Namazın dünya hayatındaki faydaları nelerdir?

Cevap:

Hamd, yalnızca Allah’adır.

İslâm şeriatının getirmiş
olduğu her şey, -ki bunlardan birisi de namazdır- dünya ve
âhiret maslahatlarını gerçekleştirmektedir.

Nitekim el-İzz b. Abdusselâm -Allah ona rahmet
etsin- bu konuda şöyle demiştir:

“Dînî yükümlülüklerin hepsi, kulların hem
dünya, hem de âhiret maslahatları içindir.”[1]

İbn-i Kayyim -Allah ona rahmet etsin- de bu konuda
şöyle demiştir:

“İslâm şeriatının temeli ve
esası, pek çok hikmetler ve kulların, dünya ve âhiretteki
maslahatları üzerine kuruludur. İslâm şeriatının
hepsi, kullar için bir adalet, rahmet, maslahat ve hikmettir.

İslâm şeriatının hepsi, kullar için
bir göz nurudur, kalplerin hayat bulmasıdır, ruhların haz
ve lezzet duymasıdır. Kalpler, onunla hayat bulur ve gıda
alır. Onunla devâ ve nur olur, onunla şifâ  bulur ve korunur. Kâinattaki her hayır
ve iyilik, kaynağını ondan alır ve onunla hayır ve
iyilik hâsıl olur. Kâinattaki her noksanlığın sebebi de,
onu kaybetmek ve ona sahip olmamaktır. Namazın alametleri
kalmasaydı, dünya harap olur ve âlem silinirdi. Namaz, insanlar için bir
korunma ve âlemin ayakta durmasının sebebidir. Allah Teâlâ, namaz
sebebiyle gökleri ve yeri, yok olup gitmesinler
diye tutmaktadır. Eğer Allah Subhânehu ve Teâlâ, dünyanın harap
olmasını ve âlemin silinmesini isterse, namazdan arta kalan
alametleri kendi katına çekip alır. Allah Teâlâ’nın, elçisi
Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- ile göndermiş olduğu
İslâm şeriatı, âlemin direğidir, dünya ve âhirette
kurtuluşa ermenin eksenidir.”[2]

Allah Teâlâ’nın, Kur’an ve sünnetin naslarında
bu bilinen vasıf ve niteliklerde farz kıldığı namaz,
kullar için dünya ve âhiretle ilgili birtakım maslahatlar
gerçekleştirmektedir.

İnsanın, namazı ve hükümlerini
düşündüğünde onun bu dünyada insanlara ne kadar büyük faydalar
sağladığını görecektir. Bu faydalardan
bazıları şunlardır:

Öncelikle namaz, şu yönlerden insan
nefsine sıhhat ve saadet sağlar:

Birincisi:

Bu dünya hayatında kulların yaratılmaları,
semâvî kitaplar indirilmesi ve elçiler (peygamberler) gönderilmesindeki en
büyük hikmeti gerçekleştirir. Namaz, hâlis ibâdetin sadece Allah -celle
celâluhu-‘ya yapılmasını ve kulun, her anında bu
sağlam kulp ile Rabbi’ne bağlı olduğunu ve nereye giderse
gitsin, mutlaka Rabbine döneceğini ve O’nun huzurunda duracağını
hissetmesini sağlar.

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

(( وَمَا خَلَقْتُ
الْجِنَّ وَالْإِنْسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ * مَا أُرِيدُ مِنْهُمْ مِنْ رِزْقٍ وَمَا
أُرِيدُ أَنْ يُطْعِمُونِ * إِنَّ اللَّهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ
الْمَتِينُ )) [سورة الذاريات الآيات:56-58]

“Ben, cinleri ve insanları
ancak bana ibâdet etsinler diye yarattım. Ben, onlardan bana ne bir
rızık vermelerini, ne de beni doyurmalarını istiyorum.
Şüphesiz ki (kullarına) rızık veren, güç ve kuvvet sahibi ancak
Allah’tır.”[3]

Allah Teâlâ başka bir âyette şöyle
buyurmuştur:

(( وَمَا أُمِرُوا إِلَّا لِيَعْبُدُوا
اللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ حُنَفَاءَ وَيُقِيمُوا الصَّلَاةَ وَيُؤْتُوا
الزَّكَاةَ وَذَلِكَ دِينُ الْقَيِّمَةِ)) [سورة  البينة الآية:5]

“Halbuki onlara, ancak dîni Allah’a has kılarak, hakka yönelen kimseler olarak O’na kulluk etmeleri, namazı
kılmaları ve zekâtı vermeleri emredilmişti. İşte
bu dosdoğru dîndir.”[4]

Allah Teâlâ yine şöyle buyurmuştur:

(( قُلْ إِنَّ صَلَاتِي وَنُسُكِي
وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ * لَا شَرِيكَ لَهُ
وَبِذَلِكَ أُمِرْتُ وَأَنَا أَوَّلُ الْمُسْلِمِينَ)) [سورة الأنعام الآيتان:162-163]

“(Ey Muhammed!) De ki: Şüphesiz benim namazım,
diğer ibâdetlerim, yaşamım ve
ölümüm, âlemlerin Rabbi Allah içindir. O’nun hiçbir ortağı
yoktur. İşte ben bununla emrolundum ve ben müslümanların
ilkiyim.”[5]

İkincisi:

Şeriatın naslarından ve
insanların hayatındaki vâkıadan bilindiği üzere insanlar
arasında nefis bakımından en sağlıklısı,
ahlâk bakımından en düzgünü ve en mutlusu, muttakî salih kimselerdir.

Nitekim Allah Teâlâ bu
konuda şöyle buyurmuştur:

(( مَنْ عَمِلَ صَالِحًا مِّن ذَكَرٍ أَوْ أُنثَى وَهُوَ مُؤْمِنٌ
فَلَنُحْيِيَنَّهُ حَيَاةً طَيِّبَةً وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ أَجْرَهُم بِأَحْسَنِ
مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ)) [سورة النحل الآية:97 ]

“Kim, erkek veya
kadın, (Allah’a ve elçisine) îmân etmiş bir halde salih amel işlerse, (güzel
davranışta bulunursa), ona (dünyada) mutlaka güzel bir hayat
yaşatırız. Âhirette de onlara, (dünyada) yapmakta olduklarının daha
güzeli ile mükafatlarını veririz.”[6]

Allah Teâlâ başka bir âyette şöyle
buyurmuştur:

 (( أَمْ حَسِبَ
الَّذِينَ اجْتَرَحُوا السَّيِّئَاتِ أَن نَّجْعَلَهُمْ كَالَّذِينَ آمَنُوا
وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَوَاءً مَّحْيَاهُمْ وَمَمَاتُهُمْ سَاءَ مَا
يَحْكُمُونَ )) [سورة الجاثية الآية:21]

“Yoksa kötülük işleyenler, kendilerini, îmân edip salih amel
işleyenler gibi kılacağımızı,
hayatlarının ve ölümlerinin bir olacağını mı
sanıyorlar? Ne kötü hüküm veriyorlar!”[7]

Salâh ve takvâyı gerçekleştirmenin en büyük
vesilesi; namaza bağlı kalmak ve (şartlarını,
rükünlerini, farzlarını, vâciplerini ve sünnetlerini) ihlal etmeden
onu dosdoğru kılmaktır. Kim, namazı dosdoğru
kılar ve şartlarına, rükünlerine, farzlarına, vâciplerine
ve sünnetlerine riâyet ederek namaza devam ederse, namaz onu hayâsızlıktan ve kötülükten uzaklaştırır.
Allah Teâlâ’dan hakkıyla korkmasını (takvâyı)
gerçekleştirir ve onu Allah’ın salih kulları zümresine girdirir.

Nitekim Allah Teâlâ bu
konuda şöyle buyurmuştur:

(( اتْلُ مَا
أُوحِيَ إِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ وَأَقِمِ الصَّلَاةَ إِنَّ الصَّلَاةَ تَنْهَى
عَنِ الْفَحْشَاءِ وَالْمُنكَرِ وَلَذِكْرُ اللَّهِ أَكْبَرُ وَاللَّهُ يَعْلَمُ
مَا تَصْنَعُونَ )) [سورة العنكبوت الآية:45]

“(Ey Muhammed!) Kitaptan sana vahyolunanı oku ve namazı
da dosdoğru kıl. Çünkü
namaz, insanı hayâsızlıktan ve kötülükten
alıkor. Allah’ı anmak (olan namaz), elbette en büyük ibâdettir. Allah, yaptıklarınızı bilir.”[8]

Üçüncüsü:

Bu dünya hayatı,
keder ve hüzünlerden yoksun değildir. İnsanın, bu dünya
hayatının baskılarından çıkmak ve kurtulmak için keder
ve hüzünlerini arz edeceği birisinin olması gerekir. Müslüman ise,
keder ve hüznünü, ancak Allah Teâlâ’ya arz edebilir.

Nitekim Allah Teâlâ,
Yakub -aleyhisselâm-‘dan bahsetmiş ve onun şöyle dediğini
haber vermiştir:

(( قَالَ إِنَّمَا أَشْكُو بَثِّي وَحُزْنِي إِلَى اللَّهِ
وَأَعْلَمُ مِنَ اللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ )) [سورة يوسف
الآية: 86]

“Yakub: Ben,
keder ve üzüntümü ancak Allah’a arz ederim.
Ben, Allah tarafından sizin
bilmediğiniz şeyleri
(vahiy ile) bilirim, dedi.”[9]

İnsanın, hüzün
ve kederlerini, Allah Teâlâ’ya arz edeceği en güzel vakit ve hâl; namaz
vaktidir. Çünkü insan, namaz kılarken Rabbinin huzurundadır.
Kulun, Rabbine en yakın olduğu an ise, secdede olduğu
andır.

Nitekim Ebu Hureyre’den
-Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

 (( أَقْرَبُ مَا يَكُونُ الْعَبْدُ مِنْ رَبِّهِ وَهُوَ سَاجِدٌ،
فَأَكْثِرُوا الدُّعَاءَ.)) [رواه مسلم]

“Kulun, Rabbine en yakın olduğu hâl, secde hâlidir.
Bu sebeple secdede çokça duâ  etmeye bakın!”[10]

Namaz,
müslümanın,dünyanın keder ve hüzünlerini üzerinden atmasına
yardımcı olur.

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda
şöyle buyurmuştur:

(( وَاسْتَعِينُوا بِالصَّبْرِ وَالصَّلَاةِ وَإِنَّهَا
لَكَبِيرَةٌ إِلَّا عَلَى الْخَاشِعِينَ )) [سورة البقرة الآية:45]

“Sabrederek
ve namaz kılarak (Allah’tan) yardım dileyin.Şüphesiz
namaz, Allah’a derinden saygı duyanlardan (kalbi ürperenlerden ) başkasına
ağır gelir.”[11]

İbn-i Kesir -Allah
ona rahmet etsin- bu âyet-i kerimenin tefsirinde şöyle demiştir:

“Allah Teâlâ, kullarına, dünyâ ve
âhiret iyiliklerinden ümit ettiklerine nâil olabilmek için sabır ve namaz
ile yardım istemelerini emretmektedir.

Allah Teâlâ’nın
“namaz” sözüne gelince, şüphesiz namaz, bir işte sebât
etmenin en büyük yardımcısıdır.

İbn-i Abbas’tan
-Allah ondan ve babasından râzı olsun- rivâyet olunduğuna
göre o yolculukta iken kardeşi Kusem’in ölüm haberini
alınca İnna lillah ve inna ileyhi râciûn dedikten sonra yolun
kenarına gelip bineğini yere çöktürdü. Ardından iki rekat
namaz kıldı. Bu iki rekatta oturuşu uzattı. Sonra
ayağa kalkıp devesine doğru yürürken şu âyeti okumaya
başladı:

(( وَاسْتَعِينُوا بِالصَّبْرِ وَالصَّلَاةِ وَإِنَّهَا
لَكَبِيرَةٌ إِلَّا عَلَى الْخَاشِعِينَ ))

“Sabrederek
ve namaz kılarak (Allah’tan) yardım dileyin.Şüphesiz
namaz, Allah’a derinden saygı duyanlardan (kalbi ürperenlerden ) başkasına
ağır gelir.”[12]

Nebi -sallallahu aleyhi
ve sellem-, başına kendisini hüzünlendiren bir olay geldiği
zaman namaza sığınırdı.

Nitekim Huzeyfe’den
-Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre o
şöyle demiştir:

(( كَانَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِذَا
حَزَبَهُ أَمْرٌ صَلَّى.)) [رواه أبوداود، وحسنه الألباني في صحيح أبي داود]

“Nebi -sallallahu aleyhi ve
sellem-‘in başına bir şey (keder ve hüzün) geldiği zaman kalkıp namaz
kılardı.”[13]

Bütün bu
söylediklerimizi kısaca özetlemek gerekirse, namaz,
müslümanın nefsini ve ahlâkını düzeltmeye yardımcı olmaktadır.

Nitekim Allah Teâlâ bu
konuda şöyle buyurmuştur:

(( إِنَّ الْإِنسَانَ خُلِقَ هَلُوعًا ، إِذَا مَسَّهُ الشَّرُّ
جَزُوعًا ، وَإِذَا مَسَّهُ الْخَيْرُ مَنُوعًا ، إِلَّا الْمُصَلِّينَ ،
الَّذِينَ هُمْ عَلَى صَلَاتِهِمْ دَائِمُونَ )) [سورة المعارج الآيات: 19 – 23]

“Şüphesiz
insan çok hırslı ve sabırsız olarak yaratılmıştır. Kendisine
fenalık dokunduğunda
sızlanır, feryat eder. Ona bir hayır
dokunduğunda da eli sıkıdır (cimrilik eder). Ancak namaz kılanlar başka (böyle değildir). Onlar, namazlarına devam eden kimselerdir.”[14]

Dördüncüsü:

İbâdetin
aslında olmayan, ibâdetin edâsı sırasında hâsıl olan
tâli (fer’î) faydalardır. Nitekim namazın faydalarının ve
bedensel maslahatlarının pek çoğu, kulun, namazları
devamlı olarak vakitlerinde kılması sebebiyle kendisine
döner. Örneğin şu şartlar olmadan namaz tamam olmaz:
Abdest alınması, bedenin, elbisenin ve namaz kılınan yerin
necâsetlerden temizlenmiş olması şarttır. Namaz
kılanın misvak kullanması, en güzel elbisesini giymesi, cünüp
olduğunda namaz kılmak için yıkanması gerekiyorsa, Cuma
namazı için de yıkanması ve güzel koku sürünmesi mendubtur. Bütün
bu ameller, insanı hastalıklardan koruyan en faydalı koruyucu
tedbirdir.Tıbbî hikmet der ki:”Tedbir, tedâviden daha iyidir.”    

Namaz, insanın
bedenini zinde ve dinç tutar. Namaz kılan kimse, özellikle çok nâfile
namaz kılıyor ve mescitlere yürüyerek çok gidiyorsa, namaz ondan
uyuşukluk ve tembelliği giderir.

Nitekim Ebu Hureyre’den
-Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmuştur:

(( يَعْقِدُ الشَّيْطَانُ عَلَى قَافِيَةِ رَأْسِ أَحَدِكُمْ إِذَا
هُوَ نَامَ ثَلاَثَ عُقَدٍ ، يَضْرِبُ على كُلَّ عُقْدَةٍ : عَلَيْكَ لَيْلٌ
طَوِيلٌ فَارْقُدْ . فَإِنِ اسْتَيْقَظَ فَذَكَرَ اللَّهَ انْحَلَّتْ عُقْدَةٌ ،
فَإِنْ تَوَضَّأَ انْحَلَّتْ عُقْدَةٌ ، فَإِنْ صَلَّى انْحَلَّتْ عُقْدَةٌ ،
فَأَصْبَحَ نَشِيطًا طَيِّبَ النَّفْسِ ، وَإِلَّا أَصْبَحَ خَبِيثَ النَّفْسِ
كَسْلاَنَ.)) [رواه البخاري ومسلم]

“Biriniz
uyuduğu zaman ş‏eytan onun ense köküne üç
düğüm
atar. Her bir düğümü att‎ً‎ığı
yere: Gecen
uzun, uyumaya devam et! diye eliyle vurur. Eğer
o kimse uyanır da
Allah’ı‎
anarsa, düğümlerden
birisi çözülür. Abdest alı‎rsa, bir düğüm daha çözülür. Namaz da k‎ılarsa, şeytanın bütün düğümleri
çözülür. Böylece
neşeli ve huzurlu bir şekilde
sabahlar. Allah’ı‎ anmaz ve abdest al‎ıp namaz k‎lmazsa, uyuş‏uk ve tembel bir
halde sabahlar.”[15]

Namazın
faydalarından birisi de toplumsal faydalardır.

Zirâ
namazın müslüman bir toplum için önemli ve büyük faydası
vardır. Bu fayda; namazın mescitlerde cemaatle
kılınması, insanların bu fazîletli mekanlarda birbirleriyle
tanışmaları ve birbirlerine yakınlaşmaları,
kalpleri ibâdet üzere ve büyük-küçük, zengin-fakir ayrımı gözetmeksizin
dosdoğru bir safta biraraya getirmesidir.

Ayrıca
tüm bu hikmetler ile kulun hem dînî, hem de dünyevî menfaat ve
maslahatlarının değerini hakîm ve her şeyden haberdâr olan
Allah Teâlâ’dan başkası bilemez.

Nitekim Allah Teâlâ bu
konuda şöyle buyurmuştur:

(( أَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ )) [سورة
الملك الآية:14]

“Yaratan
bilmez mi? O, en gizli şeyleri bilir, (her
şeyden) hakkıyla
haberdardır.”[16]

Allah Teâlâ en iyi bilendir.

www.islamqa.com

 

 

[1] Kavâidu’l-Ahkâm, c: 2, s: 73

[2] İ’lâmu’l-Muvekkıîn, c: 4, s: 337-338

[3] Zâriyât Sûresi:
56-58

[4] Beyyine Sûresi: 5

[5] En’âm Sûresi: 162-163

[6] Nahl Sûresi: 97

[7] Câsiye Sûresi: 21

[8] Ankebut Sûresi: 45

[9]  Yusuf Sûresi: 86

[10] Müslim, hadis
no: 482

[11] Bakara Sûresi: 45

[12] İbn-i Kesir Tefsiri,
c: 1, s: 251-253

[13] Ebu
Davud, hadis no: 1319. Elbânî, ‘Sahih-i Ebî davud’, hadis no:1192’de hadisin
hasen olduğunu belirtmiştir.

[14] Meâric Sûresi: 19-23

[15] Buhârî,
hadis no: 1142. Müslim, hadis no: 776

[16] Mülk Sûresi: 14