Ben, öğretmek amacıyla haftada bir defa İslâm hakkında genç kızlara ders vermeye çalışıyorum.Geçen hafta bir kız, bana bir soru sordu. Doğrusu ona bir cevap veremedim. Ancak sorusunun cevabını araştıracağımı ve sorusunu birisine soracağımı kendisine söyledim. O kızın sorusu şu idi:

– Nebiler (peygamberler) birbirine denk sayılır mı (hepsi aynı seviyede midir)? Eğer durum öyle ise, niçin cennetin her derecesinde bir nebi, Peygamberimiz Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- ise semanın yedinci katında en üstte bulunmaktadır?

Hamd,
yalnızca Allah’adır.

Şüphesiz kulların hepsi, Allah Teâlâ’nın
yarattığı varlıklarıdır.Bundan önce de, sonra da hüküm ve emir
Allah’ındır. Allah
Teâlâ’nın hikmeti, meleklerden bir kısmını seçmesini ve bir
kısmını diğerinden üstün tutmasını
gerektirmiştir. Nitekim Cebrail, Mikail, İsrafil, Mâlik ve
Rıdvân gibi melekleri diğerlerinden üstün tutmuştur. Aynı
şekilde Allah Teâlâ’nın hikmeti ve adâleti, Âdem oğulları
arasından bir kesimi seçip onları mevki, makam ve daha hayırlı
olma gibi yönlerden birbirinden üstün tutmasını
gerektirmiştir.

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle
buyurmuştur:

(( اَللَّهُ يَصْطَفِي مِنَ
الْمَلَائِكَةِ رُسُلاً وَمِنَ النَّاسِ إِنَّ اللهَ سَمِيعٌ بَصِيرٌ)) [ سورة الحج
الآية: 75 ]

“Allah, (elçilerine göndermek üzere) meleklerden elçiler
seçer, (risâletini tebliğ etmek üzere) insanlardan da (elçiler
seçer). Şüphesiz ki Allah, hakkıyla işiten ve
görendir.” (Hac Sûresi: 75)

Allah Teâlâ
yine şöyle
buyurmuştur:

(( تِلْكَ الرُّسُلُ فَضَّلْنَا
بَعْضَهُمْ عَلَى بَعْضٍ مِنْهُمْ مَنْ كَلَّمَ اللّهُ وَرَفَعَ بَعْضَهُمْ
دَرَجَاتٍ وَآتَيْنَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ الْبَيِّنَاتِ وَأَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ
الْقُدُسِ … )) [ سورة البقرة من الآية: 253 ]

“İşte
bu elçiler; onlardan bir
kısmını bir kısmına üstün kıldık. Onlardan
Allah’ın kendileriyle konuştuğu (Musa ve Muhammed -aleyhimasselâm- gibi) ve
 derecelerle
yükselttiği (Muhammed -sallallahu
aleyhi ve sellem- gibi)vardır. Meryem oğlu İsa’ya
apaçık mucizeler
verdik ve O’nu Ruhu’l-Kudüs (Cebrâil) ile destekledik…”
(Bakara
Sûresi: 253)

Allah Subhânehu ve Teâlâ, bu elçileri insanların
arasından seçmiştir.

Allah -azze ve celle- birtakım nebi ve rasûlleri
zikrettikten sonra şöyle buyurmuştur:

(( وَمِنْ آبَائِهِمْ
وَذُرِّيَّاتِهِمْ وَإِخْوَانِهِمْ وَاجْتَبَيْنَاهُمْ وَهَدَيْنَاهُمْ إِلَى
صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ )) [ سورة  الأنعام
الآية: 87 ]

“(Hak yola muvaffak
kıldığımız bu nebi ve rasûllerin) babalarından,
çocuklarından ve
kardeşlerinden kimisini (elçilik görevini tebliğ
etmesi için) seçtik ve onları dosdoğru yola yöneltik.”(En’âm Sûresi: 87)

 

Allah Teâlâ
yine şöyle
buyurmuştur:

(( وَاللهُ فَضَّلَ بَعْضَكُمْ عَلَى
بَعْضٍ فِي الْرِّزْقِ فَمَا الَّذِينَ فُضِّلُواْ بِرَآدِّي رِزْقِهِمْ عَلَى مَا
مَلَكَتْ أَيْمَانُهُمْ فَهُمْ فِيهِ سَوَاء أَفَبِنِعْمَةِ اللهِ يَجْحَدُونَ ))
[ سورة  النحل الآية: 71 ]

“Allah, rızık konusunda kiminizi
kiminizden üstün (kiminizi zengin,
kiminizi de fakir) kıldı. Ustün kılınanlar,
rızıklarını ellerinin altındakilere vermezler ki
rızıkta hep eşit olsunlar. O halde Allah’ın nimetini mi
inkâr ediyorlar? (Kendileri
için râzı olmadıkları şeyi, Allah için nasıl râzı
olup kullarını O’na ortak koşuyorlar? Şüphesiz ki bu, zulmün
ve Allah’ın nimetlerini inkârın en büyüğüdür.) ” (Nahl
Sûresi: 71)

Allah Teâlâ’nın hikmeti, Âdem
-aleyhisselâm-‘ın beşeriyetin babası olmasını
gerektirmiştir.

Allah Teâlâ’nın hikmeti,
rahmeti ve adâleti, Âdem -aleyhisselâm-‘ın soyundan seçkin
insanları; nebi ve rasûlleri -Allah’ın salât ve selâmı hepsinin
üzerine olsun- seçmesini gerektirmiştir.

İşte
Allah Teâlâ’nın seçmiş
olduğu ve kimisini diğerinden üstün kıldığı nebi
ve rasûllerden bazıları şunlardır:

Ulu’l-Azm olan elçiler (rasûller): Muhammed,
İbrahim, Nuh, Musa ve Meryem oğlu İsa -Allah’ın salât ve
selâmı hepsinin üzerine olsun-.

Bütün bu elçilerin arasından da önderi,
efendisi ve sonuncusu olan Peygamberimiz
Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-‘i
seçmiş ve onlara üstün kılmıştır. Gerçekten de Âdem oğlunun efendisi, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-‘dir ve bunu söylemek de
övünmek değildir.

Kıyâmet günü hamd sancağının ve büyük
şefaatin sahibi, Muhammed
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘dir.

Kıyâmet günü Makam-ı Mahmud’un ve cennette
sadece bir kişiye verilecek olan yüce makamın sahibi,
Peygamberimiz Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-‘dir.

Bunun içindir ki
Allah Teâlâ, Muhammed
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘i peygamber olarak gönderirse, hayatta olan
her birisinden O’na ittibâ edeceğine ve kendi şeriatını
bırakıp Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in
şeriatına uyacağına dâir bütün nebi ve rasûllerden ahd ve kesin
bir söz almıştı.
 

(( وَإِذْ أَخَذَ اللهُ مِيثَاقَ
النَّبِيِّينَ لَمَا آتَيْتُكُمْ مِنْ كِتَابٍ وَحِكْمَةٍ ثُمَّ جَاءَكُمْ رَسُولٌ
مُصَدِّقٌ لِمَا مَعَكُمْ لَتُؤْمِنُنَّ بِهِ وَلَتَنْصُرُنَّهُ قَالَ
أَأَقْرَرْتُمْ وَأَخَذْتُمْ عَلَى ذَلِكُمْ إِصْرِي قَالُواْ أَقْرَرْنَا قَالَ فَاشْهَدُواْ
وَأَنَاْ مَعَكُم مِنَ الشَّاهِدِينَ {81} فَمَن تَوَلَّى بَعْدَ ذَلِكَ
فَأُوْلَـئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ{82} )) [ سورة آل عمران الآية: -81-82 ]

“(Ey Nebi! Hatırlar mısın?) Hani Allah,
bütün nebilerden: ‘Andolsun, size vereceğim her kitap ve hikmetten sonra elinizdekini
doğrulayan bir elçi geldiğinde, ona mutlaka îmân edeceksiniz ve ona
mutlaka yardım edeceksiniz’ diye kesin bir söz (misak)
almış ve: ‘Bunu kabul ettiniz ve verdiğim bu ağır görevi
üstlendiniz mi?’ demişti. Onlar: ‘Kabul ettik’ demişlerdi. Allah da:
‘Öyleyse şâhit olun, ben de sizinle beraber şâhit
olanlardanım’ demişti.’Artık bundan (verilen kesin
sözden) sonra kim yüz çevirirse, işte onlar (Allah’ın
dîninden ve O’na itaatten) çıkanların tâ kendileridir.” (Âl-i
İmrân Sûresi: 81-82)

Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- de Ömer b.
Hattab’a -Allah ondan râzı olsun- şöyle buyurmuştu:

(( وَاللهِ
لَوْ كَانَ أَخِي مُوسَى حَيًّا لَمَا وَسِعَهُ إِلَّا اتِّبَاعِي.)) [ رواه أحمد والدارمي وغيرهما ]

“Allah’a yemin olsun
ki, eğer
kardeşim Musa hayatta olsaydı, bana tâbi olmaktan başka
seçeneği olmazdı.” (Ahmed, Darimi ve
başkaları rivayet etmişlerdir.)

Yine, Meryem oğlu İsa -aleyhisselâm- âhir
zamanda Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in şeriatıyla
hükmetmek için gökten yeryüzüne inecek ve Muhammed -sallallahu aleyhi ve
sellem-‘e tâbi olacaktır.

Bütün bunlar, nebi ve rasûllerin Allah Teâlâ nezdindeki yüce
makamları sebebiyledir. Nebi ve rasûllerin dînlerine gelince, onların
dîni birdir (o da İslâm’dır). Nitekim hepsinin dîni, Allah’ı
birlemeye ve ibâdeti O’na hâlis kılmaya dâvette ittifak etmiştir.
Şeriatlarına gelince, her nebi ve rasûlün şeriatı, sadece
kendisine ve kavmine has idi.

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle
buyurmuştur:

((…لِكُلٍّ جَعَلْنَا مِنْكُمْ شِرْعَةً
وَمِنْهَاجاً …)) [سورة المائدة من الآية: 48 ]

 “Sizden her biriniz (her ümmet) için bir şeriat ve apaçık bir yol koyduk.”
(Mâide
Sûresi: 48)

Peygamberimiz Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in
şeriatına gelince, O’nun şeriatı en mükemmeli, en fazîletlisi,
en güzeli, en tamamı ve şeriatlar içinde Allah Teâlâ’ya en sevimli
olanıdır. Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in
şeriatı, kendisinden önceki bütün şeriatları
neshetmiştir (hükümlerini geçersiz kılmıştır).

Şüphesiz ki nebi ve rasûller, derece ve makam
bakımından birbirlerinden farklı konumdadırlar.
Dolayısıyla onların derece ve tabakaları birbirinden
farklıdırlar.Onların en fazîletlisi; -daha önce de
zikrediği üzere- beş kişi olan Ulu’l-Azm’dir. Onların da en
fazîletlisi, tartışmasız nebilerin sonuncusu Muhammed -sallallahu
aleyhi ve sellem-‘dir.

Sahih hadislerde gelen, örneğin:

(( لَا تُفَضِّلُونِي
عَلَى يُونُسَ بْنِ متى.)) [ رواه البخاري ]

“Beni
Yunus b. Matta’ya üstün tutmayın.”
(Buhârî)

((
وَالَّذِي اصْطفَى مُوسى عَلَى الْعَالَمِينَ…)) [
رواه البخاري ومسلم ]

“Musa’yı âlemlere üstün kılan…” (Buhârî ve Müslim)

Bütün bunlar, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in,
nebi ve rasûl kardeşlerine karşı son derece mütevâzi
olduğuna delâlet etmektedir.Yoksa şüphesiz ki Muhammed -sallallahu aleyhi
ve sellem- tartışmasız onların en
fazîletlisidir.

–         

Zirâ O, İsrâ gecesinde
Beytu’l-Makdis’de onların imamı idi.

–         

O, kıyâmet günü Âdem
oğlunun efendisidir.

–         

O, kıyâmet günü hiçbir elçiye
verilmeyecek olan büyük şefaatin sahibidir.

–         

Kendisi hakkında şöyle diyendir:

(( إِنَّ اللهَ اصْطَفَى
مِنْ بَنِي آدَمَ قُرَيْشًا، وَاصْطَفَى مِنْ قُرَيْشٍ كِنَانَةَ، وَاصْطَفَى مِنْ
كِنَانَةَ بَنِي هَاشِمٍ، وَاصْطَفَانِي مِنْ بَنِي هَاشِمٍ.))   

“Şüphesiz ki
Allah, Âdem
oğullarından Kureyş’i seçti. Kureyş’ten Kinâne’yi seçti. Kinâne’den
Hâşim oğullarını seçti. Hâşim oğullarından
da beni seçti.” 

–         

Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-, bütün yaratılmışlar
arasından seçilmiştir.

Allah Teâlâ
en iyi bilendir.