Ölünün kabirde yaşadığı söylenirse, acaba onun yaşayışı dünyadaki yaşayışı gibi midir? Kabirde kendisine kaç tane duyu organı geri verilmektedir? Kabirde ne kadar yaşayacaktır? Ölünün cesedi kabirde sorguya çekiliyorsa, Hindistan’daki Hindular ve Japonya’daki putperestler gibi bedenleri yakılan insanların durumu ne olacaktır? Onların sorgusu nerede olacaktır? Bilindiği gibi bir doktor ameliyat sırasında -acıyı hissetmemesi için- insanın duyu organlarını narkoz vererek uyuşturmaktadır. Bedenleri yakılan ölüler nasıl olacak diye kendi kendime sormaktayım.


New Page 1

Hamd,
yalnızca Allah’adır.

Öncelikle
bilinmelidir ki, Allah Teâlâ’nın kitabında veya elçisi Muhammed -sallallahu
aleyhi ve sellem-‘in diliyle âhiret günü, hesap, cennet, cehennem, ölüm, kabir
azabı ve nimetiyle ilgili Kur’an-ı Kerim’de  gelen veya temiz sünnette doğru
olarak bildirilen diğer gayb ile ilgili konularda haber verilen şeylere her
mü’min erkek ve kadının inanması gerekir. Çünkü biz, Rabbimiz Allah Teâlâ’nın
söylediği ve haber verdiği şeylerde doğru olduğunu biliyoruz.

Nitekim Allah
Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:

(
وَمَنْ أَصْدَقُ مِنَ اللَّهِ قِيلاً) [ سورة النساء من الآية: ١٢٢ ]


“(Söz ve
va’dinde) Allah’tan daha doğru sözlü kim olabilir?”[1]

Başka bir
âyette şöyle buyurmaktadır:

 (
وَمَنْ أَصْدَقُ مِنَ اللَّهِ حَدِيثاً)
[
سورة النساء من الآية: 87 ]


“(Haber
verdiği şeylerde) Allah’tan daha doğru sözlü kim olabilir?”[2]

Yine biz,
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in insanlar içerisinde en doğru sözlü
kimse olduğuna, O’nun kendi hevâsından konuşmadığına ve konuştuğu şeyin de
vahiyden başka bir şey olmadığını biliyoruz.

Nitekim Allah
Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

 

 (
وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوَى * إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى)
[
سورة النجم الآيتان: 3-4 ]


“O (Muhammed
-sallallahu aleyhi ve sellem-), kendi hevâsından konuşmaz. O’nun konuşması,
kendisine vahyedilen vahiyden başka bir şey değildir.”[3]

Muhammed
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘den sahih hadislerle sâbit olan her şeyi,
-hakikatini bilemesek bile- onu tasdik etmek gerekir.

Bu sebeple
âhiret, cennet, cehennem, cennet ehlinin nimetleri, cehennem ehlinin azabı,
kulun kabirde azap görmesi veya nimetler içerisinde yaşaması ve kabirde ruhunun
kendisine geri verilmesi gibi konularda Muhammed -sallallahu aleyhi ve
sellem-‘in haber verdiği her şeyi tasdik etmemiz gerekir.Bunların hepsi, Kur’an
ve sünnetin haber verdiği birer gerçektir.Dolayısıyla kulun bunlara teslimiyet
göstermesi ve Kur’an veya sahih sünnetten bildirilen veyahut da İslâm
âlimlerinin ittifak ettiği her şeyi tasdik etmesi gerekir.

Sonra Allah
Teâlâ, mü’min erkek ve kadına bu konuların hikmet ve sırlarını bilmeleri için
onlara lütufta bulunursa, bu hayır üstüne hayır, nur üstüne nur ve ilim üstüne
ilimdir. Bu sebeple onun, Allah Teâlâ’nın kendisine bu konuda lütufta bulunup
bilgisinin artmasına ve kalben huzura kavuşamasına sebep olan bu nimete hamdedip
şükretmelidir.

Kabir sorgusu
ve ölünün durumu ile ilgili konulara gelince, kabir sorgusu haktır. Ölünün ruhu
kendisine döndürülür. Nitekim Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘den bu
konuda sahih hadisler rivâyet olunmuştur. Ölünün kabrindeki hayatı, dünyadaki
hayatı gibi değildir. Aksine bu hayat, özel berzah hayatıdır. Yeme, içme ve bu
gibi şeylere ihtiyaç duyulan dünyadaki hayat cinsinden değildir. Aksine ölünün
bu hayatı, soru ve cevabı akıl edebileceği özel bir hayattır.

Nitekim
kendisine iki melek gelecek ve ona:

Rabbin
kimdir?

Dînin nedir?

Peygamberin
kimdir?

Diye
soracaktır:

 Mü’min erkek
ve kadın şöyle cevap verecektir:

Rabbim Allah,
dînim İslâm ve Muhammed peygamberimdir.

Ona: Bu adamı
(Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-‘i) nasıl biliyorsun? Diye sorulacaktır.

Bunun üzerine
o şöyle cevap verecektir:

“Muhammed
-sallallahu aleyhi ve sellem- Allah’ın elçisidir, bize hidâyeti getirmiştir. Biz
de O’na hemen îmân ettik, O’nu tadik ettik ve O’na uyduk.”

Kendisine
şöyle denilecektir:

“Biz, senin
mü’min olduğunu zaten biliyorduk.”

Ardından ona
cennete giden bir kapı açılır, kendisine cennetin güzel kokusu ve nimetleri
gelir ve kendisine şöyle denilir:

“Allah Teâlâ
(kıyâmet günü) seni tekrar diriltinceye kadar burası senin yerindir.”

Sonra
kendisine cehennemdeki yeri gösterilir ve ona şöyle denilir:

“Allah’ı
inkâr etmiş olsaydın burası senin yerindi.Ama şimdi, Allah seni ondan korudu ve
cennete gittin.”

Kâfire
gelince, o Rabbi, dîni ve peygamberi hakkında sorulduğu zaman şöyle cevap
verecektir:

“Hah…Hah…Bilmiyorum. İnsanların birtakım şeyler söylediklerini işittim, ben
de öyle söyledim.”

Ardından onun
başına demirden bir balyozla vurulunca, öyle bir feryat koparır ki, cinler ve
insanlardan başka herkes onun feryadını işitir. Onun feryadını hayvanlar
işitirler. Ardından ona cehenneme giden bir kapı açılır ve kaburgaları
birbirine geçecek şekilde kabri ona daraltılır.Kabri, onun için cehennem
çukurlarından bir çukur olur ve ona cehenneme giden bir kapı açılır ve cehennem
ateşinin sıcağı ve azabından kokular gelir.  

Sonra ona
şöyle denilir:

“Allah Teâlâ
(kıyâmet günü) seni tekrar diriltinceye kadar burası senin yerindir.”

Sonra
kendisine kapı açılır ve cennetteki yeri kendisine gösterilir.Ona şöyle denilir:

“Şayet Allah
seni hidâyete erdirmiş olsaydı, burası senin yerindi.”

Böylelikle
kabrin, cennet bahçelerinden bir bahçe veya cehennem çukurlarından bir çukur
olduğu bilinmiş olmaktadır.Kabir azabı veya nimeti, kabirde hem ruh ve bedene
her ikisine birlikte olacaktır.Aynı şekilde âhirette cennet veya cehennemde de
böyle olacaktır.

Her kim,
boğularak veya yanarak veyahut da yırtıcı hayvanın kendisini parçalayıp
yemesiyle ölürse, nasibi olan azap veya nimet bu kimsenin ruhuna
gelecektir.İster karada olsun, isterse denizde olsun, isterse yırtıcı hayvanın
midesinde olsun, azap veya nimet, onun cesedine Allah Teâlâ’nın dilediği şekilde
gelip bulacaktır.Fakat nimet veya azabın büyük çoğunluğu, kalıcı olan ruhun
üzerine olacaktır.Ruh, ya nimetler içerisinde olacaktır, ya da azap
görecektir.Bu sebeple mü’minin ruhu, cennete gidecektir.

 

Nitekim
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmuştur:

((إِنَّمَا نَسَمَةُ الْمُؤْمِنِ، طَائِرٌ فِي شَجَرِ الْجَنَّةِ حَتَّى يَبْعَثَهُ
اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ إِلَى جَسَدِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ))

[
رواه النسائي وابن ماجه وأحمد ومالك ]


“Allah -azze
ve celle- kıyâmet günü onu tekrar bedenine gönderinceye kadar, mü’minin ruhu
cennetin ağaçlarının meyvelerinden yiyen bir kuş gibidir.”[4]

Her müslüman
erkek ve kadının, Allah Teâlâ ve elçisi Muhammed -sallallahu aleyhi ve
sellem-‘in haber verdiği şeyden emîn olması, onda şüphe etmemesi, ona güvenmesi
ve – Allah Teâlâ ve elçisi Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in haber
verdiği şeyin bazı anlamı kula gizli-saklı gelse bile-, onu Allah -azze ve
celle-‘nin istediği şekilde tasdik etmesi gerekir.İnsanların zannetikleri her
türlü zan ve tahminleri ortadan kaldıran Allah Teâlâ’nın hikmeti çok büyüktür.

 

 

( Abdulaziz b. Baz, ‘Mecmûu Fetâvâ ve Mekâlât Mutenevvia’, sayfa: 338 )

 

[1]

Nisâ Sûresi: 122

[2]

Nisâ Sûresi: 87

[3]

Nisâ Sûresi: 87

[4]

Nesâî, İbn-i Mâce, Ahmed ve Mâlik