Ben, bu yıl hac yapmaya niyetliyim. Herkesin bildiği gibi masraflı olması ve kura nedeniyle hac yapma imkânı bulmak kolay değildir. Bu sebeple hacdan en iyi şekilde faydalanmak istiyorum. Öyle ki ben dünyaya gelmeden önce hac yapamadan ölen babam, dedem, amcam ve halam için (Mekke’de bulunduğum sırada) umre yapmaya niyetliyim.

Benim sorum şudur: Ben, temettu haccına niyet eder de umreyi bitirirsem, Zilhicce’nin 9-17 günleri arasında şer’î özür (âdet) sebebiyle farz tavafı yapamayacağım.Zilhicce’nin 17. günü de kâfileyle birlikte Medine’ye gitmem gerekiyor. -Kocam da benimle birliktedir.- Kıran haccına mı niyet edeyim ve saydığım kişilerin yerine umre yapmalıyım? Bu takdirde bana bir şey gerekir mi?

Hamd, Allah Teâlâ’yadır.

İlim ehli,bir yolculuk sırasında
birden fazla umre yapma konusunda ihtilaf etmişlerdir. Bu meselede
doğru olan görüş; bu işin meşrû olmadığı
ve bir yolculukta birden fazla umre yapmanın câiz
olmadığıdır.Kim, umre yapmak amacıyla Mekke’ye
girerse, ne kendisi adına, ne de başkası adına birden fazla
umre yapması meşrû değildir. Ancak umre yapmak niyetiyle
dönmek değil de Mekke’den çıktıktan sonra tekrar ikinci
defa Mekke’ye girerse, bu takdirde kendisi veya akrabalarından veyahut da
âilesinden umre yapmamış birisinin yerine umre yapması câiz
olur. Günümüzde pek çok insanın aynı yolculukta yapmakta olduğu
birden fazla umre, ne Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in sünnetinden,
ne de onun ashâbının sünnetindendir. Onlar ki, büyük sevabından
dolayı, Mekke-i Mükerreme’ye ulaşmak için büyük çaba harcıyor ve
umre yapmaya özlem duyuyorlardı.

Şeyhulislâm
İbn-i Teymiyye -Allah ona rahmet etsin- bu konuda şöyle
demiştir:

“Ebu Tâlib dedi ki: Ben, İmam Ahmed’e:

Tavus: ‘Ten’im’den (Âişe mescidinden)
ihrama girerek umre yapanlar, sevap mı kazanacaklar, yoksa azap mı
görecekler, onu bilmiyorum? Dediğini söyledim.

Kendisine: Niçin azap görecekler? Diye
sorulunca, o şöyle cevap vermiştir:

Çünkü böyle yapan kimse,
Beytullah’ı tavaf etmeyi bırakıp dört mil mesafelik yere
çıkıp gitmiştir. Dört mil mesafelik yere gidip gelmese, iki
yüz defa Beytullah’ı tavaf ederdi. Beytullah’ı her tavaf ettikçe,
boş yere yürümekten daha fazîletlidir.”

Bunun üzerine İmam Ahmed, Ebu Tâlib’in
delil olarak gösterdiği Tavus’un bu sözünü onayladı.’ Ebu
Bekr ‘eş-Şâfi’ adlı eserinde rivâyet etmiştir.”
(Mecmû’u’l-Fetâvâ; c: 26, s: 265).

Şeyhulislâm
İbn-i Teymiyye -Allah ona rahmet etsin- yine şöyle
demiştir:

“Bunun benzeri, evi Mescid-i Haram’a
yakın olan birisinin, her gün veya her iki günde bir umre yapması
gibidir.

Yine, bunun benzeri evi, Mekke ile mikat
sınırları arası iki günlük yol mesafesi (yolculuk mesafesi)
kadar yakın olan birisinin ayda beş veya altı umre yapması
gibidir.

Veya bunun benzeri, Mekke’den her gün umre
yapmanın bir veya iki umre sevabına denk olacağını
söyleyen kimsenin umre yapması gibidir.Ümmetin ilk
müslümanların ittifakıyla bu mekruhtur.İlk müslümanlardan hiç
kimse böyle yapmamıştır.Aksine hepsi de bunun mekruh
olduğunda ittifak etmişlerdir.

İmam Şâfiî ve İmam Ahmed’in
arkdaşlarından bazı âlimler bunu müstehap görmüş
olsalar da, esasında onların bu konuda herhangi bir huccetleri de
yoktur. Sadece umumî kıyasa dayanmışlardır. O da
şudur: Bu davranış (birden fazla umre yapmak); ibâdetlerin
sayısını çoğaltmak veya umrenin fazîleti konusunda umumî
şeylere sıkı sıkıya sarılmaktır.”
(Mecmû’u’l-Fetâvâ; c: 26, s: 270).

İbn-i Kayyim
de -Allah ona rahmet etsin- bu konuda şöyle demiştir:

“Peygamber -sallallahu aleyhi ve
sellem-‘in yapmış olduğu umrelerinden hiçbir umresi, günümüzde pek çok insanın yaptığı gibi, Mekke’den
çıkmak sûretiyle olmamıştır (yani umre yapmak için
Mekke’nin dışına çıkıp ihrama girmemiştir). Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘in  umrelerinin hepsi,
dışarıdan Mekke’ye girmek (Mekke dışından gelmek)
sûretiyle olmuştur. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- kendisine vahiy gelmeye
başladıktan sonra Mekke’de 13 yıl ikâmet etmesine rağmen
onun bu süre içerisinde umre yapmak için Mekke dışına
çıktığı kesinlikle nakledilmemiştir. Peygamber -sallallahu aleyhi ve
sellem-‘in yapmış olduğu ve meşru
kıldığı umre, Mekke dışından Mekke’ye
gelerek yapılan umredir.Yoksa Mekke’de bulunan
ve umre yapmak için ‘Hil” bölgesine çıkan kimsenin
yaptığı umre gibi değildir. Peygamber
-sallallahu aleyhi ve
sellem-‘in devrinde kesinlikle hiç kimse böyle yapmamıştır.Ancak kendisiyle birlikte olanlarla birlikte sadece
Âişe -Allah ondan râzı olsun- bundan müstesnâdır.
Çünkü Âişe -Allah ondan râzı olsun- umreye niyet
etmişti. Fakat hayız olunca Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-
haccını umre ile birleştirip Kıran haccı
yapmasını emretmiş ve Beytullah’ı tavaf etmesi, Safâ ile
Merve arasında sa’y etmesinin hem haccı, hem de umresini yerine
geçeceğini kendisine haber vermişti.

Âişe -Allah ondan râzı olsun-, kendisiyle
beraber gelip de kendisi gibi hayız olmayan ve kıran haccı
yapmayan arkadaşlarının hac ve umreyi birbirinden ayrı,
temettu haccı yapmış bir halde dönecek olmaları,
kendisinin de haccı ile birlikte umre yapmamış olması,
kendsini üzmüştü. Bunun üzerine
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-
onun kalbini hoşnut ettirmek için kardeşi Abdurrahman’a
Âişe’yi Ten’im’den ihrama girdirip ona umre
yaptırmasını emretti. Aburrahman, o seneki hac ile birlikte (umre yapmak için) Âişe ile
birlikte Ten’im’den ihrama girmemiştir.Kendisiyle birlikte hacca gelen hiç kimse de umre
yapmamıştır.”
(Zâdu’l-Meâd; c: 2, s: 89-90).

Değerli âlim Muhammed b. Salih el-Useymîn’e -Allah
ona rahmet etsin-:

“Umre yaptıktan sonra bir daha umre yapmak için
süre ne kadar olmalıdır? Örneğin bir kimse bir hafta
önce umre yaptıktan bir hafta sonra tekrar gelirse, umre yapabilir
mi?’
Diye sorulunca o şöyle cevap
vermiştir:

“İmam Ahmed buna yakın bir süreyi
zikretmiştir ve şöyle demiştir:Başındaki
saçları (ilk umrede kökünden kazıtmış ve)
siyahlaşmaya başlamışsa, bu takdirde tekrar umre yapabilir.
Çünkü umrede saçları ya kısaltmak ya da kökünden
kazıtmak gerekir.Bu ise, ancak saçların yeniden uzamasıyla olur.Günümüzde
bazı insanların Ramazan ayında veya hac günlerinde her gün yapmakta
oldukları birden fazla umreye gelince, bu bir bid’attır. Onlar, ecir
kazanmaktan çok, günah kazanmaya daha yakındırlar.Bunun içindir ki
ilim talebelerinin (âlimlerin) bu insanlara, bu işin dîne sonradan
yerleştirilen yenilik ve bid’at olduğunu ve (ecir kazanma konusunda)
onların, ne Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘den, ne de sahâbeden
-Allah onlardan râzı olsun- daha gayretli olduklarını   onlara açıklamaları gerekir.Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem- Mekke’nin Fethi yılında Mekke’de on dokuz
gün kalmasına rağmen, kendi kendine (umre yapması için)
Mekke’nin dışına çıkıp da umre yapmayı
düşünmemiştir.Yine, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kaza
ettiği umresini bitirdikten sonra Mekke’de üç gün kalmış
olmasına rağmen yeniden umre yapmamıştır.Aynı
şekilde sahâbenin de -Allah onlardan râzı olsun- umre
tekrarladıkları olmamıştır.”
(Likââtu’l-Bâbi’l-Meftuh; 72, soru no: 20).

Âlimlerin, aynı yıl içerisinde birden fazla
umre yapma konusundaki ihtilafları için (109321) nolu
sorunun cevabına bakabilirsiniz.

İkincisi:

Aslolan hayızlı olan kadının
Beytullah’ı tavaf etmekten kaçınmasıdır.Hayızlı
kadın Farz tavafı (Ziyâret tavafını) yapmışsa, bu
takdirde yola çıkabilir ve Vedâ tavafı kendisinden düşer.Yok
eğer Farz tavafı yapmamışsa, bu takdirde hayızdan
temizleninceye kadar beklemesi, sonra da Beytullah’ı tavaf etmesi gerekir.Hayızlı
kadının bir kâfileyle birlikte olması, -eğer kâfilenin
kadını beklemesi veya kadının, velisiyle birlikte Mekke’den
çıkmasının gecikmesi mümkünse-, bu takdirde farz tavafı
terketmesi veya o hal üzere tavaf etmesi için bir özür değildir.Burada,
Mekke’ye dönüp Farz tavafı edâ etme imkânı olan kadın ile
çok zor durumda olup dönmesi mümkün olmayan kadını birbirinden
ayırt etmek gerekir.Kimin evi Mekke’ye yakın ise veya kendisine farz
olan tavafı edâ etmek için Mekke’ye dönme imkanı varsa, -eğer
Mekke’de kalamıyorsa-, Farz tavafı edâ etmek için Mekke’ye dönmesi
ve -evli ise- kocasının kendisine yaklaşmaması
şartıyla, -çünkü henüz büyük helallilğe girmemiştir- bu
takdirde kadın kâfilesiyle birlikte yola çıkabilir.Daha sonra
Mekke’ye geri döner ve Farz tavafı edâ eder.Böylelikle
haccını bitirmiş olur.Mekke’de kalma imkanı olmayan ve çok
zor durumda olup Mekke’ye dönme imkânı olmayan kadına gelince,
bunun boy abdesti alıp hayzı kanının akmasına engel
olacak şekilde fercini sıkıca bağlaması, sonra da o
hal üzere farz tavafı edâ etmesi câizdir.

Bu konuda (14227) nolu sorunun
cevabına bakabilirsiniz.

Yine, umre sırasında kadının
hayızlı olması konusunda (20465) nolu sorunun
cevabına bakabilirsiniz.

Allah Teâlâ en iyi bilendir.