Allah Teâlâ’nın göndermiş olduğu nebiler (peygamberler) kimlerdir? Onlarla birlikte indirmiş olduğu kitaplar nelerdir?

Hamd,
yalnızca Allah’adır.

Allah Teâlâ, Âdem -aleyhisselâm-‘ı yeryüzüne indirdikten
sonra onun nesli çoğalıp yayılınca onları
başıboş bırakmamış, aksine onlar için
rızık yaratmış, hem Âdem -aleyhisselâm-‘a, hem de
onun erkek evlatlarına vahiy indirmiş, fakat onlardan kimisi îmân
etmiş, kimisi de inkâr etmiştir.

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle
buyurmuştur:

(( وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِي كُلِّ
أُمَّةٍ رَّسُولاً أَنِ اعْبُدُواْ اللّهَ وَاجْتَنِبُواْ الطَّاغُوتَ فَمِنْهُمْ
مَنْ هَدَى اللهُ وَمِنْهُمْ مَنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ الضَّلالَةُ فَسِيرُواْ فِي الْأَرْضِ
فَانْظُرُواْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ )) [ سورة النحل الآية: 36 ]

“Andolsun
ki biz, (geçmişte) her topluluğa bir elçi gönderdik (ve ona
şöyle söylemesini emrettik):
‘Yalnızca Allah’a ibâdet edin ve Tâğûta ibâdet etmekten
sakının.
Allah, onlardan kimini doğru yola iletti
(ve gönderilen elçilere tâbi oldular);
onlardan kimine de (bâtıl yola uymakta inat etmeleri sebebiyle)
sapıklık hak oldu. Şimdi (ibret almanız için) yeryüzünde
dolaşın da elçileri yalanlayanların sonunun ne olduğunu (gözlerinizle)
görün.”
(Nahl Sûresi: 36)

Allah Teâlâ’nın indrimiş olduğu semâvî
kitaplar dörttür. Bu kitaplar: Tevrat, İncil, Zebur ve
Kur’an’dır.

Nitekim Allah Teâlâ, Kur’an, Tevrat ve İncil
hakkında şöyle buyurmuştur:

(( نَزَّلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ
بِالْحَقِّ مُصَدِّقاً لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَأَنْزَلَ التَّوْرَاةَ وَالْإِنْجِيلَ
)) [ سورة آل عمران الآية: 3 ]

“O,
sana Kitab’ı (Kur’an’ı) hak ve
kendisinden önceki (kitapları ve elçi)leri doğrulayıcı
olarak indirdi. O, Tevrat’ı ve İncil’i de
indirmişti.”
(Âl-i İmrân Sûresi: 3 )

Allah Teâlâ, Zebur hakkında ise şöyle
buyurmuştur:

(( وَرَبُّكَ أَعْلَمُ بِمَنْ فِي
السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَلَقَدْ فَضَّلْنَا بَعْضَ النَّبِيِّينَ عَلَى بَعْضٍ
وَآتَيْنَا دَاوُودَ زَبُوراً )) [ سورة الإسراء الآية: 55 ]

“(Ey Nebi!) Rabbin,
göklerde ve yerde olan
herkesi en iyi bilir. Andolsun
ki biz, peygamberlerin bir
kısmını bir kısmına (kendisine îmân
edenlerin çokluğu ve ona kitap indirmekle) üstün
kıldık ve Davud’a da Zebur’u verdik.” (İsrâ Sûresi: 55)

Nebiler ve rasûller (elçiler) pek çoktur.Onların
sayısını Allah Teâlâ’dan başka kimse bilemez. Allah Teâlâ
onlardan kimisinin kıssasını bize anlatmı, kimisini de
anlatmamıştır.
 

(( وَرُسُلاً قَدْ قَصَصْنَاهُمْ
عَلَيْكَ مِنْ قَبْلُ وَرُسُلاً لَمْ نَقْصُصْهُمْ عَلَيْكَ وَكَلَّمَ اللهُ
مُوسَى تَكْلِيماً )) [ سورة النساء الآية: 164 ]

“Ve gerçekten daha önce
(Kur’an’da) kıssalarını sana
anlattığımız elçiler gönderdik. (Dilediğimiz
bir hikmet gereği de) anlatmadığımız daha nice elçiler
gönderdik. Allah,
(elçisi) Musa ile gerçekten (vâsıtasız) konuştu.”
(Nisâ Sûresi: 164)

Allah Teâlâ’nın indirmiş olduğu bütün kitaplara ve
göndermiş olduğu bütün nebi ve elçilere îmân etmek gerekir.

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle
buyurmuştur:

(( يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ
آمِنُواْ بِاللهِ وَرَسُولِهِ وَالْكِتَابِ الَّذِي نَزَّلَ عَلَى رَسُولِهِ
وَالْكِتَابِ الَّذِيَ أَنْزَلَ مِنْ قَبْلُ وَمَنْ يَكْفُرْ بِاللهِ
وَمَلاَئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلاَلاً
بَعِيداً )) [ سورة النساء الآية: 136 ]

“Ey îmân edenler!

(Kesin olarak îmân ettiğiniz) Allah’a ve elçisine ve daha önce
(elçilere) indirdiği kitaplara îmân (etmeye
devam) edin.Kim Allah’ı,
meleklerini, (insanlığın hidâyeti için indirmiş
olduğu) kitapları, (risâlet
görevini tebliğ etmek için seçtiği) elçilerini ve (ölümden sonra hesaba çekilecekleri) âhiret gününü inkâr ederse, hiç şüphe
yok ki
derin bir
sapıklığa düşmüş
(dinden
çıkmış ve hak yoldan
büsbütün uzaklaşmış)
olur.”
(Nisâ Sûresi:
136)

Rasûl ve nebi, aynı anlama
gelen iki isimdir.İnsanları yalnızca Allah’a ibâdet etmeye dâvet
etmesi için Allah Teâlâ’nın göndermiş olduğu kimsedir. Buna
göre nebi ve rasûller, Allah Teâlâ’nın seçtiği ve dînini, kullarına
tebliğ etmeleri için gönderdiği kimselerdir.

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle
buyurmuştur:

(( رُّسُلاً مُبَشِّرِينَ وَمُنْذِرِينَ
لِئَلاَّ يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَى اللهِ حُجَّةٌ بَعْدَ الرُّسُلِ وَكَانَ اللهُ
عَزِيزاً حَكِيماً )) [ سرو النساء الآية: 165 ]

“İnsanların,
(kıyâmet
günü) elçilerden sonra Allah’a karşı bir özür beyan
etmemeleri için, (sevabımı) müjdelemek ve (azabımdan
da) uyarmak üzere elçiler (gönderdik). Allah, (mülkünde) güçlüdür,
(işleri çekip çevirmekte) hikmet sahibidir.”

 Nebi ve rasûller
pek çoktur. Nitekim Allah Teâlâ onlardan 25 tanesini Kur’an’da
zikretmiştir. Bu sebeple onların hepsine îmân etmek gerekir. Kur’an’da
adları geçen nebi ve rasûller şunlardır:

Âdem, İdris, Nuh, Hud, Salih, İbrahim,
Lut, İsmail, İshak, Yakub, Yusuf, Şuayb, Eyyub, Zülkifl, Musa,
Harun, Davud, Süleyman, İlyas, Elyesa’, Yunus, Zekeriyya, Yahya, İsa
ve Muhammed -Allah’ın salât ve selâmı hepsinin üzerine olsun-.  

Kur’an-ı Kerim, semâvî kitapların en
büyüğü ve sonuncusu olup kendisinden önceki kitapları nesh eden
(hükümlerini geçersiz kılan) ve onları gözeten kitaptır. Bu
sebeple ona göre yaşamak ve onun dışındaki
kitapları terk etmek gerekir.

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle
buyurmuştur:

(( وَأَنْزَلْنَا إِلَيْكَ الْكِتَابَ
بِالْحَقِّ مُصَدِّقاً لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ الْكِتَابِ وَمُهَيْمِناً
عَلَيْهِ فَاحْكُم بَيْنَهُم بِمَا أَنزَلَ اللهُ وَلاَ تَتَّبِعْ أَهْوَاءهُمْ
عَمَّا جَاءكَ مِنَ الْحَقِّ… )) [ سورة المائدة من الآية: 48 ]

“(Ey elçi!) Önceki kitapları,
hem tasdik edici, hem de gözetleyici olması için sana da Kitab’ı (Kur’an’ı) indirdik.
Artık,
Allah’ın indirdiği ile aralarında hükmet ve
sana gelen
haktan ayrılıp da onların arzularına uyma…” (Mâide Sûresi: 48)

Allah Teâlâ, Âdem oğulları arasından elçiler
ve nebileri seçerek bütün topluluklara göndermiş, onlara
toplulukları yalnızca Allah’a ibâdet etmeye çağırmalarını
ve içerisinde toplulukların dünya ve âhiret saadeti olan, îmân edeni
cennetle müjdeleyen, inkâr edeni cehennemle uyaran hükümleri
açıklamalarını emretmiştir.

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle
buyurmuştur:

(( وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِي كُلِّ
أُمَّةٍ رَّسُولاً أَنِ اعْبُدُواْ اللّهَ وَاجْتَنِبُواْ الطَّاغُوتَ فَمِنْهُمْ مَنْ
هَدَى اللهُ وَمِنْهُمْ مَنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ الضَّلالَةُ فَسِيرُواْ فِي الْأَرْضِ
فَانْظُرُواْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ )) [ سورة النحل الآية: 36 ]

“Andolsun
ki biz, (geçmişte) her topluluğa bir elçi gönderdik (ve ona
şöyle söylemesini emrettik):
‘Yalnızca Allah’a ibâdet edin ve Tâğûta ibâdet etmekten
sakının.
Allah, onlardan kimini doğru yola iletti
(ve gönderilen elçilere tâbi oldular);
onlardan kimine de (bâtıl yola uymakta inat etmeleri sebebiyle)
sapıklık hak oldu. Şimdi (ibret almanız için) yeryüzünde
dolaşın da elçileri yalanlayanların sonunun ne olduğunu (gözlerinizle)
görün.”
(Nahl Sûresi: 36)

Allah Teâlâ, nebi ve rasûllerden kimisini diğerinden üstün
kılmıştır.Buna göre nebi ve rasûllerin en
fazîletlileri;Ulu’l-Azm olarak bilinen Nuh, İbrahim, Musa, İsa ve
Muhammed’dir -Allah’ın
salât ve selâmı hepsinin üzerine olsun-. Ulu’l-Azm’in en fazîletlisi ise, Muhammed
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘dir.
Çünkü her nebi kendi toplumuna özel olarak gönderilirdi. Ancak
Muhammed
-sallallahu aleyhi ve sellem- bütün
insanlara gönderilmiştir. Bunun içindir ki Muhammed -sallallahu aleyhi ve
sellem- nebi ve rasûllerin en
en fazîletlisidir.

Nitekim Allah Teâlâ Muhammed -sallallahu aleyhi ve
sellem- hakkında şöyle buyurmuştur:

 (( وَمَا أَرْسَلْنَاكَ
إِلَّا كَافَّةً لِلنَّاسِ بَشِيراً وَنَذِيراً وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا
يَعْلَمُونَ )) [ سورة سبأ الآية: 28 ]

“(Ey elçi!) Biz, seni
ancak bütün insanlara (Allah’ın sevabını müjdeleyen) bir
müjdeci ve (O’nun azabından uyaran) bir uyarıcı olarak
gönderdik.Fakat insanların çoğu  (hakikati) bilmezler.” (Sebe
Sûresi: 28)

 Allah Teâlâ, nebi ve rasûlleri insanlar arasından seçmiş,
onları kendi toplulukları için birer örnek
kılmış, eğitmiş, terbiye etmiş, elçilikle
şereflendirmiş, günahlara düşmekten korumuş ve onları
mucizelerle desteklemiştir.Bu sebeple nebi ve rasûller,
yaratılış ve ahlak bakımından insanların en
mükemmeli, en bilgilisi, en doğru sözlüsü ve geçmişi en temiz
olan kimselerdir.

 Nitekim Allah
Teâlâ onlar hakkında şöyle buyurmuştur:

(( وَجَعَلْنَاهُمْ أَئِمَّةً يَهْدُونَ بِأَمْرِنَا
وَأَوْحَيْنَا إِلَيْهِمْ فِعْلَ الْخَيْرَاتِ وَإِقَامَ الصَّلَاةِ وَإِيتَاء
الزَّكَاةِ وَكَانُوا لَنَا عَابِدِينَ )) [ سورة الأنبياء الآية: 73 ]

“Onları
bizim emrimizle doğru yolu gösteren önderler (insanlara
örnek kimseler) kıldık ve onlara hayırlı ameller
işlemeyi, namazı dosdoğru kılmayı, zekâtı vermeyi
vahyettik. Onlar sadece bize ibâdet eden
kimselerdi.” (Enbiyâ Sûresi: 73)

Nebi ve rasûller, itaat
ve güzel ahlak bakımından bu yüksek makama sahip olunca,
Allah Teâlâ, onları örnek
almamızı emrederek şöyle buyurmuştur:

(( أُوْلَـئِكَ الَّذِينَ هَدَى اللهُ
فَبِهُدَاهُمُ اقْتَدِهْ قُلْ لَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ أَجْراً إِنْ هُوَ إِلاَّ
ذِكْرَى لِلْعَالَمِينَ )) [ سورة الأنعام الآية: 90 ]

“İşte o nebiler, Allah’ın
doğru yola ilettiği kimselerdir. (Ey Nebi!) O halde sen de onların yoluna uy. (Müşriklere) de ki: Bu
tebliğe karşı sizden bir ücret (dünyalık bir şey) istemiyorum.
O (İslâm),
bütün âlemler için ancak bir hatirlatmadır.” (En’âm Sûresi: 90)

Nebi ve rasûllerin sahip
oldukları bütün güzel vasıflar, Peygamberimiz Muhammed
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘de toplanmış ve Allah Teâlâ onu büyük ahlak ile
şereflendirmiştir.

Bunun
içindir ki Allah Teâlâ, onun her hâl ve hareketini örnek
almamızı emrederek şöyle buyurmuştur:

(( لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي
رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُو اللهَ وَالْيَوْمَ
الْآخِرَ وَذَكَرَ اللهَ كَثِيراً )) [ سورة الأحزاب الآية: 21 ]

“(Ey
mü’minler!) Andolsun ki sizin için,
Allah’a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çokça
zikredenler için Rasûlullah’ın (söz, fiil ve her halinde) güzel bir örnek vardır.”
(Ahzâb Sûresi: 21)

Nebi ve rasûllerin hepsine
birden îmân etmek,
İslâm akîdesinin rükünlerinden (esaslarından) birisidir. Nebi ve
rasûllere îmân olmadan bir müslümanın îmânı tam olmaz. Çünkü
nebi ve rasûller, Allah’a îmân demek olan aynı akîdeye dâvet
etmektedirler.

N.tekim
Allah Teâlâ bu konuda şöyle
buyurmuştur:

(( قُولُواْ آمَنَّا بِاللهِ
وَمَا أُنْزِلَ إِلَيْنَا وَمَا أُنْزِلَ إِلَى إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَاقَ
وَيَعْقُوبَ وَالأسْبَاطِ وَمَا أُوتِيَ مُوسَى وَعِيسَى وَمَا أُوتِيَ
النَّبِيُّونَ مِنْ رَّبِّهِمْ لاَ نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِنْهُمْ وَنَحْنُ
لَهُ مُسْلِمُونَ )) [ سورة البقرة الآية: 136 ]

 

“(Ey mü’minler!) Deyin ki:Biz Allah’a, bize indirilene (Kur’an’a), İbrahim, İsmail, İshak,
Yakub’a ve torunlarına indirilene, Musa ve İsa’ya verilen (Tevrat
ve İncil) ile bütün diğer nebilere Rablerinden verilene îmân
ettik. (Îmân konusunda) onlardan hiçbirini diğerinden
ayırt etmeyiz ve biz O’na teslim olmuş kimseleriz.” (Bakara
Sûresi: 136)