Mevlid-i Nebevî’yi kutlayan ve benim İslâm’ımın yeni bir İslâm olduğunu, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘i sevmediğimi söyleyen âile fertlerimin aksine ben, Mevlid-i Nebevî’yi kutlamıyorum.

Bu konuda bir öğüt verir misiniz?

Hamd,
yalnızca Allah’adır.

Birincisi:

Kıymetli kardeşim!

İnsanlar arasında yaygın hâle gelen
gelenek bid’atlarından birisi olan Mevlid-i Nebevî’yi kutlamayı terk
etmekle güzel bir davranış gösterdiniz.

Senin, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘e ittibâ
etmeni ayıplayan kimselere hiç aldırma! İslâm hidâyeti üzere
dosdoğru yolda yürümeye devam etmen gerekir. Allah Teâlâ’nın kendi kavmine
göndermiş olduğu hiçbir elçi (peygamber) yoktur ki kavmi onunla
alay etmiş, onun akıl ve dînini ayıplamış olmasınlar.

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle
buyurmuştur:

((كَذَلِكَ
مَا أَتَى الَّذِينَ مِنْ
قَبْلِهِمْ
مِنْ رَسُولٍ إِلَّا قَالُوا سَاحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ )) [ سورة الذاريات الآية: 52
]

“İşte böyle.
Onlardan öncekilere ne zaman bir elçi geldiyse mutlaka ona: Büyücü veya
deli, dediler.(Kureyş’in, peygamberi Muhammed -sallallahu aleyhi
ve sellem-‘i yalanlayıp: O şâirdir,sihirbazdır,delidir,
dedikleri gibi,Kureyş’ten önce elçilerini yalanlayan topluluklar da Kureyş’in
yaptığının aynısını yaptılar. Bundan
dolayı Allah
Teâlâ onlara
azabını tattırmıştır.)” (Zâriyât
Sûresi: 52)

Allah Teâlâ’nın
peygamberlerinde senin için pek güzel örnekler vardır. Bu sebeple
başına gelen ezâlara sabretmelisin ve ecrini Rabbinden beklemelisin.

 İkincisi:

Sana nasihatımız şudur:

Onlarla münakaşa etmekten ve tartışmaktan
uzak durmalısın. Eğer içlerinden dinleyen ve istifâde etmek
isteyen akıl sahibi birisini bulursan, Mevlid-i Nebevî’nin hakikatini,
hükmünü ve onu geçersiz kılan delilleri göstermek için onunla
tartışabilir, ona sünnete uymanın fazîletini ve dînde bid’at
çıkarmanın kötülüğünü açıklayabilirsin. Böyle
kimseleri gördüğün zaman, onlarla diyalog sırasında ve
onlara nasihat ederken sana fayda verecek birtakım şeyleri sunuyorum:

1. Bu kimselerle diyaloga, onların son
sözlerinden başlayalım.Sana söyledikleri son sözleri
de şuydu: “Senin İslâm’ın, yeni bir
İslâm’dır”.

Onlara deriz ki:

– Kimin dîni ve İslâm’ı daha eski? Mevlid-i
Nebevî’yi kutlayan mı, yoksa kutlamayan mı?

Hiç şüphe yok ki akıl ve insaf sahibi birisinin
cevabı: Mevlid-i Nebevî’yi kutlamayanın İslâm’ı ve dîni
daha eskidir, olacaktır. Dolayısıyla sahâbe -Allah onlardan
râzı olsun-, tâbiîn, etbâu’t-tâbiîn ve onlardan sonra Mısır’daki
Ubeydîlerin asrına kadar gelenler bu Mevlidi
kutlamamışlardır.Mevlidi kutlama olayı, bunlardan sonra
olmuştur.

O halde yeni İslâm’ın sahibi kimdir?

2. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘i en çok
sevenlerin kim olduğuna bakalım. Sahâbe -Allah onlardan râzı
olsun- mi? Yoksa onlardan sonra sonraki asırlarda olanlar mı?

Hiç şüphe yok ki akıl ve insaf sahibi birisinin
cevabı: Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘i en çok seven ve en büyük
sevgi besleyenler, sahâbedir -Allah onlardan râzı olsun-, olacaktır.
O halde sahâbe -Allah onlardan râzı olsun- Peygamber -sallallahu aleyhi ve
sellem-‘in doğumunu (Mevlid-i Nebevî’yi) kutladılar mı? Yoksa
böyle bir şeyi terk mi ettiler. Peygamber -sallallahu aleyhi ve
sellem-‘in doğum gününü kutlayan bu kimseler, Peygamberleri Muhammed
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘i sevmekte nasıl sahâbeyle
yarışabilecekler?

3. Onlara şunu soralım: Peygamber -sallallahu
aleyhi ve sellem-‘i sevmek ve O’na muhabbet beslemek ne demektir?

Hiç şüphe yok ki Peygamber -sallallahu aleyhi ve
sellem-‘i sevmek ve O’na muhabbet beslemek akıl ve insaf sahibi birisinin
yanında şu anlama gelir: O’nun sünnetine uymak ve O’nun izlediği
yoldan gitmektir. Mevlid-i Nebevî’yi kutlayan bu kimseler, peygamberlerinin
sünnetine sıkı sıkıya bağlı kalsalar ve ittibâ
yolunu izleselerdi, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘i seven sahâbeye ve
peygamberlerine tâbi olanlara yeten Kur’an ve sünnet, onlara da yeterdi.Her
türlü hayrın, ilk müslümanlara tâbi olmakta olduğunu, her türlü
şerrin de onlardan sonra dînde bid’at çıkaranlarda olduğunu
mutlaka öğrenecektir.

Kadı İyad -Allah ona rahmet etsin-, Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘i sevmenin alâmetleri bölümünde
şöyle demiştir:

“Bilmelisin ki, kim bir şeyi severse, ona
mutabık kalmayı tercih eder. Böyle yapmazsa, sevgi ve
muhabbetinde samimî olmaz. Sadece sevdiğini iddiâ eden kimse olur. Bu
sebeple Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘i sevmekte samimiyet; bunun
alâmeti kendi üzerinde ortaya çıkan sevgidir. Bu alâmetlerin ilki ise; O’nu
örnek almak, O’nun sünnetini kullanmak, O’nun söz ve fiillerine
uymak, emirlerini dinlemek ve yasaklarından kaçınmak, yoklukta ve
bollukta, hoşa giden ve gitmeyen her şeyde O’nun âdâbıyla
âdâblanmaktır.

Bunun delili Allah Teâlâ’nın şu sözüdür:

((

 قُلْ إِنْ كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللهُ…))
[ سورة آل عمران من الآية: 31 ]

 ” (Ey Rasûl!) De ki: Allah’ı (gerçekten) seviyorsanız,
bana
tâbi olun (gizli ve açık
bana îmân edin) ki
Allah da sizi sevsin.” (Âl-i
İmrân Sûresi: 31)

Yine O’nun
şeriatını tercih edip başkasından üstün tutmak, hevâ,
istek ve arzusunu şeriata uygun hâle getirmek için onu şeriate
teşvik etmek ve yöneltmektir.

Allah Teâlâ şöyle
buyurmuştur: 

(( وَالَّذِينَ تَبَوَّؤُوا الدَّارَ
وَالْإِيمَانَ مِن قَبْلِهِمْ يُحِبُّونَ مَنْ هَاجَرَ إِلَيْهِمْ وَلَا يَجِدُونَ
فِي صُدُورِهِمْ حَاجَةً مِمَّا أُوتُوا وَيُؤْثِرُونَ عَلَى أَنفُسِهِمْ وَلَوْ
كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ وَمَن يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ فَأُوْلَئِكَ هُمُ
الْمُفْلِحُونَ )) [ سورة الحشر الآية: 9]

“Bir de önceden Medine’yi kendilerine yurt
edinen ve (muhâcirlerin
hicretinden önce) îmân eden kimseleredir -ki onlar kendilerine hicret
edenleri sever ve onlara verilen şeylerden (ganimet mallarından)
dolayı içlerinde hiçbir çekememezlik duymazlar. Kendileri fakirlik içinde
bulunsalar dahi onları kendi nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin
cimrilik ve bencilliğinden korunursa, işte onlar, kurtuluşa
erenlerin tâ kendileridir.” (Haşr Sûresi: 9)

Allah Teâlâ’nın rızâsını üstün tutup,
kulların hiddet ve gazabına tercih etmektir.

Kim bu
vasıflara sahip olursa, Allah Teâlâ ve elçisi Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-‘e olan
sevgisi kâmil olur. Kim de bazı şeylerde bu sevgiye aykırı
hareket ederse, sevgisi eksik olur. Fakat bu durum, onu, sevgi ve muhabbetin
dışına çıkarmaz.” (eş-Şifâ bi Ta’rîfi
Hukûki’l-Mustafâ; c: 2, s: 24-25)

4. Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘in doğum tarihine bakalım. Bu tarih
hakkında bir şey sâbit olmuş mudur? Buna karşılık
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in vefat tarihi sâbit olmuş mudur?

Hiç şüphe yok ki
akıl ve insaf sahibi birisinin cevabı: Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in doğum
tarihinin sâbit olmamış, fakat vefat tarihi yakînen sâbit
olmuştur, olacaktır.

Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘in hayatını anlatan siyer
kitaplarına baktığımız zaman, siyer yazanların, Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘İn doğumu hakkında şu
görüşlere ayrılmakta olduklarını görmekteyiz:

1.     

Rebiü’l-Evvel ayının ikinci gecesi.

2.     

Rebiü’l-Evvel ayının sekizinci günü.

3.     

Rebiü’l-Evvel ayının onuncu günü.

4.     

Rebiü’l-Evvel ayının onikinci günü.

5.     

Zübeyir b. Bekkâr şöyle demiştir: “Ramazan ayında
doğmuştur.”

Şayet Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘in doğumundan bir şey
kaynaklanmış olsaydı, sahâbe -Allah onlardan râzı olsun-
kendisine bunu sorarlar veya Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bizzat
kendisi onlara bunu haber verirdi.Bütün bunlar olmamıştır.

Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘in vefatına gelince, hicretin onbirinci
yılında Rebiü’l-Evvel ayının onikinci gecesi olduğunda
hiçbir görüş ayrılığı yoktur.

Sonra bu
bid’atçıların, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in doğum
gününü ne zaman kutladıklarına bakalım.

Bu
bid’atçılar, bu kutlamayı, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in
doğum gününde değil de O’nun vefat gününde yapmaktadırlar!!!

Nitekim
soylarını değiştirerek kendilerini Fâtıma’ya -Allah
ondan râzı olsun- nisbet ederek “Fâtımîler” olarak
adlandıran batınî Ubeydîler, câhil müslümanlara
bid’atlarını yutturdular. Onlar da bunu çok saf bir şekilde
kabul ettiler. Oysa onlar (Ubeydîler), Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in
vefat ettiği günde sevinç ve mutluluk duymak isteyen zındık ve
inkârcı bir topluluktu. İşte bunun için Mevlid-i Nebevî
bid’atını icat ederek bunun için kutlamalar düzenlediler. Oysa onlar,
bununla sevinç ve mutluluklarını göstermek istediler.Bunun için
de bu kutlamalara katılan saf müslümanlara, Peygamber -sallallahu aleyhi
ve sellem-‘e sevgi ve muhabbetlerini göstermek istedikleri vehmini vermişlerdi.
İşte Ubeydîler, çirkin emellerinde ve hilelerinde bu şekilde
başarılı oldular. Yine, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘i
sevmenin anlamını, mevlid kasideleri okumak, arpa, şeker ve
tatlılar dağıtmak ve erkeklerle kadınların birbirine
karıştığı, kadınların açılıp
saçıldığı, her türlü fısk-ı fücûrun
işlendiği çalgılı-türkülü oyunlar ve danslar düzenlemek
şeklinde tahrif etmekte başarılı oldular. Bunun
dışında bu meclis ve halkalarda bid’at olan tevessüller ve
şirk olan sözler de söylenir hâle geldi.

Bu bid’atın
çirkinliğinin genişçe açıklaması, (10070), (13810)
ve (70317) nolu soruların cevaplarında geçmişti.
Bu cevaplara bakabilirsiniz.

Ayrıca bu
bid’atın geçersiz olduğu konusunda değerli âlim Salih
el-Fevzân’ın aşağıdaki linkte bulunan kitabına
bakabilirsiniz:


/ar/books/94

Üçüncüsü:

Soruyu soran
kardeşim!

Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘e ittibâ etmekte sabırlı
olmalısın. O’nun sünnetine aykırı hareket edenlerin
sayıca çok olması seni aldatmasın. Sana ilim talep etmeni ve
insanlara fayda vermeye gayret etmeni tavsiye ederiz. Bu gibi
davranışların, seninle âilen arasında
ayrılığa sebep olmasın. Çünkü onlar, bu
kutlamaları câiz, hatta müstehap görenlerin fetvâlarını
taklit etmektedirler. Bid’atı reddederken onlarla yumuşak huylu
olmalısın. Onlara en güzel sözlerini, fiillerini ve ahlakını
göstermeye çalışmalısın. Onlara, davranış ve
ibâdetinle, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in sünnetine uyduğunu
(ittibâ ettiğini) göstermelisin.

Allah Teâlâ’nın seni muvaffak kılmasını niyaz
ederiz.

Allah Teâlâ en iyi bilendir.