Kendilerine İslâm dîni ulaşmayan kâfirlerin âkibeti ne olacaktır?
Hamd,
yalnızca Allah’adır.
Hiçbir kavme tebliğ etmeden ve onlara hüccet ikâme etmeden
azap etmemesi, Allah -azze ve celle-‘nin adâletindendir. Zirâ Rab Teâlâ hiç
kimseye zulmetmez.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle
buyurmuştur:
وما كنّا معذّبين حتى نبعث رسولا [ سورة الإسراء الآية: ١٥]
“Kim doğru yolu
seçerse, bunu ancak kendi iyiliği için seçmiş olur
(bunun
sevabı kendisine döner). Kim de doğru yoldan saparsa
(bâtıl yola uyarsa), bunu ancak kendi aleyhinde sapmış olur
(bunun da azabı kendisine döner). Hiçbir günahkâr nefis, başka
günahkâr nefsin günah yükünü üslenmez. Biz, bir elçi (peygamber)
göndermedikçe hiç kimseye azap edecek değiliz (onu
cezalandırmayız).” (İsrâ Sûresi: 15)
İbn-i Kesîr -Allah ona rahmet etsin- bu âyetin tefsiri
hakkında şöyle demiştir:
Allah Teâlâ:
وما كنّا معذّبين حتى نبعث رسولا [ سورة الإسراء من الآية: ١٥]
“Biz,
bir elçi (peygamber) göndermedikçe hiç kimseye azap edecek
değiliz (onu cezalandırmayız).”
Buyurmakla, kendi adâletini haber vermiş ve hiç
kimseye elçi (peygamber) gönderip kendisine hüccet ikâme etmedikçe ona
azap etmeyeceğini bildirmiştir.
Nitekim Allah Teâlâ başka bir âyette şöyle
buyurmuştur:
كلما ألقي فيها فوج سألهم خزنتها
ألم يأتكم نذير قالوا بلى قد جاءنا نذير فكذبنا وقلنا ما نزل الله من شيء إن أنتم
إلا في ضلال كبير[ سورة الملك الآية: ٨ – ٩]
“Cehennem,
(kâfirlere
olan) öfkesinden dolayı neredeyse çatlayacak haldedir. Ne zaman
oraya bir topluluk atılsa, onun bekçileri (azarlayarak) onlara:
–
(Dünyada
iken) sizi (içerisinde olduğunuz bu azaptan) uyaran bir peygamber
gelmemiş miydi? diye sorarlar.
Onlar
şöyle cevap verirler:
– Evet, doğrusu
bize (bu azap ile) uyaran bir peygamber gelmişti, ama biz onu yalan saymış
ve: Allah’ın bir şey gönderdiği yok; siz olsa olsa büyük
bir sapıklık içindesiniz! demiştik.” (Mülk Sûresi: 8-9)
Yine Allah
Teâlâ şöyle buyurmuştur:
وسيق الذين كفروا إلى جهنم زمرا حتى
إذا جاءوها فتحت أبوابها وقال لهم خزنتها ألم يأتكم رسل منكم يتلون عليكم آيات ربكم
وينذرونكم لقاء يومكم هذا قالوا بلى ولكن حقت كلمة العذاب على الكافرين [ سورة الزمر الآية:
٧١]
“Kâfirler bölük bölük
cehenneme sürülürler.Nihayet oraya geldikleri zaman kapılar
(cehennemin
yedi kapısı) açılınca cehennem bekçileri (azarlayarak)
onlara şöyle sorarlar:
– Size,
içinizden Rabbinizin âyetlerini okuyan ve Allah’ın huzuruna
çıkacağınız bu günü bildirerek, sizi uyaran elçiler
(peygamberler) gelmediler mi?
– Onlar: Evet
geldiler, ama kâfirler hakkında azap hükmü kesinleşti, şimdi ne
desek boş! derler.” (Zümer Sûresi:71)
Ne İslâm dîni hakkında, ne de Peygamberimiz
Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- hakkında bir şey işiten
kimseye, dâvet doğru bir şekilde ulaşmamış demektir. Buna
göre Allah Teâlâ, küfür üzere ölmesinden dolayı ona azap etmez.
O halde bu hal üzere ölen kimsenin âkibeti ne olur?
diye sorulacak olursa, cevap olarak şöyle diyebiliriz:
Şüphesiz Allah Teâlâ onu kıyâmet günü imtihan
edecektir. Eğer itaat ederse, cennete girecektir. Yok eğer O’na
karşı gelirse, cehenneme girecektir.
Bunun delili, Esved b. Serî’den rivâyet olunan hadiste, Peygamberi
-sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
(( أَرْبَعَةٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ: رَجُلٌ أَصَمُّ لا يَسْمَعُ
شَيْئًا، وَرَجُلٌ أَحْمَقُ، وَرَجُلٌ هَرَمٌ، وَرَجُلٌ مَاتَ فِي فَتْرَةٍ.
فَأَمَّا الأَصَمُّ فَيَقُولُ: رَبِّ لَقَدْ جَاءَ الإِسْلامُ وَمَا أَسْمَعُ
شَيْئًا، وَأَمَّا الأَحْمَقُ فَيَقُولُ: رَبِّ لَقَدْ جَاءَ الإِسْلامُ
وَالصِّبْيَانُ يَحْذِفُونِي بِالْبَعْرِ، وَأَمَّا الْـهَرَمُ فَيَقُولُ: رَبِّي
لَقَدْ جَاءَ الإِسْلامُ وَمَا أَعْقِلُ شَيْئًا، وَأَمَّا الَّذِي مَاتَ فِي
الْفَتْرَةِ فَيَقُولُ: رَبِّ مَا أَتَانِي لَكَ رَسُولٌ فَيَأْخُذُ
مَوَاثِيقَهُمْ لَيُطِيعُنَّهُ فَيُرْسِلُ إِلَيْهِمْ أَنِ ادْخُلُوا النَّارَ.
قَالَ: فَوَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ، لَوْ دَخَلُوهَا لَكَانَتْ
عَلَيْهِمْ بَرْدًا وَسَلامًا ))
وفي رواية: (( فَمَنْ دَخَلَهَا
كَانَتْ عَلَيْهِ بَرْدًا وَسَلَامًا وَمَنْ لَمْ يَدْخُلْهَا يُسْحَبُ إِلَيْهَا
)) [ رواه أحمد وابن حبان وصححه الألباني في صحيح الجامع ]
“Dört
sınıf insan kıyâmet günü (müslüman olmadan ölmelerini) Allah’a mazeret
(gerekçe) göstereceklerdir.(Bunlar:) Hiçbir şey
işitmeyen sağır kimse, ahmak (deli) kimse,
yaşlı ve bunamış kimse ve fetret döneminde (iki
peygamber arasındaki dönemde kalan ve kendisine bir peygamber veya
uyarıcı gönderilmeden) ölen kimse.
Hiçbir şey işitmeyen sağır kimse
(müslüman olmadan ölmesine gerekçe olarak) şöyle
diyecektir:
– Rabbim! İslâm geldiğinde ben hiçbir şey
işitmiyordum. (Bu sebeple
müslüman olamadan öldüm).
Ahmak (deli) kimse (müslüman
olmadan ölmesine gerekçe olarak) şöyle diyecektir:
-Rabbim! İslâm geldiğinde çocuklar
(benimle alay ederek) bana deve
dışkısı fırlatıyorlardı. (Bu sebeple
müslüman olamadan öldüm).
Yaşlı ve bunamış kimse (müslüman olmadan ölmesine gerekçe olarak)
şöyle diyecektir:
-Rabbim! İslâm geldiğinde (bunadığımdan dolayı) hiçbir
şeyi akıl edemiyordum. (Bu sebeple müslüman olamadan öldüm).
fetrette (iki peygamber arasındaki dönemde kalan ve kendisine bir peygamber
veya uyarıcı gönderilmeden) ölen kimse (müslüman
olmadan ölmesine gerekçe olarak) şöyle diyecektir:
-Rabbim! Bana bir elçi (peygamber) göndermedin (ki müslüman
olayım. Bu sebeple müslüman olamadan öldüm).
Bunun üzerine Allah Teâlâ onlardan kendisine mutlaka
itaat edeceklerine dâir söz alır.
Ardından onlara bir melek gönderir.
Melek onlara:
– Ateşe (cehenneme) girin, diye emreder (ama onlar bundan imtina ederler).
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu ki:
– Muhammed’in nefsi elinde olan Allah’a yemîn olsun ki
şâyet ateşe girmiş olsalardı, ateş onlar için bir
serinlik ve selâmet olurdu.”
Başka bir rivâyette hadisin sonunda şöyle
buyurmuştur:
“Kim, o ateşe
girerse, ateş onun için bir serinlik ve selâmet olur
(imtihanı kazanmış olur).
Kim de (emre itaat etmeyip) ateşe girmezse, sürüklenerek ateşe
sokulur (böylece imtihanı kaybetmiş olur).”(İmam Ahmed ve İbn-i Hibbân rivâyet etmişler, Elbânî de
“Sahîhu’l-Câmi”; hadis no: 881’de hadisin sahih olduğunu
belirtmiştir.)
Kendisine İslâm dâveti doğru bir yolla
ulaşan herkese hüccet ikâme edilmiş demektir. Kim de kendisine
İslâm dâveti ulaşmadan ölür veya kendisine İslâm dâveti
doğru bir şekilde ulaşmadan ölürse, onun durumu Allah
Teâlâ’ya kalmıştır. O kullarını en iyi bilendir.
Zirâ Rab Teâlâ hiç kimseye zulmetmez ve Allah Teâlâ
kullarını hakkıyla görendir.
