Küfrün ancak tekzîb (yalanlama) ile olacağını söylemek, Mürcie’nin görüşünden mi kaynaklanmaktadır?

Hamd,
yalnızca Allah’adır.

Küfür (inkâr),
türlüdür. Mürcie ve diğer bid’at ehli fırkalar:“Küfrün
aslının sadece tekzîb (yalanlama) olması gerekir”
demişlerdir.Fakat
bu görüş, delillere ve gerçeğe aykırıdır.

Bilindiği
gibi rasûller (peygamberler), mucizeler ve kalplerin itaat etmek zorunda
kaldığı kesin delillerle gönderilmişlerdir.Tekzîb (yalanlama)
ise, (peygamber gönderilen) geçmiş ümmetlerde en az meydana gelen olay
idi.Oysa geçmiş ümmetlerde en çok meydana gelen küfür, kibirlenme, inkâr
ve inat idi.

Nitekim Allah -azze ve celle- Kureyş’i
zikretmiş ve onların Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘i yalanlamadıklarını, onların
gerçekte Allah’ın âyetlerini inkâr ettiklerini belirtmiştir. Bu küfür,
pek çoktur. Bunun içindir ki İslâm âlimleri, yüz çevirme, kabul etmeme,
kibirlenme, yalanlama, nifak ve şüphe küfrü olmak üzere küfrü çeşitli
kısımlara ayırmışlardır.

Kur’an ve Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in
sünnetinden bunların delilleri pek çoktur.Örneğin Ebu Tâlib’in,
Peygamber -sallallahu aleyhi
ve sellem- ile olan kıssası bu konuda açıktır.Zirâ Ebu
Tâlib, Peygamber -sallallahu aleyhi
ve sellem-‘i tasdik ediyordu. O: “Sen bizim yalan söylemeyen ve
yalan getirmeyen evlâdımızsın

demesine
rağmen o kâfir idi. Çünkü o, diliyle ikrar etmemiş ve ameliyle
de buna boyun eğmemişti.