Benim ilginç bir sorum var. İnsanın öldükten sonra bedeninin hiçbir fonksiyonunu yerine getiremeyeceği gibi, öldükten sonra işitmeyeceğini de zannediyorum.Fakat hadiste haber verildiği üzere kabir azabı vardır. Bu, insan bedeninin hala canlı olduğu anlamına mı geliyor?
Yine, Kur’an-ı Kerim’de bildirildiğine göre şehitler ölmezler. Aynı şekilde İmam Müslim’in rivâyet ettiği hadiste Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, Ebu Cehil,Ümeyye ve müşriklerin ileri gelenlerinin cesetlerine hitap etmiştir.Ömer b. Hattab -Allah ondan râzı olsun-: Ölüler senin sesini nasıl işitebilir? diye sorunca, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onların kendisini işttiklerini, ancak cevap veremediklerini haber vermiştir. Sizden soruma detaylı cevap vermenizi ricâ ediyorum.


New Page 1

Hamd,
yalnızca Allah’adır.

1. Ölünün,
yaşayanların söyledikleri hiçbir şeyi işitemedikleri konusunda  soruda
gelen şey, hak ve doğrudur.

Nitekim Allah
Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

 (
وَمَا يَسْتَوِي الْأَحْيَاءُ وَلا الْأَمْوَاتُ إِنَّ اللَّهَ يُسْمِعُ مَنْ
يَشَاءُ وَمَا أَنْتَ بِمُسْمِعٍ مَنْ فِي الْقُبُورِ) [ سورة فاطر الآية: ٢٢ ]


“Ölülerle
diriler (kalplerin îmânla yaşaması ile kalplerin küfürle ölmesi) de bir
değildir. Şüphesiz ki Allah, dilediğine işittirir. (Fakat ey Muhammed!) Sen
kabirlerde olanlara (ölülere) işittiremezsin!”[1]

Başka bir
âyette şöyle buyurmuştur:

 (
فَإِنَّكَ لا تُسْمِعُ الْمَوْتَى وَلا تُسْمِعُ الصُّمَّ الدُّعَاءَ إِذَا
وَلَّوْا مُدْبِرِينَ) [ سورة الروم الآية: ٥٢ ]


“(Ey
Muhammed!) Şüphesiz ki sen, ölülere işittiremezsin.Yüz çevirip dönüp gittikleri
zaman sen (hakkı işitmekten kulakları tıkalı olan) sağırları işittiremezsin!
(Onlar senin yanında olsalar bile sağırlar ve ölüler gibi olduklarına göre,
senden yüz çevirip döndükleri ve senin yanında olmadıkları halde sen onlara
nasıl işittireceksin.)”[2]

2. Ehl-i
sünnet ve’l-cemaat akîdesinden birisi de, kabir sorgusu (fitnesi), kabir azabı
ve berzah hayatının olmasıdır. Aynı şekilde kabirde, ölünün durumuna göre ölü
için nimet ve rahatlığın olması da Ehl-i sünnet ve’l-cemaat akîdesindendir.

Kabir azabına
delâlet eden delillerden birisi Allah Teâlâ’nın şu sözüdür:

 (
النَّارُ يُعْرَضُونَ عَلَيْهَا غُدُوّاً وَعَشِيّاً وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ
أَدْخِلُوا آلَ فِرْعَوْنَ أَشَدَّ الْعَذَابِ) [ سورة غافر الآية :46 ]

“Onlar
(Firavun âilesi, kabirlerinde azap olunurlar ve hesap gününe kadar) sabah- akşam
ateşe sunulurlar: Kıyâmetin kopacağı gün de (yaptıkları kötü amellerine karşılık
olarak) Firavun âilesini en şiddetli azaba sokun!”
[3]

Allah Teâlâ,
bu âyette, ölmüş olmalarına rağmen Firavun âilesinin sabah-akşam azaba
sunulduklarını açıklamıştır.İslâm âlimleri, kabir azabının, bu âyet ile sâbit
olduğunu belirtmişlerdir.

Müfessir
İbn-i Kesir -Allah ona rahmet etsin- bu konuda şöyle demiştir:


“Bu âyet,
kabirlerdeki berzah azabının olduğu konusunda, ehl-i sünnetin gösterdiği büyük
bir delildir.O âyetin delil olan yönü ise şudur:

 (النَّارُ
يُعْرَضُونَ عَلَيْهَا غُدُوّاً وَعَشِيّاً ) [ سورة غافر من الآية :46 ]

“Onlar
(Firavun âilesi, kabirlerinde azap olunurlar ve hesap gününe kadar) sabah- akşam
ateşe sunulurlar.”
[4]

Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘in hanımı Âişe’nin -Allah ondan râzı olsun-
rivâyet ettiği hadiste Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle
buyurmuştur:

((
اَللَّهُمَّ إِنَّي

أَعُوذُ بِكَ مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ فِتْنَةِ الْمَسِيحِ

الدَّجَّالِ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ فِتْنَةِ الْمَحْيَا وَالْمَمَاتِ. اَللَّهُمَّ
إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْمَأْثَمِ وَالْمَغْرَمِ )) [ متفق عليه ]


“Allahım! Kabir azabından
sana
sığınırım. Mesih Deccal fitnesinden sana sığınırım. Hayat ve ölüm fitnesinden
sana

sığınırım. Allahım! Günah ve borçtan sana sığınırım.”[5]

Hadisin delil
olan yönü; Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in kabir azabından Allah’a
sığınmasıydı. Bu da kabir azabının sâbit olduğunun delillerinden birisidir.
Kabir azabının sâbit olduğu konusunda Mu’tezile ve diğer sapık tâifeler, ehl-i
sünnete aykırı hareket etmişlerdir. Onların aykırı hareket etmelerine de zaten
itibar edilmez.

3. Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘in Bedir günü öldürülen müşriklerin ileri
gelenlerinin cesetlerine hitap ettiği hadisine gelince, bu hadis özel duruma
yorumlanır. O da Allah Teâlâ, onları rüsvay etmek, onlara zilleti göstermek ve
onları aşağılamak için müşriklerin ileri gelenlerini, elçisi Muhammed
-sallallahu aleyhi ve sellem- için diriltmiştir.

a). Abdullah
b. Ömer’den -Allah ondan ve babasından râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, o
şöyle demiştir:

((وَقَفَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَلَى قَلِيبِ بَدْرٍ فَقَالَ: هَلْ
وَجَدْتُمْ مَا وَعَدَ رَبُّكُمْ حَقًّا؟ ثُمَّ قَالَ: إِنَّهُمُ الْآنَ
يَسْمَعُونَ مَا أَقُولُ )) [ رواه البخاري ومسلم ]


“Peygamber
Bedir’deki eski (kör) kuyunun başında durdu ve şöyle buyurdu: Rabbinizin size
vâdettiğini gerçek buldunuz mu? Sonra şöyle buyurdu: Şüphesiz ki onlar, şu an
benim ne söylediğimi işitmektedirler.”


[6]

b).Ebu
Talha’dan -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre o şöyle demiştir:

((فَقَالَ عُمَرُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ! مَا تُكَلِّمُ مِنْ أَجْسَادٍ لاَ
أَرْوَاحَ لَهَا؟ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: وَالَّذِي نَفْسُ
مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ مَا أَنْتُمْ بِأَسْمَعَ لِمَا أَقُولُ مِنْهُمْ. قَالَ
قَتَادَةُ: أَحْيَاهُمْ اللَّهُ حَتَّى أَسْمَعَهُمْ قَوْلَهُ تَوْبِيخًا
وَتَصْغِيرًا وَنَقِيمَةً وَحَسْرَةً وَنَدَمًا )) [ رواه البخاري ]


“Ömer -Allah
ondan râzı olsun-: Ey Allah’ın elçisi! Ruhları olmayan (cansız) cesetlerle mi
konuşuyorsun? diye sordu. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-
şöyle buyurdu: Muhammed’in nefsi elinde olan Allah’a yemîn olsun ki, siz benim
onlara söylediklerimi işitmezsiniz!” Katâde dedi ki: Allah Teâlâ, onları
azarlamak, zelîl kılmak, onlardan hıncını almak, onları kederlendirmek ve pişman
etmek için Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in söylediklerini işittirmek
için onları diriltmiştir.”


[7]

Bu hadisteki
delil, Bedir’deki eski kuyuya cesetleri atılan kimseleri zelîl kılmak ve
aşağılamak için Allah Teâlâ, peygamberi Muhammed -sallallahu aleyhi ve
sellem-‘in söylediklerini onlara işittirmiştir. Bu hadisi delil gösterip ölünün
söylenen her şeyi işittiğini söylemek, doğru değildir. Çünkü bu olay, Bedir’deki
eski kuyuya cesetleri atılan Mekkeli müşriklerin ileri gelenlerine has bir
durumdur. Ancak bazı âlimler, ölünün kendisine verilen selâmı işittiğini, bu
durumun da yukarıdaki olaydan ayrı olduğunu söylemişlerdir. Fakat bu görüşün,
sahih açık delile ihtiyacı vardır.

4. Kabir
azabı, âlimlerin sahih olan görüşlerine göre hem bedene, hem de ruhadır.

Nitekim
Şeyhulislâm İbn-i teymiyye -Allah ona rahmet etsin- bu konuda şöyle demiştir:


“İslâm
ümmetinin ilk müslümanları ile imamlarının bu konuda izlediği yol, kabir azabı
veya kabir nimeti, ölünün ruhu ve bedenine birlikte olur.Ruh, bedenden
ayrıldıktan sonra ya nimetler içerisinde yaşar, ya da azap görür.Yine ruh, bazen
bedenle birlikte olur ve onunla ya nimetler içerisinde yaşar, ya da azap görür.
Bu sebeple Allah Teâlâ’nın haber verdiği şeylere îmân edip onları tasdik etmemiz
gerekir.”


[8]

İbn-i Kayyim
-Allah ondan râzı olsun- de bu konuda şöyle demiştir:


“Bu konu
Şeyhulislâm İbn-i Teymiyye’ye soruldu. Biz, onun bu konudaki cevabının şöyle
olduğunu hatırlıyoruz:


‘Aksine kabir
azabı ve kabir nimeti, ehl-i sünnet ve’l-cemaatin itifakıyla nefis ve bedenin
her ikisine birlikte olur.Nefis, bazen tek başına nimetler içerisinde yaşar veya
azap görür.Bazen de bedenle birlikte ya nimetler içerisinde yaşar, ya da azap
görür. Beden ile ruh birlikte olduğunda kabir azabı veya kabir nimeti birlikte
olur. Aynı şekilde ruh bedenden ayrı olduğunda da böyledir.


İlk
müslümanlarla imamların bu konudaki izledikleri yol:


İnsan öldüğü
zaman, ya nimetler içerisinde yaşar, ya da azap görür.Bu durum ise, hem ruhun,
hem de bedenin üzerinde olur. Ruh, bedenden ayrıldıktan sonra ya nimetler
içeresinde yaşar, ya da azap görür. Ruh, bazen beden ile birlikte olur ve
böylelikle ya nimetler içerisinde yaşar, ya da azap görür. Sonra büyük kıyâmet
günü olunca, ruhlar bedenlere iâde edilir ve Âlemlerin Rabbinin huzurunda hesaba
durmak için kabirlerinden kalkarlar.Ruhların bedenlere iâde olunması konusunda
müslümanlar ile yahudiler arasında görüş birliği vardır.”


[9]

Âlimler, buna
şöyle örnek vermektedirler:

İnsan
uykusunda, dünyada kendi yerinde olmasına rağmen, kendisinin gittiğini veya
yolculuk ettiğini rüyâsında görür ve uykuda olduğu halde kendisini mutlu ve
bahtiyar hisseder veyahut da kendisini üzüntü ve keder içerisinde hisseder. Bu
böyle ise, berzah hayatının dünyadakinden daha farklı olması, daha önce gelir.
Berzah hayatı, dünya hayatından veya âhiretteki hayattan tamamen farklıdır.

İmam Nevevî
-Allah ondan râzı olsun- bu konuda şöyle demiştir:


“Biz, ölüyü
kabrinde o halinde görürüz. O halde ölü nasıl sorguya çekilir? (İki melek
tarafından sorguya çekilmek için) nasıl oturtulur? (Cehennemlik ise başına)
nasıl demir balyozla vurulur da bunun izi onun üzerinde görünmez?


Buna şöyle
cevap verilir:


Bu durum,
imkânsız değildir. Aksine bunun benzeri vardır ki o da uyku hâlidir. İnsan
uyurken bir şeyden tat alır veya ondan acı duyar ama biz ondan hiçbir şey
hissetmeyiz. Aynı şekilde uyanık olan bir kimse, bir şeyi işittiği veya onu
düşündüğü zaman ondan tat alabilir veya acı duyabilir. Kendisinin yanında oturan
arkadaşı bütün bunlardan hiçbir şeyi görmeyebilir.Bunun gibi Cebrail
-aleyhisselâm-, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘e gelirdi, ona vahiyle
bir şeyi haber verirdi ve orada bulunanlar ise, bunu idrak edemezlerdi. Bütün
bunlar, apaçık belli olan şeylerdir.”


[10]

Şeyhulsilâm
İbn-i Teymiyye -Allah ona rahmet etsin- bu konuda şöyle demiştir:


“Uyuyan bir
kimse, uykusunda gördüğü rüyâdan tat alabilir veya acı duyabilir.Bu da hem ruh,
hem de beden için olur. Öyle ki bu kimse rüyâsında birisi kendisine vurduğunda
uykusundan uyandığı zaman bunun acısını bedeninde hisseder.Yine uykusunda
kendisine güzel bir şey ikram edilip onu yediği zaman uykusundan uyandıktan
sonra onun tadını ağzında hisseder. Bu olan bir şeydir. Uyuyan bir kimsenin ruhu
ve bedeni uyku sırasında hissettiği nimetler içerisinde oluyor veya azap
görebiliyor ve yanında olan kimse ise onu hissetmiyorsa, hatta uyuyan kimse
uykusunda acıdan veya korkudan haykırabiliyorsa ve uyanık olan kimse dec onun bu
haykırışını işitebiliyorsa veya gözleri kapalı olduğu halde Kur’an veya duâ
okuyabiliyorsa veyahut uykuda bir şeye cevap verebiliyor ve uyanık olan kimse
kendisini işitiyorsa ve şayet uykuda kendisine seslenildiği zaman işitmiyorsa,
kabirde olan ölünün hâli nasıl inkâr edilebilir? Oysa Rasûlullah -sallallahu
aleyhi ve sellem-, ölü kabre konulduktan sonra oradan ayrılan insanların ayak
seslerini işittiğini haber vermiştir.


Nitekim
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:                

((
إِنَّ الْعَبْدَ إِذَا وُضِعَ فِي قَبْرِهِ وَتَوَلَّى عَنْهُ أَصْحَابُهُ إِنَّهُ
لَيَسْمَعُ قَرْعَ نِعَالِهِمْ … ))

 [
رواه البخاري ومسلم ]

   


“Şüphesiz ki
ölü kabre konulunca ve (onu defneden) arkadaşları (yakınları) oradan
uzaklaşınca, ölü onların ayak seslerini işitir…”


[11]

Yine şöyle
buyurmuştur:

((
وَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ مَا أَنْتُمْ بِأَسْمَعَ لِمَا أَقُولُ
مِنْهُمْ )) [ رواه البخاري ]


“Muhammed’in
nefsi elinde olan Allah’a yemîn olsun ki, sizler benim onlara söylediklerimi
işitmezsiniz!”


[12]


 


Kalp, kabre
benzer. Bunun içindir ki Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Hendek
savaşında ikindi namazının vaktinin çıkmasına sebep olan müşrikler hakkında
şöyle buyurmuştur:

((شَغَلُونَا عَنْ الصَّلاَةِ الْوُسْطَى صَلاَةِ الْعَصْرِ، مَلَأَ اللَّهُ
أَجْوَافَهُمْ وَقُبُورَهُمْ نَارًا ))

[
رواه البخاري مسلم ] 

 “Bizi
orta namaz olan ikindi namazını kılmaktan alıkoydular.Allah onların karınlarını
ve kabirlerini ateşle doldursun!”


[13]

Başka bir rivâyette şöyle buyurmuştur:

((مَلَأَ اللَّهُ قُلُوبَهُمْ وَقُبُورَهُمْ نَارًا كَمَا شَغَلُونَا عَنْ
الصَّلاَةِ الْوُسْطَى )) [ رواه ابن خزيمة وصححه الألباني ]


“Bizi orta
namazı kılmaktan alıkoydukları gibi, Allah da onların kalplerini ve kabirlerini
ateşle doldursun!”


[14]

Nitekim
Allah Teâlâ
kabirlerle
kalpleri birbirinden ayırarak şöyle buyurmuştur:

ﮋﯖ 
ﯗ  ﯘ  ﯙ  ﯚ  ﯛ  ﯜ  ﯝ    ﯞ  

ﭑ  ﭒ  ﭓ  ﭔ     ﭕ

( أَفَلا يَعْلَمُ إِذَا بُعْثِرَ مَا فِي الْقُبُورِ * وَحُصِّلَ مَا فِي
الصُّدُورِ )[ سورة العاديات الآيتان: ٩ – ١٠

]


“(İnsan)
bilmez mi ki (kıyâmet günü hesap ve ceza için) kabirlerde bulunanlar diriltilip
dışarı çıkarıldığı ve kalplerde gizlenen (iyilik ve kötülük)ler ortaya konduğu
zaman (hâli ne olacak!)!”


[15]

Bu verilen
örnekler, uyku sırasında insanın rüyâsında gördüğü şeyler ile kabirde insanın
başına gelecek olanları birbirine yakınlaştırmak ve böyle bir durumun
olabileceğini belirtmek içindir.

Kabirdeki
nimetin veya azabın, uyuyan kimsenin uyku sırasında bulduğu tat veya acının
aynısıdır demek câiz değildir.Aksine kabir nimeti ile kabir azabı, daha mükemmel
ve daha tesirlidir.Kabir nimeti, gerçek nimettir, kabir azabı da gerçek
azaptır.Fakat bu örnek, böyle bir şeyin vuku bulmasının mümkün olduğunu
açıklamak için verilmiştir.

Bir kimse,
ölü kabrinde hiç hareket etmiyor ve üzerindeki toprak da hiç değişmiyor gibi
sorular sorarsa, bu konunun anlatılması çok uzun sürer ve açıklanması için bu
sayfalar yetmez.

Allah’ın
salât ve selâmı, Muhammed’in, âile halkının ve ashâbının üzerine olsun.

Şeyhulislâm
İbn-i Teymiyye, “Mecmûu’l-Fetâvâ”, cilt:4 , sayfa: 275-276

Yine de en doğrusunu Allah Teâlâ bilir.

 

[1]

Fâtır Sûresi: 22

[2]

Rûm Sûresi: 52

[3]
Ğâfir (Mü’min) Sûresi:46

[4]
İbn-i Kesir Tefsiri, cilt: 4, sayfa: 82

[5]

Buhâri, hadis no: 798, Müslim, hadis no: 589

[6]

Buhâri, hadis no: 3980, Müslim, hadis no: 932

[7]

Buhâri, hadis no: 3976, Müslim, hadis no: 2875, Fethu’l-Bârî, cilt: 7,
sayfa: 304

[8]
Şeyhulislâm İbn-i Teymiyye, “el-İhtiyârâtu’l-Fıkhıyye”,
sayfa:94

[9]
İbn-i Kayyim, ‘Ruh’, sayfa: 51-52

[10]
İmam Nevevî, “Şerhu Muslim”, cilt: 17, sayfa: 201

[11]

Buhâri ve Müslim

[12]

Buhâri, hadis no: 3976, Müslim, hadis no: 2875, Fethu’l-Bârî, cilt: 7,
sayfa: 304

[13]

Buhâri ve Müslim

[14]

İbn-i Huzeyme rivâyet etmiş Elbânî de “hadis, sahihtir” demiştir.

[15]

Âdiyât Sûresi: 9-10