Arkadaşlarımdan birisi bana:

-Yağmur yağmamasının sebebi; hava durumu ve bölgenin bulunduğu iklim şartlarıdır, bunun günahlarla hiçbir ilgisi yoktur! dedi.
Ben de kendisine:

– Allah Teâlâ’nın Nuh -aleyhisselâm-‘ın lisanıyla şöyle buyurduğunu söyledim:

“(Nuh: Kavmime) dedim ki: Rabbinizden mağfiret (günahlarınızın bağışlanmasını) dileyin (ve küfrünüzden tevbe ederek O’na dönün). Muhakkak ki O, (günahlarından tevbe edeni)  çokça bağışlayandır (Ğaffar’dır).(Eğer günahlarınızdan tevbe eder ve O’na dönerseniz) O size, gökten bol (sağanak) yağmur gönderir, sizi mallar ve evlatlarla destekler (bol bol mal ve evlat verir), sizin için (meyvesi ve güzelliğiyle müreffeh olacağınız) bahçeler ve (onunla ekinlerinizi ve hayvanlarınızı sulayacağınız) ırmaklar yaratır.” (Nuh Sûresi: 10-12)

Fakat bu arkadaşım, şer’î delille iknâ olmadı ve şu aklî delille bana cevap verdi:

“Mekke ve Medine, kuraklıkla mücâdele etmekte, oysa Ebhâ ile Şam diyarında yağmur kesilmemektedir. Şam diyarı halkının, Mekke ve Medine halkından daha az günahkâr olduklarını zannetmiyorum. Nuh -aleyhisselâm-‘ın kıssasına gelince, belki onun başka bir yorumu (te’vili) vardır.”
Bu arkadaşıma aklî bir delille nasıl cevap verebilirim?

Bu arkadaşım, (bu inancından dolayı) tehlikeli bir durumda mıdır?

Hamd,
yalnızca Allah’adır.

Birincisi:

Arkadaşınıza zikrettiğiniz gibi,
yağmurun yağmamasının sebebi; kulların
işlediği günah ve kötülüklerdir.Zirâ hiçbir belâ, günah olmadan
bir topluluğa inmemiştir, tevbe olmadan da o topluluktan
kaldırılmamıştır. İşte bu, Allah Teâlâ’nın
Kur’an-ı Kerim’de pek çok âyette belirlediği bir gerçektir.

Bu âyetlerden bazıları şunlardır:

1. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

((ظَهَرَ الْفَسَادُ فِي الْبَرِّ
وَالْبَحْرِ بِمَا كَسَبَتْ أَيْدِي النَّاسِ لِيُذِيقَهُم بَعْضَ الَّذِي
عَمِلُوا لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ )) [ سورة الروم الآية: 41 ]

“İnsanların kendi
elleriyle işledikleri (günahlar)
yüzünden
karada ve denizde (kuraklık
ve hastalıklar yaygınlaştığı için) düzen bozuldu.Allah, (yaptıkları) bazı amellerine
karşılık onları cezâlandırır.Umulur ki onlar
tevbe ederek Allah’a dönerler.” (Rûm Sûresi: 41)

2. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

(( وَأَلَّوِ اسْتَقَامُوا عَلَى
الطَّرِيقَةِ لَأَسْقَيْنَاهُمْ مَاء غَدَقاً )) [ سورة الجن الآية: 16 ]

“Şayet onlar (insan ve cin kâfirleri),
(İslâm) yolunda dosdoğru yürüselerdi (ve ondan
sapmasalardı), onlara bol bol yağmur indirir (ve dünyada onların
rızıklarını bollaştırırdık).” (Cin
Sûresi: 16)

3. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

((وَلَوْ أَنَّ أَهْلَ الْقُرَى
آمَنُواْ وَاتَّقَواْ لَفَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَرَكَاتٍ مِنَ السَّمَاءِ
وَالأَرْضِ وَلَـكِنْ كَذَّبُواْ فَأَخَذْنَاهُمْ بِمَا كَانُواْ يَكْسِبُونَ )) [
سورة الأعراف الآية: 96 ]

“O ülkelerin halkı, (elçilerin
getirdiklerine kalpleri) îmân etmiş (peygamberlerini tasdik edip
onlara uymuş) olsalar ve (ibâdetleri yaparak ve haramları terk
ederek) gereği gibi sakınsalardı, elbette onların
üzerine gökten ve yerden nice bereket kapıları açardık (onlar
için gökten yağmur yağdırır ve yerden bitkiler
yeşertirdik). Fakat onlar, (elçilerini/peygamberlerini) yalanladılar.
Biz de yaptıklarından (küfür ve günahlarından) dolayı
onları helâk edici bir azapla cezâlandırdık.” (A’râf
Sûresi: 96)

Sünnetten
delilerine gelince, bunlardan bazıları şunlardır:

1. Abdullah
b. Ömer’den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna
göre o şöyle demiştir:

((
أَقْبَلَ
عَلَيْنَا رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ : يَا
مَعْشَرَ الْمُهَاجِرِينَ! خَمْسٌ إِذَا ابْتُلِيتُمْ بِهِنَّ وَأَعُوذُ بِاللَّهِ
أَنْ تُدْرِكُوهُنَّ:

لَمْ تَظْهَرِ
الْفَاحِشَةُ فِي قَوْمٍ قَطُّ حَتَّى يُعْلِنُوا بِهَا إِلاَّ فَشَا فِيهِمُ
الطَّاعُونُ، وَالأَوْجَاعُ الَّتِي لَمْ تَكُنْ مَضَتْ فِي أَسْلاَفِهِمُ
الَّذِينَ مَضَوْا، وَلَمْ يَنْقُصُوا الْمِكْيَالَ وَالْمِيزَانَ إِلاَّ أُخِذُوا
بِالسِّنِينَ وَشِدَّةِ الْمَؤُنَةِ وَجَوْرِ السُّلْطَانِ عَلَيْهِمْ، وَلَمْ
يَمْنَعُوا زَكَاةَ أَمْوَالِهِمْ إِلاَّ مُنِعُوا الْقَطْرَ مِنَ السَّمَاءِ،
وَلَوْلاَ الْبَهَائِمُ لَمْ يُمْطَرُوا، وَلَمْ يَنْقُضُوا عَهْدَ اللَّهِ
وَعَهْدَ رَسُولِهِ إِلاَّ سَلَّطَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ عَدُوًّا مِنْ غَيْرِهِمْ
فَأَخَذُوا بَعْضَ مَا فِي أَيْدِيهِمْ، وَمَا لَمْ تَحْكُمْ أَئِمَّتُهُمْ
بِكِتَابِ اللَّهِ وَيَتَخَيَّرُوا مِمَّا أَنْزَلَ اللَّهُ إِلاَّ جَعَلَ اللَّهُ
بَأْسَهُمْ بَيْنَهُمْ.)) [ رواه ابن ماجه، وحسَّنه الألباني في صحيح ابن ماجه ]

“Ey Muhâcirler topluluğu! Beş şey vardır ki,
onlarla imtihan olunduğunuzda
(o toplumda hiçbir
hayır kalmamış demektir.) Siz hayatta
iken onların ortaya çıkmasından Allah’a
sığınırım. (Bu beş şey
şunlardır:)

l. Zina: Bir toplumda zina ortaya çıkar ve açıktan işlenecek bir hale gelirse, o
toplumda mutlaka vebâ ve
onlardan önce gelmiş-geçmiş hiçbir millette görülmeyen hastalıklar yayılır.

2. Ölçü ve tartıda hile: Bir toplum, ölçü ve
tartıyı eksik yaparsa, o toplum mutlaka kıtlık, geçim
sıkıntısı ve sultanın (yöneticinin) zulmüne uğrar.

3. Zekat vermemek: Bir toplum, mallarının
zekâtını vermezse, mutlaka gökten yağmur kesilir. Şayet hayvanlar da olmasaydı, tek damla yağmur bile yağmazdı.

4. Ahdin bozulması: Bir toplum, Allah ve Rasülünün
ahdini bozarsa, (düşmanla yaptığı
anlaşmayı ihlal ederse) Allah
Teâlâ, kendilerinden olmayan bir düşmanı o topluma musallat eder ve
ellerindeki (servet)lerin bir kısmını onlardan
alırlar.

5. Allah’ın kitabı
Kur’an ile hükmetmeyi terketmek:Bir toplumun liderleri (yöneticileri), Allah’ın kitabı Kur’an ile hükmetmeyi
terk edip Allah’ın
indirdiği hükümlerden işlerine gelenleri seçerlerse, Allah Teâlâ
onları kendi aralarında savaştırır (onları birbirine düşürür).”

(İbn-i Mâce; hadis no: 4155. Elbânî,
“Sahih-i İbn-i Mâce”de ‘hadis, hasendir’ demiştir.)

Bu konuda ilk müslümanların (selef-i sâlihin)
sözlerinden bazılarının sözleri:

Ebu Hureyre -Allah ondan râzı olsun- bu konuda
şöyle demiştir:

“Toy kuşu, zâlimin zulmünden dolayı
yuvasında mutlaka ölür.”

Mücâhid -Allah ona rahmet etsin- şöyle
demiştir:

“Kıtlık ve kuraklık
şiddetlendiği ve yağmur yağmadığı zaman
hayvanlar, Âdem oğlunun günahkârlarına lânet ederler ve
şöyle derler:

– Bu, Âdem oğlunun günahı
sebebiyledir.”

İkrime -Allah ona rahmet etsin- şöyle
demiştir:

“Yeryüzünün hayvanları ve böcekleri, hatta
kınkanatlılar ve akrepler şöyle derler:

– Âdem oğlunun günahları sebebiyle
yağmurdan mahrum edildik.” (İbn-i Kayyim;
“el-Cevabu’l-Kâfî”; s: 38)

Günümüz âlimlerinden bazılarının
sözleri:

Değerli âlim Muhammed b. İbrahim -Allah ona
rahmet etsin- müslümanlara, yağmurun gecikmesini hatırlattıktan
sonra bunun sebebini şöyle açıklamıştır:

“Sizler, durumu, yani yağmur
yağmasının gecikmesini, kuraklığı ve
yağmurun zamanında yağmamasını gözlerinizle
görmektesiniz. Şüphe yok ki bunun sebebi;
Allah Teâlâ’ya
isyandır, farzları terk etmek ve haramları işlemek
sûretiyle O’nun emrine karşı gelmektir.

Hiç şüphe yok ki dünyada hiçbir kötülük,
bozgunculuk, dînî ve dünyevî bakımdan hiçbir noksanlık yoktur ki, bunun
sebebi; günahlar ve Allah Teâlâ’nın emir ve yasaklarına aykırı
davranmak olmasın.

Yine dünyada hiçbir iyilik, dînî ve dünyevî nimet yoktur
ki, bunun sebebi; Allah Teâlâ’ya itaat ve O’nun dîninin gereklerini yerine getirmek
olmasın.

Bu sebeple ey Allah’ın kulları! Mutlaka tevbe
edin ki felaha ve kurtuluşa eresiniz, haliniz düzelsin ve ıslah
olsun. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

((وَيَا قَوْمِ اسْتَغْفِرُواْ
رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُواْ إِلَيْهِ يُرْسِلِ السَّمَاء عَلَيْكُم مِّدْرَاراً
وَيَزِدْكُمْ قُوَّةً إِلَى قُوَّتِكُمْ وَلاَ تَتَوَلَّوْاْ مُجْرِمِينَ )) [
سورة هود الآية: 52 ]

“Ey kavmim! Haydi Rabbinizden mağfiret dileyin, sonra
(günahlarınızdan tevbe edip) O’na dönün ki gökten
size bol bol (sağanak) yağmur göndersin (böylelikle
hayırlarınız çoğalsın) ve (nesillerinizin
çoğalması ve nimetlerin birbiri ardınca size gelmesiyle) gücünüze
güç katsın. Ne olur, (sizi çağırdığım
şeyden) yüz çevirip suçlu duruma düşmeyin!” (Hûd Sûresi:
52)

Allah Teâlâ’nın
üzerinizdeki haklarını ödeyerek onlardan kurtulun ve
birbirinizin üzerindeki bütün hakları çıkarıp sahibine verin.
Uyanık bir kalple, günahları itiraf ederek ve ihmal ve kusurları
kabul ederek Allah Teâlâ’ya bol bol istiğfarda bulunun ve Âlemlerin
rabbine zelil olarak yalvarıp yakarmaya devam edin ki, O da gökten
size bol bol yağmur yağdırsın.” (“Fetâvâ
İbn-i İbrahim”; c: 3, s: 128-131)

İkincisi:

Bütün ümmetlerden akıl sahipleri, işledikleri
günahların, hayatları ve rızık sebepleri üzerinde bizzat
etkisinin olduğunda ittifak etmişlerdir.

Buna delâlet eden şeylerden birisi de şudur:

Bu akıl sahipleri, cezâsının hemen
başlarına geleceğini bildikleri için zulmekten
(haksızlık yapmaktan) uzak durmayı tavsiye etmektedirler. Hatta
İslâm’dan önceki araplar, haksızlık, vefâsızlık,
ihânet ve ve zulüm gibi bazı günahların âkibetinden
sakınırlardı.

Akıl, iyilik sahibinin iyilikle
karşılık göreceğine, kötülük sahibinin de azap
görmek ve mahrum kalmakla cezâlandırılacağına delâlet
eder.

Bunun örneği:

Sen, okuldaki öğretmenin, çalışkan
öğrencileri ödül vererek ve onlara övgüde bulunarak
mükafatlandırdığını görürsün. Bunun aksi ise,
ihmalkâr davranan öğrenciler için sözkonusudur.

Aynı şekilde işveren kimse, işinde
ciddiyetle çalışan işçiyi teşvik ettiğini ve onun ücretini
arttırdığını görürsün. Bunun aksi ise,
işinde ihmalkâr ve kusurlu davranan işçi için sözkonusudur.

En güzel misaller
Allah
Teâlâ’ya âittir.Allah Subhânehu ve
Teâla, kuraklık, yağmurun gecikmesi ve rızkın
daralması gibi belâ ve musibetlerle kullarının kendisine
dönmeleri ve tevbe etmeleri için onları uyarıyor ki kulları
kendisine dönüp içinde bulundukları günahları terk etsinler.
Eğer böyle bir durumda gökten yağmur yağarsa,
bilinmelidir ki bu, -daha önce zikredilen hadiste olduğu gibi-
yeryüzündeki hayvanlar sebebiyledir.

İmam  Kurtubî -Allah
ona rahmet etsin- bu konuda şöyle demiştir:

“Peygamberimiz Muhammed -sallallahu aleyhi ve
sellem- Allah Teâlâ’dan yağmur yağdırmasını istemiştir. Nitekim
O, mütevâzi bir şekilde, zelil bir halde, huşu içinde  ve yalvarıp yakaran bir kimse gibi,
namazgaha çıkıp gitmiştir. Peygamber -sallallahu aleyhi ve
sellem- örnek olarak sana yeter. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-
böyle yapmışsa, inatçılıktan ve kullarının
Rabbi Allah Teâlâ’ya isyandan başka bir şeyi olmayan ve tevbe etmeyen bizim
halimiz nasıl olur? Bize nasıl yağmur
yağdırılsın? Fakat İbn-i Ömer’in -Allah ondan ve
babasından râzı olsun- hadisinde Peygamber -sallallahu aleyhi ve
sellem- şöyle buyurmuştur:

“Bir toplum, mallarının
zekâtını vermezse, mutlaka gökten yağmur kesilir. Şayet hayvanlar da olmasaydı, tek damla yağmur bile yağmazdı.” (“Kurtubî Tefsir”; c: 1, s: 418)

Şüphe yok ki müreffeh hayat ve bol yağmur,
bazı insanlar ve ümmetler için belâ ve istidrac olabilir. Nitekim
batı ülkelerinde bu açıkça görülmektedir. Bu, onların
nimetler konusunda varabilecekleri son noktadır ve bu güzellikler, dünya
hayatında onlara erken verilmiş olabilir.Fakat bu nimetler,
onların âhiretteki azaplarının artmasına sebep
olacaktır.

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

(( وَلاَ يَحْسَبَنَّ الَّذِينَ
يَبْخَلُونَ بِمَا آتَاهُمُ اللّهُ مِن فَضْلِهِ هُوَ خَيْراً لَهُمْ بَلْ هُوَ
شَرٌّ لَهُمْ سَيُطَوَّقُونَ مَا بَخِلُواْ بِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَلِلّهِِ
مِيرَاثُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَاللهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ )) [ سورة
آل عمران الآية: 180 ]

“Allah’ın kendilerine lütfu ile bol bol verdiği
nimetlerde cimrilik edip harcamayanlar, sakın bu hali
(cimriliği)
kendileri için hayırlı sanmasınlar. Aksine bu, onlar
hakkında şerdir. Cimrilik edip vermedikleri malları kıyâmet
günü boyunlarına dolanacaktır.Kaldı ki göklerin ve yerin
mirası (mülkü), Allah’ındır. Allah ne yaparsanız
hepsinden hakkıyla haberdardır.” (Âl-i İmrân
Sûresi: 180)

Ayrıca
bu, Ukbe b. Âmir’in -Allah ondan râzı olsun-, Rasûlullah -sallallahu
aleyhi ve sellem-‘den rivâyet ettiği şu hadiste açıkça beyan
edilmiştir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle
buyurmuştur:

(( إِذَا رَأَيْتَ
اللَّهَ يُعْطِي الْعَبْدَ مَا يُحِبُّ
وَهُوَ مُقِيمٌ عَلَى مَعَاصِيهِ، فَإِنَّمَا ذَلِكَ
لَهُ مِنْهُ اسْتِدْرَاجٌ،
ثُمَّ نَزَعَ هَذِهِ الآيَةَ: فَلَمَّا نَسُوا مَا
ذُكِّرُوا بِهِ فَتَحْنَا
عَلَيْهِمْ أَبْوَابَ كُلِّ شَيْءٍ حَتَّى إِذَا
فَرِحُوا بِمَا أُوتُوا
أَخَذْنَاهُمْ بَغْتَةً فَإِذَا هُمْ مُبْلِسُونَ
فَقُطِعَ دَابِرُ الْقَوْمِ
الَّذِينَ ظَلَمُوا وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ
الْعَالَمِينَ )) – سورة الأنعام الآية:44-45 )) [ رواه
الطبراني في الكبير، وصححه الألباني في السلسلة
الصحيحة ]

“Allah
Teâlâ’nın, günahlar işlemesine rağmen kuluna istediği
şeyleri verdiğini gördüğün zaman bil ki ona verilen
şey, onun günahlarını arttırmaktan (günahında ilerlemesi için Allah tarafından ona
verilen oyalamadan/süre tanımadan) başka bir şey değildir.

Sonra şu
âyeti okudu:

“Onlar,
kendilerine verilen öğütleri terk edip unutunca üzerlerine her
şeyin, her zevk ve nimetin kapılarını açtık.Nihayet
kendilerine verilen şeyler (bu genişlik ve serbestlikle) tam
sevindikleri sırada, onları ansızın kıskıvrak
yakaladık ve bir anda bütün ümitlerini kaybediverdiler! Alemlerin Rabbi
Allah’a hamd olsun ki böylece, zulmedip duran o gürûhun arkası
kesildi.” (En’âm Sûresi: 44-45)” (Taberânî;
“el-Mu’cemu’l-Kebîr”; c: 17, s: 330. Elbânî;
“Silsiletu’l-Ehâdîsi’s-Sahîha”; hadis no: 413’te “hadis
sahihtir”, demiştir.)

Yukarıda
zikredilen şeylerden şu sonuca varabiliriz:

Bir
topluluğun veya ülkenin yağmurdan mahrum edilmesi, maddî sebepleri ne
olursa olsun, ancak Allah Teâlâ’nın
emriyle olur. Çünkü bu sebepleri takdir eden Allah Teâlâ’dır.

Allah Teâlâ bir ülke veya tevbe etmeyen günahkâr bir topluluk veya
müslüman olmayan kâfirlere yağmur yağmasını ve o ülkeye
rızık verilmesini takdir etmişse, bunun bir çok hikmetleri ve
sebepleri vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:

-Kıyâmet
günü onların azabını arttırmak için hayır ve
bereketler vererek onlara süre tanır.

– Onlar
için değil de hayvanlar için hayır ve bereketler verir. Bu olursa (Allah Teâlâ onlara hayır ve bereketler verirse), bu takdirde
hayvanlar onlardan daha hayırlı olurlar.

el-Menâvî -Allah
ona rahmet etsin- bu konuda şöyle demiştir:

“Yani:
Allah Teâlâ , hak edene zekatlarını
vermemeleri sebebiyle onlara ceza olsun diye yağmur
yağdırmamıştır. Onların yağmurdan
faydalanmaları, hayvanlar vesilesiyle olmuştur.Dolayısıyla
hayvanlar, bu durumda onlardan daha hayırlıdırlar.
İşte bu, zekat vermeyi terk eden için büyük bir tehdittir ki ne büyük
tehdit!” (“Feydu’l-Kadîr”; c: 5, s: 378-379)

Bu
zikrettiğimiz şeylerin, arkadaşınız ve bunu okuyan
herkes için faydalı olmasını ümit ederiz.

Allah Teâlâ en iyi bilendir.