklardı.”[11]

10.                  

Kâfirlerle
oturup kalkmak ve Allah’ın âyetleriyle alay ettikleri vakitlerde
onların yanlarına girip oturmak da dînin hesabına kâfirlere yağcılık yapmaya
ve onlara şirin görünmeye
girer.

Oysa Allah Teâlâ bunu yasaklayarak şöyle
buyurmuştur:

(( وَقَدْ نَزَّلَ عَلَيْكُمْ فِي الْكِتَابِ أَنْ إِذَا
سَمِعْتُمْ آيَاتِ اللهِ يُكْفَرُ بِهَا وَيُسْتَهْزَأُ بِهَا فَلاَ تَقْعُدُواْ
مَعَهُمْ حَتَّى يَخُوضُواْ فِي حَدِيثٍ غَيْرِهِ إِنَّكُمْ إِذاً مِثْلُهُمْ
إِنَّ اللهَ جَامِعُ الْمُنَافِقِينَ وَالْكَافِرِينَ فِي جَهَنَّمَ جَمِيعاً))
[سورة النساء الآية: 140]

“Oysa Allah size Kitap’ta
(Kur’an’da): ‘Allah’ın ayetlerinin inkâr
edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman,
başka bir söze geçmedikleri müddetçe, onlarla oturmayın, aksi
hâlde siz de onlar gibi olursunuz” diye hüküm indirmiştir.
Şüphesiz Allah, münafıkların ve kâfirlerin hepsini cehennemde
toplayacaktır.”[12]

11.                  

Kâfirlere
güvenmek, müslümanları bırakıp onlardan sırdaş edinmek
ve onları danışmanlar yapmak.

Oysa Allah Teâlâ bunu yasaklayarak şöyle
buyurmuştur:

(( يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا
لَا تَتَّخِذُوا
بِطَانَةً مِنْ دُونِكُمْ لَا يَأْلُونَكُمْ خَبَالًا
وَدُّوا مَا عَنِتُّمْ قَدْ
بَدَتِ الْبَغْضَاءُ مِنْ أَفْوَاهِهِمْ وَمَا تُخْفِي
صُدُورُهُمْ أَكْبَرُ قَدْ
بَيَّنَّا لَكُمُ الْآيَاتِ إِنْ كُنْتُمْ تَعْقِلُونَ
{118} هَاأَنتُمْ أُوْلاء تُحِبُّونَهُمْ وَلاَ يُحِبُّونَكُمْ وَتُؤْمِنُونَ
بِالْكِتَابِ كُلِّهِ وَإِذَا لَقُوكُمْ قَالُواْ آمَنَّا وَإِذَا خَلَوْاْ
عَضُّواْ عَلَيْكُمُ الأَنَامِلَ مِنَ الْغَيْظِ قُلْ مُوتُواْ بِغَيْظِكُمْ إِنَّ
اللّهَ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ{119} إِنْ تَمْسَسْكُمْ حَسَنَةٌ تَسُؤْهُمْ
وَإِنْ تُصِبْكُمْ سَيِّئَةٌ يَفْرَحُواْ بِهَا وَإِنْ تَصْبِرُواْ وَتَتَّقُواْ
لاَ يَضُرُّكُمْ كَيْدُهُمْ شَيْئاً إِنَّ اللهَ بِمَا يَعْمَلُونَ مُحِيطٌ{120}))
[ سورة آل عمران الآية: 118-120 ]

“Ey
îmân edenler! Sizin dışındakileri sırdaş edinmeyin.
Çünkü onlar, size kötülük yapmaktan asla geri durmazlar,
sıkıntı (ve zorluğa)
düşmenizi isterler. Gerçekten onların kinleri
ağızlarından çıkan sözlerinden apaçık ortaya çıkmıştır. Kalplerinde gizledikleri
(size karşı besledikleri düşmanlık)
ise daha büyüktür. Şüphesiz düşünüp anlamanız için size ayetlerimizi
açıkladık. İşte bu, (sizin onları sevmekte hatalı
olduğunuzu gösterir ki) onları sevdiğiniz (ve onlara
iyilikte bulunduğunuz) halde, onlar sizi sevmezler (size
düşmanlık ve kin beslerler). Siz, (Allah tarafından
indirilen bütün) kitaplara îmân edersiniz. Onlar sizinle
karşılaştıklarında (Kur’an’a) îmân ettik,
derler. (O halde siz nasıl olur da onları seversiniz?) Onlar
birbirleriyle baş başa kaldıkları zaman da, (müslümanların
birbirlerine olan dostluklarını, sözlerinde bir
olmalarını, İslâm’ın azîz, onların ise zelîl
olduklarını gördüklerinden dolayı) size olan kinlerinden
parmaklarının uçlarını ısırırlar. (Ey
Nebi! Onlara) De ki: Kininizle (kahrolup) ölün. Şüphesiz
Allah, kalplerde olanı hakkıyla bilir. (Ey mü’minler!
Onların size olan düşmanlıklarından birisi de)
size bir
iyilik dokunsa, bu onları üzer ve kederlendirir, başınıza
bir belâ gelirse, buna da sevinirler.”[13]

Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in hanımı
Âişe’den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna
göre o şöyle demiştir:

(( خَرَجَ رَسُولُ
اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قِبَلَ بَدْرٍ فَلَمَّا كَانَ بِحَرَّةِ
الْوَبَرَةِ أَدْرَكَهُ رَجُلٌ قَدْ كَانَ يُذْكَرُ مِنْهُ جُرْأَةٌ وَنَجْدَةٌ
فَفَرِحَ أَصْحَابُ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ حِينَ
رَأَوْهُ فَلَمَّا أَدْرَكَهُ قَالَ لِرَسُولِ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
جِئْتُ لَأَتَّبِعَكَ وَأُصِيبَ مَعَكَ، قَالَ لَهُ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللَّهُ
عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: تُؤْمِنُ بِاللهِ وَرَسُولِهِ؟ قَالَ: لا، قَالَ: فَارْجِعْ،
فَلَنْ أَسْتَعِينَ بِمُشْرِكٍ، قَالَتْ: ثُمَّ مَضَى حَتَّى إِذَا كُنَّا
بِالشَّجَرَةِ أَدْرَكَهُ الرَّجُلُ، فَقَالَ لَهُ:كَمَا قَالَ أَوَّلَ مَرَّةٍ،
فَقَالَ لَهُ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَمَا قَالَ أَوَّلَ
مَرَّةٍ، قَالَ: فَارْجِعْ، فَلَنْ أَسْتَعِينَ بِمُشْرِكٍ، قَالَ: ثُمَّ رَجَعَ
فَأَدْرَكَهُ بِالْبَيْدَاءِ، فَقَالَ لَهُ كَمَا قَالَ أَوَّلَ مَرَّةٍ، تُؤْمِنُ
بِاللهِ وَرَسُولِهِ؟ قَالَ: نَعَمْ، فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللَّهُ
عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: فَانْطَلِقْ.)) [ رواه مسلم ]

“Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Bedr’e doğru yola
çıktı. Harratu’l-Vebera denilen yere varınca, cesareti ve
kahramanlığı ile ünlü bir adam arkadan gelip Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘e yetişti.

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in
ashâbı adamı görünce sevindiler.

Adam Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘e:

-Emrine girmek ve seninle birlikte savaşıp
ganimet elde etmek için geldim, dedi.

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ona;

-Allah’a ve elçisine îmân ediyor musun? diye sordu.

Adam:

– Hayır! dedi.

-Öyleyse geri dön! Çünkü ben bir müşrikten asla
yardım istemem! buyurdu.

Âişe -Allah ondan râzı olsun- dedi:

-Adam gitti, ağacın yanına
vardığımızda tekrar gelip yetişti. İlk teklifini
tekrarladı.

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-  de önceki söylediklerini
tekrar etti:

-Öyleyse dön! Ben bir müşrikten asla yardım
istemem! buyurdu.

Adam ayrıldı, sonra Beydâ denilen yerde bize
tekrar yetişti. Üçüncü kez teklifini yeniledi.

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ona tekrar:

– Allah’a ve elçisine îmân ediyor musun? diye sordu.

Adam:

– Evet! dedi.

Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-
şöyle buyurdu:

-O halde (haydi
bizimle) yürü!”[14]

Bu âyet ve
hadislerden oluşan naslardan, müslümanların durumlarına ve
onların gizli sırlarına muttali olmalarına sebep olacakları
ve müslümanlara zarar verebilecekleri işlerde kâfirlere görev
vermenin haram olduğunu açıkça öğrenmiş oluyoruz.

12.                  

Onunla
müslümanlara başkanlık edecek, onları
aşağılayacak, muvahhidlerı boyundurukları altına
alacak ve ibadetlerini eda etmelerine engel olacak idârî makamlara kâfirleri
getirmek.

Oysa Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

(( … وَلَن يَجْعَلَ اللهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى
الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاً )) [ سورة النساء من الآية: 141 ]

“…Allah, mü’minlerin aleyhine
kâfirlere hiçbir yol vermeyecektir.”[15]

İmam Ahmed -Allah ona
rahmet etsin- Ebû Mûsâ el-Eş’arî’den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet
ettiğine göre, Ebû Mûsâ el-Eş’arî şöyle demiştir:

 

((
قُلْتُ لِعُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ رَضِيَ اللَّه عنه: إِنَّ لِي كَاتِباً
نَصْرَانِياً، قَالَ: مَا لَكَ؟ قَاتَلَكَ اللهُ! أَمَا سَمِعْتَ قَوْلَ اللَّهِ
تَعَالَى {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ الْيَهُودَ
وَالنَّصَارَى أَوْلِيَاء بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاء بَعْضٍ} [المائدة:51]  أَلَا اتَّخَذْتَ حَنِيفًا؟ قَالَ: قُلْتُ: يَا
أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ! لِي كِتَابَتُهُ، وَلَهُ دِيُنُهُ. قَالَ: لَا أُكَرِّمُهُمْ
إِذْ أَهَانَهُمُ اللَّهُ، وَلا أُعِزُّهُمْ إِذْ أَذَلَّهُمُ اللَّهُ، وَلَا
أُدْنِيهِمْ إِذْ أَقْصَاهُمُ اللَّهُ.)) [ رواه أحمد ]

“Ömer b. El-Hattab’a -Allah ondan râzı olsun-:

-Benim hıristiyan bir
kâtibim var, dedim.

O da bana dedi ki:

-Yazıklar olsun sana.
Allah senin cezanı versin. Allah Teâlâ’nın:

“Ey îmân edenler!
(Mü’minlere karşı) Yahûdî ve Hıristiyanları,
dostlar edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdır.”[16] buyurduğunu işitmedin mi?

Hanîf (Tevhîd ehlinden) olan birini kâtip edinemez miydin?

Ben de ona:

-Ey mü’minlerin emîri!
Yazı işlerinde çalışması (kâtipliği) benim içindir, dîni de kendisine aittir,
dedim.

Bunun üzerine o:

-Allah onları
alçaltmışken, ben onları şereflendirip onlara saygı
gösteremem. Allah onları zelîl kılmışken, ben onları
yüceltemem. Allah onları uzaklaştırmış iken, ben
onları (kendime)
yaklaştıramam.”[17]

13.                  

Kâfirleri,
müslümanların evlerinde onların mahremlerine muttali
olmalarını ve müslümanların çocuklarını küfür üzere
eğitmelerini sağlamak da, kâfirleri sevmenin ve onlara dostluk beslemenin
önemli şekillerinden birisidir.

Nitekim
günümüzde bu durum vuku bulmuş ve kâfirler; işçi, şoför, hizmetçi
ve evlerde mürebbiye olarak çalıştırılmak üzere müslüman
ülkelere getirilmiş ve müslüman ailelerle aynı ortamda karma bir
hayat yaşamaları sağlanmıştır.

14.                  

Müslüman
çocukları, kâfirlerin (Yahudi ve Hıristiyanların)
okullarına, misyoner yetiştiren enstitülere, fakültelere ve kötü
amaçla açılan üniversitelere kaydetmek ve müslüman çocukların, kâfir ailelerle
birlikte ikâmet etmelerini sağlamak.

15.                  

Giyim, kuşam,
konuşma ve diğer hallerde kâfirlere benzemek. Çünkü bu durum,
kendisine benzemeye çalışılan kimseyi sevmeyi gerektirir.

Oysa Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bunu yasaklayarak
şöyle buyurmuştur:

(( مَنْ تَشَبَّهَ بِقَوْمٍ
فَهُوَ مِنْهُمْ.)) [ رواه أبو داود وأحمد ] 

“Her
kim, bir topluluğa benzerse (onların giyindiği gibi giyinirse,
gittiği yolda giderse ve onların işlediği fiilleri
işlerse), (günah ve sevap bakımından) o da onlardandır.”[18]

Bu sebeple kâfirlerin gelenek ve göreneklerinden, ibadetlerinden,
özellik ve ahlâkından olan konularda kâfirlere benzemek
haramdır.

Örneğin sakalları tıraş etmek,
bıyıkları uzatmak, gerek olmadığı halde
onların diliyle konuşmak, onlar gibi giyinmek ve onlar gibi yemek ve
içmek gibi…

16.                  

Gerek ve zaruret
olmadığı halde kâfirlerin ülkesinde ikâmet etmek.

Bunun içindir ki dînini emirlerini yaşayamayan
mustaz’af müslümanın, hicret etmeye gücü yetiyorsa, kâfirlerin
arasında ikâmet etmesi haramdır.

Nitekim Allah Teâlâ onlar hakkında şöyle
buyurmuştur:

 (( إِنَّ الَّذِينَ تَوَفَّاهُمُ الْمَلآئِكَةُ ظَالِمِي
أَنْفُسِهِمْ قَالُواْ فِيمَ كُنتُمْ قَالُواْ كُنَّا مُسْتَضْعَفِينَ فِي الْأَرْضِ
قَالْوَاْ أَلَمْ تَكُنْ أَرْضُ اللهِ وَاسِعَةً فَتُهَاجِرُواْ فِيهَا
فَأُوْلَـئِكَ مَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ وَسَاءتْ مَصِيراً{97} إِلاَّ
الْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَاء وَالْوِلْدَانِ لاَ
يَسْتَطِيعُونَ حِيلَةً وَلاَ يَهْتَدُونَ سَبِيلاً{98} فَأُوْلَـئِكَ عَسَى اللهُ
أَن يَعْفُوَ عَنْهُمْ وَكَانَ اللهُ عَفُوّاً غَفُوراً{99})) [ سورة النساء
الآيات: 97-99 ]

“(Kâfirlerin diyarında kalıp hicreti
terk ederek) nefislerine zulmedenlere
melekler, canlarını alırken (onları azarlayıp
şöyle) derler: ‘(Dininiz
konusunda) ne işle meşguldünüz?
 Onlar: ‘Biz, yeryüzünde (zulüm ve
kahrı kendimizden savuşturmaktan)
âciz kimselerdik, derler. Melekler (onlara): Allah’ın arzı, geniş değil miydi? (Dininiz
konusunda emîn olabilmeniz için bulunduğunuz yerden başka bir yere) hicret etseydiniz ya! derler.
İşte bunların barınağı, cehennemdir. Orası
ne kötü bir dönüş yeridir. (Kendilerinden zulüm ve
kahrı savuşturmaya) gücü yetmeyen
erkek, kadın ve çocuklardan âciz kimseler ve (içerisinde
bulundukları zor durumdan kurtulmaya) hiçbir
yol bulamayanlar (bu kötü dönüş yerinden) müstesnadır. Umulur ki Allah, (hallerini
bildiğinden dolayı) bunları
affeder. Allah, çok affedici ve çok
bağışlayıcıdır.”

[19]

Allah Teâlâ, hicret etmeye gücü yetmeyen kimseden
başkasının kâfirlerin diyarında ikâmet etmesini mazur
görmemiştir.

Aynı şekilde, insanları Allah’ın
yoluna dâvet etmek ve İslâm’ı yaymak gibi dîni bir menfaat için
kâfirlerin diyarında ikâmet eden kimse de bu konuda mazur
görülmüştür.

Müslümanın, kâfirlerin ülkesine gitmek için
şüpheleri savacak dînî bir ilme, şehvetlere karşı duracak
bir îmâna sahip olması, dîninin emirlerini açıkça yerine getirmesi,
müslümanlığıyla şeref duyması, şer ve fitne
yerlerinden uzak durması, düşmanlarının hile ve
desiselerine karşı dikkatli olması şarttır.

Aynı şekilde Allah’ın yoluna dâvet etmek
ve İslâm’ı yaymak için kâfirlerin ülkesine yolculuk yapmak, kimi
zaman câiz, kimi zaman da farz olur.

17.                  

Kâfirleri methetmek, onları
müdafaa etmek, uygarlık ve medeniyette onların yüceldiklerini
belirtmek, bâtıl inançlarına ve bozuk dînlerine
bakmaksızın, onların ahlâk ve becerilerini beğenmek:

Oysa Allah Teâlâ bu konuda şöyle
buyurmuştur:

(( وَلَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ إِلَى
مَا مَتَّعْنَا بِهِ أَزْوَاجاً مِّنْهُمْ زَهْرَةَ الْحَيَاةِ الدُّنيَا
لِنَفْتِنَهُمْ فِيهِ وَرِزْقُ رَبِّكَ خَيْرٌ وَأَبْقَى )) [ سورة طه الآية: 131
]

“(Ey Nebi!) Onları sınamak için onlardan bir kısmını
faydalandırıp eğlenmelerini
sağladığımız dünya hayatının süsüne
gözlerini dikme! Rabbinin rızık (ve sevabı, kendilerini
faydalandırdığımız dünya hayatının süsünden) daha hayırlı ve daha
devamlıdır.”
[20]

18.                  

Kâfirlere
tâzim göstermek, “ekselans” lakabı gibi, onları
yücelten lakaplar kullanmak, onlara selâm vermek, oturumlarda ve yollarda
onlara öncelik vermek.

Oysa Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bunu yasaklayarak
şöyle buyurmuştur:

 (( لاَ تَبْدَءُوا الْيَهُودَ وَلاَ النَّصَارَى
بِالسَّلاَمِ، فَإِذَا لَقِيتُمْ أَحَدَهُمْ فِي طَرِيقٍ فَاضْطَرُّوهُ إِلَى
أَضْيَقِهِ.))
[ رواه مسلم ]

“Yahûdî ve hıristiyanlara ilk önce selâm veren
siz olmayın. Onlardan birisiyle yolda
karşılaştığınız zaman onu, yolun dar olan
tarafına doğru sıkıştırın.”

[21]

19.                  

Müslümanların
tarihini bırakmak ve özellikle kâfirlerin dînî merâsimlerini ve bayramlarını
gösteren milâdî takvim gibi tarihleri kullanmak. Çünkü milâdî
takvim, İsâ -aleyhisselâm-’ın doğum yıldönümünü
hatırlatan bir takvimdir. Bu takvimi, hıristiyanlar kendi
yanlarından uydurmuşlardır. Yoksa İsâ
-aleyhisselâm-’ın dîninde böyle bir şey yoktur. Bu sebeple milâdî
tarihi kullanmak, onların sembol ve bayramını ihyâ etmeye
iştirak etmek demektir

Sahâbe -Allah onlardan
râzı olsun- bundan kaçınmak için bir tarih konulmasını
istediklerinde, ikinci halîfe Ömer -Allah onlardan râzı olsun-
kâfirlerin tarihlerini kullanmaktan vazgeçip Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve
sellem-’in hicretini, tarihin başlangıcı olarak kullanmaya
başladılar. Bu olay, kâfirlerin hususiyetlerinden olan bu ve buna
benzer şeylerde onlara aykırı davranmanın farz
olduğuna delâlet eder.

20. Kâfirlerin
bayramlarına iştirak etmek veya bu bayramları düzenlemelerine
yardım etmek veya bu münasebetle onları tebrik etmek veyahut da bu
bayramların düzenlendiği yerlerde hazır bulunmak.

Allah Teâlâ’nın:

((
وَالَّذِينَ لَا يَشْهَدُونَ الزُّورَ وَإِذَا مَرُّوا بِاللَّغْوِ مَرُّوا
كِرَاماً )) [ سورة الفرقان الآية:72 ]

“(Rahmân’ın kulları) Onlar ki, yalan
yere şâhitlik etmezler. Boş ve kötü lakırdıya
rastladıkları zaman, yüz çevirip vakarla geçerler.”[22]

Sözü, tefsirciler tarafından:

“(Rahmân’ın
kullarının hasletlerinden birisi de) kâfirlerin bayramlarında hazır bulunmazlar…”

Şeklinde tefsir edilmiştir.

21. Kâfirlerin çirkin
isimleriyle isimlenmek (çocuklara onların isimlerini vermek).
[23]

Oysa Nebi -sallallahu aleyhi ve
sellem- ve Abduluzzâ (Uzza’nın kulu) ve Abdulkâbe (Kâbe’nin kulu) gibi
şirkî isimleri değiştirmiştir.

22. Kâfirler için Allah’tan
istiğfarda bulunmak ve onlara rahmet okumak:

Oysa Allah Teâlâ, kâfirler için
istiğfarda bulunmayı ve onlara rahmet okumayı mü’minlere haram
kılmıştır.

Nitekim
Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

(( مَا كَانَ لِلنَّبِيِّ وَالَّذِينَ آمَنُواْ أَنْ
يَسْتَغْفِرُواْ لِلْمُشْرِكِينَ وَلَوْ كَانُواْ أُوْلِي قُرْبَى مِنْ بَعْدِ مَا
تَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّهُمْ أَصْحَابُ الْجَحِيمِ )) [ سورة التوبة الآية: 113 ]

“(Şirk üzere
ölüp) cehennem ehli oldukları
onlara apaçık belli olduktan sonra akrabaları bile olsalar,
müşrikler için (Allah’tan) af
dilemek, ne Nebi’ye, ne de îmân edenlere yaraşır (uygun
düşer).”[24]

İşte bu saydıklarımız,
kâfirleri sevmenin ve onlara dostluk beslemenin haram olduğunu açıklayan
bazı örneklerdir.

Allah Teâlâ’dan selim bir
akîde ve güçlü bir îmân dileriz.

O, her şeyde
kendisinden yardım istenen yegâne ilahtır.

[1]

 Nahl Sûresi: 106

[2]

 Bakara Sûresi: 256

[3]

 Nisâ Sûresi: 51

[4]

 Nisâ Sûresi: 60

[5]

 Mucadele Sûresi: 22

[6]

 Hûd Sûresi: 113

[7]

 Tevbe Sûresi: 71

[8]
Mâide
Sûresi: 51

[9]  Mâide Sûresi:
50

[10]
Mâide
Sûresi: 51

[11]  Kalem Sûresi: 9

[12]

 Nisâ Sûresi:140

[13]  Âl-i
İmrân Sûresi:118-120

[14]

Müslim, hadis no: 3388

[15]  Nisâ Sûresi:
141

[16]
Mâide
Sûresi: 51

[17]  İmam Ahmed
rivâyet etmiştir.

[18]

İmam Ahmed, hadis no: 2/50. Ebu Davud, hadis no:
4/314. İbn-i Teymiyye,
“İktidâu’s-Sıratı’l-Mustakîm”, c: 1, s: 279’da
hadisinin senedinin ceyyid/iyi olduğunu söylemiştir. Suyutî de “el-Câmiu’s-Sağîr”, hadis no:
5893’de hadisin hasen olduğunu belirtmiştir.

[19]  Nisâ Sûresi:
97-99

[20]  Hicr Sûresi: 88

[21]

 Müslim, hadis no: 4030

[22]

 Furkan Sûresi: 72

[23]
 Öyle ki bazı
müslümanlar, yaşadıkları toplumlarında babaları,
anaları, dedeleri ve ninelerinin isimleriyle bilinen isimleri
bırakıp erkek ve kız evlâtlarına yabancı isimler
vermektedirler. Lara, Melisa, Rosa, Suzan, Linda, Manolya ve Yara gibi
isimler bunlardan bazılarıdır. (Çeviren)

[24]
Tevbe
Sûresi: 113