Kur’an-ı Kerim’de, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in diğer nebilerden üstün olduğunu gösteren bir âyet var mıdır?

Hamd,
yalnızca Allah’adır.

Birincisi:

Soru soran kardeşimiz ve bu sözümüzü okuyan
herkes bilmelidir ki, her hükmün Kur’an-ı Kerim’de geçmesi şart
değildir. Dolayısıyla temiz İslâm şeriatının
delilleri; Kitap ve Sünnet’tir (Kur’an-ı Kerim ve Nebi -sallallahu aleyhi
ve sellem-‘in söz, fiil ve takrirleridir.) Sadece Kur’an değildir.Zirâ
Allah Teâlâ’nın hükümleri, Kur’an’da geçmeyip Nebi -sallallahu aleyhi ve
sellem-‘in sünnetinde geçebilir. Kimi zaman ise, sünnette değil de sadece
Kur’an’da geçebilir. Hükümler, Kur’an-ı Kerim’de mutlak, genel ve
özel olarak gelebilir, sünnet ise bu hükümleri takyîd, tahsis ve tebyîn
eder (mutlak olanı sınırlar/mukayyed kılar, genel
olanı özele indirger ve özet olanı açıklar).

Allah Teâlâ’nın kitabında sünneti
bırakıp, sadece Kur’an’da geçeni almaya çağıran bir âyet
bile yoktur. Bu sebeple sünneti bırakıp da sadece Kur’an’da geçeni
alacağını iddiâ eden kimsenin, izlediği yolun ve
anlayışının doğru olduğunu gösteren bir
âyeti delil getirmesi gerekir. Böyle bir şeyi zaten getiremez ki?

Aksine Allah Teâlâ’nın kitabında,Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘in getirdiği şeyi almayı ve
yasakladığı şeyi de bırakmayı emreden âyet
gelmiştir.

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle
buyurmuştur:

((… وَمَا آتَاكُمُ الرَّسُولُ
فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا…)) [ سورة الحشر من الآية: 7 ]

“…Elçi

(Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-) size ne
verdiyse (dînde size neyi meşrû kıldıysa), onu hemen alın, size neyi de yasak ettiyse, ondan
vazgeçin.” (Haşr Sûresi: 7)

Allah Teâlâ yine şöyle buyurmuştur:

((وَأَطِيعُواْ اللهَ وَأَطِيعُواْ
الرَّسُولَ وَاحْذَرُواْ فَإِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَاعْلَمُواْ أَنَّمَا عَلَى
رَسُولِنَا الْبَلاَغُ الْمُبِينُ )) [ سورة المائدة الآية: 92 ]

“(Ey
müslümanlar! Emir ve yasaklarında) Allah’a itaat edin, elçiye de itaat
edin ve (Allah’tan) korkun. Eğer (yasaklandığınız
şeyleri yaparak itaatten) yüz çevirirseniz, bilin ki elçimizin vazifesi
apaçık duyurmak ve bildirmektir.” (Mâide Sûresi: 92)

Yine şöyle buyurmuştur:

 ((يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ
أَطِيعُواْ اللهَ وَرَسُولَهُ وَلاَ تَوَلَّوْا عَنْهُ وَأَنْتُمْ تَسْمَعُونَ ))
[ سورة الأنفال الآية: 20 ]

“Ey îmân
edenler! (Emir ve yasaklarında)
Allah’a ve elçisine itaat
edin ve (Kur’an’ı) işittiğiniz halde O’ndan yüz
çevirmeyin.” (Enfâl Sûresi: 20)

Allah Teâlâ’nın kitabında birçok âyette geçen
“hikmet” kelimesi, sünnetin kendisidir. 

Nitekim Allah Teâlâ bu âyetlerin birisinde
şöyle buyurmuştur:

((كَمَا أَرْسَلْنَا فِيكُمْ رَسُولاً
مِنْكُمْ يَتْلُو عَلَيْكُمْ آيَاتِنَا وَيُزَكِّيكُمْ وَيُعَلِّمُكُمُ الْكِتَابَ
وَالْحِكْمَةَ وَيُعَلِّمُكُم مَا لَمْ تَكُونُواْ تَعْلَمُونَ )) [ سورة البقرة
الآية: 151 ]

“Nitekim içinizden size âyetlerimizi okuyan,
sizi (şirkten ve her türlü kötü
ahlaktan) arındıran, size Kitab’ı (Kur’an’ı) ve hikmeti (sünneti)
öğretip
bilmediğiniz şeyleri (nebilerin ve geçmiş ümmetlerin kıssalarını)
size öğreten
bir elçi gönderdik.” (Bakara Sûresi: 151)

Allah Teâlâ başka bir âyette şöyle
buyurmuştur:

(( … وَلاَ تَتَّخِذُوَاْ آيَاتِ
اللهِ هُزُواً وَاذْكُرُوا نِعْمَتَ اللهِ عَلَيْكُمْ وَمَا أَنْزَلَ عَلَيْكُمْ مِنَ
الْكِتَابِ وَالْحِكْمَةِ يَعِظُكُمْ بِهِ وَاتَّقُوا اللهَ وَاعْلَمُواْ أَنَّ
اللهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ )) [ سورة البقرة من الآية: 231 ]

“… Sakın Allah’ın âyetlerini (ve hükümlerini) eğlenceye
almayın. Allah’ın üzerinizdeki (İslâm) nimetini, size öğüt vermek için indirdiği
Kitab’ı ve hikmeti (sünneti) hatırlayın
(ve bu büyük nimetten dolayı O’na
şükredin). Allah’tan korkun ve bilin
ki Allah her şeyi hakkıyla bilendir.” (Bakara Sûresi: 231)

Kur’an ve sünnet, aynı kaynaktan beslenir ve her
ikisi de vahiydir.

Nitekim
Allah Teâlâ
bu
konuda şöyle buyurmuştur:

((وَمَا يَنطِقُ عَنِ الْهَوَى{3} إِنْ هُوَ إِلَّا
وَحْيٌ يُوحَى{4})) [ سورة النجم الآيتان: 3-4 ]

“O
(Muhammed -sallallahu
aleyhi ve sellem-) kendi hevâsından konuşmaz. O, (konuştuğu
şeyler) kendisine vahyedilen vahiyden başka bir şey
değildir.” (Necm Sûresi: 3-4 )

İkincisi:

Nebilerin birbirlerinden üstün oluşuna gelince, bu
konuda delil vardır. Bunu Allah
Teâlâ, kitabı Kur’an-ı
Kerim’de, elçisi Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- de sünnetinde
zikretmiştir.

Nitekim
Allah Teâlâ
bu
konuda şöyle buyurmuştur:

(( تِلْكَ الرُّسُلُ فَضَّلْنَا
بَعْضَهُمْ عَلَى بَعْضٍ مِنْهُمْ مَنْ كَلَّمَ اللّهُ وَرَفَعَ بَعْضَهُمْ
دَرَجَاتٍ وَآتَيْنَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ الْبَيِّنَاتِ وَأَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ
الْقُدُسِ … )) [ سورة البقرة من الآية: 253 ]

“İşte
bu elçiler; onlardan bir
kısmını bir kısmına üstün kıldık. Onlardan (Musa ve Muhammed -aleyhimasselâm- gibi) Allah’ın
kendileriyle konuştuğu ve (Muhammed -sallallahu
aleyhi ve sellem- gibi) derecelerle yükselttiği vardır.
Meryem oğlu İsa’ya apaçık mucizeler verdik ve O’nu Ruhu’l-Kudüs (Cebrâil) ile destekledik…”
(Bakara
Sûresi: 253)

Değerli âlim
Muhammed el-Emîn eş-Şenkîtî -Allah ona rahmet etsin- şöyle
demiştir:

“Allah
Teâlâ:

(( … وَرَفَعَ بَعْضَهُمْ دَرَجَاتٍ
… ))

“… ve derecelerle
yükselttiği vardır…”

Âyetiyle, derecesini yükselttiği nebilerden
birisinin Muhammed -sallallahu
aleyhi ve sellem- olduğuna şu âyetlerde işâret etmiştir:

(( وَمِنَ اللَّيْلِ فَتَهَجَّدْ بِهِ
نَافِلَةً لَكَ عَسَى أَن يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَاماً مَحْمُوداً )) [ سورة
الإسراء الآية: 79 ]

“(Ey Nebi!) Gecenin bir
kısmında (uykundan) kalk, sana mahsus nâfile olarak onunla (Kur’an
ile) namaz kıl (ki kadrin yücelsin ve derecelerin yükselsin). Umulur ki Rabbin (kıyâmet günü insanlara şefaatçi olman için)
seni Makam-ı Mahmud’a (övülen makama)
ulaştırır.” (İsrâ Sûresi: 79)

(( وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا
كَافَّةً لِلنَّاسِ بَشِيراً وَنَذِيراً وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا
يَعْلَمُونَ )) [ سورة سبأ الآية: 28 ]

“(Ey elçi!) Biz, seni
ancak bütün insanlara (Allah’ın sevabını müjdeleyen) bir
müjdeci ve (O’nun azabından uyaran) bir uyarıcı olarak
gönderdik.Fakat insanların çoğu  (hakikati) bilmezler.” (Sebe
Sûresi: 28)

((قُلْ يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنِّي
رَسُولُ اللهِ إِلَيْكُمْ جَمِيعاً الَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ
لا إِلَـهَ إِلاَّ هُوَ يُحْيِـي وَيُمِيتُ فَآمِنُواْ بِاللهِ وَرَسُولِهِ
النَّبِيِّ الأُمِّيِّ الَّذِي يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَكَلِمَاتِهِ وَاتَّبِعُوهُ
لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ )) [ سورة الأعراف الآية: 158 ]

“(Ey elçi!) De ki: Ey
insanlar! Ben, Allah’ın sizin hepinize gönderdiği bir elçisiyim. Ki göklerin ve yerin mülkü O’nundur. O’ndan
başka hak ilah
yoktur, O diriltir ve öldürür. O halde Allah’a ve Allah’a ve O’nun sözlerine inanan elçisine, o ümmî
peygambere îmân edin ve O’na uyun (Allah’a itaat olan
emirlerini yerine getirin) ki doğru yolu bulasınız.”
(A’râf Sûresi: 158)

(( تَبَارَكَ الَّذِي نَزَّلَ
الْفُرْقَانَ عَلَى عَبْدِهِ لِيَكُونَ لِلْعَالَمِينَ نَذِيراً )) [ سورة الفرقان
الآية: 1 ]

“Âlemlere bir uyarıcı olsun diye kuluna
Furkan’ı (hakkı batıldan ayıran Kur’an’ı) indiren (Allah’ın) hayır ve bereketi ne muazzamdır.” (Furkan Sûresi: 1)

Allah Teâlâ, derecesini yükselttiği nebilerden birisinin
İbrahim -aleyhisselâm- olduğuna şu
âyetlerde işâret etmiştir:

(( وَمَنْ أَحْسَنُ دِيناً مِمَّنْ أَسْلَمَ
وَجْهَهُ ِللهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ واتَّبَعَ مِلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفاً
وَاتَّخَذَ اللهُ إِبْرَاهِيمَ خَلِيلاً )) [ سورة النساء الآية: 125 ]

“İyilik
yaparak kendini Allah’a teslim eden ve hakka yönelen İbrahim’in dînine uyan kimsenin dîninden
daha güzel dînli kim olabilir? Allah,
(kulları arasından) İbrahim’i
yakın dost
edindi.” (Nisâ Sûresi: 125)

(( وَإِذِ ابْتَلَى إِبْرَاهِيمَ
رَبُّهُ بِكَلِمَاتٍ فَأَتَمَّهُنَّ قَالَ إِنِّي جَاعِلُكَ لِلنَّاسِ إِمَاماً
قَالَ وَمِنْ ذُرِّيَّتِي قَالَ لاَ يَنَالُ عَهْدِي الظَّالِمِينَ )) [ سورة
البقرة الآية: 124 ]

“(Ey Nebi!
Hatırlar mısın:) Hani Rabbi İbrahim’i birtakım emirlerle
sınamış, o da onları tam olarak yerine getirmişti.
(O zaman Allah İbrahim’e): Ben, seni insanlara
önder kılacağım. İbrahim: Soyumdan da (önderler
yap, ya Rabbi!) deyince (Allah:) Zâlimler benim ahdime erişemez (zâlimler,
dînde önderlik elde edemezler) buyurmuştu.” (Bakara
Sûresi: 124)

Bunun dışında daha nice âyetler
vardır.

Allah Teâlâ, derecesini yükselttiği nebilerden birisinin
Davud -aleyhisselâm- olduğuna şu âyette
işâret etmiştir:

(( … وَلَقَدْ فَضَّلْنَا بَعْضَ
النَّبِيِّينَ عَلَى بَعْضٍ وَآتَيْنَا دَاوُودَ زَبُوراً )) [ سورة الإسراء من
الآية: 55 ]

“Andolsun ki biz, nebilerin bir kısmını bir
kısmına (kendisine îmân edenlerin çokluğu ve ona kitap
indirmekle) üstün kıldık ve Davud’a da Zebur’u verdik.” (İsrâ Sûresi: 55)

Allah Teâlâ, derecesini yükselttiği nebilerden birisinin
İdris -aleyhisselâm- olduğuna şu âyette
işâret etmiştir:

(( وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ
إِدْرِيسَ إِنَّهُ كَانَ صِدِّيقاً نَّبِيّاً{56} وَرَفَعْنَاهُ مَكَاناً
عَلِيّاً{57})) [ سورة مريم الآيتان: 56-57 ]

“(Ey
Nebi!) Kitap’ta (Kur’an’da) İdris’i de hatırla. Şüphesiz o, çok doğru sözlü bir kimse, (kendisine vahyedilen)
bir nebî
idi.

Onu yüce bir makama yükselttik.” (Meryem Sûresi: 56-57)

Allah Teâlâ, derecesini yükselttiği nebilerden birisinin
İsa -aleyhisselâm- olduğuna şu âyette
işâret etmiştir:

(( … وَآتَيْنَا عِيسَى ابْنَ
مَرْيَمَ الْبَيِّنَاتِ وَأَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ الْقُدُسِ…)) [ سورة البقرة من
الآية: 87 ]

 

“Meryem oğlu İsa’ya apaçık mucizeler
verdik ve O’nu Ruhu’l-Kudüs (Cebrâil) ile
destekledik…” (Bakara Sûresi: 87) (“Edvâu’l-Beyân”; c: 1,
s: 184-185)

Nebileri birbirinden üstün tutmayı veya
Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-‘i diğer nebilerden üstün tutmayı yasaklamak hakkında sünnette
gelen hadislere gelince, bu hadisler:

(( لَا
تُخَيِّرُوا
بَيْنَ الأَنْبِيَاءِ.)) [ رواه البخاري ومسلم ]

“Peygamberler arasında ayırım
yapmayın.”
(Buhârî
ve Müslim)

(( لاَ
تُخَيِّرُونيِ عَلَى
مُوسَى.))

[ رواه البخاري
ومسلم ]

“Beni Musa’dan üstün tutmayın.” (Buhârî ve Müslim)

Bu karmaşık durumu ilim ehlinin görüşü
çözmüştür.Âlimler, hadisin anlamı hakkında şu
farklı görüşlere ayrılmışlardır:

el-Hattâbî -Allah ona rahmet etsin- şöyle
demiştir:

“Bunun anlamı; onlardan bir kısmını
küçük görmemek ve değerlerini düşürmemek için nebilerin arasında
ayırım yapmayı terk edin demektir. Zirâ bu ayırım,
onlar hakkında inancın bozulmasına ve onların bilinmesi
gereken haklarını ihlal etmeye kadar götürür. Yoksa derece
bakımından onların aynı seviyede olduklarına
inanılması geerkir demek değildir. Çünkü Allah Teâlâ
şöyle buyurmuştur:

(( تِلْكَ الرُّسُلُ فَضَّلْنَا
بَعْضَهُمْ عَلَى بَعْضٍ… )) [ سورة البقرة من الآية: 253 ]

“İşte
bu elçiler; onlardan bir
kısmını bir kısmına üstün kıldık….”
(Bakara
Sûresi: 253)

“Avnu’l-Ma’bûd” kitabının yazarı
şöyle demiştir:

“Yani: Kendi yanınızdan onları (nebileri)
birbirinden üstün tutmayın…”

Kurtubî -Allah ona rahmet etsin- bu konuda başka
görüşler de zikretmiş, daha sonra şöyle demiştir:

“Bu konuda bundan daha güzel şöyle diyen
kimsenin sözüdür:

Nebileri birbirinden üstün tutmayı yasaklamak maksat;
aralarında hiçbir üstünlüğün olmadığı nübüvvet
hasletidir (peygamberlik vasfıdır). Üstünlük (fazîlet), ancak
birtakım hallerin ziyâdeliğinde, hususiyet, kerâmet, lütuf ve
apaçık mucizelerde olur. Nübüvvetin kendisinde üstünlük yoktur. Üstünlük,
nübüvvetten fazla olarak birtakım hususlarda olabilir. Nitekim Allah Teâlâ
onlardan kimisini elçi (rasûl), kimisini Ulu’l-Azm kılmış,
kimisini yakın dost edinmiş, kimisiyle bizzat konuşmuş ve
kimilerinin derecelerini yükseltmiştir.

Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

(( … وَلَقَدْ فَضَّلْنَا بَعْضَ
النَّبِيِّينَ عَلَى بَعْضٍ وَآتَيْنَا دَاوُودَ زَبُوراً )) [ سورة الإسراء من
الآية: 45 ]

“Andolsun ki biz, nebilerin bir kısmını bir
kısmına (kendisine îmân edenlerin çokluğu ve ona kitap
indirmekle) üstün kıldık ve Davud’a da Zebur’u verdik.” (İsrâ Sûresi: 45)”
(“Kurtubi Tefsiri”; c: 3, s: 249)

Üçüncüsü:

Peygamberimiz Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in,
diğer nebi kardeşlerine üstün (onlardan fazîletli) oluşu
konusunda âlimler arasında bir görüş
ayrılığı yoktur. Nitekim Kur’an ve sünnette bunu
açıklayan şer’î deliller gelmiştir.

Bunlardan bazıları şunlardır:

1. Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-‘e kıyâmet
günü Makam-ı Mahmud verilecektir.

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle
buyurmuştur:

(( وَمِنَ اللَّيْلِ فَتَهَجَّدْ بِهِ
نَافِلَةً لَكَ عَسَى أَن يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَاماً مَحْمُوداً )) [ سورة
الإسراء الآية: 79 ]

“(Ey Nebi!) Gecenin bir
kısmında (uykundan) kalk, sana mahsus nâfile olarak onunla (Kur’an
ile) namaz kıl (ki kadrin yücelsin ve derecelerin yükselsin). Umulur ki Rabbin (kıyâmet günü insanlara şefaatçi olman için)
seni Makam-ı Mahmud’a (övülen makama)
ulaştırır.” (İsrâ Sûresi: 79)

Makam-ı Mahmud; kıyâmet günü kullar
arasında hüküm vermek için ona bahşedilen şefaattır. Bu
ise, haşrin süresinin uzamasından sonra olacaktır. İnsanlar
o zor günde dehşete kapılacaklar ve (şefaat etmeleri için)
sırasıyla nebilere gidecekler, fakat hepsi de onlara şefaat
etmekten özür beyan edecekler. Nihâyet insanlar, Peygamberimiz Muhammed
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘e gelecekler. Bunun üzerine O, Rabbinin huzuruna
gidip secdeye kapanacak ve insanlara şefaat etme yetkisini isteyecek,
Rabbi de ona bu yetkiyi verecektir. İşte bütün yaratılanlar,
Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-‘i öveceği için bu makama,
Makam-ı Mahmud (övülen makam) denilmiştir. Çünkü
mahşerin uzun sürmesinden dolayı insanların meşakkat ve
sıkıntıları, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in
şefaatıyla ortadan kalkacaktır.

İbn-i Ömer’den -Allah ondan ve babasından
râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, o şöyle demiştir:

(( إِنَّ
النَّاسَ يَصِيرُونَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ جُثًا،
كُلُّ أُمَّةٍ تَتْبَعُ
نَبِيَّهَا يَقُولُونَ: يَا فُلانُ! اشْفَعْ، يَا فُلانُ!
اشْفَعْ، حَتَّى
تَنْتَهِيَ الشَّفَاعَةُ إِلَى النَّبِيِّ صَلَّى
اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
فَذَلِكَ يَوْمَ يَبْعَثُهُ اللَّهُ الْمَقَامَ
الْمَحْمُودَ.)) [ رواه البخاري ]

“Şüphesiz
ki insanlar kıyâmet
günü gruplar
halinde olacaklardır.
Her ümmet kendi peygamberini
takip edip:


Ey falan! bize şefaat et! Ey falan bize şefaat et! diyecektir.

Sonunda
şefaat etme işi Nebi
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘de son bulacaktır. İşte Allah’ın,
onu Makam-ı Mahmud’a (övülen makama) ulaştıracağı
gün o gündür.” (Buhârî; hadis no: 4441)

2. Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-, Cevâmiu’l-Kelim
(özlü söz söylemek), kâfirlerin kalplerine korku salarak zafer
kazanmak, ganimetlerin helal kılınması, yeryüzünün mescit
(namazgâh) ve temiz kılınması, nübüvvetin onunla son bulması
ve şefaat gibi meziyetlerle üstün kılınmıştır.

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle
buyurmuştur:

(( مَا كَانَ مُحَمَّدٌ أَبَا أَحَدٍ
مِنْ رِجَالِكُمْ وَلَكِنْ رَسُولَ اللهِ وَخَاتَمَ النَّبِيِّينَ وَكَانَ اللهُ بِكُلِّ
شَيْءٍ عَلِيماً )) [ سورة الأحزاب الآية: 40 ]

“Muhammed,
sizin adamlarınızdan hiçbirisinin babası değildir. Fakat O,
Allah’ın elçisi ve nebilerin sonuncusudur (ondan sonra
kıyâmete kadar nebi gelmeyecektir). Allah, (amellerinizden
gizli-saklı) her şeyi en iyi bilendir.” (Ahzâb Sûresi:
40)

Allah Teâlâ yine şöyle buyurmuştur:

(( تَبَارَكَ الَّذِي نَزَّلَ
الْفُرْقَانَ عَلَى عَبْدِهِ لِيَكُونَ لِلْعَالَمِينَ نَذِيراً )) [ سورة الفرقان
الآية: 1 ]

“Âlemlere bir uyarıcı olsun diye kuluna
Furkan’ı (hakkı batıldan ayıran Kur’an’ı) indiren (Allah’ın) hayır ve bereketi ne muazzamdır.” (Furkan Sûresi: 1)

Câbir b. Abdullah’tan -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna
göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle
buyurmuştur:

(( أُعْطِيتُ خَمْسًا لَمْ يُعْطَهُنَّ أَحَدٌ
مِنَ
الأَنْبِيَاءِ قَبْلِي: نُصِرْتُ بِالرُّعْبِ مَسِيرَةَ شَهْرٍ، وَجُعِلَتْ
لِيَ الْأَرْضُ
مَسْجِدًا وَطَهُورًا، وَأَيُّمَا رَجُلٍ مِنْ أُمَّتِي أَدْرَكَتْهُ
الصَّلاةُ
فَلْيُصَلِّ، وَأُحِلَّتْ لِيَ الْغَنَائِمُ، وَكَانَ النَّبِيُّ
يُبْعَثُ إِلَى
قَوْمِهِ خَاصَّةً وَبُعِثْتُ إِلَى النَّاسِ كَافَّةً،
وَأُعْطِيتُ الشَّفَاعَةَ.)) [ رواه البخاري ومسلم ]

“Benden önceki nebilerden hiç birisine verilmeyen beş şey
bana verildi:

– Bir
aylık yol kadar yerden (düşmanımın kalbine) korku (salmak)
ile yardım olundum (desteklendim).

– Yer(yüzü) bana
mescid (namazgâh) ve temiz
kılındı. Onun için ümmetimden namaz vakti gelip çatmış
kim olursa olsun namazını kılıversin.

– Ganimet malları bana helal
kılındı.(Oysa ganimet malları benden önce hiç kimseye
helal kılınmamıştı.)

-(Benden önce)
her nebi yalnızca kendi kavmine elçi gönderilirken, ben ise bütün
insanlara (nebi ve rasûl
olarak) gönderildim

– Bana
(büyük ve
özel) şefaat verildi.” (Buhârî; hadis
no: 427. Müslim; hadis no: 421)    

Ebu Hureyre’den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet
olunduğuna göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-
şöyle buyurmuştur:

(( فُضِّلْتُ عَلَى الْأَنْبِيَاءِ بِسِتٍّ: أُعْطِيتُ
جَوَامِعَ
الْكَلِمِ، وَنُصِرْتُ بِالرُّعْبِ، وَأُحِلَّتْ لِيَ الْغَنَائِمُ،
وَجُعِلَتْ لِيَ
الأَرْضُ طَهُورًا وَمَسْجِدًا، وَأُرْسِلْتُ إِلَى الْخَلْقِ
كَافَّةً،
وَخُتِمَ بِيَ النَّبِيُّونَ.)) [ رواه مسلم ]

“Ben, şu
altı şeyle diğer nebilere üstün kılındım:

– Bana Cevâmiu’l-Kelim (özlü söz söyleme meziyeti) verildi.

– Düşmana korku (salmak) ile yardım olundum (desteklendim).

– Ganimetler bana helâl kılındı.

– Yeryüzü bana temiz ve namazgâh kılındı.

-Ben yaratılanların hepsine birden elçi olarak
gönderildim.

– Nebilere benimle son verildi
(nebilik benimle sona erdi).” (Müslim;
hadis no: 523)    

3. Nebi ve rasûller arasından sırat
köprsünü ilk olarak Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- geçecektir.

Nitekim Ebu Hureyre’den -Allah ondan râzı olsun-
rivâyet olunan uzunca hadiste Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-
şöyle buyurmuştur:

((… وَيُضْرَبُ الصِّرَاطُ بَيْنَ ظَهْرَانَيْ جَهَنَّمَ،
فَأَكُونُ أَوَّلَ مَنْ يَجُوزُ مِنَ الرُّسُلِ بِأُمَّتِهِ، وَلاَ يَتَكَلَّمُ يَوْمَئِذٍ
أَحَدٌ إِلاَّ الرُّسُلُ، وَكَلاَمُ الرُّسُلِ يَوْمَئِذٍ اللَّهُمَّ سَلِّمْ سَلِّمْ،
وَفِي جَهَنَّمَ كَلاَلِيبُ مِثْلُ شَوْكِ السَّعْدَانِ، هَلْ رَأَيْتُمْ شَوْكَ السَّعْدَانِ؟
قَالُوا: نَعَمْ، قَالَ: فَإِنَّهَا مِثْلُ شَوْكِ السَّعْدانِ، غَيْرَ أَنَّهُ لاَ
يَعْلَمُ قَدْرَ عِظَمِهَا إِلاَّ اللهُ، تَخْطَفُ النَّاسَ بِأَعْمَالِهِمْ، فَمِنْهُمْ
مَنْ يُوبَقُ بِعَمَلِهِ، وَمِنْهُمْ مَنْ يُخَرْدَلُ ثُمَّ يَنْجُو.)) [ رواه البخاري ]

“Cehennemin
üzerinde iki tarafından Sırat köprüsü kurulur.Ümmeti
ile birlikte bu sırattan ilk geçen ben olacağım. O gün elçilerden başkası konuşmayacaktır. O günde elçilerin sözleri:

-Allahım! Selâmet ver! Allahım! Selâmet ver!
şeklinde olacaktır. Cehennemde Sa’dân[1] bitkisinin dikeni gibi kancalar vardır ki onların
büyüklük
miktarını
ancak Allah bilir. Bu kancalar,
insanları amellerine göre yakalayıp cehenneme atacaktır.
Bir
kısmı ameli
sebebiyle helak
olacak, bir kısmı da o kancalara takıldıktan sonra kurtulacaktır.”

(Buhârî; hadis no: 773)

4. Kıyâmet günü kabirden kalkacak, insanlara
şefaat edecek ve kendisinden şefaat istenecek ilk kimse, Muhammed
-sallallahu aleyhi ve sellem- olacaktır.

Ebu Hureyre’den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet
olunduğuna göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-
şöyle buyurmuştur:

(( أَنَا سَيِّدُ
وَلَدِ آدَمَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ،
وَأَوَّلُ مَنْ يَنْشَقُّ عَنْهُ الْقَبْرُ،
وَأَوَّلُ شَافِعٍ ، وَأَوَّلُ
مُشَفَّعٍ.)) [ رواه مسلم ]

“Ben,
kıyâmet günü Âdem oğlunun efendisiyim. Kabri ilk açılacak (haşrolunmak
için kabrinden ilk çıkacak)
olan benim, ilk şefaat edecek olan ve şefaati ilk kabul edilecek olan
da benim.” (Müslim; hadis no: 2278)

5. Allah Teâlâ, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in
geçmiş ve gelecek bütün günahlarını
bağışlamıştır.

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle
buyurmuştur:

(( إِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحاً
مُّبِيناً{1} لِيَغْفِرَ لَكَ اللهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ
وَيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَيَهْدِيَكَ صِرَاطاً مُسْتَقِيماً{2})) [ سورة
الفتح الآيتان: 1-2 ]

“(Ey elçi!) Şüphesiz
ki biz sana
apaçık bir fetih verdik. Tâ ki Allah, senin geçmiş ve gelecek (bütün) günahını
bağışlasın, (dînini
açıkça yaşamak ve düşmanlarına karşı
sana yardım etmek için) üzerindeki
nimetini tamamlasın ve seni dosdoğru bir yola yöneltsin.” (Fetih Sûresi: 1-2)

6. Allah Teâlâ, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-‘i
nübüvvet ve risâlet vasıflarıyla çağırmıştır.

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle
buyurmuştur:

((يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِنَّا
أَرْسَلْنَاكَ شَاهِداً وَمُبَشِّراً وَنَذِيراً )) [ سورة الأحزاب الآية: 55 ]

“Ey Nebi! Gerçekten biz seni (risâleti ümmetine tebliğ etmen için) bir
şâhit, (mü’minleri cennetle
müjdelemen için) bir müjdeleyici ve (günahkârları
ve yalancıları cehennemle uyarman için) bir
uyarıcı olarak gönderdik.” (Ahzâb Sûresi: 45)

Allah Teâlâ yine şöyle buyurmuştur:

(( يَا أَيُّهَا الرَّسُولُ بَلِّغْ
مَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ وَإِنْ لَمْ تَفْعَلْ فَمَا بَلَّغْتَ
رِسَالَتَهُ وَاللهُ يَعْصِمُكَ مِنَ النَّاسِ إِنَّ اللهَ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ
الْكَافِرِينَ )) [ سورة المائدة الآية: 67 ]

“Ey elçi! Rabbinden sana
indirileni (vahyi) tebliğ
et. Eğer (bu görevini) yapmayacak olursan (tebliğde ihmalkâr davranıp vahiyden bir
şey gizlersen), O’nun elçiliğini tebliğ
etmemiş olursun. Allah seni insanlardan (düşmanlarından) koruyacaktır.
Şüphesiz ki Allah, kâfir
olan bir topluluğu hidâyete erdirmez.” (Mâide Sûresi: 67)

Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in diğer nebi
kardeşleri sadece isimleriyle çağrılmışlardır.

7. Allah Teâlâ, elçisi Muhammed -sallallahu aleyhi ve
sellem-‘e, nebilerin yolunu örnek almasını emretmiştir.

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle
buyurmuştur:

(( أُوْلَـئِكَ الَّذِينَ هَدَى اللهُ
فَبِهُدَاهُمُ اقْتَدِهْ قُلْ لَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ أَجْراً إِنْ هُوَ إِلاَّ
ذِكْرَى لِلْعَالَمِينَ )) [ سورة الأنعام الآية: 90 ]

“İşte o nebiler, Allah’ın
doğru yola ilettiği kimselerdir. (Ey Nebi!) O halde sen de onların yoluna uy. (Müşriklere) de ki: Bu
tebliğe karşı sizden bir ücret (dünyalık bir şey) istemiyorum.
O (İslâm),
bütün âlemler için ancak bir hatirlatmadır.” (En’âm Sûresi: 90)

Değerli
âlim Abdurrahman es-Sa’dî -Allah
ona rahmet etsin- bu âyeti tefsir ederken şöyle demiştir:

“Yani:
Ey kıymetli elçi! Sen de bu seçkin nebilerin ardından yürü ve
onların dînine uy. Nitekim Nebi -sallallahu
aleyhi ve sellem- bu emre uymuş ve kendisinden önceki elçilerin
yoluna uyarak onları örnek almış ve onlarda bulunan bütün
kemâl sıfatları biraraya getirmiştir. Dolayısıyla Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bütün fazîletleri
ve hususiyetleri kendisinde toplamış ve bu konuda âlemdeki herkesi
geçmiştir. Nitekim O, elçilerin efendisi ve muttakîlerin önderi idi -Allah’ın salât ve selâmı, hepsinin üzerine
olsun-.

Sahâbeden
kimisi, bununla Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘in bütün elçilerin en fazîletlisi olduğuna delil
göstermiştir.” (“es-Sa’dî Tefsîri”; s: 263)

Bu konuda (2036),
(7459) ve (10669) nolu soruların
cevaplarına bakabilirsiniz.
  

Allah Teâlâ
en iyi bilendir.

[1]

Sa’dân bitkisinin botanik ilmindeki
adı;
Neurada
procumbens’tir. Bkz:

http://www.alsirhan.com/Plants_s/neurada_procumbens.htm