Bir müslüman, içindeki Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in sevgisini,dünyadaki diğer şeylerden daha çok nasıl geliştirip arttırabilir?

Hamd, yalnızca
Allah’adır.

Rasûlullah -sallallahu
aleyhi ve sellem-‘in sevgisinin kuvveti, müslümanın îmânına
bağlı olur. Eğer müslümanın îmânı artarsa, Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘e olan sevgisi de artar. Zirâ Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘i sevmek ve O’na muhabbet beslemek, taattir ve
kulu Allah’a yaklaştıran salih ameldir. Bunun içindir ki İslâm
şeriatı, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-‘i sevmeyi, dînen yerine
getirilmesi gereken görevlerden saymıştır.

Nitekim Enes b. Mâlik’ten
-Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre Nebi
-sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmuştur:

((
لاَ يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى أَكُونَ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِنْ وَالَدِهِ وَ
وَلَدِهِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ )) [رواه البخاري ومسلم]

“Biriniz, beni babasından, evlâdından
ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe (tam
anlamıyla) îmân etmiş olmaz.”[1]

Rasûlullah -sallallahu
aleyhi ve sellem-‘in sevgisi, şu hususların bilinmesiyle elde
edilebilir:

Birincisi:

Rasûlullah -sallallahu
aleyhi ve sellem-‘in, Rabbi tarafından gönderilen ve insanlara
Allah’ın dînini tebliğ etmek için Allah Teâlâ’nın âlemler
arasından seçmiş olduğu bir elçidir. Allah Teâlâ, O’nu
sevdiği ve O’ndan râzı olduğu için seçmiştir. Şayet
Allah Teâlâ, O’ndan râzı olmasaydı, O’nu tercih edip seçmezdi.Bu
sebeple Allah Teâlâ’nın sevdiği kimseyi bizim de sevmemiz, râzı
olduğu kimseden bizim de râzı olmamız gerekir. Bilmemiz gerekir
ki O, Halilullah’tır (Allah’ın yakın dostudur). Dostluk
(hullet); muhabbet derecelerinin en yücesidir.

Cündeb’den -Allah ondan
râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre o şöyle
demiştir:

 

((سَمِعْتُ
النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَبْلَ أَنْ يَمُوتَ بِخَمْسٍ، وَهُوَ
يَقُولُ: إِنِّي
أَبْرَأُ إِلَى اللهِ أَنْ يَكُونَ لِي مِنْكُمْ خَلِيلٌ، فَإِنَّ اللهِ تَعَالَى
قَدِ اتَّخَذَنِي خَلِيلًا، كَمَا اتَّخَذَ إِبْرَاهِيمَ خَلِيلًا، وَلَوْ كُنْتُ
مُتَّخِذًا مِنْ أُمَّتِي خَلِيلًا لَاتَّخَذْتُ أَبَا بَكْرٍ خَلِيلًا.)) [رواه
مسلم]

“Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-‘i vefâtından beş gün önce
şöyle buyururken işittim:

-Aranızdan
birinizin dostum olmasından Allah’a sığınırım.
Zirâ Allah, İbrahim’i nasıl yakın dost edindi ise, beni de
öyle yakın dost edinmiştir. Eğer aranızdan birini
yakın dost edinecek olsaydım, Ebu Bekir’i yakın dost
edinirdim.”[2]

İkincisi:

Allah Teâlâ’nın, Nebi
-sallallahu aleyhi ve sellem- için seçtiği yüce bir makamı
olduğunu ve Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in insanların en
fazîletlisi olduğunu bilmemiz gerekir.

Nitekim Ebu Hureyre’den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet
olunduğuna göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-
şöyle buyurmuştur:

((
أَنَا سَيِّدُ وَلَدِ آدَمَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، وَأَوَّلُ مَنْ يَنْشَقُّ عَنْهُ
الْقَبْرُ، وَأَوَّلُ شَافِعٍ ، وَأَوَّلُ مُشَفَّعٍ.)) [رواه مسلم]

“Ben, kıyâmet günü
Âdem oğlunun efendisiyim. Kabri ilk açılacak (haşrolunmak için
kabrinden ilk çıkacak) olan benim, ilk şefaat edecek olan ve
şefaati ilk kabul edilecek olan da benim.”[3]

Üçüncüsü:

Nebi -sallallahu aleyhi ve
sellem-‘in, İslâm dîninin bize ulaşması için belâlara ve zorluklara
maruz kalmış olduğunu bilmemiz gerekir. Nitekim bu dîn, -Allah’a hamdolsun- bize
ulaşmıştır.

Yine, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in bu dâvâ
uğrunda eziyet gördüğünü, dövüldüğünü, kendisine
hakaret edilip küfredildiğini, insanlar içerisinde kendisine en yakın
olanların bile kendisinden uzaklaştığını,
kendisinin delilik, yalancılık ve sihirbazlıkla itham
edildiğini, bu dînin bize ulaşması için O’nun insanlarla
savaştığını, insanların da O’nunla
savaştığını ve bunun için O’nu yurdundan
çıkardıklarını, âilesinden ve malından
uzaklaştırdıklarını, insanların O’na
karşı ordular hazırladıklarını bilmemiz gerekir.

Dördüncüsü:

Sahâbenin, Nebi -sallallahu aleyhi
ve sellem-‘i
sevmekteki aşırı sevgilerini örnek alarak onların
sevdikleri gibi O’nu sevmemiz gerekir. Zirâ sahâbe -Allah onlardan râzı
olsun-, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-‘i mallarından ve
evlâtlarından, hatta canlarından daha fazla seviyorlardı.

İşte sana bu konuda bazı örnekler
sunuyorum:

Enes b. Mâlik’ten -Allah ondan râzı olsun- rivâyet
olunduğuna göre o şöyle demiştir:

(( لَقَدْ رَأَيْتُ رَسُولَ اللهِ
صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، وَالْحَلَّاقُ يَحْلِقُهُ، وَأَطَافَ بِهِ
أَصْحَابُهُ، فَمَا يُرِيدُونَ أَنْ تَقَعَ شَعْرَةٌ إِلَّا فِي يَدِ رَجُلٍ.)) [رواه مسلم]

“Andolsun ki Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘i
berber tıraş ederken gördüm. Ashâbı etrafını
çevirmişti. O’nun tek kılının yere düşmesini
istemiyorlar, birinin eline düşsün istiyorlardı.”[4]

Yine Enes b. Mâlik’ten -Allah ondan râzı olsun-
rivâyet olunduğuna göre o şöyle demiştir:

(( لَمَّا كَانَ يَوْمُ أُحُدٍ انْهَزَمَ النَّاسُ عَنِ
النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، وَأَبُو طَلْحَةَ بَيْنَ يَدَيِ
النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مُجَوِّبٌ بِهِ عَلَيْهِ بِحَجَفَةٍ
لَهُ، وَكَانَ أَبُو طَلْحَةَ رَجُلًا رَامِيًا شَدِيدَ القِدِّ، يَكْسِرُ
يَوْمَئِذٍ قَوْسَيْنِ أَوْ ثَلاَثًا، وَكَانَ الرَّجُلُ يَمُرُّ مَعَهُ
الجَعْبَةُ مِنَ النَّبْلِ، فَيَقُولُ: انْشُرْهَا لِأَبِي طَلْحَةَ. فَأَشْرَفَ
النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَنْظُرُ إِلَى القَوْمِ، فَيَقُولُ
أَبُو طَلْحَةَ: يَا نَبِيَّ اللَّهِ، بِأَبِي أَنْتَ وَأُمِّي، لاَ تُشْرِفْ
يُصِيبُكَ سَهْمٌ مِنْ سِهَامِ القَوْمِ، نَحْرِي دُونَ نَحْرِكَ.)) [رواه البخاري
ومسلم]

“Uhud savaşında bulunanların bir
kısmı Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in yanından
uzaklaşıp geri çekildiler. Ebu Talha ise, bir kalkan ile Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘i koruyordu.

(Enes
devamla şöyle dedi:)

Ebu
Talha, oldukça güzel ok atan birisi idi. O gün elinde iki ya da üç yay
kırdı.

Birisi
yanından bir ok torbası ile geçiyor ve ona:

-Ebu
Talha’nın önüne bu okları saç, diyordu.

(Enes
devamla şöyle dedi:)

Nebi
-sallallahu aleyhi ve sellem- yüksekten savaşçılara bakarken, Ebu
Talha şöyle diyordu:

-Ey
Allah’ın nebisi! Annem-babam sana fedâ olsun. Sen bakma. Bunların
attıkları bir ok sana isâbet etmesin.Nefsim sana fedâ olsun.”[5]

Beşincisi:

Sözlü
veya fiilî olsun, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in sünnetine
uymamız ve O’nun sünnetinin, senin hayatın boyunca uyacağın
bir yol olması, O’nun sözünü, herkesin sözünün önüne alman
ve O’nun emrini herkesin emrinin önüne alman gerekir. Daha sonra
ashâbı kirâm’ın akîdesine, sonra onlara tâbi olan tâbiînin akîdesine,
sonra da bid’atlara uymadan günümüze kadar onların yolunda giden Ehl-i
sünnet ve’l-cemaatin akîdesine uyman gerekir. Özellikle de Râfızîlerin
bid’atına uymaman gerekir. Zirâ Râfızîlerin kalpleri, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve
sellem-‘e karşı çok katıdırlar. Çünkü onlar,
imamlarının sözlerini, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve
sellem-‘in sözünün önüne alırlar ve onları, Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘den daha fazla severler.

Allah
Teâlâ’dan, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in sevgisini bize nasip
etmesini ve O’nu bize, evlâtlarımızdan, babalarımızdan,
âilelerimizden ve canlarımızdan daha sevimli kılmasını
niyaz ederiz.

Allah Teâlâ en iyi bilendir.

[1] Buhârî, hadis
no:
15.
Müslim,
hadis no: 44

[2] Müslim, hadis no: 532

[3] Müslim, hadis no: 2278

[4] Müslim, hadis no:
2325

[5] Buhârî, “Kitâbu’l-Meğâzî”,”Âl-i İmrân Sûresi: 122.
âyetin tefsiri babı”, hadis no: 4064,7/36, Müslim, (Kitâbu’l-Cihad
ve’s-Siyer”, “Kadınların erkeklerle birlikte
savaşması babı”, hadis no: 1811, 3/1443, lafız
Müslim’e âittir.