Kur’an’ın vuku bulacağını haber verdiği ve gerçekten de vuku bulan birtakım olaylar var mıdır?

Hamd,
yalnızca Allah’adır.

Evet, Allah Teâlâ’nın, Kur’an’da
vuku bulacağını zikrettiği ve gerçekten de vuku bulan
birtakım olaylar vardır. Bu olardan bazıları
şunlardır:

Birincisi:

Perslerin
(Farislerin), (on yıldan fazla ve üç yıldan az olmamak kaydıyla)
birkaç yıl içerisinde Rumlar tarafından hezimete
uğratılmalarıdır.

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle
buyurmuştur:

 ((غُلِبَتِ الرُّومُ{2} فِي أَدْنَى الْأَرْضِ وَهُم
مِّن بَعْدِ غَلَبِهِمْ سَيَغْلِبُونَ{3} فِي بِضْعِ سِنِينَ لِلَّهِ الْأَمْرُ
مِن قَبْلُ وَمِن بَعْدُ وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ{4}))

[ سورة الروم الآيات: 2-4 ]

“Rumlar
(Persler
tarafından) yenilgiye uğradılar. Yakın bir yerde (Şam
diyarından Pers diyarına kadar). Ama onlar (Rumlar), bu
yenilgilerinden (bir süre) sonra galip geleceklerdir. (On
yıldan fazla ve üç yıldan az olmamak kaydıyla) birkaç
yıl içerisinde. (Rumların galip gelmesinden) önce de,
sonra da emir, yalnızca Allah’ındır. (Rumların, Perslere
galip geleceği) o gün, mü’minler de sevineceklerdir.” (Rum
Sûresi: 2-4).

İmam
Şevkânî -Allah ona rahmet etsin- şöyle demiştir:


“Tefsir
ehli (müfessirler) şöyle demişlerdir: Persler, Rumları
mağlup edince Mekkeli kâfirler (müşrikler) Perslerin bu zaferiyle
sevinip şöyle dediler:


– ‘Kitabı
olmayanlar (kendilerine kitap verilmeyenler), kitabı olanları
(kendilerine kitap indirilenleri) mağlup ettiler ve Perslerin bu zaferiyle
müslümanlara karşı övünerek şöyle dediler:


– Perslerin,
Rumları mağlup ettikleri gibi, biz de sizi mağlup
edeceğiz.’


Müslümanlar,
ehl-i kitap (kitap ehli) oldukları için Rumların, Perslere üstün
gelmesinden hoşnut olurlardı…

(( … وَهُم مِّن بَعْدِ غَلَبِهِمْ سَيَغْلِبُونَ.))


Yani:
Rumlar, Perslerin kendilerini mağlup etmesinden sonra onlar, Persleri
mağlup edeceklerdir…

Zeccâc
şöyle demiştir:


“Bu
âyet, Kur’an’ın,
Allah Teâlâ
katından geldiğine delâlet eden âyetlerdendir.Çünkü bu olay, ileride
meydana gelecek olan şeyden haber vermektir ki, bunu da Allah Subhânehu ve
Teâlâ’dan başka hiç kimse bilemez.”

(Fethu’l-Kadîr
Tefsiri; c: 4, s: 214).

İkincisi:

Düşmanlığın,
hristiyan fırkaları (grupları) arasında kıyâmet gününe
kadar sürecek olmasıdır.

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle
buyurmuştur:

((وَمِنَ الَّذِينَ قَالُواْ إِنَّا نَصَارَى أَخَذْنَا
مِيثَاقَهُمْ فَنَسُواْ حَظّاً مِّمَّا ذُكِّرُواْ بِهِ فَأَغْرَيْنَا بَيْنَهُمُ
الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاء إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ وَسَوْفَ يُنَبِّئُهُمُ
اللّهُ بِمَا كَانُواْ يَصْنَعُونَ{14}))
[ سورة المائدة الآية: 14 ]

“Biz,
hristiyanız diyenlerden de (peygamberlerine uyacaklarına ve
ona yardım edeceklerine dâir) kesin söz aldık. Onlar da
kendilerine öğretilenlerin bir kısmını unuttular (ve
yahudilerin yaptıkları gibi dînlerini değiştirdiler.) Bu
yüzden kıyâmete kadar onların aralarına düşmanlık ve kin
saldık. Allah, yapmakta olduklarını kendilerine haber
verecektir.” (Mâide Sûresi: 14).

İbn-i Kesîr -Allah ona rahmet etsin- şöyle
demiştir:

((… فَأَغْرَيْنَا بَيْنَهُمُ الْعَدَاوَةَ
وَالْبَغْضَاء إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ…))

“Yani:
Onların aralarına, birbirlerine karşı düşmanlık
ve kin (birbirlerine düşmanlık etme ve birbirlerinden nefret etme
duygusunu) saldık. Onlar, kıyâmet gününe kadar böyle devam
edeceklerdir.Bunun içindir ki farklı şekillerde olmakla birlikte
hristiyan grupları, hala birbirlerinden nefret ederler, birbirlerine
düşmanlık beslerler, birbirlerini tekfir edip birbirlerine lânet ederler.Bu
sebeple her bir grup, diğer başka bir grubun kendilerinin mabetlerine
girmesini yasaklayıp engel olurlar. Örneğin Melekiye,
Yakubiye’yi tekfir eder. Başka gruplar, diğer başka
grupları tekfir ederler.Yine Nasturîler, Aryusileri tekfir ederler. Her
grup (tâife), hem bu dünyada, hem de meleklerin, peygamberlerin ve mü’minlerin,
elçilerini yalanlayan ümmetlerin aleyhine şâhitlik edecekleri günde (kıyâmet
gününde) diğer başka grubu tekfir edecektir.”
(İbn-i Kesir Tefsiri; c: 2, s: 34).      

Üçüncüsü:

Allah Teâlâ’nın, dînini, bütün dînlere
üstün kılacağını Peygamberi -sallallahu aleyhi
ve sellem-‘e va’detmesidir.

 

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle
buyurmuştur:

((هُوَ الَّذِي أَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدَى وَدِينِ
الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلِّهِ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ{33}))

[ سورة التوبة الآية: 33 ]

“Dînini
bütün dînlere üstün kılmak için, elçisini hidâyet (Kur’an)
ve hak dîn (İslâm) ile gönderen O’dur. İsterse
müşrikler (hak dîn İslâm’dan ve onun bütün dînlere üstün gelmesinden)
hoşlanmasınlar.” (Tevbe Sûresi: 33).

((هُوَ الَّذِي أَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدَى وَدِينِ
الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلِّهِ وَكَفَى بِاللَّهِ شَهِيداً{28}))

[ سورة الفتح الآية: 28 ]

“Bütün dînlere
üstün kılmak için, elçisini hidâyet ve hak dîn (İslâm) ile
gönderen O’dur.(Ey Rasûl! Sana yardım edeceğine ve dînini
bütün dînlere üstün kılacağına dâir) şâhit olarak Allah
yeter.”
(Fetih Sûresi: 28).

((هُوَ الَّذِي أَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدَى وَدِينِ
الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلِّهِ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ{9}))

[ سورة الصف الآية: 9 ]

“Bütün dînlere
üstün kılmak için, elçisini hidâyet (Kur’an) ve hak
dîn (İslâm) ile gönderen O’dur. İsterse müşrikler (bundan)
hoşlanmasınlar.” (Saf Sûresi: 9).

Müfessir
Kurtubî -Allah ona rahmet etsin- bu konuda şöyle demiştir:


“Nitekim
Allah Teâlâ öyle
yapmıştır (yani dînini, bütün dînlere üstün
kılmıştır). Ebu Bekir -Allah ondan râzı olsun-
ordusunu gazve (savaş) için hazırladığı zaman,
zaferden emîn olmaları ve başarıya ulaşacaklarına
kesin bir şekilde inanmaları için, Allah Teâlâ’nın dînini,
bütün dînlere üstün kılacağına dâir söz verdiğini
askerlerine hatırlatırdı. Ömer de -Allah ondan râzı
olsun- böyle yapardı. Nitekim fetihler, karadan ve denizden olmak
üzere doğudan batıya kadar arka arkaya gelmeye devam
etmiştir.”
(Kurtubî Tefsiri; c: 1, s: 75). 

Dördüncüsü:

Mekke’nin fethedilmesidir.

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

(( لَقَدْ صَدَقَ اللَّهُ رَسُولَهُ الرُّؤْيَا
بِالْحَقِّ لَتَدْخُلُنَّ الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ إِن شَاء اللَّهُ آمِنِينَ
مُحَلِّقِينَ رُؤُوسَكُمْ وَمُقَصِّرِينَ لَا تَخَافُونَ فَعَلِمَ مَا لَمْ
تَعْلَمُوا فَجَعَلَ مِن دُونِ ذَلِكَ فَتْحاً قَرِيباً{27}))
[ سورة الفتح الآية: 27 ]

“Andolsun ki
Allah, elçisinin gördüğü rüyânın hak olduğunu doğrulamıştır.
Allah’ın izniyle, kiminiz saçlarını kazıtmış,
kiminiz saçlarını kısaltmış olarak, güven içinde (ve
müşriklerden korkmadan) Mescid-i Haram’a gireceksiniz. Bu sebeple Allah,
sizin bilmediğiniz şeyleri (bu yıl Mekke’den geri
döndürüleceğinizi ve daha sonra gireceğinizi), bilir. Bundan
başka size yakın bir zamanda bir fetih (Hudeybiye barış
antlaşması ile Hayber’in fethini) de verecektir.” (Fetih Sûresi: 27).

Müfessir Taberî -Allah ona rahmet etsin- bu konuda
şöyle demiştir:

“Zikri yüce olan Allah buyuruyor ki: Andolsun ki Allah,
elçisi Muhammed’e göstermiş olduğu rüyânın hak
olduğunu doğrulamıştır.O (
Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- ) ve ashâbı, kimisi
saçlarını kazıtmış, kimisi saçlarını
kısaltmış olarak, güven içerisinde ve şirk ehlinden korkmadan Allah’ın kutsal
evine (Beytullah’a), mutlaka gireceklerdir.Tefsir ehli,  bu dediğimize yakın bir şekilde
şöylemişlerdir.”
(Taberî Tefsirî; c: 26, s: 107).

Beşincisi:

Bedir savaşının vuku bulmasıdır.

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

((وَإِذْ يَعِدُكُمُ اللّهُ إِحْدَى الطَّائِفَتِيْنِ
أَنَّهَا لَكُمْ وَتَوَدُّونَ أَنَّ غَيْرَ ذَاتِ الشَّوْكَةِ تَكُونُ لَكُمْ
وَيُرِيدُ اللّهُ أَن يُحِقَّ الْـحَقَّ بِكَلِمَاتِهِ وَيَقْطَعَ دَابِرَ
الْكَافِرِينَ{7})) [ سورة الأنفال
الآية: 7 ]

“Allah’ın
size, o iki zümreden birinin sizin olacağını vadettiğini hatırlayın!
Siz ise, silahsız olanın (kervanın) sizin
olmasını istiyordunuz. Oysa Allah, sözleriyle hakkı (İslâm’ı)
gerçekleştirmek ve kâfirlerin kökünü kesip yok etmek istiyordu.”
(Enfâl Sûresi: 7).

İbn-i
Cevzî -Allah ona rahmet etsin- bu konuda şöyle demiştir:


“Anlamı:
Allah’ın size iki zümreden birisini va’dettiğini
hatırlayın!


İki
zümrenin birincisi: Ebu Süfyan ve onunla birlikte olan maldır. İkincisi
ise; Ebu Cehil ve onunla birlikte olan Kureyşlilerdir. Ebu Süfyan,
kendisiyle birlikte olanlarla onları atlatıp geçince Kureyş’e
şöyle mektup yazdı:


– Eğer
kervanınızı korumak üzere yola çıkmışsanız,
andolsun ki onu sizin için korudum.


Bunun
üzerine Ebu Cehil şöyle dedi:


– Allah’a
yemîn olsun ki geri dönmeyeceğiz.”

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Kureyş
ile savaşmayı isteyerek yola devam etti, fakat ashâbı bundan
hoşlanmayıp içerisinde ganimet olan zümreyi savaşmadan ele
geçirmeyi istediler. İşte Allah Teâlâ’nın şu sözü buna
işâret etmektedir:

((… وَتَوَدُّونَ أَنَّ غَيْرَ ذَاتِ الشَّوْكَةِ
تَكُونُ لَكُمْ …))

“… Siz ise, silahsız olanın
(kervanın) sizin olmasını istiyordunuz.”
(Zâdu’l-Mesîr Tefsiri; c: 3, s: 324).

      Allah
Teâlâ en iyi bilendir.