Benim sorum namazdan sonra yapılan duâ ve zikirler hakkındadır.
Bu duâ ve zikirleri, farz namazı bitirdikten hemen sonra mı yapmam gerekir?
Ya da farz namazdan sonra kılınacak sünnet varsa, bu sünneti kıldıktan sonra duâ ve zikirleri yapmamda herhangi bir engel yok mudur?
Hamd, yalnızca Allah’adır.
Namazların akabinde yapılması istenen
tesbih ve zikirlerde aslolan; farz namazın hemen akabinde olması, farz
namazdan sonra kılınan sünnet namazın akabinde
olmamasıdır. Çünkü bu konuda gelen hadis-i şeriflerin
zâhiri buna delâlet etmektedir. Bu hadis-i şeriflerin en
açığı ise, Sevbân’ın -Allah ondan râzı olsun- rivâyet
ettiği şu hadistir:
(( كَانَ
رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِذَا
انْصَرَفَ
مِنْ صَلَاتِهِ اسْتَغْفَرَ ثَلَاثًا، وَقَالَ : اللَّهُمَّ أَنْتَ
السَّلَامُ
، وَمِنْكَ السَّلَامُ ، تَبَارَكْتَ ذَا الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ.)) [
رواه
مسلم ]
“Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem- (selâm vererek) namazını
bitirince, üç defa istiğfarda bulunur (Estağfirullah, der) ve
şöyle derdi: Allahumme Ente’s-Selâmu, ve Minke’s-Selâmu, Tebârakte
Ze’l-Celâli ve’l-İkrâm.” (Müslim; hadis no: 591)
Aynı şekilde Ka’b b. Ucra’nın -Allah ondan
râzı olsun- rivâyet ettiği hadiste, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve
sellem- şöyle buyurmuştur:
((( مُعَقِّبَاتٌ لَا يَخِيبُ قَائِلُهُنَّ
– أَوْ فَاعِلُهُنَّ – دُبُرَ كُلِّ صَلَاةٍ مَكْتُوبَةٍ: ثَلَاثٌ وَثَلَاثُونَ
تَسْبِيحَةً ، وَثَلَاثٌ وَثَلَاثُونَ تَحْمِيدَةً ، وَأَرْبَعٌ وَثَلَاثُونَ
تَكْبِيرَةً.)) [ رواه مسلم ]
“Muakkibât (namazın ardından söylenen tesbihler) var ya!
İşte onları söyleyen veya yapan kimse, hiçbir zaman ziyanda
olmaz. Her farz namazın ardından otuzüç defa Subhanallah, otuzüç defa
Elhamdulillah ve otuzdört defa Allahu Ekber, demektir.” (Müslim;
hadis no: 596)
Değerli hadis âlimi Elbânî -Allah ondan râzı
olsun- hadisin şerh ederken şöyle demiştir:
“Muakkibât: Namazın ardından söylenen
sözlerdir. Muakkib; kendisinden önce gelen şeyin ardından
gelen demektir. Bu hadis, duâ ve zikirlerin sadece farz namazın hemen
ardından söylendiğine kesin bir delildir. Bunlardan
(Subhanallah, Elhamdulillah ve Allahu Ekber) önceki duâ ve zikirler de
bunun gibidir. Bu duâ ve zikirler, sonrasında sünnet namaz olsun veya
olmasın, bütün farz namazlar için aynıdır.Elinde hiçbir delil
olmamasına rağmen bu duâ ve zikirlerin, sünnet namazından sonra
olacağını söyleyen mezhep âlimleri, bu meselede delil
teşkil eden bu ve buna benzer hadislere aykırı hareket
etmiştir.” (Elbânî; “Silsiletu’l-Ehâdîsi’s-Sahîha”; hadis
no: 102)
Fakat bütün bunlar, farz namazın ardından
yapılan duâ ve zikirlerin, sünnetten sonra yapıldığı
takdirde ecri olmayacağı anlamına gelmez. Aksine böyle
yapan kimse, inşaallah ecir kazanmış durumdadır. Fakat bu
konuda tam ecir elde etmek için sünnetin (hadisin) zâhirine bağlı
kalmak, daha evlâdır.
İbn-i Hacer el-Heytemî -Allah ona rahmet etsin- bu
konuda şöyle demiştir:
“Bir kimse, farz namazdan sonra (duâ ve zikirleri
erteleyip) nâfile namazı kılmasıyla ecri kaçırmış
olmaz. Aksine kaçırılan, sadece ecrin kâmil olmasıdır.”
(“Tuhfetu’l-Muhtâc”; c: 2, s: 105-106)
Ömer b. Abdullah el-Abbâdî, İbn-i Hacer’in bu
sözüne “Hâşiyetu’l-Abbâdî”de ta’likte bulunarak
şöyle demiştir:
“İbn-i Hacer’in: “…nâfile namazı
kılmasıyla…” sözünün zâhiri, sünnet namazını
uzatsa bile anlaşılır. Bu konunun dikkatle incelenmesi gerekir. Öyle
ki sünnet namaz, aşırı bir şekilde uzarsa, hadiste geçen
“farz namazın ardından” sözüne tam uymaz.
Fakat şöyle denilebilir:
Duâ ve zikirlerin, namazdan sayılan şeyler uzun
olsa bile, namazın ardından vukû bulmasında onu
taşıdığı anlamın dışına
çıkarmaz. Bu iyi düşünülmelidir.
İbn-i Hacer’in: “… Aksine
kaçırılan, sadece ecrin kâmil olmasıdır…” sözü,
duâ ve zikirlerin, sünnet namazından önce yapılmasının
daha fazîletli olduğunu ifâde eder.”
Ahmed Selâme el-Kalyûnî ve Ahmed el-Berlesî
Umeyra’nın hâşiyesinde şöyle gelmiştir:
“Farz namazdan sonra yani ardından yapılan
duâ ve zikir, farz namazdan sonraki
fasıla örf olarak uzun olursa, ecir
kaçırılmış olur. Bir de sünnet namazını
kılmakla kaçırılmış olur.
İbn-i Hacer el-Heytemî -Allah ona rahmet etsin-
şöyle demiştir:
Duâ ve zikirlerin ecri, ne farz namazdan sonraki
fasılanın uzun olmasıyla, ne de sünnet namazın
kılınmasıyla kaçırılmış olur. Aksine
kaçırılan, sadece ecrin kâmil olmasıdır. Bu ise,
açıktır. Zirâ fasıla, örf olarak uzun sürmemiştir ki
namaza nisbet edilmiş olmasın (yani bu fasıla, namazdan
sayılır).” ( Kalyûnî ve Umeyra Hâşiyesi; c: 1, s: 198)
Ayrıca bir farz namazın ardından
yapılan duâ ve zikir, farz namaz ile sünnet namazın arasını
ayırmakla başka bir sünnetin gerçekleşmesi
sağlanmış olur.
Nitekim Muâviye b. Ebî Süfyan’dan -Allah ondan ve
babasından râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre o
şöyle demiştir:
((
إِنَّ
رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى
اللَّهُ
عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَمَرَنَا بِذَلِكَ أَنْ لَا تُوصَلَ صَلَاةٌ بِصَلَاةٍ
حَتَّى
نَتَكَلَّمَ أَوْ نَخْرُجَ.)) [ رواه مسلم ]
“Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bize, ikisi
arasında (selâmdan sonra) konuşmadan veya (mescitten)
dışarı çıkmadan bir farz namazı, başka bir farz
namazla birleştirmememizi emretti.” (Müslim; hadis no: 883)
Değerli âlim Abdulaziz b.
Baz da -Allah ona rahmet etsin- bu konuda şöyle demiştir:
“Bu hadis (Muâviye’nin
hadisi), bir müslümanın Cuma veya farz namazlardan diğer bir
namazı kıldığı zaman, konuşmadan veya mescitten
çıkmadan başka bir namazla birleştiremeyeceğine delâlet
etmektedir. Konuşmak, Allah Teâlâ’nın meşrû kıldığı duâ ve
zikirlerle olur.
Örneğin selâm
verdikten sonra şöyle demesidir:
Estağfirullah.
Estağfirullah. Estağfirullah. Allahumme Ente’s-Selâmu, ve Minke’s-Selâmu, Tebârakte yâ Ze’l-Celâli
ve’l-İkrâm.
Ayrıca bunun dışında Allah Teâlâ’nın
meşrû kıldığı duâ ve zikirlerle de olur.
Böylece namazdan tamamen
ayrıldığı anlaşılsın ve farz namazdan sonra
kılmış olduğu namazı, önceki namazdan bir bölüm
olduğu sanılmasın.” (“Mecmû’u Fetâvâ İbn-i
Baz”; c: 12, s: 335)
Allah Teâlâ en iyi bilendir.
