Bir müslümanın kan bağışında bulunması helal midir?
Eğer bu olur da kan bağışında bulunursa, kan bağışından hemen sonra namazını edâ edebilir mi?
Hamd, yalnızca Allah’adır.
Kan bağışında bulunmaya ileten zarurî
bir durum bulunursa, ne kendisine kan bağışında bulunulan
hastaya, ne kan alan doktora, ne de kan bağışında bulunan
kimseye bir günah vardır. Bunun da sebepleri şunlardır:
1. Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
(( مِنْ أَجْلِ ذَلِكَ كَتَبْنَا
عَلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ أَنَّهُ مَنْ قَتَلَ نَفْساً بِغَيْرِ نَفْسٍ أَوْ
فَسَادٍ فِي الأَرْضِ فَكَأَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَمِيعاً وَمَنْ أَحْيَاهَا
فَكَأَنَّمَا أَحْيَا النَّاسَ جَمِيعاً وَلَقَدْ جَاءتْهُمْ رُسُلُنَا
بِالبَيِّنَاتِ ثُمَّ إِنَّ كَثِيراً مِّنْهُم بَعْدَ ذَلِكَ فِي الأَرْضِ
لَمُسْرِفُونَ ))
[ سورة المائدة الآية: 32 ]
“Bundan (bu cinâyetten) dolayı
İsrailoğullarının üzerine yazdık ki: Her kim, bir
nefsi bir nefse veya yeryüzünde bozgunculuğa karşılık
olmadan (sebepsiz olarak) öldürürse, bütün insanları
öldürmüş gibi olur. Kim de, onu diri bırakırsa (öldürmekten
sakınırsa), sanki bütün insanları diriltmiş gibidir.
Andolsun ki onlara, elçilerimiz apaçık delillerle (mucizelerle) geldiler.
Bundan (elçilerin kendilerine gelmelerinden) sonra onlardan pek
çoğu gerçekten (Allah’ın haram sınırlarını
çiğnemek ve emirlerini terk etmek sûretiyle) haddi aşan kimselerdir.”
(Mâide Sûresi: 32)
Bu âyet-i
kerime,saygın bir nefsi (canı) diri tutmaya sebep olmanın
fazîletine delâlet etmiştir.Hiç şüphe yok ki, doktorlar ve
kanlarıyla kan bağışında bulunan kimseler, kendisine
kan nakledilmediği takdirde ölümle karşı karşıya
bulunacak olan hastanın hayatta kalması konusunda birer sebep
durumundadırlar.
2. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
(( إِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيْكُمُ
الْمَيْتَةَ وَالدَّمَ وَلَحْمَ الْخِنْزِيرِ وَمَا أُهِلَّ بِهِ لِغَيْرِ اللهِ
فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلاَ عَادٍ فَلا إِثْمَ عَلَيْهِ إِنَّ اللّهَ
غَفُورٌ رَّحِيمٌ ))
[ سورة البقرة الآية: 173 ]
“O (Allah),
size (İslâmî esaslara uygun olarak boğazlanmamış) hayvan
leşi, kanı, domuz etini ve Allah’tan başkası adına (Allah’tan
başkasının adı anılarak) kesilen hayvanın
etini haram kıldı. Kim, (bunlardan yemeye) mecbur kalırsa,
(zaruretten fazlasını
yiyerek) haddi aşmamak ve (Allah’ın kendisine mübah
kıldığı) zaruret miktarını geçmemek kaydıyla
bunlardan yemesinde kendisine bir günah yoktur. Zirâ Allah (kullarını)
çok bağışlayıcıdır, (onlara) çok merhametlidir.” (Bakara Sûresi:
173)
Bu âyet-i kerime, haram kılınan bir şeyi
yemek veya içmek zorunda kalan kimseden günahın
kaldırıldığına delâlet etmiştir.Hasta ise,
kendisine kan verilerek yardım edilmeye muhtaç durumdadır ve
başkasının ona kan bağışında
bulunmasında bir sakınca yoktur.
3. İslâm şeriatının kâideleri, kan
bağışında bulunmanın câiz olduğunu gerektirir.
Öyle ki İslâm şeriatının kâidelerinden birisi
şudur: “Zaruretler, sakıncalı şeyleri mübah
kılar. Zararın giderilmesi gerekir. Zorluk ise,
kolaylığı celbeder.”
Hasta, zorda kalan kimsedir.Helak olmasına sebep
olacak meşakkat ise, hastanın başına gelmiş
durumdadır. Bundan dolayı kendisine kan nakledilmesi câizdir. (Kan
bağışı konusunda daha detaylı bilgi için, (2320)
nolu sorunun cevabına bakabilirsiniz.)
Kanın çıkmasıyla abdestin bozulması
konusuna gelince, bu, ilim ehlinin ihtilaf ettiği bir konudur.
Kanın çıkmasıyla abdestin
bozulacağı görüşünde olan âlimler, Ebu Derdâ’nın -Allah
ondan râzı olsun- rivâyet ettiği şu hadisi delil olarak
göstermektedirler:
Ebu Derdâ’dan -Allah ondan râzı olsun- rivâyet
olunduğuna göre o şöyle demiştir:
((
أَنَّ رَسُولَ
اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَاءَ فَتَوَضَّأَ.))
[
رواه أحمد وأبو داود والترمذي ]
“Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kustuktan sonra
abdest aldı.”(Ahmed; hadis no: 4/449. Ebu Dâvud; hadis no: 2981. Tirmizî;
hadis no: 87)
Bazı
âlimler, kanı, kusmuğa kıyas etmişler ve her ikisi
arasındaki ortak noktanın, bedenden çıkan necis (pis) bir
şey olmasını delil göstermişlerdir.
Yukarıdaki
hadisi, Peygamber -sallallahu aleyhi
ve sellem-‘in ashâbı ile tâbiînden birçok fazla ilim ehli,
kusmuk ve burun kanından dolayı abdest gerektiği
görüşündedir. Bu görüş; Süfyân es-Sevrî, Abdullah b.
Mübârek, Ahmed b. Hanbel, İshak b. Rahâveyh.
Bazı
ilim ehli ise şöyle demiştir:
Kusmuk ve
burun kanından dolayı abdest gerekmez. Bu görüş ise,
Şâfiî ve Mâlik’e âittir.Bu görüş, İmam Ahmed b. Hanbel’den
de rivâyet edilmiştir.
İmam Beğavî -Allah ona rahmet etsin- şöyle demiştir:
“Bu, sahâbe ve tâbiînden pek çok kimsenin
görüşüdür.”
Bu konuda en tercihli görüş; vücuttan kan
çıkmasından dolayı abdest almak müstehap olsa bile, bu durum
(kan çıkması), abdesti bozmaz. Bunun delili şunlardır:
1. Beraet-i Asliyye’dir (Beraeti zimmet asıldır):
Aksine bir hüküm veya delil sâbit olmadığı sürece aslolan; abdestlilik
durumunun devam etmesidir (abdestin bozulmamasıdır). Abdestin
bozulduğuna delâlet eden bir şey ise, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘den sâbit olmamıştır.
Bunun içindir ki
İmam
Nevevî -Allah ona rahmet etsin- bu
konuda şöyle demiştir:
“Kan
çıkmasından dolayı abdest
gerektiğine dâir Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘den kesinlikle bir şey sâbit
olmamıştır.”
Değerli âlim Abdurrahman b. Nâsır es-Sa’dî
-Allah ona rahmet etsin- şöyle demiştir:
“Doğru olan görüşe göre; ister
az olsun, isterse çok olsun, kan, kusmuk ve benzeri şeylerin abdesti
bozmamasıdır. Çünkü bu gibi şeylerle abdestin
bozulduğuna dâir hiçbir delil gelmemiştir. Aslolan; abdestlilik
durumunun devam etmesidir.”
2. Kanın, başka şeylere kıyas
edilmesi geçersiz bir görüştür. Çünkü kan ile diğer
şeyler arasındaki hükmün sebebi aynı değildir.
3. Kanın çıkmasıyla abdestin
bozulacağına dâir hüküm, ilk müslümanlardan gelen eserlere
(rivâyetlere) aykırı bir görüştür.
Bu eserlerden bazıları şunlardır:
– Ömer b. Hattab, namaz sırasında
(hançerlendiğinde) kendisinden kan aktığı halde
namazını kılmaya devam etmiştir.
Bunun içindir ki Hasan Basrî -Allah ona rahmet etsin- bu
konuda şöyle demiştir:
“Müslümanlar, hâlâ yaralarıyla namaz
kılmaya devam etmektedirler.”
4. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in kustuktan
sonra abdest almış olması, abdestin yeniden alınması
gerektiğine delâlet etmez.Çünkü fıkıh usulü kâidesine
göre; Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in fiili, beraberinde emir
olduğuna delâlet eden bir şey yoksa, o fiilin gerektiğine (farz veya vâcip) delâlet
etmez.Bu konuda en fazla söylenebilecek şey; bu fiilde, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘i örnek almanın meşrû
olmasıdır.
Bunun içindir ki
Şeyhulislâm
İbn-i Teymiyye -Allah
ona rahmet etsin- şöyle demiştir:
“Hacamât
ve kusmuktan dolayı abdest almanın müstehap olduğuna delâlet
eden delil apaçıktır.”
Yukarıda
zikredilenlerin özeti şudur:
Kan
bağışında bulunmak câizdir.Kan
bağışında bulunan kimsenin, kan
bağışından sonra abdest alması müstehaptır.Eğer
abdest almazsa kendisine bir günah yoktur.
Allah Teâlâ en iyi bilendir.
Kan
bağışında bulunma meselesi için şu kitaplara
bakabilirsiniz:
–
Abdurrahman b. Nâsır es-Sa’dî;
“el-Muhtârâtu’l-Celiyye”; s: 327.
–
Dr. Abdullah et-Tureykî;
“Ahkâmu’l-Et’ime fi’ş-Şerîa”; s: 411.
–
“İslâm Fıkhı
Dergisi”; sayı: 1, sayfa: 32.
–
es-Sâfî; “Kan nakli ve bununla
ilgili hükümler”; s: 27.
–
Dr. eş-Şenkîtî;
“Tıbbî cirâhâtla ilgili hükümler”; s: 580.
Kan
çıkması konusunda abdestin bozulup-bozulmayacağı meselesi
için şu kitaplara bakabilirsiniz:
–
Şeyhulislâm
İbn-i Teymiyye; “Mecmû’u’l-Fetâvâ”; c: 20, s: 526.
–
Şeyhulislâm
İbn-i Teymiyye; “Umdetu’l-Fıkıh Şerhi”; c: 1, s: 295.
–
İbn-i
Kudâme; “el-Muğnî”; c: 1, s: 234.
–
Abdullah
el-Bessâm; “Tavdîhu’l-Ahkâm”; c: 1, s: 239.
–
Muhammed b. Salih el-Useymîn;
“eş-Şerhu’l-Mumti'”; c: 1, s: 221.
